Kategoriler
Köşe Yazıları

Macaristan GP: Cumartesinin Sihri Bozulmadı

Red Bull, bu sezonun hiçbir sıralama turunda kaçırmadığı pol pozisyonunu bu cumartesi de elde etmeyi başararak geçen yılın son yarışı Abu Dhabi’yi de sayarsak son 12 yarışta 12. pol pozisyonunu almış oldu. Sebastian Vettel, bugünkü Macaristan GP’siyle birlikte bu sezonun 8. pol pozisyonunu kazanırken, uzun zaman sonra ilk defa pol pozisyonunun favorisi olan Lewis Hamilton, son turunun son virajında yaptığı hata sebebiyle ikinciliği aldı. Jenson Button, çok iyi bir seansın ardından üçüncülüğü alırken Massa, bu sezon ilk kez Alonso’yu sıralama turlarında geride bıraktı ve 4. cebe yerleşti. Alonso’nun Q2′deki derecesi, Massa’nın Q3 derecesinden daha hızlı olmasına rağmen, İspanyol pilot son bölümde derecesini geliştiremedi. Rosberg, Schumacher’i bir kez daha büyük bir farkla geçerken, Perez hiç tur atmayarak yarışa istediği lastikle başlama şansını elde etti. Sutil, Ricciardo ve Alguersuari de sıralama turlarının diğer dikkat çeken isimleriydiler.

Almanya GP’sinden sonra buraya gelirken, Red Bull’un geçen yıl bu pistte attığı farkı bu sezonki yarışta koruyamayacağına dair elimizde önemli deliller vardı. Bunlardan en önemlileri, elbette Ferrari (Alonso ile) ve McLaren’in (Hamilton ile) giriştikleri müthiş mücadele ve bu takımların geliştirme çalışmalarıydı. Ancak ne oldu da bir sene içinde Red Bull 1,5 saniyelik avantajını kaybetti derseniz, ben bunu biraz da her iki sezonun senaryosu arasındaki farkla açıklama taraftarıyım. Geçen yıl Red Bull bu yarışa geldiğinde toplam 272 puana sahipti. Vettel ise, lider Hamilton’ın 19 puan gerisinde 3. sıradaydı. Oysa bu sezon Red Bull, toplamda 355 puana sahip ve Vettel de 216 puan toplayarak en yakın rakibine 77 puan fark atmış durumda. Dolayısıyla geçen yıl verdikleri mücadeleyle şimdi verdikleri mücadele arasında ton farkı var. Bir tarafta şampiyonluğu almak için atak yapmak zorunda olan bir takım, diğer tarafta büyük avantajını korumak isteyen bir takım. Bu da, 2012 sezonunu hazırlıklarını düşündüğümüzde Red Bull’un kafa yapısını bir miktar değiştirmiş olabilir. Böyle büyük bir farka sahip olduğunda, kaynaklarının önemli bölümünü artık 2012′ye kaydırarak gelecek sezonu garanti altına almak isteyebilirler zira bu sezonu, büyük bir oranda cebe attıklarını düşünebilirler. Yapacakları normal geliştirme paketleriyle, puan farkını koruyarak sezon sonuna şampiyon varabilirler. 60 puan farkla şampiyon olmakla 1 puan farkla şampiyon olmak arasında bir fark yok, dolayısıyla boşuna para harcayarak puan farkı satın almalarına da gerek yok. Red Bull’un geçen seneye göre hızlı olmamasının sebebinin, Ferrari ile McLaren’in lastik konusunda epey ilerlemesi ve getirdikleri geliştirme paketlerinin yanı sıra, Red Bull’un da bu mantalitesi olduğunu düşünüyorum. Vettel, geçen sene bu pistte pol pozisyonunu 1:18.773 ile alırken bu seneki pol derecesi 1:19.915. Aradaki fark neredeyse 1 saniye. McLaren, derecesini 0,5 saniye geliştirirken Ferrari ise neredeyse aynı performansı göstermiş.

Sıralama turlarında en ilginç nokta, Sebastian Buemi’nin, süper yumuşak lastikler yerine yumuşak lastiklerle tur atması ve yarışa da dolayısıyla bu lastiklerle başlamayı tercih etmesi oldu. Buna neden ilginç diyorum çünkü antrenman turlarından sonra Pirelli direktörü Paul Hembery, takımların lastik kullanımlarının neredeyse birbirilerinin aynı olduğunu; yumuşak lastik 24 tur dayanırken, süper yumuşak lastiğin 14 tur gittiğini söyledi. Aralarında 0,8s performans farkı olan bu iki lastikten, buna dayanarak da takımların, süper yumuşak lastikle sıralanacaklarını ve 3 pit-stop yaparak da yarış boyunca yumuşak lastikleri kullanacaklarını söyledi. Bu set lastiklerin en son kullanıldığı yarış olan Monaco’da, takımlar farklı taktikleri denemişlerdi. Süper yumuşak lastiklerle yarışa başlayan Vettel ve Alonso, ilk pit-stop’larda yumuşak lastikleri takmış, Button ise süper yumuşak lastiği kullanarak yarışmıştı. Dolayısıyla burada genelgeçer bir taktikten bahsetmekten ziyade, takımların tercihleri ve pistin durumu önem kazanıyor. Buemi, yarıştan sonra verdiği röportajda, yarışa yumuşak lastikle başlayacağını, ancak hiç kullanmadığı üç set süper yumuşak lastiği yarışta kullanarak puan alacak konuma ulaşmak istediğini söyledi. Son birkaç yarıştır Alguersuari’nin 17-18. ceplerden başlayıp bu şekilde puan aldığını düşünürsek, Toro Rosso’nun bu taktiğinin işe yarayabileceğini görebiliriz.

Ancak gridin ön sıralarına geldiğimizde bu tip riskli taktikleri görmeyeceğimiz kesin. Pirelli ile yapılan bu 11. yarışta artık takımların lastik kullanımları ve stratejileri birbirine benzemeye başladı. İlk üç yarışta, ön gruptaki takımlar birbirinden tamamen farklı pit-stop stratejileriyle yarışırken, son iki yarış olan İngiltere ve Almanya GP’sinde tüm büyük takımlar aynı pit-stop stratejisini kullandılar. Ancak bu yarışta farklı stratejiler görebiliriz. Yarış günündeki pist sıcaklığının çok önemli olması şartıyla, takımlar yumuşak lastikleri kullanarak iki pit-stop’a yönelebilirler ya da sprint bölümler atarak süper yumuşak lastiklerle üç pit-stop yapabilirler (Çin GP’sini hatırlayın). Yumuşak lastiğin, genelde her yarışta kullanıldığı ve dolayısıyla takımlarca en çok tanınan lastik olduğu gerçeğini de bir kenara koyarsak, yarınki yarışta da bazı sürpriz pit-stop stratejilerinin görülebileceğine ihtimal veriyorum. Hamilton’ın, Q2′de süper yumuşak lastik kullanmayıp yumuşak lastikle tur atarak Q3′e kalması, rakiplerine göre 1 set ekstra yeni süper yumuşak lastiğe sahip olduğu anlamına geliyor. Bu da, Hamilton’ın yarışta süper yumuşak lastikleri kullanacak bir stratejiye yelken açtığının kanıtı yoksa bir set ekstra lastik saklayabilmek için Q2′yi riske atmanın başka bir açıklaması olamaz. Dolayısıyla Hembery’nin tahminine karşı bir strateji geliştirilmiş gibi duruyor. Lewis Hamilton, yarın üç pit-stop yapabilirken, Vettel ve Button’ı iki pit-stop yaparken görebiliriz çünkü onların fazladan süper yumuşak seti kalmadı.

Orta grupta ise Force India’nın, hem Sauber’i hem de Renault’yu yakalayıp geçtiğini söyleyebiliriz. Almanya GP’sinde de kendini gösteren bu trend, Macaristan GP’sinin sıralama turlarında da bariz bir şekilde göründü. Sezonu podyumlarla açan Renault, şu anda Q3′e bile kalamayan bir takım hâline dönüşmüşken, sezon başında 14-17. sıralar arasında mekik dokuyan Force India ise, Avrupa GP’sinden bu yana son dört yarıştır Q3′e kalmayı başardı. Bu da Sauber ve Force India arasında müthiş bir altıncılık mücadelesi geçeceği anlamına geliyor. Renault, önceki podyumların sayesinde beşinciliği neredeyse garantilemiş gibi görünüyor, ama bu form düzeyiyle bunun da riskli olabileceği kuşku götürmez. Mercedes, Araf’ta kalmış mevta gibi, ne cehenneme düşecek kadar kötü, ne de cennete girecek kadar iyi bir beşerin, sessiz ve etkisiz adımlarıyla dolanıp duruyor. Bu takımın, 2010′un aracını bırakıp o sezonun yarısından itibaren bu araca odaklandığını düşündüğümüzde, bu emeklerin ve paraların nerelere gittiğini insan sormadan edemiyor. Takım bir türlü o son adımı atamadı gitti. Hâlâ orta sıra takımı olarak devam ediyor.

Alt grupta ise değişen pek bir şey yok. Hattâ bazıları için daha kötü. Virgin, geçen yıl bu pistte 1:24 yapabiliyorken, bu sene 1:26′lık bir derece elde etti. Lotus, geçen seneki 1:24′lük derecesini bu yıla da taşırken, HRT de 1:26′larda dolaşmaya devam ediyor. Öndeki gruba yaklaşık 1 saniye daha yaklaşmış olmaları en azından sevindirici bir gelişme. Trulli’nin power steering probleminin giderilmiş olması ise ayrı bir mutluluk kaynağı. Uzun bir aranın ardından sıralama turlarından sonra ilk defa Trulli’yi nemrut bir suratla değil de gülerken görebildik. Yine de Kovalainen’in arkasında yer aldı, ama artık bundan sonraki yarışlar için daha umutlu olduğunu söyledi. Trulli ve umut, aynı cümlede geçti, ben de farkındayım, ama söylediği şey buydu. Perez ve Kobayashi, bir yıl daha Sauber’de kalmayı garantileyerek sıralama turlarına ekstra moralle çıktılar ve Perez, Kobayashi’yi geride bırakarak Q3′e kalmayı başardı. Ferrari’nin genç sürücü yetiştirme programında olan Perez’in, Ferrari’nin arka bahçesi Sauber’de bir yıl daha oyun oynayıp sonra Massa’nın yerine Maranello’nun yeni iki numarası olabileceğini şimdiden öngörebiliriz. Ricciardo’nun da, bir yarış sonra Liuzzi’ye bu kadar yaklaşması, birkaç yarış sonra onu geçebileceğinin sinyalini verir gibi. Böyle olursa, Buemi’nin yerine bir sonraki yıl Ricciardo’yu Toro Rosso’da görebiliriz. Helmut Marko, onu hemen Red Bull’a almayacağını açık açık söylemişti.

Durumlar böyle. Sıkıcı bir yarış olacağa benziyor. Ben, Hamilton’ın kazanacağını düşünüyorum. Vettel ikinci, Alonso üçüncü.

 

Ali Ünal

http://www.ali-unal.net/f1