Kategoriler
Formula1

Ricciardo Luizzi'yi Yenmeyi Amaçlıyor

22 yaşındaki Avusturyalı’nın ilk yarışı İspanyol ekip te İngiltere GP’sinde Narain Karthikeyan ile yer değiştirmesiydi.

Avusturyalı son yarışını(Macaristan GP) 18. bitirdi,2 yarış öncesinde 19.’ydu.Ricciardo kendi için daha büyük hedefler koymadan önce araç içinde daha fazla zaman geçirmeye ihtiyacı olduğunu düşünüyor.

Ricciardo:”Hedef, öğrenmeye devam etmek.Eğer kişisel en iyi sonucumu geliştirebilirsem ya da Tonio’yu kenara itebilirsem bir kaç yarış için bu güçlü bir sonuç olur.”dedi.

Luizzi yi performans olarak alt etmenin kolay olmayacağını da belirten Ricciardo,Luizzi’nin sezon içinde ki en iyi sonucu olan 13.lüğün(Kanada GP) bile zor bir hedef olduğunu kabul ediyor.

”Bence, Kanada da ki sonuç gerçekten çok iyi,Tonio yüksek kapasiteli bir pilot olduğunu kanıtladı ve hedefini yükselticektir.Silversyone da onun hızının altındaydım.Bir parça daha zaman alabildim fakat her zaman bir parça daha fazlasını istersin.Güçlü bir takım arkadaşına sahip olduğum benim için oldukça açık.”

”Takım için en iyi kişisel sonucumu almak ve Tonio’nun önünde olmak için en iyi şekilde çaba sarfetmeyi gerçekten deniyeceğim.Bunun  şansla geleceğini düşünmüyorum,şimdilik sadece sıkı çalışmakla gelecek.”

”İstediğim gibi bir pilot olmak ve deniyebilmek adına daha fazla bilgiye sahibim,umarım bir gün HRT adına en iyi kişisel sonucumu alabilirim.”

Kategoriler
Köşe Yazıları

Macaristan GP: Button Yine Yağmur Gibi

Beş yıl önce yine bu pistte, yine değişken pist koşullarında aldığı ilk galibiyetine, pazar günü on birincisini ekleyen Jenson Button, Formula 1′de yer aldığı on bir yıl boyunca katıldığı 200. yarışı da galibiyetle tamamlamış oldu. Tarihin cilvelerinin art arda geldiği bu hafta sonundaki Macaristan GP’si, V8 motorlarının 200. ve Nico Rosberg’ün de 100. yarışı oldu aynı zamanda. Jenson Button, kazandığı bu yarıştan sonra, McLaren formasıyla almış olduğu dört galibiyetin de tamamını değişken hava şartlarda vuku bulmuş oldu: 2010 Avustralya, 2010 Çin, 2011 Kanada ve 2011 Macaristan. Sebastian Vettel, son dört yarıştır galip gelemese de bir şekilde, kendisini takip eden sürücünün önünde bitirmeyi başararak liderliğini artırmayı başardı. Almanya GP’sinde bir parça silik görünse de bu hafta sonunda oldukça düzenli ve sağlam bir yarış çıkarmayı başardı. “Formula 1, arabaların doksan dakika döndüğü ve sonunda Fernando Alonso’nun podyuma çıktığı bir spordur” mottosunun cevvali İspanyol pilot, son dört yarışta en çok puan toplayan isim. Sırasıyla 2., 1., 2. ve 3. olan Alonso, geçen sene yaptığının bir kopyasını bu sene de yapıyor, ancak rakibi Vettel, bu kez ondan çok uzak.

Hata yapmayan neredeyse hiçbir sürücünün, takımın olmadığı bu hafta sonunda, yarışın sonucuna bakarak herhangi bir sürücüye veya takıma yüklenmek çok büyük haksızlık olur. Stratejilerin ister istemez çok fazla değişkenlik gösterdiği yarışın sonucunu, her ne kadar son 15 turda başlayan yağmur belirlemiş gibi görünse de, aslında yarışın kaderini belirleyen asıl etmen Pirelli lastiklerinin her iki hamuru arasındaki hız ve aşınma farkı oldu. Yarıştan önce yağan ve yarış sırasında da kısa bir süre devam eden GP’de, geçiş lastikleriyle başlamak neredeyse bir mecburiyetti. Bu ilk turlarda araçların neredeyse tümünün sanki buz üstünde gittiklerini gördük. Bu durumda Lewis Hamilton, diğer tüm sürücülerden çok daha rahat göründü. Herkesin pist dışına taştığı, Massa’nın büyük bir spinle önemli saniyeler kaybettiği, Alonso’nun Rosberg’e ve Massa’ya geçilip sonra onları teker teker geçtiği bir sırada İngiliz pilot, ikinci virajda önden kayan Vettel’i geçerek liderliği ele aldı ve birkaç tur boyunca da fark açarak rahat bir yarış götürdü. Tabii bu noktada kurumaya başlayan zemin de bir yarış çizgisi oluşmasını sağladı. Bu noktada ilk davranan, elbette kaybedecek daha az şeyi olan Webber ve Massa oldu.

Yağmur-kuru geçişlerinin yaşandığı pistlerde erken pite girmek, normal bir yarışta erken pite girmekten çok daha fazla avantaj getirir çünkü lastikleri ısıtmak için bu soğuk zeminde lastiğin daha fazla dönmesine ihtiyacınız vardır. Bu da birkaç tur demek. İşte bu noktada Webber’in ve Button’ın erken pit-stopları, her ikisine de önemli sıralar kazandırmış oldu. Button, önündeki Vettel’den ve Webber de önündeki Alonso’dan birer tur erken pite girince, pit çıkışında onların arkasında kalmış olsalar da lastikleri çok daha iyi ısındığı, dolayısıyla yol tutuşları çok daha iyi olduğu için rakiplerini geçebildiler. Bu noktada ilk iki sıra McLaren’in, üç ve dört Red Bull’un, beşinci sıra da Alonso’nundu. Yani şampiyonada hâlâ şansı olan beş önemli sürücü, bu zorlu şartlarda kendilerinden bekleneni yapıp kendilerine yakışan sıralara yerleşmişlerdi. Şimdi artık Hungaroring’in sıkıcı pistinde yapılacak tek şey, lastik stratejisini doğru seçmekti. Yağmur lastiklerinin kullanılmasıyla birlikte, her iki lastik hamurunun da kullanılma zorunluluğu ortadan kalktığı için, takımların ne tür stratejilerle yarışacaklarını önceden tahmin etmek müthiş güç oldu. İlk izlenimi edinmek için ikinci pit-stop’ların gelmesini bekledik zira o zaman süper yumuşak lastiklerin ne kadar dayandığına dair bir fikrimiz olacaktı. Yanıtını, Webber ve Alonso’nun pite daldığı 25. turda aldık.

Hemen ardından birer tur arayla sırasıyla Hamilton, Button ve Vettel de pite geldiler. Webber, süper yumuşak lastiklerle 15 tur, Alonso 13 tur, Hamilton 14 tur, Vettel ve Button da 16 tur gitmiş oldular. Bu noktada yarışın bitmesine 42 tur vardı ve takımların elinde kalan süper yumuşak lastik seti de ikiydi. Dolayısıyla yarışı süper yumuşak lastiklerle bitirmek için her iki setle de 21 tur atmaları gerekiyordu ki bu setlerin, sıralama turlarında kullanılan setler olduğunu da hatırlatalım. Kısacası, böyle bir şey mümkün değildi. Dolayısıyla ya 10’ar turluk iki bölüm hâlinde süper yumuşakları bitirecekler ve son 20 turda yumuşak lastiğe geçeceklerdi ya da süper yumuşak setlerden birine 15-16 tur yaptırıp kalan 26 turu da yumuşak lastikle tamamlayacaklardı. Bu son ihtimal, ki 3 pit-stop demek oluyor, Pirelli’nin yarıştan önce yaptığı tahminlere de uyuyordu. Yağmur ihtimali de olmadığına göre takımlardan hangisinin hangi stratejiyi seçeceğini fark etmek kilit öneme sahip oldu. Bize bu anlamda ilk işaret fişeğini atan da Alonso oldu, 36. turda pite girerek. İspanyol pilotun böylece 4 pit-stop stratejisinde olduğunu anlamış olduk.

Bu noktada aslında Alonso’nun isteyerek değil de zorunda kaldığı için bu stratejiyi seçtiğini söyleyebiliriz çünkü Webber’in arkasında kalarak çok fazla zaman kaybetmişti. Erken pite girerek hızlı turlar atmayı, böylelikle de Webber’i geçmeyi planladı. Red Bull ise buna hemen yanıt vermediler ve Webber’i üç tur daha pistte tutarak 4 pit-stop’tan 3 pit-stop bölgesine geçtiler çünkü Alonso’yla aynı stratejide olsalardı Ferrari pilotunu asla geçemeyeceklerdi. Webber pitten çıktığında, Alonso’nun gerisindeydi ve aradaki fark da 12 saniyeydi. Son 4 turda Alonso’nun süper yumuşak lastiklerle tur başına 3 saniye daha hızlı olmasının bir sonucu. Ancak bundan sonra işler istendiği gibi gitmedi. Alonso, yapacağı ekstra pit-stop’u satın almak için, tur başında bir saniye daha hızlı olmalıydı ki pitte kaybedeceği 23-25 saniyeyi pistte kazanabilsin. Sert lastikleri takan Webber’in pitten çıktığı turda Alonso ile aralarında oluşan 12 saniyelik fark, beş tur sonra 10 saniyeye düşmüştü bile. Bunun da tek bir anlamı vardı: 4 pit-stop işe yaramamıştı. Alonso, istediği farkı açamıyor; aksine Webber, Alonso’dan çok daha iyi turlar atıyordu. Bundan canı yanan bir diğer pilot da Lewis Hamilton oldu.

Ön lastiklerinin fazla aşınması sebebiyle 4 pit-stop stratejisine geçmek zorunda kalan Hamilton, aslında Webber’den bir tur sonra pite girerek, 3 pit-stop’luk alanın içinde kalmıştı. Ancak Hamilton’ın yoğun lastik kullanımı, onun 30 tur yumuşak lastiklerle gidemeyeceği anlamına geliyordu. Hemen ardından Button’ın ve Vettel’in de pite gelip yumuşak lastikleri almalarıyla, aslında durgun gibi görünen enfes bir yarış da başlamış oldu. Hamilton ve Alonso, yapacakları fazla pit-stop’u satın alacak farkı açmak zorundalarken, diğerleri de bu farkın açılmaması için ellerinden geleni yapacaklardı. Daha ilk birkaç turda, Hamilton’ın gereken farkı yakalayamayacağı ortaya çıktı. Button, pitten çıktığının ikinci turunda Hamilton’dan daha iyi dereceler atmaya başlamıştı bile. İkilinin arasındaki fark da yedi saniye bile değildi. Bu durumda Vettel’in de ikinciliği alma şansı vardı çünkü Hamilton’la aralarındaki fark 10 saniye bile değildi. Hattâ Hamilton, 19 saniye önündeki Webber’in bile arkasına düşebilirdi çünkü o anda Webber de Hamilton’dan hızlıydı ama işte tam o anda yağmur başladı.

Bu değişken koşulların iyi sürücüsü olarak bildiğimiz Hamilton’ın attığı spin, yarış birinciliğini olmasa da sıralamadaki yerleri değiştiren bir spin oldu. Piste dönmeye çalışırken yaptığı tehlikeli hareket sonucunda pitten geçme cezası alınca Hamilton, rahat bir birincilik alacakmış gibi görünürken, hata yaptığı halde podyumla bile yetinebileceği yerde, altıncılığa kadar geriledi. Button ve Vettel, Hamilton’ın lastiklerinin bittiği noktada onu geçmeyi başardılar. Bu noktada Alonso, normal stratejisinin gerektirdiğini yapıp pite girdi ancak geçiş lastiklerini almadı çünkü radar, yağmurun biraz sonra sonlanacağını söylüyordu. Oysa birkaç tur sonra yağmur şiddetlenmeye başlayınca, Rosberg’le başlayan ve virüs gibi yayılan süreç Hamilton’a kadar gitti ve yarışı kaybettiğinin farkında olan McLaren ekibinin, kendisini risk almak zorunda hissetmesi sebebiyle geçiş lastiklerini takmasına sebep oldu. Tıpkı McLaren gibi, hatalı ayakta yakalanan Red Bull da, en azından bir sürücüsüyle bu riski aldı ve Webber’i, Hamilton’dan bir tur önce pite alarak geçiş lastiklerini taktı. Yağmur yağmaya devam etseydi, yarış büyük ihtimalle Webber’in olacaktı. Cezası olmasaydı da Hamilton’ın. Ancak geldiği gibi hızlı bir şekilde gidince yağmur, Webber de Hamilton da ve gridin büyük bir çoğunluğu da tekrar pite girdiler ve yarışları da böylece noktalanmış oldu. Button, yumuşak lastiklerle 28, Vettel de 29 tur atarak bitişe gelmeyi başardılar. Alonso, son pit-stop’unda, şeytana uymayıp geçiş lastikleri takmadığı için, normalde yavaş olan 4 pit-stop’luk stratejisiyle alamayacağı bir podyumu da, diğerlerinin şanssızlığı sayesinde cebe indirmiş oldu. Yarışın son bölümünde Vettel’in ve Red Bull’un, McLaren’e göre hızlı olması ancak Vettel’in, fren sorunu nedeniyle yavaşlamak zorunda kalması, son turları bile eğlenceli olabilecek bir yarışın normal bir havada bitmesine sebep oldu. Yine de ağzımızı hayra açalım. Uzun zamandır böyle güzel bir Macaristan GP’si izlememiştik. Dahası ne olsun.

Son 8 turunda, Perez’in Maldonado’yu geçmesi dışında hiçbir sıra değişikliğinin olmadığı yarışın ön bölümünde olanlar böyleydi. Arka bölümündeyse kayda değer gelişme, yarışa 23. sıradan başlayan Buemi’nin, yarışı 8. sırada bitirerek ondan ön sırada başlayan takım arkadaşını geçmesi oldu. Bu aslında son birkaç yarıştır Alguersuari’nin yaptığı ve Buemi’nin kıskandığı bir durumdu. İspanyol pilot son 5 yarışta üç kez 18, iki kez de 16. sıradan start aldı ve bu yarışların üçünü 8., ikisini 10. ve birini de 12. olarak tamamladı. Buradan öğrendiğimiz şey aslında çok ironik. Q3’e kalma şansları olmayan ya da Q2’de üst sıralarda yer alamayacak takımlar, örneğin Toro Rosso veya Williams, sıralama turlarında opsiyon lastiğini harcamazlarsa, yarış geldiğinde bu yepyeni üç set lastikle rahat rahat üst sıralara tırmanıp puan alabiliyorlar. Toro Rosso’nun, Avustralya yarışı hariç, kazandığı bütün puanların geriden gelerek kazanıldığını söylesem? Avustralya GP’sinde de 10. başlayan Buemi, yarışı 8. sırada bitirebilmişti. Bu gerçekten ilginç bir istatistik. Williams’ın neden böyle bir şeyi denemediğine şaşırıyorum. Aynı şey Çin’de Webber’in başına gelmişti ve böylesine hızlı bir arabayla neredeyse yarışı bile kazanacaktı. Pirelli bu yıl gerçekten önemli bir giriş yaptı. Bana kalırsa yarışları DRS’ten çok daha fazla etkiliyor. Hamurların arasındaki hız ve aşınma farkı, takımları farklı strateji kurmaya itiyor ve bu da, Macaristan gibi bir yarışı bile nasıl heyecanlı hale getiriyor. Bana kalırsa bu sezonun en flaş noktası DRS ya da KERS değil, Pirelli lastikleri.

Böylelikle yarışın sonuna geldik. Macaristan GP’sini, Sinan’ın evinde, onun misafirperverliğiyle izledik. Gerçekten de yarışı tek başına izlemekten daha farklı ve kapsamlı oluyor. O bir şey söylüyor, sen bir şey söylüyorsun, beyin damarların çalışıyor, yarışı anlıyorsun, eğleniyorsun, Martini içiyorsun, ehm ehm, işte yarış falan yani. Neyse, sonraki programda görüşmek üzere. Hıck.

 

Ali Ünal

http://www.ali-unal.net/f1/