Kategoriler
Formula1

İskandinavya ve Formula 1 Kültürü-Bölüm 2

Screenshot - 16_07

 

İSKANDİNAVYA VE FORMULA 1 KÜLTÜRÜ-BÖLÜM 2

DANİMARKA

Denmark-Flag-HD-Wallpaper

     Yazıma konu olan üç ülkeden Formula 1 mazisine en az sahip olan ülke açık ara Danimarka.Aralıklarla da olsa 1960-1995 arasında tam 14 yarışa ev sahipliği yapan Danimarka;Formula 1 arenasına da 5 pilot gönderme başarısını elde etti.Bu 5 pilottan herhangi biri çok önemli başarılar elde edemese de,ülkenin Formula 1 ve diğer motor sporlarına olan ilgisinin katbekat yukarıya çıkmasına yardımcı oldu.Şimdi dilerseniz bu 5 pilottan ”baba oğul” olan Jan ve Kevin Magnussen’e kısa bir göz atalım…

JAN MAGNUSSEN

1357523340147

     Formula 1 kariyeri pek de parlak sayılmayan ancak McLaren gibi büyük bir takımın koltuğuna oturmayı başaran Jan Magnussen,ilk yarış deneyimini 1995 Pasifik GP’de yaşadı.Takımın önemli isimlerinden biri olan Mika Hakkinen’in apandisit ameliyatı nedeniyle McLaren koltuğuna oturan Magnussen,sıralama turlarında 12,yarışta ise 10.sırayı aldı.

     1996 yılında Uluslararası Touring Car Şampiyonası’nda mücadele eden ve elde ettiği 97 puanla 10.sıraya yerleşerek hayal kırıklığı yaşayan Magnussen;1997 yılında yeniden Formula 1 pistlerine döndü.Bu kez Stewart koltuğuna oturan Magnussen,bu sezonu puan alamadan kapatırken,Formula 1’deki ilk ve tek puanını;Formula 1 kariyerindeki son yarış olan 1998 Kanada GP’de alıyordu.

     Bu tarihten sonra NASCAR,Sprint Cup,Le Mans 24 Saat gibi bir çok klasmanda aktif yarış kariyerini sürdüren ve son olarak bu sezon koşulan Le Mans 24 Saat’te boy gösteren Magnussen;14.olarak büyük hayal kırıklığı yaşadı.

 KEVIN MAGNUSSEN

mag

     2008 yılında başlayan yarış kariyerinde şu ana kadar 17 farklı klasmanda yarışan Kevin Magnussen;Henüz ilk yarış deneyimi olan 2008 yılındaki Formula Ford Danimarka’da zafere ulaştı,ancak şüphesiz ki en büyük patlaması geçtiğimiz yıl elde ettiği Formula Renault 3.5 Şampiyonluğu.Beş yarış galibiyeti ve toplamda on üç podyumla 274 puan elde ederek en yakın rakibi Stoffel Vandoorne’a 60 puan fark atmayı başaran Magnussen,aynı zamanda McLaren koltuğu için rakibine oranla büyük bir avantaj elde ediyordu.

     Elde ettiği bu şampiyonluğun ardından Magnussen  McLaren’le kontrat imzalarken,2013 yılında mağlup ettiği Vandoorne da McLaren’in test pilotu oluyordu.Bu sezon henüz ilk Formula 1 yarışı olan Avustralya’da podyuma çıkma başarısı gösteren Kevin Magnussen,sezonun şu ana kadarki bölümünde kimi zaman şanssızlıklar,kimi zaman aracın yetersizliği,kimi zaman da çaylaklığı nedeniyle bu başarıyı tekrarlayamadı.Ancak geride bıraktığımız on bir yarışın yedisinde puan alma başarısına erişen Magnussen,takım arkadaşı Jenson Button’ın 23 puan gerisinde bulunuyor.

     Magnussen’in önümüzdeki 10 yıl içinde bir Dünya Şampiyonluğu elde edecğini düşünüyorum.Zira Magnussen’i;Ricciardo,Bottas,Kvyat ve Bianchi ile birlikte şu an gridde bulunan en çok gelecek vaat eden isimlerden biri olarak gösterebiliriz.Gerek soğukkanlılığı gerekse sürüş becerilerinin olgunlaşmasıyla birlikte 2020’li yıllarda bir şampiyonluk elde edip ”boynuzun kulağı geçtiği” sayısız örneklerden biri olacağını öngörmek hiç de zor değil.

İSVEÇ

Sweden-Flag-wallpaper

     Finlandiya ile birlikte ”bölgenin lokomotifi” olarak gösterebileceğimiz İsveç,1933 ve 1978 aralığında kesik kesik olmak üzere toplamda 15 yarışa ev sahipliği yaptı.Bunun dışında Formula 1’e toplamda 10 pilot göndererek bölgenin lideri konumunda yer alan İsveç’in yetiştirdiği en önemli pilotlardan birkaçını sizlerle paylaşmaya çalışacağım…

JOAKIM BONNIER (1930-1972)

jo2

     Formula 1’e ilk kez 1956 İtalya GP’yle adım atan Bonnier,henüz 27 yaşında kendi takımı olan ”Joakim Bonnier Racing Team”i kurdu,bu takımda aralıklarla da olsa 1957-1971 arasında toplam 30 yarışa çıktı.Bu 30 yarışta sadece 6 puan elde edebilen Bonnier,başka bir çok takımda da yarıştı ve tek yarış galibiyetini 1959 Hollanda GP’de elde etti.En büyük başarısı bu galibiyetten öteye gidemeyen Bonnier’i özel kılan şey ise,1972’nin 11 Haziran’ında Formula 1’i bıraktıktan sonra atıldığı bir başka mecra olan Le Mans’da hayatını kaybetmesi.Florian Vetsch ile yaptığı kazanın ardından hayatını kaybeden Bonnier,İsveç’te ve Formula 1 camiasında hala büyük bir saygıyla anılır…

STEFAN JOHANSSON

Stefan-Johansson-Onyx-89

     Johansson’un Formula 1 kariyeri her ne kadar 1980 Arjantin’de başlasa da,kayda değer ve değerlendirilmesi gereken ”gerçek” kariyeri 1984 İtalya Grand Prix’inde Toleman aracıyla elde ettiği dördüncülük ile başladı.Bu başarının ardından sadece 2 yarışı daha Toleman’da geçiren Johansson 1985 yılında Tyrell’da bir yarış geçirdikten sonra Ferrari’ye transfer oldu.Bu sezonu 26 puanla 7.sırada bitirerek hiç de fena bir performans göstermeyen Johansson,kariyerinin en başarılı sezonunu bundan bir yıl sonra,yine Ferrari’yle geçirdi.Elde ettiği dört 3.lük ve toplamda elde ettiği 23 puanla sezonu 5.sırada bitiren Johansson,aslında bir nevi şanssızlığının kurbanı oluyordu,zira o sezon tam 6 yarışta yarışı tamamlayamamıştı.O yarışları tamamlasaydı,kim bilir,belki de onu klasmanda ilk 3 sıraya taşıyacaktı…

     Bu başarılı sezonun ardından 1987 yılında McLaren’e adım atan Johansson burada elde ettiği 6.lık sonrası kariyerinde büyük bir düşüş yaşadı.Önce Ligier,sonra Moneytron’da başarısız iki sezon geçiren Johansson,ardından iki sezon daha Formula 1’de yarışsa da istediği/istenen başarıları elde edemeyince emekliliğini açıkladı.

     Emekliliğinin ardından Le Mans’da şansını deneyen Johansson 1997’de elde ettiği şampiyonlukla ne kadar kaliteli ve yetenekli bir pilot olduğunu yeniden gözler önüne serdi.

GUNNAR NILSSON

7113

     Gunnar Nilsson’ın hikayesini bir ”başarı hikayesi” olarak değil de bir ”dram hikayesi” olarak anlatmak sanırım yanlış olmaz.Zira 1976 ve 1976 yıllarında aktif olarak yer aldığı Formula 1 kariyeri,pek de fena olmasa da ”şaşalı” olarak göstermek pek de mümkün değil.İlk yarışına 1976 yılında Güney Afrika’da çıkıp yarışı tamamlayamayan Nilsson,ilk puanlarını ve podyumunu bundan iki yarış sonra,yani İspanya’da elde ediyordu.O sezon Avusturya’da elde ettiği bir podyum daha bulunan Nilsson’ın Lotus’u 15 yarışın 9’unu tamamlayamayınca,İsveçli pilotun da yapabileceği pek bir şey kalmıyordu.

     Lotus’taki ikinci sezonu da bundan pek farklı değildi,aradaki tek fark 1977 Belçika GP,yani Nilsson’ın ilk ve tek yarış galibiyetini elde etmesi oldu.O sezonu 20 puanla 8.sırada bitiren Nilsson’ı bambaşka bir alanda,bambaşka bir yarış bekliyordu.O alan kanserdi…

    1977 yılında kanser tanısı konan Nilsson,bunun üzerine ”Gunner Nilsson Kanser Derneği”ni kurar,ve hastalığı ilerleyince 1978 yılının ekim ayında vefat eder.O tarihte Gunnar Nilsson sadece ve sadece 29 yaşındadır…

RONNIE PETERSON

Ronnie Peterson

     İsveç’in dramatik motor sporları tarihinin tartışmasız en önemli ve bilinen halkası;Ronnie Peterson.Formula 1 kariyeri her ne kadar 1970 yılında başlasa da,onu anlatmaya 1972 yılında elde ettiği Dünya ikinciliğinden başlamak daha yararlı olur.1971 yılında March Racing’de yarışan ve çıktığı 11 yarışta 5 kez podyum başarısına erişen Peterson,o sezonu şampiyon tamamlayan Jackie Stewart’ın bir hayli gerisinde ikinci tamamlar.Ancak 27 yaşındaki pilot için bu daha sadece başlangıçtır…

     Peterson 1972 sezonunu yine March’ta geçirse de,bu sezon hayal kırıklığından öteye gidemez ve sezonu ancak 9.sırada bitirir.Ancak ertesi sezon Lotus’a transfer olan Peterson,burada elde ettiği 4 yarış galibiyetiyle fırtına gibi eser,ama o sezon tam 6 kez yarış dışı kalınca Stewart ve Fittipaldi’nin ardından gelerek 3.sırayla yetinmek zorunda kalır.

     1974 ve 1977 yılları arasında,farklı takımlarda geçirdiği kabus gibi 4 sezonun ardından 1978 yılında yeniden Lotus’a dönen Peterson,2 yarış galibiyeti ve toplamda 7 podyumla Andretti’nin arkasında bulunuyordu.

      Buraya kadar her şey normal giderken,İtalya GP’si sezonun ve Formula 1 tarihinin en büyük dramlarından birine sahne oluyordu.Yarış,tüm araçlar gride dizilmeden ve arkadaki araçlar hareket halindeyken başlatılınca,haliyle arka bölümde hızını almış araçlar ön bölüme doğru sürat farkıyla gelir ve ön bölümde büyük bir kaza oluşur.Bu kazaya Ronnie Peterson’unda içinde bulunduğu birçok araç karışır ve Peterson’un aracı alev alır.Kazayı gören James Hunt aracından çıkar ve Peterson’ın aracından çıkmasına yardımcı olur.

Ronnie Peterson’ın Kazası

     Araçtan çıkan Peterson’ın durumu çok da kötü gözükmüyor,hatta baş parmağıyla ”iyiyim” işareti bile yapabiliyordu.Hastaneye kaldırılan Peterson’ın iki bacağında toplam 10 kırık tespit edilir,o esnaya kadar Peterson’ın herhangi bir ölüm tehlikesi bulunmaz.Peterson’ın kendi isteğiyle kemik iliği yapıştırılır ancak bu işlem yapılırken kan pıhtılaşmasına herhangi bir önlem alınmaz.Bunun üzerine ilik,Peterson’ın hayati iç organlarında birikme yapar ve sabah saatlerinde Peterson komaya girmiş ve böbrekleri iflas etmiş haldedir.Ölüm sebebi ”tıbbi ihmalkarlık” olarak kayıtlara geçer.

     Niki Lauda’nın da geçenlerde dediği gibi ”Peterson en iyisiydi ancak her zaman yanlış yerdeydi.” Formula 1 kariyerinde şampiyonluk sevinci yaşayamamış olsa da Peterson,tarihin gördüğü en büyük efsanelerden biridir.Hatta öyle ki,İsveç’te onun için bir heykel bile bulunur.

800px-Ronnie-peterson-statue

MARCUS ERICSSON

dms1419fe353

      Ve son olarak;İsveç’in Formula 1 arenasındaki aktif temsilcisi olan Marcus Ericsson.2007 yılında başlayan yarış kariyerinde şu ana kadar 14 farklı klasmanda mücadele eden Ericsson 2 şampiyonluk elde etti.Bunlar Formula BMW ve Formula 3 Japonya.Bunun dışında herhangi bir başarısı bulunmayan Ericsson,geçtiğimiz sezon GP2 takımlarından DAMS’ta tamamladı.22 yarışta 1 galibiyet elde etmeyi başaran Ericsson,2014 yılında Caterham tarafından Formula 1’e transfer edildi.Bu sezon geride bıraktığımız 11 yarışta 5 kez yarış dışı kalan Ericsson’un en iyi derecesi Monako’da elde ettiği 11.lik olarak göze çarpıyor.

     23 yaşındaki pilotun seneye Formula 1’de yarışmaya devam edeceğini düşünmek abesle iştigal olur.Bu sezon Formula 1 seviyesinde yarışması bile onun için büyük bir şans.Zira Ericsson’un Formula 1 seviyesinde yarışacak kapasitede olduğunu düşünmüyorum.Ancak DTM,NASCAR gibi serilerde ”fena olmayan” performanslar sergilemesi muhtemel…

Kategoriler
Köşe Yazıları

İskandinavya ve Formula 1 Kültürü

 

Screenshot - 16_07

İSKANDİNAVYA VE FORMULA 1 KÜLTÜRÜ-BÖLÜM 1

”Formula 1” denince akla;Britanya,Almanya ve İtalya gibi,motor sporlarında yıllardır başı çeken ülkeler gelir.Ancak bu alanda Dünya’da başarılı sayılabilecek bir bölge daha var,İskandinavya.

İsveç,Finlandiya ve Danimarka’nın başını çektiği bu bölge,özellikle son 15-20 yıllık bölüme Mika Hakkinen ve Kimi Raikkonen gibi pilotlarla damgasını vurmayı başardı.Ancak bu 3 ülkenin,bu iki pilottan başka bir çok hikayeyi de barındırdığını belirtmek gerekiyor.Bu yazı serisinde sadece bu üç ülke üzerinde durmamın sebebi ise,diğer ülkelerin Formula 1 organizasyonuna hiç bir şekilde katılmaması.Serinin ilk bölümünde Finlandiya,ikinci bölümünde ise İsveç ve Danimarka yayınlanacaktır…

FİNLANDİYA

finland

İskandinavya’da neredeyse tüm sporlarında dallarında bölgenin lideri konumunda yer alan Finlandiya,Formula 1’de de en başarılı ülke olarak dikkat çekiyor.Özellikle Mika Hakkinen,Kimi Raikkonen,biraz daha geriye gittiğiniz takdirde Keke Rosberg gibi,Formula 1 Tarihi’ne çok önemli katkılar yapmış pilotlar yetiştiren Finlandiya,şu sıralarda o eski parlak günlerini biraz yitirmiş gibi gözüküyor.Zira son yıllara damgasını vuran isimlerden biri olan Kimi Raikkonen’in artık yarış kazanacak seviyede olmaması ve 2015’te emekli olacağını açıklaması,bu sezon Williams’la hiç de fena işler çıkarmayan Valtteri Bottas’ın da henüz genç olması bu durumu destekler nitelikte.Finlandiya’nın önemli pilotlarını birazdan inceleyeceğiz,ancak şunu söylemem gerekiyor.Formula 1’e böylesine büyük katkılar vermiş ve efsanevi pilotlar yetiştirmiş bir ülkenin kendi ülkesinde bir tane bile Grand Prix düzenlememesi gerçekten de tartışılması gereken bir konu.Helsinki’de bir Formula 1 yarışı…Kulağa gerçekten de güzel gelmiyor mu ama? Geliyor elbette,ancak bu konu Finlandiya kamuoyunun pek de umurunda değil,bu yüzden ilerleyen yıllarda da Formula 1 organizasyonunun Finlandiya’da düzenlenmesi pek de olası değil.

KEKE ROSBERG

Anefo_932-2378_Keke_Rosberg,_Zandvoort,_03-07-1982

Oğlu Nico şu an Lewis Hamilton’la şampiyonluk mücadelesi verirken,Keke Rosberg o mücadeleyi yıllar önce Didier Pironi ve John Watson’la vermiş ve o mücadeleden,16 yarışın sadece birini kazanarak galip çıkmıştı.Kazandığı tek yarış,yani 1982 İsviçre GP,aynı zamanda ilk kez bir Fin pilotun damalı bayrağı en önde gördüğü yarış olarak tarihe geçiyordu.1982 Formula 1 takviminde bu galibiyet dışında sadece 5 kez podyuma çıkmasına rağmen,en büyük rakibi olan Didier Pironi’nin yağmur altında geçen Almanya GP sıralama turlarında Alain Prost’un aracına çarparak yaptığı kazada iki bacağına aldığı ağır darbelerle Formula 1 kariyerinin sona ermesiyle birlikte son 5 yarışa çıkamamış ve o yarışa kadar pilotlar klasmanında üçüncü sırada yer alan Keke Rosberg,John Watson’ı geride bırakarak şampiyon olmayı başarmıştır.Son sezonu olan 1986’ya kadar yarışmaya devam eden Keke Rosberg’in bu yıllardaki en büyük başarısı ise 1985 yılındaki üçüncülük oldu.Rosberg beklentilerin altında kalan bu sezonlardan sonra Formula 1’i bırakarak,JJ Lehto,daha sonra iki kez Dünya Şampiyonu olacak olan Mika Hakkinen ve oğlu Nico Rosberg’in gelişimine katkıda bulunmak için çalışmalar sürdürdü.

MİKA HAKKİNEN

tumblr_lux9bxcxml1r6h59ro1_1280

Finlandiya’nın yetiştirdiği en büyük pilot olarak gösterebileceğimiz Mika Hakkinen’in aslında Formula 1 kariyerine  hiç de iyi bir başlangıç yaptığını söyleyemeyiz.1991’de Lotus ile başlayan kariyerinde ilk senesinde yalnızca 2 puan kazanarak on altıncı olabilen Hakkinen,hemen bir yıl sonra,topladığı 11 puanla klasmanda 8.sırayı elde ederek adından söz ettirmiş ve ertesi yıl McLaren macerasına başlamıştı.McLaren’deki ilk 4 sezonunda gösterdiği ”eh işte”lik performans tartışmalara yol açsa da,muhteşem sürüş kabiliyetiyle elde ettiği 1998 ve 1999 şampiyonlukları onu ”efsane” statüsüne getirmek için yetti de arttı bile.Bu 2 sezonda gösterdiği performansın ardından,onun hakkındaki beklentiler artsa da artık onun devri bitmiş,Michael Schumacher’in ikinci baharı başlamıştı.2001 yılında Formula 1’i bırakmasının ardından 2005-2007 yılları arasında DTM’de yarışsa da,istediği başarıları elde edemedi ve emekliliğini açıkladı.Özellikle Formula 1’de aktif olduğu yıllarda Finlandiya’da adeta bir fenomen haline gelen Hakkinen’in popülaritesi son yıllarda biraz azalmış dursa da Hakkinen’in,her zaman ”efsane” statüsünde olacağından kimsenin şüphesi olmasın.

HEIKKI KOVALAINEN

Heikki+Kovalainen+F1+Grand+Prix+USA+Qualifying+UigLTqvU41Gl

 

Onun için ”Formula 1 tarihinin en iyi görev adamlarından biri” yorumu sanırım yanlış olmaz.Kariyerinde pek görkemli başarılar elde edemese de 2008-2009 yıllarında McLaren koltuğuna oturmayı başarmış bir isim,Heikki Kovalainen.

Formula 1 kariyerine,vatandaşı Kimi Raikkonen’in şampiyonluğa ulaştığı 2007 yılında Renault’la başlayan ve çaylak sezonunu 30 puanla 7.sırada bitirerek dikkatleri üzerine çeken Kovalainen,hemen bir sezon sonra McLaren tarafından Raikkonen’den boşalan  koltuğa oturtuldu.2008 yılının şampiyonu Lewis Hamilton’ın takım arkadaşı olan Heikki,o sezonu 53 puanla 7.,bir sonraki sezonu ise 22 puanla 7.bitirdi.Bu iki kötü sezonun ardından istenen verimi sağlayamayan Heikki ile McLaren’in yolları ayrıldı.

Başarısız geçen Mclaren macerasının ardından ”eski günlere dönme” parolasıyla pistlere geri dönen Lotus’la anlaşan Kovalainen burada geçirdiği iki sezonda toplam 38 yarışa çıkmasına rağmen,tek bir puan dahi elde edemedi.Bu iki sezonun ardından yeniden yapılanmaya giden Lotus,Heikki Kovalainen ile yollarını ayırdı.

2012 yılında klasmanın Marussia ve HRT ile birlikte en kötü 3 otomobilinden birine sahip olan Caterham ile anlaşan Heikki,o sezonu yine hiç puan alamayarak kapattı ancak ertesi sezon Caterham’da kaldı.Ama Caterham Kovalainen’in yerine Marussia’nın genç pilotu Charles Pic’i alınca Kovalainen,Caterham’da hiç yarışa çıkmadı ve sezonun büyük bölümünü test pilotu olarak geçirdi.Ancak son 2 yarış olan ABD ve Brezilya GP’lerinde Lotus aracında Raikkonen’in yerine yarıştı ve bu iki yarışta da 14.olarak Formula 1 kariyerine nokta koydu.

KIMI RAIKKONEN

ferrari-ff-kimi-raikkonen-2014

Sadece Finlandiya’nın değil,dünyanın en yetenekli pilotlarından biri olarak gösterebiliriz Raikkonen’i.Ancak çoğu zaman kendisinin bile ne yaptığını bilmemesi,onu kimilerine göre antipatik yaptı,yapmaya devam da ediyor.Sanırım buna gösterebileceğimiz en güzel örnek, telsiz konuşmalarında gösterdiği asabi ve egoist tavır.Butavır kimilerine göre sempatik gelse de,büyük bir kesime göre de ”itici” gelebiliyor.Benim şahsi görüşüm;Dünya Şampiyonu olmuş bir pilot egoist olmasın da kim olsun?

Formula 1 kariyerine 2001 Avustralya GP ile başlayan Kimi Raikkonen,tartışmaları da beraberinde getirdi.Zira o yıla kadar sadece 23 araba yarışına çıkan bu genç ve tecrübesiz pilot kimilerine göre gereğinden çok daha fazla tehlike taşıyordu.Keza Raikkonen o yarışın hemen 30 dakika öncesinde uyuyakalmıştı! Her şeye rağmen ilk sezonu 9 puanla 10.sırada bitirerek eleştirilere bir nevi cevap veriyordu.

Hiç de fena sayılmayacak çaylak sezonunun ardından Formula 1’in dinamo takımlarından McLaren’le sözleşme  imzalayan Kimi,bu takımda kaba tabirle ”bir iyi,bir kötü” 5 sezon geçirdi.İlk sezonunu 24 puanla 6. bitirirken bunun hemen ertesi sezon ”Evet,bu çocuk artık üst seviyede iyi işler yapabilir.” yorumlarının artık sesli bir şekilde dillendirilmesine sebep olan 2.liği elde etti.Öyle ki,o sezonu Michael Schumacher’in yalnızca 2 puan gerisinde kapattı ve şampiyonluğu kıl payı kaçırdı.Ertesi üç sezonu sırasıyla yedinci,ikinci ve beşinci bitiren Kimi Raikkonen’in McLaren’le yolları ayrıldı.

2006 sonbaharında Schumacher’in emekliliğiyle boşalan Ferrari koltuğuna oturan Kimi Raikkonen,2007 sezonunda kendisinden beklenenleri tam anlamıyla karşılamayı başardı ve sezonu Lewis Hamilton’ın sadece 1 puan önünde lider tamamlayarak şampiyon oldu.Bir sonraki sezonu Hamilton-Massa ikilisinin gölgesinde geçirdikten sonra,Formula 1’i bırakarak Dünya Ralli Şampiyonası’nda 3 sezon,NASCAR’da da sadece 2 yarışı geride bırakan Kimi Raikkonen,bu maceralarda başarılı olamayınca 2012 yılında Formula 1’e geri döndü.

Formula 1’e dönüşünün ardından iki sezon Lotus’ta yarışan Kimi Raikkonen,ilk sezonunda 3.,ikinci sezonunda da 5.olarak hala formda ve yarışabilecek durumda olduğunu ispatladı.Gösterdiği bu olumlu performans üzerine Massa’nın ayrılmasıyla boşta kalan Ferrari koltuğuna tekrar oturan Raikkonen,geride bıraktığımız 9 yarışta topladığı 19 puanla 12.sırada bulunuyor.2015’te emekli olacağını açıklayan Kimi Raikkonen’in kararını olumlu değerlendirebiliriz.Zira artık yarış kazanacak seviyede mücadele edememesi,çaylak sezonunda yapmadığı hataları bir sezona sığdırabilmesi onun klasına gerçekten de yakışmıyor.

VALTTERI BOTTAS

Valtteri+Bottas+F1+Grand+Prix+Malaysia+Previews+WLUAeys_RCgl

 

Finlandiya’nın gelecek yıllarda en çok gelecek vaat eden isimlerinin başında şüphesiz ki Valtteri Bottas geliyor.24 yaşındaki genç pilotun Formula 1 kariyeri çok da gerilere değil,sadece 4 sezon önceye gidiyor.2010 yılına kadar farklı klasmanlarda 4 şampiyonluğu bulunan genç pilot 2010 yılında Williams takımıyla anlaştı.2010 yılının son çeyreğinde Williams’la test sürüşlerine çıkan Bottas,2011 yılında Williams tarafından gelişmesi amacıyla GP3 takımlarından Lotus ART’a gönderildi.Bottas orada şampiyonluğa ulaşınca Williams da onu takımda tutma kararı aldı.2011 ve 2012 yıllarını da test pilotu olarak geçiren Bottas Formula 1’deki ilk yarış deneyimini 2013 Avustralya GP’de yaşadı.O sezonu 4 puanla 17.sırada kapatan Bottas’ın asıl patlaması ise şüphesiz ki bu sene oldu.Geride bıraktığımız 9 yarışta elde ettiği 73 puanla 5.sırada yer alan Fin pilot hem kendisinin hem de takımının beklentilerini fazlasıyla karşılamış durumda.Zira pistte açık ara farkla önde olan Mercedes’leri saymazsak Bottas’ın daha da iyi yerlerde olacağını kestirebilmek hiç de zor değil.Ayrıca,ilerleyen yıllarda performansının üzerine koyup daha da çok çalışırsa 2017-2020 yılları arasında bir şampiyonluk elde edeceğini de düşünüyorum,çünkü genç yaşına rağmen sürüşündeki olgunluk ve potansiyel bu tezimi destekleyecektir.

Kategoriler
Köşe Yazıları

Mclaren Nereye Doğru Gidiyor?

 

Formula 1 denince akla;Ferrari ile birlikte şüphesiz ki McLaren gelir.Bunun en önemli sebepleri hiç kuşu yok ki Ayrton Senna,Emerson Fittipaldi ve Alain Prost  gibi döneminin en iyi pilotlarını bünyesinde barındırması,toplamda 8 Takımlar Şampiyonluğu ve 12 kez ”şampiyon” pilot çıkarmasını bu etkenler arasında gösterebiliriz.Ancak kazandıkları son takımlar şampiyonluğunun üstünden 16,son pilotlar şampiyonluğunun üstünden ise 6 yıl geçen McLaren’da işler hiç de iyi gitmiyor.Bunun sebeplerini ve çözüm yollarını dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım…

BAŞLICA SORUNLAR

  1. İSTİKRARSIZ PİLOT TERCİHLERİ:Tarihi boyunca Alain Prost,Ayrton Senna gibi dönemlerinin en iyi pilotlarını bünyesinde bulunduran McLaren’de 1998’den beri 7 farklı pilot ikilisinin görev aldığını görebiliyoruz.Ve bu 7 farklı pilot varyasyonunun son olumlu halkası 2012 yılındaki Jenson Button-Lewis Hamilton ikilisiydi.O sezonu Red Bull2un arkasında ikinci bitiren McLaren,ertesi sezon Hamilton’ı gönderip yerine Force India’dan Sergio Perez’i alarak belki de son yılların en büyük hatalarından birini yapmış oluyordu.Zira 2013 yılında Sergio Perez 49 puanla 11.,takım arkadaşı Jenson Button ise 73 puanla ancak 9.olabilmişti.Bu rakamlarla birlikte sezonu sadece 122 puanla kapatan McLaren,markalar klasmanında kendine 5.sırada yer bulabilmişti.Bu seneye Perez’i gönderip yerine Kevin Magnussen’i alan McLaren,Jenson Button’ı bu sezon da takımda tutma kararı aldı.Ancak geride kalan 8 yarışta bu iki pilotun elde ettiği puan sadece 72.İlk yarış olan Avustralya’da 2. ve 3.sırayı almayı başaran McLaren’in o yarıştan beri podyum başarısı yok.Aslında son günlerde patlayan ”McLaren, Hamilton-Alonso-Vettel üçlüsünden birini transfer edecek.” dedikodularının çıkış noktası tabii ki de burası.Bu konudaki yorumum ise şu şekilde;Sebastian Vettel’in Red Bull’da her ne kadar mutsuz olsa da ”evini” terk edeceğini düşünmüyorum.Lewis Hamilton’ın istediği koşullar ve olanakları bulduğu Mercedes’ten ayrılacağına ihtimal vermiyorum.Sonuç olarak,bu 3 isimden McLaren’e en yakın olan isim Fernando Alonso diyebiliriz.
  1. OTOMOBİL:1988-1992 yılları arasında Formula 1’in tartışmasız en iyisi olan McLaren’in kullandığı motor Honda’ydı.Honda motorunun diğer motorlara nazaran sağladığı hız ve aerodinamik özellikler,McLaren’in takımda Ayrton Senna,Gerhard Berger ve Alain Prost gibi belki de F1 tarihinin en gözde pilotlarından bir kaçını takımın bünyesinde bulundurmasıyla o 5 sezonluk periyota tabir-i caizse damgasını vurmayı başarmıştı ve o 5 yıl içinde toplam 4 kez şampiyon olmayı başarmıştı.Ancak 1993 yılında Ford,1994 yılında Peugeot ile denenen ancak hayal kırıklığından öteye gidemeyen tecrübeler yerini yepyeni bir maceraya bırakıyordu;Mercedes motoru.McLaren’in Mercedes motoru kullanmaya başladığı yıl olan 1995’ten bu yana yaklaşık 20 yıl geçti ve elde edilen şampiyonluk sayısı yalnızca bir.Gelen bu başarısız sonuçlar üzerine son haftalarda kulislerde konuşulan konulardan biri de McLaren’in tekrar Honda motoruna dönmesiydi.Açıkçası bir ”mevsim değişikliği”nin tam da sırası.Neden olmasın?
  2. SPONSORLAR:Zamanında aracını Philip Morris,Marlboro ve West gibi sigara markalarıyla süsleyen ve bu sponsorluk anlaşmalarından astronomik rakamlar elde eden McLaren,bu sene pistlerde adeta ”çıplak” bir şekilde turluyor.Eğer araçtaki reklamlara dikkat ederseniz sadece Mercedes-Benz,Pirelli,SAP,Hugo Boss ve Mobil 1’ın yer aldığını görebilirsiniz.Zaten Pirelli’nin F1’in lastik tedarikçisi,Mercedes’in de motor tedarikçisi olduğunu düşünürsek geriye sadece SAP,Hugo Boss ve Mobil 1 kalıyor.Bu 3 firmanın McLaren’a destek çıkabildiği miktar(resmi olmamakla beraber) yaklaşık 40 Milyon dolar civarında.Ana rakipleri Mercedes’in Petronas,Red Bull’un zaten adını aldığı firma olan Red Bull,Ferrari’nin ise Santander’den aldığı miktarlara bakılacak olursa McLaren’in bu takımlarla başa çıkabilecek kaynağının olmadığını görmek pek de zor değil.
  3. YENİ TRENDLERE UYUM:Takımın başında her ne kadar Ron Dennis ve Eric Boullier gibi,Formula 1 tarihinin önemli isimleri olsa da,özellikle son 5-6 yıllık periyotta bu isimlerin başta Red Bull olmak üzere diğer takımların bir hayli gerisinde kalması yadsınacak bir durum değil.Zira;özellikle Christian Horner’ın Red Bull’da yarattığı fark;”Red Bull son 4 seneye nasıl damgasını vurdu?” sorusuna da başlı başına bir cevap niteliğinde.Sonuç olarak;McLaren’de başta Dennis ve Boullier olmak üzere takımın önemli isimlerinin ya ”yeni çağa” ayak uydurması ya da yerlerini bu görevi layıkıyla yerine getirebilecek isimlere bırakmaları gerekiyor.
  4. ”İNANÇ” KAYBI:Malumunuz olduğu üzere McLaren,tarihi boyunca daima en üstte yer almayı hedeflemiştir.Rakipleri kimi zaman Ferrari,kimi zaman ise Williams olmuştur ancak McLaren,ilk kurulduğu ve Cosworth motoru kullandığı 70’li yıllar hariç hep en üst seviyede yarışma istikrarına sahip olmuştur.Takımın son yıllarda yaşadığı en büyük kırılma anı bana göre Lewis Hamilton’ın takımdan ayrılması oldu.O andan itibaren McLaren’in performansına ve çizgisine baktığınız zaman ne demek istediğimi gayet açık bir şekilde anlayacaksınız.Şu an McLaren için ”Fetret Devri’ne girdi.” desek sanırım yanlış olmaz.Bu durumdan çıkmanın tek yolu da her şeyin a’dan z’ye değişmesi.Bu tabii ki 1-2 yılda olacak bir olay değil.Belki 5 yıl,belki de 10 yıl gerekecek,ancak McLaren bu evrimini tamamladığı zaman yine en üstte yer alacağından kimsenin şüphesi olmasın…

ATAHAN CANKAN: insideofpaddock.blogspot.com