Kategoriler
Sizin Köşeniz

F1 2010 Derleme

Yazıma şöyle başlıyayım;

 Öncelikle yarışlardaki sıralama turlarına bakarsak Redbull’un üstünlüğünü görürüz. İlk 5 yarışın tamamında ilk sıradan başlayan Redbull downforce kazanarak virajlarda da iyi bir ivme yakalıyorlar.Neden bu işe fazla yatırım yapan takımlar sıralama turlarında bu kadar pasif kalıyor ve sürücüler demeçlerinde “Redbull’u yok bu yarışta yenmek imkansız””Bu yarış Redbull’a uygun geçemeyiz diyorlar”…

Adrian Newey downforce kazanan bir araç tasarladı. Takımların pole pozisyonunu alamaması bence sene başında yapılan tasarımların yere basma yerine aracın çeşitli bölgelerinde yoğunlaşılmasıdır.Eğer sene başında Mclaren,Ferrari gibi güçlü takımlar kanatlarla,motor kapaklarıyla ya da aracın ağırlığıyla uğraşmasalardı(bu saydıklarım takımlar için önemli ama fazla üzerlerinde durdular) önemli vakitlerini kaybetmezlerdi.Gelelim takımlara;

Mercedes:

Geçen sene ilk 7 yarışın 6’sından zaferle ayrılan ve  1 podyum kazanan takımı neden bu sene gerilerde görüyoruz?

Bunun bence 2 sebebi var;

1.si Jenson Button’un sürpriz bir şekilde ayrılması(getirdiği sorunlar çok büyük Schumacher stiline uygun olmayan bir araçla yarışmak zorunda kaldı)

2.si takımın sezon başında yanlış ayarlarla çıkması ve apexlerinin düşük olmasıdır.

Mercedes gp hatalarını yavaş yavaş anladı sanırım.F-kanal sistemini fazla downforce kaybetmeden yapmayı başarırlarsa ve viraj çıkışlarında çabuk hızlanırlarsa ön sıraları zorlayabilirler.

Mclaren:

Geçen seneyi pek parlak geçirmediler. Sonradan toparlasalarda tek pilot(hamilton)yetmedi.

Mclaren seneye ilginç bir tasarım olan f-kanal sistemiyle iyi bir atılım yaptı fakat bu sistem downforce kaybettiriyor.Mclaren eğer downforce kazandıracak bir sistem bulursa Redbull’a yetişir.

Ferrari:

Geçen sezon tam bir fiyaskoyla tamamlayıp sezonun ortalarına doğru 2010 çalışmalarına başladılar. Ferrari açıkça neden yavaş olduğunu bilemiyorum(downforce hariç) sezona iyi başladılar,gelişimleri için oldukça uzun zamanları vardı.Ama yaptıkları en önemli hata önden kayan bir araç yapmaları ve downforce elde edememeleri…

Redbull:

Geçen sezonun flaş ekiplerinden biri olan redbull bu sene geçen seneki Mercedes gp’ye benzetiyorum.Aralarındaki tek fark Brawn gp&Buton fırsatları iyi değerlendirdi ve dayanıklılık sorunu yaşamadı,Redbull ise dayanıklılık sorunları yüzünden sorunlar yaşadı. Redbull,sıralama turlarında deposu boş olan araçlarla nasıl downforce elde edebiliyorlar orasını çok merak ediyorum…

Biraz genel bir yazı yazmak istedim bu yüzden yazıma Schumacher ve Türkiye Grand Prix ile devam edeyim;

3 yıl ayrılığın ardın gümüş oklarla F1’e dönme cesareti gösteren Michael Schumacher’i tebrik ediyorum. İlk 4 yarışta gösterdiği performans gerçekten kötü değil,basının Schumacheri çeşitli şekilde eleştirdi.Bu yapılan eleştiriler gerçekten yersiz.

Bir yazıda okumuştun Coultard şöyle diyordu;

“Schumacher’in şu an yarıştığı aracın, Brawn GP’de devam etmesi beklenen, ancak son kararında McLaren’ı tercih eden Jenson Button için tasarlanmış bir araç olduğuna dikkat çekti”Bence kimsenin aklına gelmeyen bir noktaya değindi.Daha dün İspanya Grand Prix’inde Schumacherin yerinde kim olsa Button’a direnemeyeceği heleki düzlükte 10-15 km hızlı bir aracı arkasında tutması Schumacherin farklı olduğunun bir ispatı.

Schumacheri eleştirenlere söyleyeceğim tek söz schumacher’in kendi sözüdür;

“Hiç bir zaman kendi limitlerime ulaşamadım. Beni daha hızlı olmaktan alıkoyan hep aracın limitleri olmuştur,kendi limitlerim değil.”

Schumacher’e Bu sene kendi stiline uygun redbull aracı verseler bütün yarışlarda podyuma çıkar. Aracın 1.3 sn yavaş olması gerçekten düşündürüyor beni,sorun Schumacher de olsaydı yada Schumacher sorunun kendisi olduğunu düşünseydi F1’ i bırakır yerine Heidfeld geçerdi.Bunu şu sözünden daha net anladım;

“eğer yarış kazanmakta zorlanırsam ve şampiyonluktan uzaklaşırsam kariyerime devam etmeyi düşünmüyorum” (ve öyle de yaptı)

Schumacher sorun kendisi olsa o anda bırakabilecek bir adam.Schumi “Ya bu deveyi güder ya da bu diyârdan gider”.Sorunun araç olduğunu bize İspanya’da ispatladı.Artık basının da pek ses çıkartacağını düşünmüyorum.

Neyse Gelelim Türkiye Grand Prix’ine;

Türkiye Grand Prix bu sene daha fazla seyircinin gelmesini isterim.Bu sene televizyondan ve F1 dergilerinden okuduğum kadarıyla şu ana kadar yapılan yarışların en fazla bilet satışı yapıldığını söyleniyor.Bence 2 sebepten ötürü seyirci artışı oldu;

1.si Bilet fiyatlarının düşürülmesi

2.si Michael Schumacher’in F1’e dönmesi

Güzel bir pistimiz var iyi organize ediliyor, biletler her yıl fazla satılırsa, F1’i nasıl her yıl takvimin değişmezlerinden biri olan Monako gibi olmazsa olmaz pistlerden yaparız.

Son olarak yazımda bu hafta yapılacak olan Monako Grand Prix’le tamamlıyayım;

Takvimim en dar ve en ilgi çekici pisti olan Monako sadece hak edenlerin kazandığı bir pist, bu nedenle bu hafta oldukça ilginç bir yarış olacağını düşünüyorum.

Pole pozisyonunu da en doğru zamanda trafiğe yakalanmayan pilotun alacağını düşünüyorum.

Sıralama ile ilgili tahminim 1.Vettel/Weber/ 2.Hamilton 3.Alonso/M.Schumacher /Massa

Yarış ile ilgili tahminim atak olmaz ama tecrübeli pilotlardan atak bekliyorum.Michael bence podyuma girebileceği(şu anki araçla) birkaç pistten biri.

Monako’da yağmur olmasını isterim, sıralamalar kuru bir havada temiz bir şekilde geçsin.

F! SEVER      Saygılar…

Kategoriler
Sizin Köşeniz

Pilot Kadroları Nasıl Şekillenecek?

Öncelikle yazıma tüm F1 severlere selam vererek başlıyorum. Ardından sizleri pilot pazarında bir gezintiye çıkarmak istiyorum.

Öncelikle Ferrari’ye uğrayalım. Kırmızılar kötü bir sezonun ardından değişim istediler ve pilotlardan birini değiştirerek bu değişimin başlangıcını yaptılar. Ne kadar doğru bir karar tartışılır ama Fernando-Ferrari birlikteliği sonunda gerçekleşti. Gelecek sezon aracın hızlı olacağını düşünürsek Fernando-Felipe kadrosu biraz riskli olarak düşünülebilir ancak ben Fernando’nun belli olgunluğa ulaştığını düşünüyorum. Bu açıdan belli sorunlar aşılabilir. Kırmızıların kadrosu tamamlandı, bakalım gelecek sezon onlar için nasıl geçecek?

Her neyse şimdi de McLaren’e dönelim. McLaren’de birinci pilot zaten hazır: Lewis Hamilton. İkinci pilot içinse belirsizlik var. Bana göre bu kokpit için üç seçenek bulunuyor: Ya Heikki devam edecek, ya Kimi ile anlaşılacak ya da Nico Rosberg için atak yapılacak. Bu seçeneklerden en iyisi Kimi gibi gözükse de Lewis-Kimi kadrosunun belli riskleri de var. Heikki ihtimali ise taraftarların çokta istediği bir durum değil. Nico düşüncesi ise çok uygun ancak Nico’nun Brawn’a geçeceği düşünülüyor. Bunları düşünürsek McLaren’in ikinci pilotu için belirsizlik sürüyor ve biriyle anlaşılana kadar sürecekte.

Şimdi grileri bırakıyoruz ve sezonun flaşına doğru yöneliyoruz. Brawn GP çok iyi bir sezon geçirdi ve geçiriyor. Bunun için Jenson ile yollar ayrılmayacak. Ancak ikinci pilot için Nico söylentileri yüksek hızla yayılıyor. Barichello-Nico takası olursa bence Brawn iyi bir iş yapmış olacak.

Toyota ise transfer sezonunu en hareketli geçirecek takımlardan biri. Jarno ile yollar ayrılıyor Timo ile de ayrılması çok yüksek ihtimal. Bunun için Toyota’nın iki yeni pilota ihtiyacı var. Robert için savaştılar ancak Renault’a yenildiler. Şimdi de Kimi için atak yapabilirler fakat alabileceklerini düşünmüyorum. Bence Toyota için en iyi seçenek mevcut pilotlarla devam etmek ancak böyle yapmayacaklarına göre pilot seçimleri hakkında çokta fazla fikrim yok.

Renault’ta ise Fernando’nun gidişinin ardından Robert Kubica ile anlaşıldı ve çokta iyi bir iş yapıldı. Tabii ikinci pilot için bir belirsizlik var. Kimileri Grosjean’a şans tanınacak dese de ben Renault’un tanındık bir pilotla anlaşabileceğini düşünüyorum. Belki yine Heikki ile anlaşılır. Kim bilir?

Fransız arabasından Formula 1’in “saf” yarış takımı olan Williams’a dönelim. Williams Nico-Rubens takası üzerinde duruyor. Zaten takımdan “Bir tecrübeli bir de genç pilotla yarışacağız.” açıklaması da geldi. Yani Rubens ve çaylak bir pilot ihtimali yüksek. Nakajima ile devam çok söz konusu değil.

Bunların dışında Force Indıa mevcut kadrosuyla devam edecek. Toro Rosso’da gençleriyle devam edecek. Red-Bull ise Sebastian Vettel-Mark Webber ikilisinden memnun. Tabii Mark’ın gidebileceği ihtimali de belli ölçülerde var. Ne kadar doğru bilemiyorum.

BMW satılırsa Nick’in orada yer alacağı ihtimali yüksek. Griddeki takımları bitirdikten sonra boştaki diğer pilotların ne yapabileceğine bakalım. Jarno Trulli muhtemelen yeni takımlardan Lotus ile yarışacak. Timo Glock’ta yeni takımlarda olabilir diyenler var. Villeneuve, Sato, Klien gibi pilotlar yeni takımlarla birlikte dönme planları içerisindeler.

Umarım yazıyı beğenerek okumuşsunuzdur. Bol F1’li günler diliyorum.

Emre Yılmaz

Kategoriler
Sizin Köşeniz

Benim Penceremden Kimi

İlk olarak Sauber’de gördük seni, o zamanlar siyah gri arabada Schumi’ye kafa tutan bir Hakkinen’i destekliyorduk . Fakat son turda motor patlatan bir araba ile umutlarımız sönerken gencecik yakışıklı bir çocuk, bir dünya şampiyonunun yerini alıyordu, o da Hakkinen gibi bir Finli idi ve yeteneği müthişti. Onun adı Kimi Raikkonen idi. Kısaca Kimi, sonra Ron Dennis tavırlarından dolayı sana Ice-Man dedi ve haklıydı. Kaderin bir cilvesidir ki, sen Sauber’de Formula’ya ilk adımını attığında Alonso adında, senden bir yaş küçük bir genç Minardi’de sürüşe başlıyordu.

Fakat sen ondan ilk zaman daha çok dikkat çektiğin için seni Mclaren kapmıştı fakat Renault, Alonso için acele etmedi ve aynı yıl sen David Coulthard ile yarışırken, Alonso Renault’da test pilotluğu yapıyordu. Bence ikiniz arasında dönüm noktası buydu, sen grid’dee sürerken, Alonso mühendislik bilgileri tahsil ediyordu.

Yıl 2003 idi. Alonso Renault’ta yarışmaya başlıyor sende ,grid’deki üçüncü hızlı araçla efsane sürücü Schumi ve Ross Brawn yönetimindeki Ferrari’siyle şampiyonluk mücadelesi veriyordun. Bir birincilik ve altı adet ikinciliğin seni şampiyonluk potasına sokuyordu ve F1, Schumi’yi durdurmak için getirilen puanlama sistemi tartışmaya açılacakken iki puan farkla Schumi şampiyon oluyordu,sense ikinci.
Yıl 2004. Schumi F2004 ile adeta şov yapıyordu. Bütün yarışlar Schumi’nin at başı olarak başı çekmesi seyir zevkini bozuyor ve izleme oranlarını düşürüyordu ama efsane araba ile efsane sürücüyü izlemenin ne kadar keyifli olduğunu F1 severler Schumi Formula 1’den gidince anlayacaklardı o güzel yılların değerini. Mclaren aracı ise İngiliz medyasından o kadar ağır eleştiriliyordu ki, bahse giren gazeteciler olmuştu eğer Mclaren yarış kazansın Silverstone’da çıplak yürürüm diyen gazeteciler. Ve Spa’daki Belçika GP’si geldi çattı. Tabi ki favori Schumi idi. Gridin 2. sırasında Schumi ve sen gridin 10. sıradan kalkarak kalkışta bir çok araba geçip ilerleyen turlarda Schumi’yi geçmiştin. Ve yarışı birinci bitirmeye çok yakınken kaza olmuş güvenlik aracı içeri girmiş Schumi ile arandaki fark sıfırlanmıştı son turlara sen ilk sırada ve arkanda efsane araba ile Schumi ve güvenlik aracından sonra yeniden start verildi Schumi kovaladı. Sen kaçtın, Schumi gaza bastı; sen bastın. Aman Allah’ım, Mclaren cephesinde buna kalp dayanırmıydı fakat nafile, yarışın son turunda yarışın en hızlı turunu atmıştın ve işin en ilginç tarafı daha önce dünya şampiyonu olduğu 2000 yılında SPA’da Hakkinen’e harika bir atak ile geçilen Schumi, şimdi de dünya şampiyonluğunu garantilediği yarışta, 2004 yılında yine Spa’da yine bir Finli’ye, sana geçiliyordu. Belki de efsane pilotun kötü kaderiydi bu. Ve Ron Dennis ise malum gazeteciyi  sözünü tutması için Silverstone’a davet ediyordu.

Ara sıra senin haberlerin geliyordu, içkiye çok düşkün, çapkınlık da yapıyor diye. Ama sen bütün bunları umursamıyor sadece kendi hayatını yaşıyordun. Zamanla taraftar kitlen daha da büyüyordu ve bunlardan bir tanesi Ferrari liderlerinden biri Jean Todt’tu, o sana olan hayranlığını gizlemiyordu. Schumi’nin yanında podyumda sen olduğunda sana sıcak davranıyordu.

Yıl 2005, herkes Ferrari ve Schuminin domine ettiği yıllardan bıkmıştı, seyirci sayısı azalıyordu, yeni kuralllar çıktı ortaya ve yeni kurallar ile Renault ve Mclaren öne çıkıyordu. İki değerli pilot; Kimi ve Alonso sahne alıyordu. Sezonun başlangıcında Renault ile Alonso iyi başlangıç yapmış, Mclaren geride kalmıştı. Fakat sezonun ikinci yarısında öyle bir KIMI izledik ki, biz herkes sana hayran olmaya başlamıştık. 13 sıradan kalkıp podyuma çıkmalar, 17.sıradan kalkıp son turda adam geçip yarışı kazandığın yıllar herkesi büyülüyordun ama araban yeterli gelmiyordu yolda kalıyordu. F1 en yetenekli sürücülerin arasında sayılan Montoya’yı rahatlıkla geride bırakmış ve şampiyonayı ikinci bitirmiştin ama o yıl gönüllerin şampiyonu olmuştun.Fakat Briatore ve Alonso denen genç çocuğun hakkını yememek lazım, şampiyon dayanıklı bir Renault ile onların olmuştu.

Yıl 2006 ve yeni bir yılda bahisçiler kime oynayacaklarını şaşırıyorlardı. Efsane pilot Schumi mi yoksa genç çocuk ateşli İspanyol Alonso mu, yoksa Ice-Man – Raikkonen mi? Bahis siteleri parayı sokağa atmazdı ve şampiyonlugun en güçlü adayı seni görüyorlardı. Öyle ki; Niki Lauda, Kimi ve Schumi’den hızlı diye röpartajlar veriyordu. Şimdi herkes bu üçlünün kapışmasını merakla bekliyordu. Gözler ilk grand prix olan Bahreyn’deydi. Sıralamalarda Schumi birinci, Alonso dördüncü, sen ise gridin son sırasından(22.sıra) idin, yarış başlıyordu ve sen 22. sıradan kalkıp podyumun üçüncü basmağında bitiriyordun. Alonso ise Schumi’yi yeneceğinin işaretini daha ilk yarışta vermişti. Çünkü; 1.Alonso 2.Schumi 3.Raikkonen idi.

Fakat Mclaren geride kaldı ve sen Mclaren arızalarından bıkmış yönünü küçüklüğünde tuttuğun takıma Ferrari’ye çevirmiştin .

Alonso’ya yenilen efsane pilot Schumi ise seni Ferrari’ye geldiğini bildiği için ya seninle yarışacaktı, ki bu onun için sen yanında bir ikinci pilot olmayacak, daima kendisini tehdit eden bir pilot  olacağın anlamına geliyordun.O da gerek ailesi, gerek Massa’ya olan sevgisi,  gerek Ross Brawn’ın bırakması ve de Alonso’ya yenilmiş olması ile emeklilik kararı almış oluyordu. Şu da bir gerçek ki herkes çok istedi Schumi’nin son yılında şampiyon olarak bırakmasını. Suzuka’da önde götürdügün yarışı 36. turda patlayan motoru buna izin vermemişti. Belki de Alonso’nun iİalyada patlayan motoruna sevinenlerden daha çok kişi Suzuka’da efsanenin motoru patladığınıda üzülüyordu.

Ve yıl 2007, Kimi Raikkonen Ferrari’de… Herkes değişen kurallar çerçevesinde Bridgestone lastiklere ve de V8 motorlara geçiyordu, Alonso’nun deyişiyle Formula 1, Grand Prix 1 olmuştu.

Ve herkes Ferrari’nin 2007 yılını domine edecegini düşünüyordu, nitekim böyle düşünenleri haklı çıkarır gibi sezonun ilk yarışı Avustralya’daki gibi sen nerdeyse uyur bir hâlde kazanıyordun. Fakat ne olduysa oldu birden Mclaren kanatlandı, yine rakibin Alonso idi ve bu sefer eski takımına karşı savaşıyordun ve sessizce yetenekli genç bir çocuk yeni kurallarında yardımıyla Alonso ve sana kafa tutuyordu, onun adı Lewis Hamilton’du. Bu çocuk V10 motorlu ve michelin lastiklikli Mclaren’de teste tabi tutulmuş fakat De La Rosa’dan 2 sn yavaş kalınca, takım son yarışlarda ayrılan Montoya yerine De La Rosa’yı yarıştırmıştı yoksa Lewis ile takım arkadaşı olacaktın.

Bu yıl o kadar iyi yarışlar çıkarmasanda son yarışlardaki performansınla bir puan farkla ŞAMPİYON olmuştun ve üstünden büyük bir yük kalkmıştı, artık F1 iki şampiyondan biri sendin.

Fakat senin en büyük destekçin takımda Jean Todt ayrılıyordu.

Ve yıl 2008  bu yıl şampiyonluğu daha rahat kazanacağın düşünülüyordu ki nitekim İspanya’da, kendini çok geliştiren Felipe’ye bir cevap vermiştin. Ardından Fransa’da açık ara birinci giderken egzoz borun patlamıştı ve sen ikinci olmuştun. Ferrari arıza yaptı. Geç takılan lastikler, pit hataları, pit yolunda sana çarpan Lewis, startlarda senin önünü kapatıp Lewisin önünü açan Massa ve yine SPA…

Önce takım arkadaşın Massa’yı geçmiş, daha sonra Lewis’i geçip son iki turda yağan yağmur, hiç olmadığı kadar yağışlı geçen bir sezon ve yağmurda iyi olan Mclaren aracı. Ve bence hem sana hem de Massa’ya şampiyonlugu kaybettiren acemi şef Stefano Domenicali…

Bu arada yiğidi öldür hakkını yeme derler, çarpa çarpa ,çimlere çıkarta çıkarta, virajlarda dala dala bende varım diyen yeni genç şampiyon.

Lewis Hamilton

Yıl 2009 … Ve yine değişen kurallar… Ama o da ne? Herkesten en az 1 sn hızlı bir Brawn aracı ve üçüncülük için yarışan bir Ferrari’de yine sen ve yine Spa, yavaş bir Ferrari harika bir yarış ve harika bir sonuç.

Jenson Button ise bu yıl muhtemelen şampiyon olacak.

Şimdi Ferrari’den gidişin konuşuluyor. Farketmez nereye gittiğin, senin fanların da seninle gidecek.

Fakat gerçek bir F1 severin sana saygı duymaması mümkün değil. Yüzyılın en büyük iki takımında yarışmış, şampiyon olmuş, efsane pilotların pistinin kralı olmuş, harika yarışlar çıkarmış biri olarak hafızalarda, kalplerde gönüllerdesin. Playstation oynamazsın, simülatör kullanmassın, sana verilen yeteneğe güvenirsin, fazla çalışmayı da sevmezsin. Her güzelin bir kusuru olduğu gibi sen de kusursuz değilsin, fakat sürüşünle sevilmeyi hakediyorsun.

Futbolda FIFA hep Pele’yi desteklemiştir, çünkü o çocuklara yardım eder, futbolun sevdirilmesi için çalışır, diğer yanda kokain kullanan bir Maradona hiç kimsenin işine gelmez. FIFA, yüzyılın futbolcusunu seçer, adına Pele der. Ama aynı yarışmayı internete koyar taraftarlar Maradona der.

Ecclestone sevmez seni, Montezemolo sevmez, çünkü sen şov yapmıyor, sadece sürüyorsun ve hayatını yaşıyorsun. Patronlar ise hem süren hem de kendilerine para kazandıran şovmen isterler .

Her neyse şudur budur, sürçü lisan ettiysek affola. Hepinize saygılar sevgiler.

Ferzan Dağ

(Eleştirel yaklaşan arkadaşlara derim ki; bunlar benim “Kimi” deyince aklıma gelenler, herkes farklıdır, ben kendi penceremden yazdım.)

Kategoriler
Sizin Köşeniz

Efsanenin Efsane Sözleri …

Arkadaşlar  umarım  beğenirsiniz

* Kazanan bir pilotun neler hissettiğini asla anlıyamazsınız.çünkü Kask anlasilmaz duyguları içersinde saklar …

* İkinci bitiren sadece birinci kaybedendir …

* Problemsiz kazanmak çok güç. Savaşmak, Zaman HarCaMaK zorundasın bütün inancın, idealin bu olmalı eğer savaşamıyorsan baştan kaybetmişsindir ve sen bir hiçsindir bütün bunlar için mücadele etmelisin …

* Yarislar, rakiplerle mücadele benim kanımdadır, benim bir pArçAm ve hayatımın bir bölümüdür.Eğer sonuçta hayatıma mal olacak bir kaza geçireceksem, tek DİLEĞİM herşeyin bir anda ve hemen olmasıdır.Tekerlekli sandalye’ye mahkum kalmak istemem veya hastane köşelerinde yıllarca sürünmek te istemem.Yasayacaksam , Herseyimle ve bir bütün olarak yaşamalıyım.Yarım olarak yaşamak beni mahveder …

* Bu Turda en iyiyim ve bunu size kanıtlayacağım.bir dahaki Turda da kanıtlayacağım ve ondan sonrakinde de kanıtlayacağım …

* Yarış herkes için zor şartlarda geçti ama zor benim hırsımı hırsımda azmimi tetikliyor.bugün bizim çocuklara yarışmayı öğrettim bir sonraki yarış ise uçmayı öğreteceğim …

* Risksiz bir Sürüş düşünemiyorum, her pilot kendini geliştirmeli, her pilotun kendi limitleri var benim ki diğerlerinin biraz üstünde …

* Tekerlekli sandalyede yaşlanmak yerine 300 kilometrelik / h ile duvara çarparak ölmeyi tercih ederim …

Senin gibisi gelir mi bir daha Senna Efsane için söylenmiş sözler:

* Basın mensupları prost a niye geçildiğini soruyor.prostun cevabı şu

“Ben bu takımda yarıştığım sürece düz yolda senna beni geçer.senna yarış sonrası şampanyala ıslanır, ben ise sadece ter kokarım.”

* Ona karşı yarışabildiğim için kendimle gurur duyuyorum, bi profesyonel olarak saygı duyduğum tek pilot, sennanın onuruna bidaha asla f1 koltuğuna oturmayacağım … Alaein Prost

* Ayrton, Michaelde bu Standartları başka boyuta taşıdı sadece hayallerimizde görebileceğimiz standartlar koydu bize …

* “O kağıt üstünde bir aracı rakibinden bir saniye daha yavaş sürebilirdi de.Böyle bir durumda rakibinizi mağlup edemeyeceğinizi düşünürsünüz.Pilotların% 99’u bunu kabul edecek ve diyeceklerdir ki” haftaya yeni bir motor ile beraber yine burada olacağız “. Ayrton böyle değildi. O ‘en hızlı olabilirim’ diye düşünür ve bunu yapardı da.Hayal kurmuyordu.Sadece yapıyordu. “

-Gerhard Berger

UNUTMADIK unutmayacağız Kalbimizdesin Ayrton Senna

Paylaşan   HAKAN KÖŞ

Kategoriler
Sizin Köşeniz

Garaj Takımlarına Dönüşün Nedenleri

Formula 1 = Formül 1… En iyi formulü bulanın kazandığı bir yarış, bir spor organizasyonu…mu? Tabiki değil;

Günümüzde Formula 1 organizasyonu spor ve yarışma olmaktan çok küresel bir endüstri halini almış durumda. Çok değil bundan 10-15 yıl önce takımlar 50 milyon dolara şampiyonada ciddi bir yer edinebiliyorken bugün bu rakamın sonuna bir sıfır faha eklendi ve sadece nakliye ya da sosyal etkinliklere harcanan paralar bile bir sezonda 50 milyon doların çok üzerine çıkabiliyor.

Buna ister dünya piyasalarının aşırı şişmesi diyin isterseniz de pistteki rekabetin ulaştığı ekonomik maliyet.. Her şartta tek sonuca varıyoruz, mevcut dönemin kapandığına.

2000’li yıllarla birlikte bir çeşit Formula 1 üst yönetimi olan ve bana göre Formula dünyasını yöneten MaxMosley, sahibi Barnie Eclestone ve en güçlü takımı Ferrari üçlüsünden oluşan, Formula 1’in milenyumla birlikte sınıf atlamasını sağlayarak bir cazibe merkezi haline getiren ve en önemlisi sporu, markaların yarışı olmaktan çok global ekonominin şartlarına ayak uyduran bir ”amerikan güreşi şovuna” çeviren bu üst kurulun hedeflerinin en büyğü tabiki bol paralı ve dünya pazarına hakim olan, WRC tabiriyle ”fabrika takımlarıydı. Bu üreticileri piste çekerek onların marka değerinden faydalanmak küresel ekonomiye ayak uydurmak demekti, böylece Formula’yı her ülkeye ve hatta her eve sokmak çok daha kolay olacaktı… (tabiki hekes emeğinin karşılığını alacaktı)

2000 yılından itibaren Formula 1’e giriş (hatta çıkış) yapan ve aynı zamanda dünya pazarında söz sahibi olan markalar;

1-Toyota (dünya pazarı 1.si)

2-Honda

3-BMW

4-Renault

5-Jaguar

6-Spyker

Fabrika üreticileri gelip, Stewart,Arrows,Minardi,Jordan gibi F1’in harflerini oluşturan takımları satın alarak ya da yeni takımlar kurarak bu spora(pazara) el attılar.Çünkü Formula 1 90’lara göre daha az ilgi görmesine rağmen gelişen iletişim teknolojileri sayesinde onlarca ülkede henüz yeni tanınmaya başlamıştı (mesela Türkiye,Çin,Hindistan) ve dünya nüfusunun %25’ine direkt olarak ulaşıyordu. Bu da vahşi bir rekabetin yaşandığı dünya otomotiv sektörünün (özellikle uzak doğulu) öncülerini cezbetmeye başlamıştı. Fakat geçen zaman içinde durumun sanıldığı gibi olmadığı ve bu üreticilerin pazar amaçlarına ulaştıkça türlü bahanelerle (bir türlü gelmeyen başarı ya da sözde ekonomik nedenlerle) yarışlardan çekilmeye başladıklarını gördük.

Neden gidiyorlar?

Aslında milenyumla birlikte başlayan bu süreç çoktan kangrene dönmüş durumda. Bir dönem WRC’nin sırtını dayadığı sitem bugün şampiyonanın 5 takımlı 3 motorlu kısır bir organizasyona dönüşmesine neden oldu ki yakın tarihte Formula 1 gridindeki araç sayısı bile 20’yi geçemezken 1977’de yarış lisanslı takım sayısının 21 olduğunu düşünürsek geldiğimiz nokta apaçık ortada.. Buradan anlıyoruz ki FIA ve Eclestone da bu soruna el atıp seneye 13 takım yarıştıracak fakat bu kadar basit değil. Nasıl mı?

Son 10 yılda şampiyon pilot sayısı 4, takım sayısı ise sadece 3, işin tuhafı bu kısır süreci oluşturan ve sürekliliğini sağlayan en önemli yapı taşlarının ”gridde sadece yer doldurduklarını” farketmesi çok uzun sürdü. Öyle ki düne kadar giderim diye tehdit eden takımlar bugün gönderilme noktasına geldiler.

Şimdi bu sistemin devamını sağlayan Toyota,Renault,BMW,Honda hatta Mercedes spordan çekilirse ne olacak? Yani sürekli kazanan bir takım, bir plase takım ve bir sürpriz takım sistemi bitiyor mu? Bu sistemi kuranlar bugün geldikleri noktada tıkandılar ve 10 yıl sonra bitirmeye karar verdiler. Kendi elleriyle kurdukları sistem çalışmıyor, Artık Schumacher yok ve Ferrari kazanmadıkça son 10 yılda ulaşılan hedef kitle yarışlardan zevk almıyor, italyanlar Ferrari ispanyollar Alonso için izlemeye devam ediyor fakat ya geri kalan ”hedef” kesim? Sürekli yeni ülkelere ve pistlere giderek ilgiyi canlı tutmayı bir şekilde başaran bu üst kurul taşıma suyla değirmeni daha fazla döndürememiş olacak ki soruna kalıcı bir çözüm buldular, ”az masraf ve çok takım” kısaca garaj takımları. Fakat bu strateji değişikliği pek kolay olmayacak gibi, zira bu üst kurul bu defa gridin en güçlü takımını yanına almayı başaramamış gibi görünüyor ve kabul etsek te etmesek te Ferrari olmadan bazı şeyleri değiştirmeniz çok zor.

Nedenini bilmiyoruz fakat yakın geçmişe baktığımızda Formula 1’i yöneten bu üst kurulun arasında zaman zaman çatlaklar yaşanmakta ve karşılıklı çıkar-menfaat suçlamaları hatta gizli anlaşmalardan bahsedilmekteydi. Bunun en açık örneği ise 2009’un ilk çeyreğinde değişen bazı kurallar hakkında Ferrari başkanı LucaDe Monte’nin karşı tavrı ve F1’den çekilme tehdidi sonucu Barnie Eclestone’un bir döneme ışık tutacak bazı bilgileri basına sızdırmasıydı. Bunlardan bazıları FIA tarafından 2002 yılından beri Ferrari’ye maddi ve teknik açıdan çeşitli özgürlükler tanındığı ve hatta FIAT’ın 2002 ekonomik krizinde elinden çıkardığı büyük miktardaki Ferrari hisselerinin %12’sinin LehmanBrothers aracılığıyla Barnie Eclestone’a devredildiğiydi.

Asla ıspatlanamayan bu iddia bir yana dursun 2002 yılında batmak üzere olan FIAT 2005 yılında ise GeneralMotors’dan sattığı hisseleri geri alacak kadar güçlendi. Bu 3 yılda Ferrari yarışları domine ederken en çok para kazanan takım olarak Formula 1 takımından FIAT’a para aktarmaya devam etti. Yüklü sponsor anlaşmaları ve diğer takımlara oranla organizasyondan aldığı fazladan para ile GneralMotors’un zor günler yaşaması birleşince sattığı hisselerini ve 1,6 milyar dolar para ile birlikte GM’de bulunan ”tüm hisseleri satın alma opsiyonu”nu geri kazanarak ekonomik olarak çok rahatlayan FIAT (aslında Ferrari) FIA ile olan bir çeşit göbek bağından maddi olarak ta kurtulmuş oldu(Chreysler’e ortak olacak ve Opel’i satın almaya kalkışacak kadar).

Böylece FIA ile ters düşmeye çoktan başlamış olan Ferrari FOTA’yı aktif hale getirdi hatta yönetmeye başladı. FIA ve Eclestone ise düşük bütçe uygulamasını kademeli olarak ta olsa hayata geçirmeyi kafasına koymuş durumda. Buna ek olarak FIA ve Eclestone ile Ferrari’nin uzlaşamadığı bir başka konu ise şu ki Ferrari 3 araçla yarışmak istiyor ve kendince haklı. Ellerinde halen 2 tane sözleşmeli pilotları, taraftarı çekecek Schumacher’leri ve en önemlisi İspanyolların ve Santander’in Alonso’su bulunuyor. Ancak sporun seyir zevki açısından ne hale geleceğini Frank Williams ve max mosley hafta içinde kısaca özetlediler ki ben bile ilk defa mad max ile aynı fikirdeyim!

Şimdi bu karmaşık süreçten ortaya çok sayıda soru işareti çıkıyor;

1-Formula 1’in kurtarıcısı olarak getirilen üreticiler masrafları 10 katına çıkardığı için yollanmak mı isteniyor?

2-Honda,BMW,Toyota gibi takımların müzmin başarısızlıkları,

3-Şampiyon Renault’un başına gelen bu son olay,

4-2007 yılındaki skandal ile McLaren ve Mercedes’in arasına kara kedi girmesi, bu politikaya müteakip tesadüfler midir?

Şu anda bilmiyoruz ama nasılsa zamanla onları da öğreneceğiz. Bizim basit olarak anlayacağımız yakın gelecekte gridde daha çok garaj takımı göreceğimiz.Belki Leigier ya da Jordan dönmeyecek ama gride renk geleceği kesin. Biliyoruz ki sadece bir takıma ya da bir pilota değil, öncelikle bu spora gönül vermiş bütün taraftarlar için bu durum heyecan verici olarak adlandırılabilir.

Lost boy

Kategoriler
Sizin Köşeniz

Pilot mu, Takım mı Yoksa F1 mi?

Bizler, Türkiye’deki sayısını bilemesekte, dünyada ve özellikle avrupada milyonlarca takipçisi olan Formula 1 dünyasına gönül verenlerdeniz. Her birimiz başka yıllarda, başka takımlarla, pilotlarla, araçlarla, kurallarla ve başka bir şekilde başladık bu sevdaya, ama hepimiz F1’i sevdik ve izlemeye devam ediyoruz.Kimimiz araçlara olan ilgisi ile giriş yaptı, kimilerimizi ise hıza olan aşkları çekti bu görkemli dünyaya. Tam bir spora benzemeyen, dünyanın en pahalı, teknolojinin yarıştığı, belki pek bilinmez ama avrupanın futboldan sonra en çok takip edilen sporu olması gibi F1’in sıradışı özellikleri bizleri bir şekilde büyüledi.

Bu gençte, 97-98 yıllarında ortaokuldan liseye geçtiği yıllarda, “en” lerin sporunu farketti. Biz Türkler “en” leri severiz.. Bizim izlediğimiz spor dalı en öndedir, tuttuğumuz takım en büyüktür…  Hız, teknoloji ve ekonomik büyüklük çocuğun ilgisini çekti, ayrıca FW18’i duydu, yenilmezdi ve o zamanlar çokça dinlediği dans müziği örneklerinden Dj Visage’ ın Formula albümündeki Schumacher parçası ilgisini daha bir perçinledi. Türkiye’nin bu spora verdiği önemi ve bunun sonucunda oluşan şartlarını göz önünde bulundurursak, internetsiz olmasının da eklersek ilk yıllarda şimdi olduğu gibi “dolu dolu” sevemiyordu F1’i. Evet bir tutkuya dönüşmüştü ama, bu kadar bilinçli değildi. İş birilerini desteklemeye gelince, 90 ların sonunda izlemeye başlayan klasik taraftar kitlesi gibi onunda önünde gerçekte iki seçenek vardı; kırmızı ya da siyah. O zamanlar takım ile pilot tutma arasındaki farkı idrak edemeyecek kadar toydu. Tek bildiği onun için Schumacher’in dünyanın 1 numaralı pilotu ve Ferrari gibi her zaman defter etiketlerine hayranlıkla baktığı markanın da 1 numaralı takım olduğuydu. Ayrıca tarihe olan ilgisi sebebiyle İngilizleri pek sevmezdi, doğal olarak Mclaren’i tutmak bir yana, rakipten çok düşman gibi gördü. İtalyanlarla da bir bağı yoktu tabi, takımların geçmişlerini pek bilmiyor ve ilgilenmiyordu, fakat “Tifosi” kelimesi çok hoşuna gitmişti. Ne var ki, 98-99 yıllarında, Mclaren onun gözünde çok hızlı ama yarış dışı kalmaya müsait bir araç olarak dururken, Ferrari yavaş ama yarışın sonunu mutlaka görebilecek bir araç gibi durmaktaydı. O yıllardan sonra Ferrari ve Schumacher vites arttırıyor.  Sürekli gelişen F1 ile birlikte bu çocukta büyüyor ve değişik etkilenmeler yaşıyor; 00 da pistlerin şahı olarak gördüğü Belçika’da Hakkinen muhteşem bir geçiş sergiliyor saygıyı tartışmasız hakediyor, 01 de İspanya’da son turda yarış dışı kalıyor ve bugüne kadar iyi bir aracı olduğu için Schumacher’i geçtiğini düşündüğü pilot aracı sebebiyle son turda yarış dışı kalıyor, o an deli gibi sevinen çocuk hastası olduğu Schumacher’inde çok iyi bir araca sahip olduğu için Hakkinen’i geçtiğini, dolayısıyla aracın önemini kavrıyor, FW18’i tekrar hatırlıyordu. Kendisi bildiğimiz futbolcu kartları ile büyümüştü ve şimdiki çocuklar gibi değişik özelliklerin değişik üstünlükler doğurduğuyla pek ilgilenmemişti, onun için bir tane “en” olmalıydı ama oda her pilot ve aracın farklı üstünlükleri olduğunu kabullenecekti. O da zamanla tartışmaya başladı, hem de en hararetlisinden tartışmalardandı bunlar, o yıllarda pilotlarda pek çekişme kalmayınca takımları kavramaya Ferrari’yi daha iyi tanımya başladı. Taa ki RAI yazısı F1’e girene kadar Mclaren düşmanlığı devam etti.

Kimi ile birlikte karşı takıma pek laf atmaz oldu, onun orda değilde Ferrari’de olmasını diledi. Michael’den önde değildi ama onu pek rakip olarak göremedi gözleri. Kendisine yavaşça hayranlığı arttı ve Schumi bırakınca 1 numaralı pilotu artık onun kafasındaki yerine hazırdı. Kısaca bu benim hikayem …

Şimdi Kimi’nin Mclaren’e dönme ihtimali var ve ben bir ikilemde kaldım, aklımdakileri sıralamak isterim. Pilotlar yetenekli ve bu sporun canlı kanlı parçası olarak hep gözönündeler. Tabi karakterleride, herkes için farklı özellikler daha önemli. Bazılarımız kazanmak için herşeyi yapan pilotları sever, şampiyonların mayasında bu hırsın var olduğuna inanırlar, kimse şimdi savunmaya geçmesin ama bu böyledir, Schumi de, Senna da, Alonso da ve Hamilton da bu özellik mevcuttur. Ayrıca konuşkan, girişken olanları sevenlerde vardır, onlar konuşmazsa işin tadının tuzunun kaçıcağına inananlar ve birbirleriyle çekişen insanları izlemeyi sevenler. Herkes için artılar ve eksiler değişir ama şahsi kanaatim ile günümüze bakarsam; Alonso, gerçekten çok hırslı, istikrarlı ve son derece konsatre, ama bana uygun değil, ayrıca bir başkasına sataşmak bana göre değil, elimde değil direk ezilenin yanında olma mantelitesi gibi laf atana karşı soğuyorum, tabi bir de 05’te aynı sayıya rağmen yarış dışı kalmadığı için ve 06’da Schumi tam geri dönmüşken puan avcısı konumu beni rahatsız etmişti, Hamilton; çok yetenekli, takımında da biraz el üstünde tutulduğu yadsınamaz, agresifliği iyi bir özellik olsada ondaki derecesi biraz yanlış, tabi ki heyecanını ve baskıyı kontrol etmek için genç ama geçildiğinde ya da virajlarda cesurca saldırmasını görmezlikten gelemiyorum. Mclaren’in virajlardaki ve frenlerdeki avantajını kullanmaktan çekinmiyor (az lastik patlatmasalarda) ama diğer pilotların altındaki yüksek maliyetli araçları onun kadar kolay feda edemediklerini görüyorum, Massa gibi onun geldiğini görünce frene asılmayan bir kaç pilot daha olsa virajlarda daha çok spinler atar diye düşünmeden edemiyorum, nitekim start anında Raikkonen’e geçildiğinde dikine girdiği virajda Rai kaçmasa yarışdışı kalabilir ve pahalıya mal olabilirdi (Örnekler çoğaltılabilir), Massa, onun için tek söyleyebileceğim azmin ta kendisi ve Kimi’yi gerçekten rakip olarak görüyor ve pek sevmiyor, Raikkonen, hırssız ve az konuşan, insanlarla didişmeyen ve soğuk bir kişi olduğu kesin ama bir o kadar da yetenekli ve hızlı. Onu eleştirenleri anlayabiliyorum, tamamen odaklanamadığı kesin ve bu bir eksiklik ama direksiyonda isteyen bir Rai olduğu gün üstüne tanımam. Bu benim görüşümdür katılamaya bilirsiniz ama Hamilton ve Alonso’yu çalışkan öğrencilere ama Kimi’yi zeki öğrencilere benzetmekteyim. Bu şu demek değildir, Kimi de onlar kadar hırslı ve konsantre olsa ezer geçer, aksine bünye bunu kaldırmayabilir, ters tepebilir. O böyle biri, olduğundan ne eksiği ne fazlası. Doğuştan yetenek bakımından en önde olduğuna inansamda pist üstünde bu üstünlüğünü koruyacak diğer özelliklere sahip değil. Ayrıca karakterine imreniyorum, ben asla az konuşabilen biri olmadım, girdiğim her ortamda konuşmaya müdahil olan bir yapım var. Konunun başında da geçtiği gibi herkesin farklı bir üstünlüğü mevcut. Bir genelleme yapmak istersek, hıza kimse hayır demese gerek, SPA deyince de akan sular durur, bunlarda beni Kimi’ye daha fazla iter. Tüm bunları düşününce; ben pilot mu tutmalıyım? Arkadaşları duyar gibiyim pilot geçici takımlar kalıcı….

F1 çok değişkenli bir spor, motorundan aero dinamiğine, pist uyumundan hava koşullarına, lastikleri çalıştırmaktan yakıt tüketimine, hızından dayanıklılığına, viraj performanslarından kerblerde zıplama oranlarına ve daha birçok özelliğe göre öndeki araç değişebilir. Şimdi sesli düşünüyorum; yeni bir teknolji girdiğinde hangi takım bulursa bulsun önce takdirimizi kazanıyor, bizim tuttuğumuz takımların daha iyisini yapmasını istiyoruz ama dikkat ediyorum, bu gelişmeleri sahipleniyoruz da, mesela F1 sporunu yeni teknolojisini de tezimize katarak başka sporlara karşı överek koruduğumuzu fark ediyorum, hem de hangi takımın gerçekleştirdiğini önemsemeden. Ayrıca lafa gelince takım emirlerine karşı olan bizler, aynı anda şampiyonluğa koşan iki pilotun aslında birbirlerinin puanlarını çaldığını ve denk bir rakip varsa bunun pilotlar şampiyonluğu için büyük bir sorun olduğunun da farkındayız. Niye yıllardır forumlarda takımların şampiyonluğundan çok pilotların şampiyonluğu konuşulur. Bir başka büyük soru işareti de F1 dünyasına son yıllarda adım atanların Mclaren ya da Ferrari veya Renault’ dan başka bir takımı tutma şanslarının yüzde kaç olduğudur. Ayrıca takımların devamlılığı da söz konusu, bir çok büyük takım bıraktı, bu takımın taraftarları da bıraktı mı, yılların bir başka efsanevi takımı garaj takımı Williams’ın taraftar sayısının durumu Türkiye de nedir acaba? İlk kez Ferrari ile ilgili duvarlarım yıkılmak üzere, kendilerini gerçek Tifosi ilan edenler şimdiden benim de ipimi çekmişlerdir sanırım. Tüm bunların yanında gerçekten saygı duyduğum ama sevemediğim, benim takımıma ve pilotuma karşı birçok anlamsız eleştiride bulunan, çocukluğundaki hayali Mclaren olan bir pilotu desteklemek istememek suç mu? Kendisinin Ferrari için şu sıralar verdiği demeçleri içten bulmuyorum, kendisinde şampiyon kumaşı var ve bunun içinde bir araca ihtiyacı var, o da yapması gerekeni harfiyen uyguluyor, kim bilir belki ilerde gerçekten takımımızı sever. Kimi içinse üzüldüğüm tek nokta sanki yerinin birine karşı savunması gerekiyormuş gibi gözükmesi, istenmeyen ilan edilmesi, 09 senesinin istisnasını göz önüne alırsak, Kimi’nin 2 yılda Ferrari’ ye vermediği tek şey 08 pilotlar şampiyonluğudur ki, onu da Massa kovaladı zaten. Buna karşın daha ilk haberlerde bile pilotunu korumayan takım da benim takımımdır, o günden beri tek isteğim Rai’nin gitmesidir. Umarım hiç bir aksilik çıkmaz ve gider…

Peki durum medyanın dediği gibi olursa bizi neler bekleyecek, Massa performansından bir şeyler kaybetmezse Alonso’yu ikinci bir ciddi rakip bekliyor olacak ki bu takım ve onun adına iyi olmaz veya Massa eskiye dönemez, takım yaptık bir hareket arkasında duralım diyerek Alonso ya ağırlık verirse, bir de aracı onun sürüşüne uydurursa kazançlı çıkabilir. Diğer taraftan ben artık Kimi’den pek umutlu değilim, bu hareketlere de beklediğimiz gibi tepkisiz kaldı ve beklediğimiz gibi intikam da düşünmeyecektir. Gideceği yer Mclaren olursa, şahsi düşüncem Lewis’e verilen desteği arkasında bulabileceğinden şüpheliyim. Donuk bir sezon geçirirse F1 den kopabilir. Gönlümden geçen ise, iddialı olacak ama, bir sezonluğuna asılırsa ve iyi bir araç kombinasyonunu yakalarsa iz bırakacaktır…

Yarın kendini takım tutmak zorunda hissetmeyen tüm Alonso fanları yıllarca bu satırlarda eleştirdikleri laf attıkları takıma geçmeyecekler mi? Onları eleştirmek haddime değil ama ben bu yapıda değilim, Alonso’yu tutamam. Ben ne yapmalıyım, kuş değilim ki göçeyim, hissiz değilim ki söylediklerimi yutayım! Kimi nereye giderse gitsin pilotlar da kendisini tutacağımı, takımlarda ise burukta olsam Ferrari’nin yarısını tutacağımı biliyorum. Belki de yıllar içerisinde en kolay saf değiştirilebilecek spor dalı F1’dir, sonuçta spora gönül verirsin ve sana denk gelen yıllarda seyrettiğin pilotlardan en yetenekli bulduğunu tutabilirsin. Şimdi sorarım; pilot mu, takım mı Formula 1 mi?

Kadir YILMAZ

Not: Pilotumu anlatırken başka pilotlardan bahsederek onların fanlarını kırdıysam kusuruma bakmayın.

Kategoriler
Sizin Köşeniz

Mükemmelin Yeni Adı: RENAULT F1

2000 Yılnda küllerinden yeniden doğarak F1 dünyasına katılan Renault kısa zamanda çok işler yapmak fiilinin gerçek bir örneğini herkese gösterdi. Nasıl mı? Şimdilerde bir sürü dedikodu ve eleştiriye maruz kalsa da, Briatore 2002 yılındaki çok doğru tespitleri sonucu Fernando Alansoyu keşfetti. Bu dönem test pilotluğu yapan Alanso 2005-2006 yılına gelindiğinde Renault’nun yükselen formu ile mükemmel takım kadrosu ile F1 tarihine adını altın harflerle yazdırmayı başardı. Ayrıca herkese hatırlatmak isteriz ki en genç dünya şampiyonu olma unvanını almıştır. Geçen bu süre zarfında takımın ne kadar çalıştığı gözler önündedir.

2007 sezonunda Fernando Alansonun Mc Mercedes’e geçmesi, Michelin lastiklerinden Brigstone’a geçilmesi gibi talihsizliklerden dolayı 2006 yılının şampiyonluğunun verdiği rehavetle 2007’ye iddialı bir giriş yapamamış ve sene sonuna kadar da bu durum devam etmiştir. Ancak Renault gibi bir takım bunu çabuk atlatmış yine kısa sürede toparlanmayı başarmıştır. Sezonu Ferrari ve BMW nin ardından 3. olarak bitirmiştir.

Fernando Alansonun dönüşü yuvaya dönüş olarak nitelendirildi ve Renault ve Alanso fanlarını çok sevindirdi. 2008 yılına kötü bir başlangıç yapan takım bu sezonun ilk yarısında zorlanmışsa da ikinci yarısında takımın gücü ve Fernando Alansonun gayretleri sonucu izleyenlere keyifli bir ikinci dönem izletti. 2005-2006 yılındaki formuna dönmüşken 2009 yılındaki köklü kural değişiklikleri nedeniyle yeniden yapılanmak zorunda kaldı ve başladığı yere döndü.

Skandal olarak nitelendirilen Singapur GP yine aynı takım kadrosu ile F1 tarihinin ilk gece yarışı kazanılmıştır. Bazı gruplar ve kişisel çekişmeler sonucu Renault adı kirletilmeye çalışılsa da FIA’nın da kabul ettiği yarış galibi yine ilklere imza atan RENAULT F1 ve Alonso’dur.

Yeni yapılanma sonucu umut edilen başarılar alınamamış olsa da yeni takıma hayırlı olsun diyor 2010 yılı için başarılar diliyoruz. R30 u görmek için sabırsızlanıyoruz.

Yazan HAKAN KÖŞ