Kategoriler
Köşe Yazıları

20 Yıl Önce Bir Schumacher – III

2002 Avusturya GP
Bir önceki yıl, Jean Todt’un o ünlü telsiz konuşmasının ardından, Barichello’nun Schumacher’e hem de bitiş çizgisinden hemen önce yol vererek onu ikinci yapması, birçok kişinin Ferrari’ye ve Schumacher’e olan kinini daha da palazlamıştı. Takım emirlerinin bu şekilde açıkça uygulanması ve sonuca doğrudan etki etmesinin yanında, Barichello’nun Schumacher’den o hafta sonu daha hızlı olduğu halde onun arkasında kalmaya zorlanması, en hafif tabiriyle adaletsizlikti. Ancak Formula 1′de takımlar, adalet değil paranın ve başarının peşindeler. Tüm takımlar bu yüzden takım emri uyguluyor, ancak göz önünde olanlar daha fazla göze batıyor. Bu olayın üstünden tam bir yıl geçip de 2002 Avusturya GP’sine geldiğimizde, basın toplantısında Rubens Barichello da vardı. Gazetecilerden biri, “Pazar günkü yarışta sen birinci, Schumacher de ikinci olsa ve sana, birinciliği Schumacher’e vermek zorunda olduğunu söyleseler ne yaparsın?” diye sordu. Kalbi temiz insan. Barichello ise politik bir yanıt vererek, spekülasyona enerji harcamaya gerek yok, hele bir pazar olsun da dedi. O pazar oldu:

Bu hareketten sonra FiA, takım emirlerini yasakladı. Geçen sezon, yine Ferrari’nin bu kez Alonso’yla bariz bir şekilde kullandığı takım emirleri, ilginçtir yine bir Ferrari eylemiyle yasaklanmıştı. Bu yasağın kaldırılması da yine Ferrari’nin bir eylemine denk geldi. 2002 sezonu gibi, Ferrari’nin neredeyse tüm gridi yerle bir ettiği bir yıl, böyle ucuz bir faydacılık, adının aksine kimseye bir fayda sağlamadı. Özellikle de Schumacher’e. Bitiş çizgisinde Barichello’nun ona yol verdiğini gördüğünde, onu geçmemesi gerekiyordu. Bir şekilde bunu yapmalıydı. Podyumda yerini ona vermek sembolik de olsa bir şey ifade etmiyor. Bu yarış beni hem sinirlendiriyor hem de üzüyor. Barichello’nun, takım emrini uygulamak için son saniyeyi beklemiş olması da elbette bu olayı daha da harlandırıyor, ama bu durumda, Rubens’in anarko eylemini desteklemekten başka bir şey gelmiyor elimden.

2004 Fransa GP
Yine Ferrari’nin ortalığı kasıp kavurduğu bir sezon. Schumacher, o âna kadar yapılan 9 yarışın 8′ini kazanmış, birinde de yarış dışı kalmıştı. Bunların 6′sı da 1-2 olarak cukkaya indirilmişti. Yani sezonun ortasına geldiğimizde, sürücüler şampiyonu da takımlar şampiyonu da belliydi. Dolayısıyla yarışların da pek bir zevki yoktu. Formula 1′in ortalama izleyicisinin düştüğü bu sezonda, ben de bir-iki yıl kadar Formula 1 izlemedim. Sanırım sıkıntının ve zevksizliğin en yüksek noktasıydı o sezon. U viraj dışında kimsenin kimseyi geçemediği, ölesiye sıkıcı Magny-Cours pistindeki Fransa GP’si de bunlardan biri gibi görünüyordu, ama öyle olmadı. Renault, o hafta sonuna çok sıkı hazırlanmıştı. Alonso, cumartesi günü pol pozisyonunu alıp yarışı da rekabetçi bir şekilde lider götürünce, sollamanın neredeyse imkânsız olduğu bu pistte Schumacher’in ikinciliği alması güç görünüyordu. Ta ki, Ferrari bir strateji hamlesi yapana kadar. Schumacher’in ve Ferrari’nin önü açık olduğunda ne kadar hızlı olabileceğini bilen takım, onu pite çok erken çağırıp boş piste yollamaya karar verdi. Pite erken girmek, elbette yarış sonunda fazladan bir pit-stop demekti, ancak yakıt yükü az olacağı için bu bölümlerde çok daha hızlı gidebilir ve fazladan yapacağı pit-stop’u satın alabilirdi. Bunun için gerçekten hızlı bir araca ve hemen her turunu sıralama turu şekliden atabilecek bir sürücüye ihtiyacınız var. Tıpkı 1998 Macaristan GP’si gibi. Bu yarış, aslında Schumacher’in öyle çok üstün bir sürüş yeteneği gösterdiği bir yarış değil, ancak olmadık bir anda yarışı kazanabilecek hamleleri soğukkanlılıkla yapacağını göstermesi açısından, sıralamaya girmeye aday. Ayrıca Barichello’nun son virajda Trulli’yi geçerek podyumu almasını söylemeyi de unutmamalı.

2005 San Marino GP
2004′ün şatafatından ve başarısından sonra, birdenbier kafa üstü çakılan bir Ferrari ve Schumacher. O dönemlerde Ferrari, sezona bir önceki yılın aracını kullanarak başlardı. Şimdi düşündüğümüzde çılgınlık gibi gelen bu hareket, o zamanlar Ferrari’nin nasıl bir avantaja sahip olduğunu da gözler önüne seriyor. Avrupa’ya dönene kadar eski arabayla yarışırlar, sonra da ilk Avrupa yarışında o sezonun aracını yeteri kadar test etmiş olarak piste sürerlerdi. 2002 ve 2004′ün sonucunu görüyorsunuz. Ancak 2005′te durum böyle olmadı. O yıl değiştirilen kurallarla birlikte artık takımlar, yarışta yalnızca tek bir set lastik kullanacaklardı. Pit-stop’lar hâlâ yapılacaktı ancak sadece yakıt değişimi için; lastik değiştiremeyeceklerdi. Bridgestone ile Michelin’in iyice kızışan rekabetinde, ilginç ve tartışılan bir karar olarak tarihe geçmiştir. Sezona yine 2004 aracıyla başlayan Ferrari, F2004′ün önceki sezonlarda olduğunun aksine kendisinden bir yaş büyük otomobillerle başedemediğini gördü. Art arda puan kayıpları gelince, 2005 aracını planlanandan daha erken piste sürmek zorunda kaldılar. Böyle olunca da araç dayanıklılık testlerini yeteri kadar yapamadı ve sonuç hüsran oldu. İşte San Marino GP’si, tüm bu olumsuzlukların üst üste bindiği ilginç bir yarış oldu. Cumartesi ve pazara yayılan iki günlük sıralama biçiminin de Ferrari’ye yaramadığı bu sezonun dördüncü yarışına Schumacher 14. sırada başladı. Ağır yakıt yükünü yakana kadar normal bir seyirde giden yarış, yakıt yükü azaldıkça ve Bridgeston’e da kendine gelince ortaya inanılmaz bir Schumacher çıktı. Art arda en hızlı turları atan Alman pilot, yavaş yavaş tırmanarak sonunda Alonso’nun ensesine yapıştı. Her ikisi de pit-stop’larını tamamladığı için artık geriye tek bir şey kalıyordu: Pist üzerindeki müthiş mücadele.

Neredeyse 15 tur boyunca tampon tampon mücadele. Alonso’nun tarihine girdiği kadar, Schumacher’in de tarihine girmesi gereken bir grand prix.

2006 Monaco GP
2005′in ölü toprağını üzerinden atmış, sezona neredeyse Renault’yla başa baş başlamış bir Ferrari ve Schumacher. İkili arasında 15 puan fark var ve artık Avrupa sezonu açıldı. Kaybetmeye tahammül yok. Schumacher ve Alonso Q3′deki son hakkını kullanıyorlar. O sırada Schumacher geçici olarak pol pozisyonunun sahibi. Alonso, pist üzerinde Schumacher’i takip ediyor, dolayısıyla biraz daha avantajlı. O de ne! Schumacher son turunda hata yapıyor, Alonso ise mor sektör zamanıyla geliyor. Geçici pol pozisyonu, kalıcı olarak Alonso’ya gidebilir. La Rascasse’a geldik, tur artık sonlanmak üzere. Schumacher için son viraj, Alonso arkadan mor mor geliyor.

Sarı bayraklar sallanıyor, dolayısıyla herkesin hızlı turu çöpe gitmiş oluyor, Schumacher de pol pozisyonunu alıyor. Eh, pek öyle değil. O anda Formula padokunda olan herkes, ister inanın ister inanmayın, Schumacher’in menajeri Willi Weber bile bu durumdan hoşlanmıyor. Herkes müthiş kızgın. FiA müdahale ediyor ve Alman pilot gridin sonuna gönderiliyor. Ona sorarsanız, lastikleri kitleniyor, kayıyor ve durumunu düzeltemeyip duruyor. Elbette bilerek böyle bir şey yaptığını kabul etmiyor, ama görünen köy de ne yazık ki kılavuz istemiyor. Bu, madalyonun bir kısmı. Diğeriyse, Monaco gibi bir pistte yarışa son sırada başlayarak beşinci bitirmek. Güvenlik aracının yardımı olduysa da Schumacher’in unutulmaz hafta sonlarından biridir 2006 Monaco GP’si.

2006 Çin GP
Bu yarış da aslında Schumacher’in çok iyi sürüş gösterdiği bir yarış değil bana kalırsa, ama anlamı öylesine büyük ki, dahil etmeden yapamadım. Bunca yıllık Schumacher izleyicisiyim, ben onu Çin GP’sinden sonraki kadar mutlu görmedim. Kariyerinin sonuna gelmiş, 7 dünya şampiyonluğu, 91 yarış galibiyeti almış birinin, iki yarış sonra Formula 1′e elveda diyecek birinin, bu kadar sevinebilmesi de aslında Michael Schumacher’in karakterini de çok güzel bir şekidle özetliyor. Sezonun artık sonlarında Ferrari ile Renault arasında çok fark yoktu. Fark, genelde lastiklerden kaynaklanıyordu. Yağmurda Michelin inanılmaz, kuru zeminde de Bridgestone geçit vermiyordu. Yağmurlu Çin GP’sinin de böylelikle senaryosu ortaya çıkıyor. Alonso polde, Schumacher altıncı cepte. Yarıştan önce yağan yağmur da durumu Renault lehine çevirince, Ferrari’nin yapacağı pek de bir şey yoktu. Pit-stop’lar yapıldığı sırada Alonso ile Schumacher arasında neredeyse 20 saniye fark vardı. Ancak Formula 1 tanrıları, bu yarışın böyle gitmesine izin vermediler. İlk pit-stop’ta Renault, Alonso’nun aracına inanılmaz bir hata yaptı. Yağmurun dinmesi ve pistin de kurumasıyla birlikte, geçiş lastiklerinin iyici oluksuzlaşması, takımları bu lastikleri değiştirmemeye, dolayısıyla kuru zeminde daha çok yol tutuşu elde etmeye yöneltti. Ancak Renault, Alonso’nun sadece ön lastiklerini değiştirip onu piste gönderdi. Böyle olunca Alonso’nun aracında müthiş bir vibrasyon meydana geldi. Önce Fisichella, ardından da Schumacher’e geçildi. Bu da yetmedi, onlarla arasındaki fark da açıldı. İkinci pit-stop’lara gelindiğindeyse Fisichella ile Schumacher arasında birincilik mücadelesi devam ediyordu. İlk Schumacher pite girdi, ardından da Fisichella. Normalde, sonradan pite girmek daha avantajlıdır, ancak ıslak pit alanından çıkarken lastiklerin kaybedeceği ısı, böyle özel koşullarda durumu terse çevirebilir. Avantaj, dezavantaja dönüşebilir. Schumacher pitten çıktığında, küçük bir kayma yaşadı ve aynısını Fisichella’nın da yaşayacağını biliyordu, biliyorlardı. Bu sebeple erken girmiş olma ihtimalleri yüksek. Fisichella pitten çıktığında, o âna kadar lastiklerini ısıtmayı başaran Schumacher, tıpkı kendisi gibi kayma yaşayan İtalyan pilotun yanından, çimlere kadar çıkarak geçip birinciliği aldı. Sonlara doğru Alonso müthiş bir performansla öndeki gruba yetişip Fisichella’yı geçtiyse de hem yarışı hem de o anki şampyona liderliğini Schumacher’e vermişti. Kayzer’in 91. ve son birinciliği, ona müthiş bir sezon sonu hediyesi getirebilirdi… ah o meşum Japonya GP’si olmasaydı!

2006 Brezilya GP
Uzun bir hikâyenin güzel bir sonu olacakken, hüzünlü bir evrime neden olan Japonya GP’sindeki o motor arızası olmasaydı; Schumacher rahatça lider giderken motorun arkasından çıkan mavi duman olmasaydı, belki Brezilya GP’si bugün çok daha farklı hatırlanabilirdi. Elbette hayatımda çok üzüldüğüm anlar oldu. Kişisel, başkası için, aşk için, arkadaşlarım için. Eskiden koyu bir Fenerliydim, bu yüzden Fenerbahçe için. Annem, babam, ne bileyim işte, herkes ve her şey için çok üzüldüğüm anlar oldu. Formula 1 de hayatımın bir parçası, önemli bir parçası olduğu için, buradaki üzüntümü de kendime kâr sayıp sahipleniyorum. Schumacher’in 2006 Japonya GP’sinde yarış dışı kalması, sanırım F1 kariyerimde benim yaşadığım en üzüntü verici olaydı. Çin’den sonra bu kadar umutlanmışken, böylesi iyi giderken olabilecek bir kader gibi gelmemişti. Dolayısıyla Brezilya GP’si de Schumacher için bir formaliteye dönüştü. “Hoşça kal, balık için teşekkürler,” demek için efsanevi bir yarışa. Bitirmek kötü, ama böyle vedayı sanırım kimse de reddedemezdi. 15 yıllık kariyerine son noktayı koyarken, belki de tarihin en güzel ironisi, en güzel cilvesini de, koltuğunu bırakacağı Raikkonen’i, son üç turda geçmeyi başarması oldu. “Tamam evlat, benim işim burada bitiyor, bol şans.” Neyse ki hâlâ buradasın Schumacher, kendini değil de en çok eski güzel günleri hatırlattığın için mutluyum.

Michael Schumacher

 

 

 

Ali Ünal

http://www.ali-unal.net/f1