Kategoriler
Köşe Yazıları

Risklerin Savaşı

Son üç sezondur, bu pistteki ilk galibiyetlerine ulaşan sürücülerin kazandığını gördüğümüz Monaco GP’si, 2011 sezonundaki yarışta da yeni bir sürücüye bu pistte yarış kazanmış olma payesini verdi. 78 turun 61′ini lider götüren Sebastian Vettel, buradaki ilk yarış zaferini alırken sezonun da 6 yarışında 5. birinciliği almış oldu. 2009 sezonunun ilk 6 yarışında Jenson Button’ın göstermiş olduğu performansın birebir aynısını ortaya koyan Vettel’i durdurmaya çalışan sürücülerden Alonso 2., Button 3., Webber 4. ve Hamilton da, kaotik bir yarıştan sonra ancak 6. olabildi. Mercedeslerin birer felâket olduğu, Williams’ın nihayet puanla tanıştığı, iki önemli kazanın yaşandığı, Hamilton’ın bir kez daha ortalığı ayağa kaldıran bir yarış çıkardığı ve Kobayashi’nin, kariyerinin en iyi sonucunu aldığı Monaco hafta sonuna biraz daha yakından bakalım.

Bu sezon ilk kez kullanılan süper yumuşak lastiklerin, perşembe günü yapılan antrenman turlarında oldukça dayanıklı olduğu ortaya çıkınca, bir an için yarışın o kadar da zevkli olmayabileceği söylenmişti. Monaco’nun kendine has kuralları ve karakteristiği, DRS’in ve lastiklerin, önceki yarışlara göre burada yarışa daha az etki edeceği, dolayısıyla normal bir yarış izleyeceğimiz sanılıyordu. Pazar günkü yarış neyse ki tüm bu endişelerden uzakta, 2008′de yağmur altında yapılan yarışı saymazsak, son yıllarda izlediğimiz en zevkli “kuru” Monaco GP’lerinden biri oldu. Yarışı ilk üç sırada bitiren pilotların üçünün de farklı pit-stop stratejileriyle yarışı bitirmiş olmaları, Monaco’nun ne kadar nevişahsınamünhasır bir pist olduğunu ortaya çok iyi koyuyor. Yanı sıra, Pirelli’nin de hâlâ yarışları keyiflendiren ve heyecan katan en önemli unsur olduğunu belirtmekte yarar var. Monaco GP’sinin tarihinde kaydedilen en hızlı sıralama turu derecesini ortaya koyan süper yumuşak lastikler, aynı zamanda yarış içinde (Mister Kobayashi tarafından) ~40 tur boyunca kullanılarak hem performans hem de dayanıklılık konusunda Pirelli adına önemli bir başarıyı da ortaya koymuş oldu.

Kalkış ışıklarının sönmesiyle birlikte başlayan yarışta Alonso ve Rosberg, müthiş kalkarak dar pistte bir anda pozisyon kazandılar. Rosberg, 8.’likten 5.’liğe çıkarken, Alonso da Webber’in önüne geçerek ilk virajda podyumu neredeyse garantilemiş oldu. Vettel ile Button’ın mücadelesi ise ilk virajda ya da kalkışta değil, pit-stop’larda sürdü. İlk birkaç tur boyunca Vettel, arkasındaki Button’la farkı 5 saniyeye kadar çıkarmasına rağmen Button, ilk pit-stop’lara kadar Vettel’le aradaki farkı kapatarak Alman pilotun ensesine yapışmayı başardı ki bu arada kapattığı fark, Red Bull’un pitte yaptığı hata nedeniyle Button’ın, liderliği alabilmesini sağladı. Button, Vettel’den bir tur önce pite girerek kılıcı ilk çeken pilot oldu. Bir tur sonra pite giren Vettel ise, takımda yaşanan telsiz problemi nedeniyle 3,5 saniye zaman kaybetti ve pitten çıktığında Button’ın arkasındaydı. Yapılan tek hata bu değildi zira Red Bull, Vettel’i tıpkı Button gibi süper yumuşak lastiklere geçmeyi planlamıştı ancak o noktada Vettel, yanlışlıkla yumuşak lastikleri takınca takımın stratejisi de buna göre değişmek zorunda kaldı. İroniktir ki bu hata, yarışı Vettel’e getiren hamlelerden biri oldu. Tıpkı 2008 yılında Hamilton’ın bariyerlere çarpıp lastiğini patlatması ve pite girmesinin, ona yarışı kazandıran hamle olması gibi.

O noktada her iki Mercedes de anlaşılmayacak derecede yavaştılar. Rosberg ve Schumacher, 12. turda Trulli ve Kovalainen’den bile daha yavaştılar. Böyle olunca her iki pilotun arkasında da birer Mercedes treni oluşmuş oldu. 5. sıradaki Rosberg, 14. turda liderden 27,5 saniye gerideydi. Böyle olunca ilk dört pilot, arkadaki gruptan kopmuş oldu ve birbirleriyle yarışmaya başladı. Webber’in de takım arkadaşına göre bu ilk bölümde aşırı derecede yavaş olması ve lastiklerini neredeyse bitirmesi, podyumun da ortaya çıkması anlamına geldi. Geçen yıl bu pistte müthiş bir performans gösteren Webber’in, bu yarışta neden böyle olduğunu anlamak güç. Yarış sonrasında verdiği röportajda, “İlk bölümü çok uzatamadık, ki bu lastiklerde benim için normal bir durumdu bu” derken, lastik kullanımının kendisi için kronikleşen bir sorun hâline mi geldiğini söylüyor bilinmez, ancak Webber’in, bu hâliyle Vettel’e rakip olamayacağı açık.

İlk pit-stop’lar sonrasında oluşan Button-Vettel-Alonso tablosu, yarış sonuna kadar farklı pilotların farklı konumları alması dışında bozulmadı. Ancak bu demek değil ki yarış heyecansız ve ayaksız geçti. Button’ın 3, Alonso’nun 2 ve Vettel’in de 1 pit-stop stratejisiyle yarışıyor olması, yarışın her ânında pendulumu bir McLaren garajına, bir Red Bull garajına, bir de Ferrari garajına götürüyordu. Button ve elbette McLaren, o pit-stop’ta, süper yumuşak lastik yerine yumuşak lastik taksaydı, Button ya yarışı kazanırdı ya da Alonso’nun önünde olurdu. Son iki yarışta, rakipleri 4′er pit-stop yaparken kendisi 3 pit-stop yapan Button’ın, yarıştaki konumun altın pırlanta platin değerinde olduğu Monaco GP’sinde, rakiplerinden fazla pit-stop yaparak ilerleme stratejisi bana göre hatalıydı. Button, arka lastikleri fazla koruyamadığını, dolayısıyla fazladan pite girmek durumunda kaldığını söylüyor. İlk güvenlik aracı girmemiş olsaydı Button, belki bu 3 pit-stop’luk stratejiyi de sonuna kadar başarıyla götürebilirdi, ama Monaco gibi bir yerde bu denli bir risk almak…

İlk pit-stop’ta Vettel’in kendisine verdiği bu hediyeyi biraz fazla bonkör bir şekilde reddeden Button, Alonso’ya da ikinciliği kaptırdı. Son altı turda yarış durdurulmasaydı ve lastikler değiştirilmeseydi, podyumun nasıl oluşacağını tahmin etmek mümkün değil zira Vettel o anda yumuşak lastiklerle 56. turunu atıyordu. Vettel’in, yarış öncesi tahminlere göre 43 tur atacağı söylenen lastiklerden 13 tur fazla performans alması cidden önemli bir olay. Bunda, Monte Carlo sokaklarının da payı var elbette, ancak hatalı lastik aldığını fark edip zafere ulaşmak için tek pit-stop yapmak zorunda olduğunu anlayan Vettel’in, bu strateji kararını kendisinin vermesi ve 56 tur boyunca istikrarlı bir şekilde 1:19′larda tur atması takdire şayan bir performans. Bu durum, tek pit-stop’un Monaco’da en hızlı strateji olduğu anlamına gelmiyor zira Button’ın ya da Alonso’nun önü açık olsaydı yarış çok daha önce biterdi çünkü Vettel, daha yavaş tur attığı için Alonso ve Button’ı da kendi tur derecesine uymak zorunda bıraktı. Yarışın bir ânında Button’dan 15 saniye geride 2. olan Vettel’in, bu yarışı sadece hızıyla değil, stratejisiyle de kazanmış olması, onun “eksiksiz” pilot olma yolunda emin adımlarla yürüdüğünü de muştuluyor. Geçişin çok zor olduğu ve DRS’in de yeteri kadar etkin olmadığı bu pistte, 1 pit-stop stratejisi “en hızlı” strateji değil, “en etkin” strateji olmuş oldu böylece. Eğer kırmızı bayrak olmasaydı, Vettel’in lastikleri o meşum uçurumdan düşer miydi bilinmez, ama Petrov’un kazası sonucu durdurulan yarış, Vettel’e uzanan bir yardım eli oldu ve o saatten sonra da yenilenen lastikleriyle ne Alonso’ya ne de Button’a geçit verdi. Denilebilir ki yarışın podyumunda kimlerin olacağı ilk virajda, podyumun hangi basamağında kimin olacağı ise böylece son virajda belli oldu.

Red Bull’un, Vettel’in hemen ardından Webber’de yapmış olduğu pit hatası, Avustralyalı pilota çok daha pahalıya mâl oldu. 12 saniyeye yakın zaman kaybeden Webber, kırmızı bayraktan sonra tekrar başlatılan yarışta Kobayashi’yi oldukça güzel bir atakla geçerek yarışı dördüncü sırada bitirebildi. İlk pit-stop’unun ardından 14.’lüğe gerilediğini söylersek, bu sonuç Webber için teselli anlamına gelir. Vettel ile arasında bu yarıştan sonra oluşan 64 puanlık farksa, tesellinin kısa ömürlü olduğunu gösterebilir. Lotus’un, bir kez daha Virgin’e tur bindirmesi ve sezonun en iyi derecesini alarak 13. ve 14. olması, Williams’ın nihayet puanla tanışması, Kobayashi’nin 2011 sezonunun her yarışından puanla ayrılması (Avustralya’daki diskalifiyeyi saymazsak), di Resta’nın, Sutil’i yine sıralamalarda geçmesi, Mercedes’in, kısa dingil uzunluğuna rağmen Monaco’da da yokları oynaması, Petrov’un ve Perez’in, hastaneye kaldırılacak kadar ciddi kaza geçirmeleri ancak her ikisinin de hafif sıyrıklarla atlatmaları bu hafta sonunun önemli notlarından.

Yarışın kırmızı bayrakla durdurulmasından sonra neredeyse tüm araçların lastiklerini değiştirmesi, Hamilton’ın arka kanadın değiştirmesi, o âna kadar müthiş bir son 6 tura gebe olan yarışın tüm heyecanını ne yazık ki söndürdü. Araçlar, sıralama turlarının başlangıcından yarışın başlangıcına kadar parc fermé kurallarını tabiiler. Dolayısıyla yarış başladıktan sonra her şey ortada. Araç üzerinde istedikleri değişiklikleri yapabilirler ki pit-stop’larda yapılan da bu. Ön kanat değişikliği, lastik basıncı ayarlaması ve lastik değişimi, diğer değişikliklere görece daha hızlı yapıldığından, pit-stop’larda sıklıkla bu değişiklikleri görüyoruz. Böyle olunca da, sadece bu değişikliklerin yapılmasına izin var gibi bir algı oluşuyor ki öyle değil. McLaren, yarış durdurulmasaydı Hamilton’ı pite çağırıp büyük ihtimalle yarıştan çekecekti çünkü arka kanat değişimi, 15 dakikaya yakın bir zaman aldığından, böyle bir hamle pratik olarak Hamilton’ın yarışının zaten bitmesi anlamına gelecekti. Dolayısıyla birçok takım, arka kanat değişikliği gereken durumlarda yarışı bırakırlar. Ama kırmızı bayrak sallandığında, McLaren bu avantajı oldukça iyi bir şekilde kullandı ve çok kritik puanlar aldılar. Sezon sonunda bu puanlar müthiş önemli olabilir. Aynı zamanda Vettel de bu “mola”dan yararlanan bir diğer pilot oldu. Webber, bugün twitter’da, “Dün iki yarış vardı: Uzun olan ve kısa olan. Kısa olanda kanatları, lastikleri ve motoru değiştirebiliyordunuz. Şey, 1000 sayfalık kural kitabına ne oldu?” diyerek hayal kırıklığını belirtti. Webber’in, Vettel’in liderliği kaybetme olasılığının ortadan kalkmasını mı yoksa Hamilton’ın, yarışı bitiremeyecek oluşunu mu kafasına taktığın bilmiyorum, ama hayal kırıklığı oldukça büyük Avustralyalı pilotun.

Risklerin yarışında Vettel, tek pit-stop stratejisiyle risk alırken, Button da üç pit-stop stratejisiyle risk almış oldu. Bunlara risk dememin sebebi, yarışı kendi kontrolleri dışındaki etmenlere bağlamış olmaları. Vettel, Pirelli lastiklerinin dayanıklılığına bel bağlarken, Button da güvenlik araçlarının optimum zamanlarda pite girmesine yatırmıştu tüm parasını. Vettel’inki tuttu, Button’ınki yattı. Risk alan pilotlardan bir diğeri olan Hamilton ise, risk alma mantığını biraz yanlış kavramış gibi göründü. Ne Vettel ne de Button, aldıkları risklerle diğer pilotları etkilerlerken Hamilton, aldığı risklerin tümünde rakiplerini de etkilemiş oldu. Yarışta ve yarış dışında çok çok önemli olan bu konuyu burada bir paragrafla geçiştirmeyeceğim. Lewis Hamilton, ayrı bir yazıyı hak(!) ediyor.

 

Ali Ünal

http://www.ali-unal.net/f1