Kategoriler
Köşe Yazıları

Sezon Ortasında, Gridin Ortası

2011 sezonunun ortasını geride bıraktığımız ve fabrikaları kapatıp yaz tatiline çıktığımız bu hafta sonunda, gridin ortasındaki müthiş mücadeleye bakmak keyifli olurmuş gibi geldi. Yarış yazılarında genelde gözüm(üz) ilk 10′un dışındakilere pek gitmiyor. Aslında, önceki yıllardaki yarışlarda gridin ortasına da rahatlıkla bakabiliyorduk çünkü zaten yarışlar müthiş sıkıcı geçiyordu. İlk 10 dışındaki sürücüleri ve stratejileri de takip edebiliyorduk, ancak bu sezon, yeni lastikler ve DRS sebebiyle sürekli tetikte olmamız gerektiği için, dikkatimizi sadece üst sıralara ayırabiliyoruz. Bu bölgede yarış bu kadar yoğun olunca, görece spot ışıklarından uzakta olan kısımdaki atraksiyonu ne yazık ki kaçırıyoruz. İşte bu yazı, bu heyecanı biraz olsun simüle etmek için hazırlandı. Sauber, Force India, Toro Rosso ve Williams arasında geçen mücadelenin özeti şöyle:

Geçen sezonla birlikte ilk 10′un puan almaya başlaması, gridin ortasının da hareketlenmesine neden oldu. Sezon sonunda markalar şampiyonasındaki sıralamaya göre dağıtılan paradan pay alabilecek duruma gelmeleri, orta sıradaki takımların iştahlarını kabartmış olmalı. Bundan birkaç yıl öncesine kadar, sadece ilk 6′nın puan aldığını düşünürsek, bu demokratik açılımın orta gruptaki takımlar için ne anlama geldiğini anlamak daha da kolay. Bu sezonun orta grubundaki takımlar, geçen sezon da aynı yerde aynı amaç için yarışıyorlardı. Sadece orta grup değil, ön grup ile ön ile orta arasında sıkışmış ve benim araf dediğim gruptaki takımlar da aynıydı. Özetlersek:

2010 ve 2011 sezonu puan dağılımı

2010 ve 2011 sezonu puan dağılımı


Buradan bakıldığında, orta gruptaki takımlar, bu sezon ana puan pastasından geçen sezona göre daha az almışlar gibi görünüyor. Aslında buradaki tek fark Williams’tan kaynaklanıyor. Efsane takım, tarihinin en kötü sezonunu geçiriyor ve 11 yarış sonunda aldığı puan sayısı sadece 4. Geçen sezon 11 yarış sonunda 31 puan toplamışlardı. 2009′da ise neredeyse yarış birinciliklerine oynayan bir takımdılar. Onun alamadığı puanlar da işte bu sezon diğer üç takım arasında pay edildi. Sezona çok iyi bir giriş yapan ve istikrarlı çıkışını da devam ettiren Sauber ve araçlarını artık kendisi tasarlayan Toro Rosso, geçen seneye göre puanlarını artıran takımlar. Force India, sezon başında yaşadığı düşüşün ardından Avrupa GP’si ile birlikte toparlandı ve Sauber’le müthiş bir savaşa girişti. Sezon başındaki iki podyumu olmasaydı, Renault bile şu anda tehdit altındaydı. Spa’daki geliştirme paketi başarılı olamazsa Force India ve Sauber’in nefesini ensesinde hissedecektir.

2010 ve 2011 sezonu puan karşılaştırması


2010′da orta gruptaki takımların, bu sezondan daha fazla puan almalarının önemli bir nedeni Red Bull’un değişen dayanıklılığı olsa gerek. Mercedes ve Renault’nun puanlarının düşmesinde de Red Bull’un bu sezon ipi en baştan sağlam tutmasının payı var. Geçen sezon F-kanal’la yarışmayan tek takım olan Toro Rosso, bu dezavantajına rağmen neredeyse Sauber kadar puan toplamayı başarabilmişti. Sauber’in, geçen sezona müthiş kötü başlangıç yapmasının da bunda elbette payı var. Force India’dan transfer ettikleri James Key’in, sezon ortasında takıma getirilmesiyle Sauber, çok güçlü bir çıkış yakalamış ve istikrarlı şekilde puan alan bir ekip hâline gelmişti. Bu sezona da, önceki sezonun sonunda yakaladıkları havayla giren takım, ilk yarışta mucizevi bir şekilde tek pit-stop yaparak Perez’le 7.’liği, Kobayashi’yle 8.’liği almıştı. Arka kanattaki teknik bir hata yüzünden diskalifiye edilseler bile bu durum, Sauber gerçeğini görmemize engel değil. Paul Hembery’nin, twitter’dan bir izleyicinin sorusuna verdiği yanıtta da, İsviçre takımının, şu anda gridin lastiklerine en iyi davranan takım olduğunu doğruluyoruz. Bu avantajlarını da, rakiplerinden bir pit-stop az yaparak ilk 10′a girme şeklinde çok iyi değerlendirdiler. Sauber, takım olarak katıldığı 11 yarışın, sürücüleriyle birlikte aldığı 21 startında (Monaco’da Perez yarışmadı) toplam 9 kez puan çıkarmayı başardı (Avustralya’yı da sayarsak 11 kez).

Force India’da bu rakam 7, Toro Rosso’da 9 ve Williams’ta da -rakamla- 2. Force India, Sauber’lerin diskalifiye edilmesiyle 9. ve 10. olarak puan aldıkları Avustralya yarışını saymazsak, Avrupa GP’sine gelene kadar oldukça kötü bir performans sergilemişti. 2010′un gözde ekibinin, James Key’i rakibine kaptırmasıyla birlikte bu kadar gerilemesi aslında orta gruptaki mücadele için de biz izleyiciler açısından pek heyecanlı olmadı. Spyker’ı devralıp takımı, 2009′da pol pozisyonu alıp yarış birinciliği için savaşabilen bir takım hâline getiren Vijay Mallya, bu sezon da takımı toparlamayı başardı ve sezonun ikinci yarısından itibaren eski Force India’yı görebileceğimizin sinyallerini vermeye başladı. Önümüzdeki Spa ve Monza’da da Force India’nın çok çok güçlü olabileceğini söyleyebiliriz. Williams ise, sezonun ilk beş yarışından puan çıkaramayarak tarihinin en kötü başlangıcını yaptı. Takım yalnızca sürat anlamında değil, dayanıklılık anlamında da gerçekten döküntü bir ilk yarı geçirdi. İlk iki yarışı, iki sürücüsüyle de bitiremeyen Williams, sonra biraz toparlanıp yarış bitirmeye başladı, ancak Monaco’ya gelene kadar sırasıyla 13., 18., 15., 17., 17. ve 15. olabildi. Bunun üzerine teknik direktörü Sam Michael sezon sonunda ayrılma kararı aldı ve McLaren’in eski tasarımcısı, Ferrari skandalının baş aktörlerinden tasarımcı Mike Coughlan takıma dahil edildi. Bunun sonuçlarının ne olacağını önümüzdeki sezon daha net göreceğiz. Bu sezon Williams için şimdilik tamamlanmış gibi duruyor.

2009′un sonunda değişen kurallarla birlikte, Red Bull’un tasarım ekibinden kopan ve artık kendi aracını üretmek zorunda kalan Toro Rosso, ilk sene şöyle böyle bir sezon geçirdikten sonra, bu sezonla birlikte oldukça etkileyici adımlar attı. Ferrari’nin 90′ların sonunda kullandığı çift tabanı tekrar F1′e sokan Toro Rosso, Renault ile birlikte agresif bir tasarım yapan takımlardan biriydi. İlk yarışta bunu net bir şekilde göstermelerine rağmen, Avrupa’ya dönene kadar bir türlü o ilk formlarını yakalayamadılar. Ancak daha sonra, özellikle Alguersuari’nin çabalarıyla art arda puanlar almaya başladılar ve geçen yıl bu zamanda topladıkları puanları ikiye katlayarak Williams’ın önünde Force India’nın ensesinde yerlerini aldılar. 22 startın 9′undan puanla ayrılmaları da önemli bir gösterge. Yukarıdaki tabloda bir önemli gösterge de, poz. kaz olarak kodladığım ve Pozisyon Kazanımı olarak açımladığım istatistik. Bu anlamda Toro Rosso, yarışa başladığı yerden 15 sıra kazanarak yarış bitirip, bu anlamda en çok sıra kazanan takım oluyor. Bu da dikkate değer bir istatistik oluşturuyor. Sebastian Buemi, son yarış olan Macaristan GP’sinde 23. cepten başlamış ve yarışı da 8. sırada bitirmeyi başarmıştı. Tıpkı Çin’de Mark Webber’in 18. sıradan başlayıp 3. sırada bitirdiği yarış gibi Buemi de, ilk sıralama turunda elendiği için yepyeni 3 set opsiyon lastiğini yarışa saklamayı başarmış ve rakiplerini de bu yolla bir bir eleyerek puan alacak noktaya gelmişti. Bunu daha net görmek için şu tabloya bakalım:

Takımlar ne kadar yer kazandılar?

 

Üstteki tablo, takımların Q1′de kaç kez elendiklerini ve bunun kaçından puanla ayrıldıklarını gösteriyor. Alttaki tablo ise, kaç kere yarışı başladıkları yerin önünde bitirdiklerini gösteriyor. Sauber Türkiye’de, Kobayashi’nin aracı bozulduğu için Q1′de elenmek zorunda kalırken Japon pilot yarışa 24. sıradan başladı, ancak lastiklerini hiç kullanmadığı için, tertemiz setlerle gridde ilerleyerek 10. sırada bitirip puan kazanabildi. Almanya GP’sinde de sıralamada 18. sırayı alan Kobayashi, Buemi’nin ceza alıp gridin en sonuna gitmesiyle yarışa 17. sıradan başlayıp 9. sırada bitirerek puan aldı. Force India, 2011 sezonunda Q1′de hiç elenmedi. Bu alanda birinciliği kimseye bırakmayan Toro Rosso ise, F1′in yeni takımlarıyla birlikte toplam 7 kez elenme sancısını yaşadı. Ancak bu durumun onlar için pek sancılı olduğu söylenemez zira bu yarışların 4′ünden puan çıkarmayı başardılar. Alguersuari, 18. sıradan başladığı üç yarışın tümünden de 8., 8. ve 10. olarak puan kazanmayı başardı. İspanyola pilotun yaptığına özenerek son Macaristan GP’sinin Q1 bölümünde süper yumuşak lastiklerini özellikle kullanmayarak, yarışa geriden başlamayı kabul eden Buemi de, 23. sıradan başladığı yarışı 8. bitirerek bu anlamda Toro Rosso özelinde, orta gruptaki takımlara ait bir örüntüyü de gözleri önüne sermiş oldu. Q2′ye kalma şansı olmayan takımlar, pekâlâ opsiyon lastiklerini saklayarak, yarışa son sıradan başlasalar bile, bu lastik avantajıyla puan alabiliyorlar. Bu, Pirelli’nin bu sene bizlere sunduğu farklı stratejilerden birisi. Bunu en iyi olarak uygulayan da Toro Rosso. Puan aldıkları toplam 9 startın, 8′inde geriden başladılar: 16., 16., 15., 18., 18., 18., 23. ve 16. Geriye kalan tek yarış da Avustralya yarışı. Onda da yarışa 10. sıradan başlayıp Sauber’lerin elenmesiyle 8.’liği almışlardı. Yani, ön sıradan başlamak, yavaş takımların işine asla yaramıyor. Müthiş bir istatistik gerçekten.

Takım içindeki mücadele


Bu sezon gridde yer alan çaylaklardan, Virgin’de yarışan d’Ambrosio hariç tümü orta gruptaki takımlarda yarışıyor: Perez, Maldonado ve di Resta. Bu da ayrıca bir başlıkta incelenmesi gereken bir durum zira çaylak demek, günümüzdeki F1 dünyasında “para getiren ve o kadar da hızlı olmayan” sürücü anlamına geliyor. Dolayısıyla, takımların aldıkları bu riskin, ne kadar tutacağı da ayrı bir önem kazanıyor. Bu noktada hiçbir çaylağın da Yuji Ide kategorisinde olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Öyle ki bazıları, önümüzdeki yıllarda şampiyon olarak görebileceğimiz yeteneklerden oluşuyor. Perez, ilk yarışında Pirelli de dahil tüm gridi allak bullak ederek herkesin 3 pit-stop’la bitirdiği yarışta tek pit-stop yapmış ve 7. olarak puan almayı başarmıştı. Teknik sorunlar nedeniyle diskalifiye olması onun bir suçu olmadığı için, Perez bu anlamda göze çarpmıştı. Ancak daha sonra, özellikle Malezya ve Çin’deki kötü performansı akıllarda soru işareti bıraksa da kendini toparladı ve İngiltere’de 7. olarak kariyerinin en iyi derecesini elde etti. Kobayashi’ye sıralamalarda 6-4 üstünlük kursa da Japon pilotun yarışlardaki kurnazlığı ve becerisi, çaylağın bir parça geride kalmasına neden olmuş görünüyor.

Force India’daki durum da çok benzer. F3′te takım arkadaşı Vettel’i geçerek şampiyon olmuş, DTM’de şampiyonluk yaşamış ve geleceğin yeni “Brit”i olarak sunulan di Resta, Sutil’i açıkçası sıralama turlarında sürklase etti ancak aynı başarıyı yarışlarda puan alarak gerçekleştiremedi. Bazen çok sarsak hareketlerle kazaya neden oldu bazen şanssızlık yaşadı, ancak bir türlü istikrarı tutturamadı. İngiltere GP’sinde müthiş bir dereceyle gridde 6. cebe yerleşti, ancak yarışta pitte bir şanssızlık yaşayınca istediği dereceyi alamadı. Macaristan’da kariyerinin en yüksek noktasına erişerek 7. oldu ve biraz daha olgunlaşmaya başladı. Sutil, deneyimini kullanarak yarışlarda Force India adına en fazla puanı toplayan pilot olabilir, ama şu son yıllarda karşısına çıkan tek ve gerçek takım arkadaşı da di Resta. Dolayısıyla buradaki mücadele çok keyifli geçecektir. Mercedes, di Resta’yı yakından takip ediyor.

Toro Rosso’da ise durum ip cambazlarını andırıyor. Enselerinde sırasını bekleyen Ricciardo’nun gerginliğiyle her iki pilot da özellikle son yarışlarda canlarını dişine takarak mücadele ediyorlar. Alguersuari sezona çok kötü başlamış ve yerini Ricciardo’ya kaptıracağı söylentileri ayyuka çıkmıştı. Ancak ilerleyen yarışlarda, sıralama turlarında başarılı olamasa da, stratejisini çok iyi kullanarak performansını geliştirip sürekli puan alan bir sürücü hâline geldi. Böyle olunca yerini de en azından bu sezon için garantilemiş oldu. Toro Rosso son 8 yarışın 6′sında puan almayı başardı. Dolayısıyla her iki pilot da şu anda sezon sonuna kadar yerlerini korumuş durumdalar. Williams içinse ayrı bir paragraf açasım gelmiyor. Maldonado ile Barichello arasında, en azından sıralama turlarında pek fark yokmuş gibi görünse de Venezuella’lı pilot bir türlü yarışlardaki o baraj noktasını aşamıyor. Takımın hepi topu dört puanı da Barichello’dan geldi.

Orta gruptaki durum böyle. Renault ile Mercedes, bu gruptan uzakta garantili bir araf modundalar. Yeni takımların da bu grubu zorlayacak dermanları yok. Williams’ın da üzerindeki ölü toprağını kaldırıp puan için savaşması zor görünüyor. Dolayısıyla önümüzdeki yarışlarda Sauber, Force India ve Toro Rosso arasında geçmesini beklediğimiz müthiş bir mücadele olacak. Sauber 35 puanla 6., Force India 26 puanla 7. ve Toro Rosso da 22 puanla 8. sıradalar. Sauber’in yeri pek sallantıda değil, ancak Force India’nın Spa veya Monza’dan nasıl bir sonuçla ayrılacağına göre bu durum da değişebilir. Hint takım şu anda çok formda. Her üç takımın da sürücüleri, bu kapışmayı kaldıracak kadar iyi. Yine de Kobayashi ve Sauber sihrinin, bu anlamda öne çıkacağını düşünüyorum. Toro Rosso’nun da Force India’ya boyun eğeceğini ve Williams’ı geçme şerefiyle kani olacaklarını sanıyorum.

 

Ali Ünal

http://www.ali-unal.net/f1/