Kategoriler
Köşe Yazıları

Serhan Acar: "Spora Bir Kez Daha Gölge Düştü"

Öncelikle bu haftaki Avrupa Ralli Şampiyonası organizasyonumuz Boğaziçi Rallisi nedeniyle, hem sadece F1’e konsantre olamadım, hem de alışıldığı üzere günlük raporları yazamadım. Ama bu noktadan sonra, sezon sonuna kadar F1 olan hafta sonlarında, bütün öncelik Grand Prix yarışlarında olacak. Hem siste, hem de forum vasıtasıyla daha fazla iletişimde olacağım sizlerle.

Cumartesi günkü sıralama turlarının, son bölümü özellikle çok heyecanlı oldu. Yayınlarda da söylediğim gibi, Ferrari Kanada’dan itibaren ciddi anlamda hızlandı. İstanbul Park’taki otomobile göre ciddi zaman kazandılar. Ancak çeşitli sebeplerden ötürü (Kanada’da tur bindirmeler, Valensiya güvenlik aracı, İngiltere temas ve ceza) bu hızı sonuca dönüştüremediler. Daha Cuma gününden itibaren Ferrari’nin Red Bull’a rakip olacağı belliydi. 0.002 saniyelik fark, sadece 15 santimetreye denk geliyor finiş çizgisinde.

McLaren, Mercedes ve Renault’nun, Ferrari ve Red Bull ile başa çıkamayacağı dün belli oldu aslında.

Bugünkü yarışın tartışma konusu belli. Ama onun öncesinde, yarışın genelinden de bahsetmek lazım. Öncelikle startta kalkamayan Vettel, iyice sağa kayarak bir anlamda Massa’ya liderliği hediye etmiş oldu. İlk virajda iki Ferrari’nin ilk iki sırada girmesi, gerçekten sürpriz oldu. McLaren’n 6. viraj öncesi atak yapabileceği düşünülüyordu ve Hamilton da, Webber’i tam olarak bu noktada geçti. Bu noktadan sonra Ferrari’nin yarışı kontrol edebileceği ortaya çıktı. Massa’nın tüm yarış boyunca gayet iyi bir iş çıkardığını söyleyebilirim. Ama Brezilyalı pilotun, bu seneki temel sorunu orta hamur ya da sert hamuru çalıştıramaması. Bu seneki stratejiler gereği, yarışların genelde dörtte üçü sert hamurla geçilince de, Massa sürekli geride kalıyor. Pit-stopun ardından, Alonso’nun atak yaptığı noktaya kadar zaman kaybetmesi de bu yüzdendi. Ama İspanyol pilota iyi savunma yaptığını söyleyebilirim.

Gerideki Vettel, galibiyeti zorlayabilecek kadar hızlı gözükmedi yarışın hiçbir evresinde. Aynı durum McLaren için de geçerli. Gri otomobiller, hız anlamında net şekilde Ferrari ve Red Bull’un gerisindeydi. Bütün yapabilecekleri, Webber’i arkada tutmaktı; ki bunu da yapmaları zor olmadı. Çünkü Webber, muhtemel motor problemiyle yavaşladı zaten. Yani McLaren için, bu hafta sonu hasar azaltımıyla geçilen bir diğer yarış oldu. Macaristan’da tablo çok değişmez; ama bu dört haftalık aradan sonra da McLaren hız anlamında gelişemezse, Avrupa sezonu sonunda liderliği kaybedebilir.

Renault ile Kubica, her zaman olduğu gibi istikrarlı ve sağlam bir iş çıkardı. Mercedes’e gelince… Kendi evlerinde elde edilen sekiz ve dokuzunculuk, tabii ki sevinilecek bir netice değil. Ama otomobilin hızı bu. Sonuçta dün Rosberg ile Schumacher arasında sadece 0.008 saniye vardı; yani otomobilden çıkabilecek her gram performansı almışlar zaten. Tabii otomobil yavaş ve sorunluyken, olan Schumacher’e oluyor. Her yarışta, daha da kötü gözüküyor. Onun durumunu F1 Racing’in Ağustos sayısında yazdım. Force India, Williams ve Sauber gibi takımlar için kötü bir hafta sonu oldu Hockenheim.

Gelelim meşhur olaya. Söylenecek o kadar çok şey var ki, nereden başlasam bilemiyorum. Yaşanan olaya (olay diyorum, çünkü senenin olayı oldu bu belki de) pek çok farklı açıdan yaklaşabiliriz. Ama başlamadan, mutlaka olaya Alonso, Ferrari veya anti-Alonso, Anti-Ferrari ekseninden yaklaşanlar olacağı için, her zaman olduğu gibi takımlar ve pilotlardan bağımsız olarak yorum yaptığımı hatırlatayım.

1- Formula 1, bir takım sporudur. Evet, her pilot önce kendisi için yarışır; ama bütün takımlarda her zaman için takımın başarısı, pilotun başarısından önce gelir. Yumurta ve tavuk olayı gibi, ‘Pilot başarılı olmazsa, takım başarılı olamaz’ diyebilirsiniz. Bu doğru. Ama daha önce defalarca gördüğümüz gibi, takım yönetimi açısından, takımın çıkarları, pilotların bireysel çıkarlarından her zaman daha önde gelir. Ortada bu kadar büyük paraların, unvanların döndüğü bir çevrede, takımın kendi çıkarlarına göre hareket etmesi son derece doğaldır. Takımın çıkarı, pilotlardan birisinin, diğerinin önünde olmasını gerektiriyorsa, buna göre hareket edilir. Bu her zaman böyle olmuştur ve biz ne kadar bunu beğenmesek de, FIA bunu ne kadar engellemeye çalışsa da, böyle olmaya devam edecektir.

2- İnsanlar, Formula 1’i en hızlı pilot-otomobil kombinasyonun kim olduğunu bulmak, pist üstünde çekişme izlemek, her spor müsabakasında olduğu gibi bir heyecan yaşamak için seyrederler. Dolayısıyla bir pilotun diğerine isteyerek ya da istemeyerek yol vermesini izlemek, hiç kimsenin hoşuna gitmez. Benim de hoşuma gitmedi. Bu durumda insanın aklına ‘Acaba bu kadar çok sevdiğimiz, ilgiyle takip ettiğimiz şey boş mu?’ sorusu geliyor. Yani bir Grand Prix’in sonucuna, pit duvarındaki bir takım patronunun karar vermesi, hiçbir fanın hoşuna giden bir durum değil. Çok fanatik Alonso taraftarları dışında, Ferrari’yi destekleyenlerin bile bugün kazanılan yarıştan dolayı mutlu olup, keyif aldıklarını sanmıyorum.

Birbirine tamamen zıt olan bu iki durumun, çakıştığı hallerde ortaya böyle tatsız bir tablo çıkıyor. Aslında, sorun, bu kararın yarış galibiyeti için verilmesi. Yani aynı olay, iki Toro Rosso pilotunu arasında yaşansa, hiç kimsenin umuru olmazdı. Ama takım yönetimi tarafından atılan zarlar, yarış galibiyeti için atıldığında işler değişiyor.

Ben kişisel olarak, bu tür durumları sevmesem, görmek ya da anlatmak istemesem de, takımların neden böyle şeyler yaptığını anlıyorum. Kısaca özetlemek gerekirse yaşanan şey, spor ahlakı açısından hoş değil, ama Ferrari açısından bakarsanız mantıklı. Puan tablosuna bakarsak, Massa bugünkü yarışı kazansaydı bile Hamilton ile arasında 65 puan olacaktı. Kalan sekiz yarışta, pilotlar şampiyonasında önünde altı rakibi olan Massa’nın, neredeyse üç yarış galibiyeti anlamına gelen bu farkı kapatması matematiksel olarak mümkün olsa da, pek gerçekçi değil. Dolayısıyla, Ferrari’nin kendi çıkarlarını korumak için kazanacak adam olarak Alonso’yu seçmesi, kendileri açısından doğru karar. Sonuçta Alonso, 10. yarışa kadar Massa’yı sıralama turlarında 7-3, yarışlarda 6-4 mağlup etmiş durumda ve Massa’dan 31 puan ileride.

Daha önceki yıllarda defalarca buna benzer şeyler yaşandı. Avustralya 98’de Hakkinen ile Coulthard, kendi centilmenlik anlaşmalarına göre yarışın galibini belirlediler. Gilles Villeneuve’ün Ferrari’de 1982’de, takım arkadaşı Pironi takım emirlerine uymayıp San Marino GP’sini kazandığı için, bir daha onunla konuşmamaya yemin edip, sonraki yarış Belçika’nın sıralama turlarında onu geçmeye çalışırken hayatını kaybettiği biliniyor. Özellikle Schumacher’in açık ve net olarak takımın birinci pilotu olması, benzer şeylerin sık sık yaşanmasına neden oldu. Japonya 1997’nin videosunu bulabilirseniz, Irvine’ın Williamslar’ın önünü kapatıp bilerek yavaşlayarak, Schumacher’in onları geçmesini sağladığını görebilirsiniz. Ya da 2002’de, şu anda F1’de takım emirlerinin yasak olmasının yazılmasına, Avusturya’daki olayın neden olduğu hatırlarsınız. Amerika 2002’de, Schumache rile Barrichello finişi yan yana geçmeye çalışınca bir başka skandala daha imza atıldı. Brezilya 2007’de Massa’nın kazanacağı yarışta Raikkonen’e yol verdiğini de unutmamak lazım. Kısacası Ferrari, bu konularda zaten sabıkalı olan bir takım. Tabii ki diğer takımlar da zaman zaman buna benzer taktikler denediler, ama listesi en uzun olan takım Ferrari.

Ne kadar engellense de, takım emirleri var olmaya devam edecektir. Ama can sıkıcı olan nokta, insanların aptal yerine konması. Massa, bir bakıma hiç rol yapmayarak, numara yapmayarak (tıpkı Rubens’in Avusturya’da yaptığı gibi) olup biteni tüm dünyaya ilan etti. Ancak insanlar, düzlükte ayağını gazdan çekip takım arkadaşına geçilen değil, Türkiye’de olduğu gibi tekerlek tekerleğe kapışan pilotları görmek istiyor.

Bir diğer can sıkıcı noktada, podyumdan sonra ve TV demeçlerinde yapılan yapmacık hareketler. Profesyonellik bu olsa gerek: hiçbir şey olmamış gibi davranabilmek. İşin garip tarafı, işler istediği gibi gitmediğinde herkesi ve her şeyi suçlayan Alonso’nun (Monza 2006: F1’i artık spor olarak görmüyorum / McLaren’deki 2007 sezonu / Singapur 2008: Hiçbir şeyden haberim yoktu / Valensiya 2009: İnsanlar manipüle edilmiş bir yarış izledi) sanki gerçekten Massa’yı dişe diş bir mücadeleyle geçmiş gibi davranması. Keşke o ilk atakta Massa’yı geçip farkı açıp, yarışı gerçekten (!) kazansaydı. Valensiya’daki yarışa manipüle edilmiş diyen Alonso, bugünkü olay Button ile Hamilton’ın arasında yaşansaydı ne derdi acaba? Bundan daha ala manipüle edilmiş bir yarış olabilir mi diye sormak lazım?

Ya da Domenicali’nin podyumda yaptığı birlik-beraberlik gösterisi. Bu tavırlar, sanırım herkesi daha da sinirlendirdi. Basın odasında Alonso’nun yuhalandığını duydum. TV demeçlerinden sonra yapılan basın toplantısında da, çok ağır ithamlarda bulunup gerçekte cevabı olmayan pek çok soruyu yöneltmişler Alonso’ya.

Konu Dünya Motorsporları Konseyi’ne gitti, ama neticeler kesinleşti. Ferrari’ye bence daha yüklü bir para cezası ve askıya alınmış (yani gerçekte verilmemiş) bir ihraç cezası gelir. Ancak fazla da bir şey değişmez.

Bu arada ikinci reklamımın zamanlaması, çok şanssız oldu. Son turlarda Alonso bastırıp Massa’yı zorlar, o kısımları kaçırmayalım diye reklam gittim ve yılın teliz mesajı geldi. Bu reklam zamanından dolayı kızanlar olduğunu gördüm ve inanamadım. Allah aşkına, birazdan böyle bir telsiz konuşmasını yaşanacağını, ya da 30 saniye sonra yılın en büyük kazasının yaşanacağını nereden bilebilirim? Özel olarak, yarışın en önemli saniyelerini kaçırmak için mi reklama girdik sizce? Herhalde, bu reklamın zamanına kızan kişilere, yılın telsiz mesajının az sonra geçileceği malum oldu. Geçen hafta, son reklamı damalı bayraktan sonraya bıraktım diye tebrik edenler vardı; bu hafta reklama gittikten sonra yaşanan olay için sövenler var. Gerçekten Türkiye’de her zaman sonuca göre konuşuluyor.

Çok uzun bir yazı oldu ama konuyu şöyle bitirelim: yaşanan olayı ve neden yaşandığını anlıyorum; ama hem kabul etmek istemiyorum, hem de spora bir kez daha gölge düştüğünü görerek üzülüyorum.

http://www.serhanacar.com/haber/203/almanya-gp#8217;si-