Kategoriler
Formula1 Manşet Sizin Köşeniz

2015 Malezya GP: Avanti Ferrari

2015 F1 sezonun ikinci yarışına Malezya’nın Sepang pisti ev sahipliği yaptı. Stratejilerin ve lastik aşınım değerlerinin kazananı belirlediği yarışta gülen taraf Ferrari ve Vettel oldu. Alman pilot böylelikle 40. zaferine ulaşırken, hem kendisinin hem de Ferrari takımının yarış galibiyeti hasretine son vermiş oldu.

Oldukça teknik bir pist olan Sepang, takvimdeki en zorlayıcı yarışlardan birisine ev sahipliği yapıyor. Sıcak ve yağışlı iklimi ile beraber oldukça kaotik yarışlara ev sahipliği yapan Malezya GP’si takım ve pilotlar için en zor yarış olarak gözüküyor. Uzun düzlükleri ve yüksek hızlı virajları içinde barındıran pist, sıcaklıkların da çok yüksek olmasıyla beraber, lastikler için oldukça aşındırıcı bir yapıya sahip.

Cuma günü yapılan antreman turları sonucunda Mercedes GP’nin en hızlı araç olduğu görülürken, farkın Avustralya’ya oranla daha düşük olduğu hatta atılan seri turlarda Ferrari’nin Mercedes ile benzer turları attığı görüldü. Avustralya’da tur başına 0.5 saniye daha yavaş olan Ferrari burada farkı minimuma indirmişti. Hava sıcaklıklarının yüksek olması ve pistin uzun düzlükler bulundurması, Ferrari’nin Mercedes’i yakalamasını ve Williams ile olan farkı arttırmasını sağlamıştı.

Sıralama turlarına gelindiğinde, bir Sepang klasiği olan yağmur başroldeydi. İkinci seasın başlangıcında gelen yağmur sıralama turlarının 45 dakika aksamasına neden olurken, kendine seçtiği kurban ise Ferrari’nin Fin pilotu Kimi Raikkonen oldu. Takım arkadaşına oranla daha geç piste çıkan Raikkonen, trafikte kalarak elenmekten kurtulamadı. Ancak bu durumda Fin pilotun da payı olduğunu söylemek gerekiyor. Hamilton’ın da aynı trafikten etkilendiği ve kendisine yetecek zamanı elde ettiği düşünülürse Kimi’nin sıralama turlarının önemi anlaması gerekiyor. Sıralama turlarında piste çıktığı ilk turdan itibaren en iyisini vermek zorunda ve sıralama turlarında kaybedilen pozisyonların yarışı da büyük oranda etkilediğini düşünmek zorunda Fin pilot. Islak zemin altında sona eren sıralama turlarında pole pozisyonu Lewis Hamilton’ın olurken, yağmurun da etkisiyle beraber Vettel, Rosberg’i geçerek aracını ilk çizgiye oturtmayı başardı. Yağmur ile beraber Williams rekabetçi olmaktan uzak bir görüntü çizerken, Verstappen daha ikinci yarışında gridde 6. sırayı elde ederek günün parlayan ismi oldu.

Pazar gününe gelindiğindeyse oldukça sıcak bir hava ve lastik kullanımı konusunda önemli bir test vardı takımların önünde. Öyle ki pist sıcaklığının 60 derece olduğu bir ortamda lastikleri idare etmek oldukça zor bir durum. Start ile beraber ön taraftakiler yerlerini korurlarken, arka tarafta oldukça kötü start alan Bottas ve Kimi yer kaybettiler. Kimi Raikkonen aldığı kötü startın ardından yükselme çabaları sarfederken bir lastik patlatma vakasına daha kurban giderek, kötü başlayan hafta sonuna kötü bir şekilde devam etti. Ancak bunda Kimi’nin aldığı kötü startın da payı olduğunu söylemek gerekiyor. İyi bir start alabilseydi kendisini arka sıradaki kargaşadan kolaylıkla kurtaracaktı Fin pilot. 3. Turda Ericsson’un spiniyle beraber SC piste girerek Kimi’nin imdadına yetişirken, bu noktadan sonra da yarışın kaderi değişmiş oldu.

Gridin büyük bölümü pite girerek lastiklerini değiştirirken, Ferrari ve Vettel rakiplerinin tersine pistte kalarak farklı bir strateji ile yarışmaya karar verdiler. SC çıktıktan sonra, Vettel 5 turda yarış galibiyeti için en yakın rakibi olan Hamilton ile farkı 10.9 sn kadar çıkardı. 17. Turda pite girerken Alman pilot ile Hamilton arasında 8 sn fark vardı. Pit çıkışı ile beraber yeni lastik avantajına sahip olan Vettel’in atacağı turlar yarışın galibini belirleyecekti. Vettel ise daha hızlı olan lastik hamuru ile beraber 24. Turda liderliği geri aldı. Bu turda Hamilton pite girerken Medium lastikleri taktı, başlangıçta ben de dahil herkes Mercedes’in 2 pit ile yarışı noktalayacağını düşünürken, onlar daha agresif bir taktik ile Ferrariyi pist üstünde savaşarak geçmeyi düşündüler. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı ve takım bir türlü lastikleri kontrol etmeyi başaramadı. Strateji olarak Ferrari’nin hep bir adım gerisinde kalan Mercedes, Ferrari’yi yakalamayı beceremedi. Takım 2 pit için zorlasaydı yarışı kazanmak için bir şansları olabilirdi ancak hava sıcaklığının aşırı yüksek olması, Mercedes’in elini kolunu bağlamış görünüyor. 37. turda son pit stobunu yapan Ferrari ve Vettel, son bölümde Hamilton ve Mercedes’in yanlış lastik kararı ile beraber rahatça galibiyete uzandı. Vettel 1 senenin ardından, kendisi ve Ferrari’nin galibiyet hasretine son vermeyi başarırken, Tifosilerin uzun yıllar boyunca aşina olduğu, Alman ve İtalyan marşlarını beraber dinlememize vesile oldu. Buradan efsane pilotumuz Schumi’ye selam olsun. Malezya GP’si oldukça keyifli bir  yarışa sahne olurken, yorumlanması gereken birçok konuyu beraberinde getirdi. Gelin onlara bir göz atalım.

İlk olarak, yarışın galibi Ferrari ve Vettel’den bahsetmemiz gerekiyor. Geçen sezon oldukça kötü bir sezon geçiren Ferrari dönem dönem , McLaren’in de gerisine düşerek gridde 5. hızlı araç olabiliyorken aradan geçen 3 ay sonunda ilk yarışını kazanmayı başardı. Turbo çağı ile beraber en zayıf motora sahip olan Ferrari, kış dönemi motorun üzerinde büyük çalışmalar yapmış gözüküyor. Hem güç olarak hem de yakıt tüketimi konularında oldukça büyük adımlar atan Ferrari, aerodinamik performans olarakta geliştiği takdirde bu sezon daha fazla yarışlar kazanacak gibi gözüküyor. Vettel ise daha 2. Yarışında galibiyet kazanarak, Kimi’ye karşı takımda üstünlük kurmayı başardı. Kimi Raikkonen başarılı olmak istiyorsa, bundan sonraki yarışlarda sıralama turlarına daha fazla odaklanmalı ve kendisini start kaosundan kurtarmak zorunda. Bu yarışta güvenlik aracının piste girmesi ve yapılan doğru stratejiyle beraber 4. sıraya kadar yükselmeyi başardı ancak bu kadar iyi olduğu bir hafta sonunda, yarış galibiyetini Vettel aldıktan sonra, antreman turlarında Kimi’nin iyi sürmesi bir anlam ifade etmiyor ne yazık ki.

Mercedes GP ise turbo çağının başlangıcından itibaren belki de ilk defa pist üstünde rekabet edeceği bir takımla karşı karşıya kaldı ve sonucunda yarışı kaybetti. Strateji anlamında afallayan takım bir türlü doğru stratejiyi belirleyemedi. Özellikle son pit sonrası Hamilton’ın telsizden “Bunlar yanlış lastikler neden bunları taktık” ve devamında “Ben ne yapacağımı bilmiyorum ki” demesi takımın gerçekten bu yakın mücadeleye alışık olmadığını gösteriyor. Sezon öncesi testlerde, Mercedes’in lastik aşındırma konusunda sorun yaşadığı düşünülüyordu ve bu yarışta da bu doğrulanmış oldu. Tabi bunda aşırı yüksek sıcak havanın etkisi çok fazlaydı, öyle ki Nico Rosberg 26. Turda pite geldiğinde yarış sonuna kadar pit yapmayacağı düşünülürken, 15 tur sonra lastik aşınmasının yüksek olmasında dolayı pite girmek zorunda kaldı. Sonuç olarak sıcaklığın fendi Mercedesi ve lastiklerini yendi dersek yanılmış olmayız.

Öte yandan Williams, diğer takımların en iyisi olmayı başardı ancak takım geçen seneki motor avantajının oldukça uzağında gözüküyor. Özellikle Ferrari’nin motor konusunda gelişmeler yapmasıyla beraber Williams gerilemiş gözüküyor ki, bu yarışta sıcaklıkların aşırı yüksek olması onları da oldukça etkiledi ve oldukça fazla sorun yaşamasına rağmen Kimi Raikkonen yarış sonunda Williams pilotları ile arasına 15 saniye fark koymayı başarmıştı. Takım aerodinamik olarak etkili olan ikinci sektörde yarış içerisinde iyi zamanlar elde etmeyi başardı ve Mercedes’in arkasından en iyi 2. takım olarak gözükmeyi başardı. Red Bull ise burda da oldukça silik bir görüntü çizdi ve Toro Rosso’nun arkasında Ferrari’den bir tur geride yarışı noktalamak zorunda kaldılar. Takım, ilk yarış sonunda Renault’yu suçlamasına suçladı, ancak araçtaki tek sorunun motor ve güç ünitesi olmadığı gözüküyor. Özellikle Ricciardo, yarış içerisinde kime atak denemesi yapsa, arkasındaki pilota geçilmekten kurtulamadı. Durum bu kadar vahim gözüküyor. Sezon öncesi testlerinde getirilemeyen aerodinamik parçalar, Red Bull’u oldukça etkilemiş gözüküyor. Toro Rosso’nun çaylakları ise gerçekten bizleri şaşırtmaya devam ediyorlar ve iki pilotta bu yarışta puan kazanmayı başardılar. Takım şu an için Williams’tan sonraki en iyi takım olarak gözüküyor.

Lotus, geçen sezona göre toparlanmış gözüküyor ancak takımın bu yarışta da sorunlar yaşaması yarışın puansız noktalanmasına sebep oldu. Pastor Maldonado, cezalarına kaldığı yerden devam ediyor, takım ilerleyen yarışlarda, düzenli olarak puan mücadelesi verecek gibi gözüküyor. Sauber ve Force İndia ise bu sene gridin yavaş takımlarından, Sauber geçen seneye göre bir adım atarken Force İndia ne yazık ki başarısız bir sezon başlangıcı yapmış oldu. Özellikle yarış içerisinde Force İndia pilotları sürekli savunma modunda gitmek zorunda kaldılar ve iki pilotta ceza almaları sonucu yarışı puansız kapattılar.

Son olarak gelelim McLaren ve Maurissia’ya iki takım içinde iyi bir hafta sonu oldu. McLaren’in öndeki pilotlarla mücade edecek safhaya gelmesi çok sevindirici, Alonso ve Button’da buna sevinmiş olmalılar ki bu durumu yarış sonrası basın demeçlerinde belirttiler. Ancak takımın ön gruba tamamen yaklaşması ne kadar sürecek, hep birlikte göreceğiz. Umarız sorunlar kısa sürede halledilir. Maurissia ise bir aracıyla yarışa çıkmayı başardı ve ilk sponsorluk anlaşmasını yarış sonrasında imzaladılar bu onlar için oldukça sevindirici bir durum, umarız onlar da spora para kazanmak ve sonrasında gitmek için gelmemişlerdir de, gridde onları da izleme fırsatı buluruz.

Sonuç olarak Malezya GP’si havanın ve stratejilerin etkilediği, oldukça keyifli bir yarışa sahne oldu. Uzun bir dönemin sonunda Ferrari, yarış galibiyetine uzanmayı başardı ve sezonun gidişatı için yüreklerimize biraz olsun su serpilmiş oldu, Avustralyadaki Mercedes dominasyonundan sonra. Bir sonraki yarış Çin GP’si, Malezyanın sıcak ve nemli havasının aksine daha serin koşullar altında gerçekleştirilecek bir yarış olacak. Mercedes’in favori olduğunu söylemek gerekiyor şimdiden. Son olarak yarışın anlamına binaen Kırmızı kampın zafer pozunu paylaşarak yazıyı noktalıyorum… Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle…0658477

Kategoriler
Manşet Sizin Köşeniz

2015 Avustralya GP:Bir Garip Sezon Başlangıcı

Mercedes GP’nin ve Lewis Hamilton’un şampiyonlukları ile sonlanan 2014 sezonunun ardından, 2015 sezonu Avustralya GP’siyle birlikte resmen başlamış oldu. Sezon başlamadan önce cevaplanmayı bekleyen sorular, Avustralya GP’siyle birlikte cevaplarını bulmuş oldu.

1 Şubatta Jerez pistinde başlayan 12 günlük testler, sezon başlamadan önce bizlere güç dengesi hakkında bir takım ipuçları verse de, sezon başlayana kadar kimsenin kesin konuşma şansı olmadı. Testlerde yapılan sürüşler sonunda Mercedes GP’nin gridde ilk çizginin mutlak favorisi olacağı düşünülürken, onları Williams,Ferrari ve Red Bulldan oluşacak grubun takip edeceği düşünülüyordu. 2015 öncesi en büyük atılımı Ferrari’nin yaptığı düşünülürken, McLaren-Honda ortaklığının sancılı bir şekilde başladığı testler sonunda, takımın sezonun ilk bölümünde büyük sıkıntılar yaşacağı tahmin ediliyordu.

Bu tahminler akabininde takımlar son hazırlıklarını yaparak Melbourne’a doğru yolculuğa çıktılar. Albert Park yapısı itibariyle, takvimdeki diğer pistlerden oldukça farklı yarışlara ev sahipliği yapmakta. Gerek cadde pisti olması gerekse de zeminin kirli olmasından dolayı takımlar oldukça zorluklar yaşamakta. Ayrıca sezonun ilk yarışı olmasıyla beraber Avustralya GP’si oldukça kırıcı yarışlara sahne olmakta.

Cuma ve Cumartesi günleri yapılan antreman seanslarında beklenildiği gibi Mercedes GP’nin oldukça güçlü olduğu gözüktü. 2. Antremanlar sonrası ise Alman takımı,Ferrari ve Williams’ın takip ettiği gözükürken, Red Bull’un bu takımlara oranla oldukça geride kaldığı gözlendi. Öyle ki Red Bull kardeş takımı STR ile aynı seviyede gözüktü. Sıralama turlarına gelindiğindeyse, Mercedes GP beklendiği gibi oldukça rahat bir şekilde gridin ilk çizgisini elde etti. Alman takım sıralama turlarında o kadar baskın bir görüntü çizdi ki,en yakın rakibi Williams ile aradaki fark tam tamına 1.391 sndi. Bu noktada Mercedes GP’ye şapka çıkartmamak elde değil. Geçen sezon oldukça güçlü bir araca sahip olan takım kış dönemi rehavete kapılmayı geçin, rakipleri ile olan farkı daha da arttırarak adeta gridin kralı benim dedi. Tabi Ferrari pilotlarının sıralama turlarının son seansında, hatalar yaparak geri düşmeleri farkın biraz daha fazla gözükmesine sebep olsa da, en iyi sektör derecelerine bakıldığında Alman takım ile en yakın rakibi arasında 1 sn fark olduğu gözükmekte.

Sektör
Avustralya GP Sıralama Turları En İyi Sektör Zamanları

Pazar günü, Mercedesin yarışta sorun yaşamadığı takdirde rahatça duble yapacağı görüşü hakimken, podyumun son basamağı için Massa ve Ferrari pilotlarının rekabet edeceği düşünülüyordu. Geleneksel olarak kırıcı yarışlara sahip olan Avustralya GP’si başlamadan, sıralama turlarının sonunda sırtında ağrı hisseden Bottas’ın Cumartesi akşamı yapılan son tetkiklerden sonra, yarışa çıkmamasına karar verildi. Isınma turlarında ise Magnussen ve Kyvat’ın sorunlar yaşayıp yolda kalmasıyla beraber, gridde 15 araç kalmış oldu. Böylelikle Avustralya GP’si 2005 Amerika GP’sinden sonra en az aracın katıldığı yarış oldu.

15 araçla birlikte verilen startta Mercedes pilotları ve Massa yerlerini korurlarken, Kimi Raikkonen daha iyi kalkarak, ilk metrelerde takım arkadaşının yanına kadar geldi. Ancak ilk virajda daha çekingen davranarak bir anda kendisini start kargaşasının içinde buldu. Startta yaşanan kargaşada Fin pilot ilk olarak Sainz tarafından, sol arka lastiğine darbe alırken, yaşadığı momentum kaybıyla Nasr tarafından traşlanarak yarışın büyük bölümünü hasarlı ön kanatla geçirmek zorunda kaldı. Bu temaslar sonrası Fin pilot 8. sıraya kadar gerilerken, bu kargaşadan en ağır yaralanan isimse yarışa ilk turdan veda eden Pastor Maldonado oldu. Aynı tur sonunda, Romain Grosjean’nında garaja gelmesiyle beraber, Lotus takımı performans olarak iyi götürdüğü hafta sonundan puansız ayrılmak zorunda kaldı.

Avustralya Start
2015 Avustralya GP Start

İlk pitlere kadar, Mercedes pilotları oldukça rahat bir şekilde arkadakilerle farkı açmayı başarırken, Massa ve Vettel birbirlerini takip ettiler. Arka tarafta ise startın yıldız ismi Nasr, kendisinden hızlı Ricciardo ve Raikkonen’i yavaşlatınca, podyumun son basamağı için Vettel ve Massa’nın mücadele edeceği anlaşıldı. Ferrari pit ekibi Raikkonen’in önünü açmak için erken bir pit stop ile Fin pilotu içeri aldı. Ancak ilk turda yaşanan müdahele sonucunda sol arka bijonu hasar gören SF15-T’nin,sol arka lastiği takılırken, 5 saniye kaybedildi. Bu soruna rağmen oldukça iyi bir ikinci bölüm geçiren Fin pilot, 2. pit çıkışı kendisine yetecek farkı yakalamayı başardı. Ancak, 2. pitler esnasında sol arka lastiğin takılamaması sonrası Raikkonen yarış dışı kaldı. Geçmiş senelerde bu tarz durumlarda cezai yaptırımlar uygulayan FİA, Ferrari’nin güvenliği tehdit etmediği gerekçesiyle İtalyan takıma herhangi bir ceza vermedi. İlk pitler sonrası Vettel, Massayı geçmeyi başardı. Bakıldığında Williams’ın strateji hatası yaptığı düşünülse de Ferrari’nin yarış hızında Williamsa oranla bir nebze daha hızlı olduğu gözüktü. İngiliz takım, pite ilerleyen turlarda girseydi bile, Ferrari bir şekilde doğru strateji ile kendisini Williams’ın önüne taşımayı başaracak gibi duruyor. Yarışın geri kalanında Mercedes pilotları yarışı kontrol altında tutarak, rahat bir şekilde duble yaptılar. Alman takım en yakın rakibi Ferrari ve Vettel’e 34 sn fark atarken, ilk 5 dışındaki bütün pilotlara tur bindirmeyi başardı. 11 aracın tamamladığı yarış, bize birçok konuda veri gösterdi.

G.P. AUSTRALIA F1/2015

Bunlardan ilki, Mercedes GP’nin diğer takımlara oranla ayrı bir gezegende olduğu. Sezon öncesi testlerde oldukça iyi bir performans sergileyen takım, diğerleriyle farkı daha da arttırarak 2015 sezonuna başlamış  oldu. Alman takım, ilk yarış sonunda gerek sıralama turları, gerekse de yarış performansı olarak diğer takımların çok önünde gözüktü. Mercedes ve en yakın rakipleri Ferrari ve Williams arasında, yarış performansı göz önüne alındığında tur başına 0.6 saniye fark bulunmakta.

Sezonun kaybedenleri ise kesinlikle Red Bull ve McLaren oldular. McLaren takımının sorun yaşacağı testler sonrası zaten apaçık ortadayken, 2010-2013 arası 4 sezonu şampiyon tamamlayıp, 2014 sezonunda da Mercedesten sonra yarış kazanan tek takım olan Red Bull’un bu denli sorun yaşaması herkesi şaşırttı. Araç en güçlü olduğu nokta olan aerodinamide de oldukça fazla sorun yaşamış gözüktü. Öyle ki Ricciardo, yarış içerisinde Nasrı bir türlü geçmeyi başaramadı ve liderden tur yiyerek yarışı tamamlamak zorunda kaldı. Yarış sonrası Red Bull ve Ricciardo tarafından yapılan açıklamalarda Renault motoru ve sorunları oldukça fazla dile getirildi. Avustralyalı pilot, aracın sürüşünün oldukça kötü olduğunu ve aracın farklı tepkiler verdiğini söylerken, liderden 2.5 sn daha yavaş olduklarını söyledi. Renault ve Red Bull arasındaki tartışma sezon boyunca sürecek gibi gözükse de, tek sorunun Renault motoru olmadığı aşikar. Takım sezon öncesi testlerde daha kısa bir burunu içeren paketi çarpışma testlerinden geçirmeyi başaramadı ve bu da takımı oldukça etkileyen faktörlerin başında geliyor. Renault motorunun da Ferrari ve Mercedese oranla yavaş kalmasıyla beraber, Mor kamp ilk yarışta oldukça büyük sıkıntılar yaşadı.

2015’te en büyük atılımı ise Ferrari’nin yaptığını söylemek yanlış olmaz. Geçen sene sonunda sadece 2 kere podyuma çıkan takım, daha ilk yarışta podyum kazanmayı başardı. Yarış içerisinde Martin Brundle, Ferrari bu sezon daha güçlü ve daha verimli bir motor üretmişe benziyor diyerek, İtalyan takımın başarısını destekler nitelikte açıklama yaptı. Yarış sonunda, diğer takımlardan yapılan açıklamalardan sonra Ferrari’nin ilk yarış sonunda en hızlı 2. araç olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ayrıca Ferrari, ilk yarışta tempo olarakta Williamstan bir nebze olsun daha hızlı gözükmeyi başardı ve takımın buraya, dayanıklılık endişelerinden dolayı, daha güçlü olan motorunu getirmediği söylentiler arasında. Bu da takımın ilerleyen dönemlerde bir atılım yapacağını ve 2.lik konusunda yerini sağlamlaştırabileceğine dair bir gösterge olarak gözüküyor. Williams ise geçen sezonla beraber yakaladığı formu devam ettiriyor. Takım düşük bütçesine rağmen, Pat Symonds önderliğinde sezona rekabetçi başladı ve sezon boyunca bu formu devam ettirmeleri bir sürpriz olmayacaktır.

Lotus ise talihsiz bir şekilde ilk tur sonunda yarışa veda etmek zorunda kaldı. 2. antremanlarda, takımın yarış odaklı attığı uzun turlarda Ferrari ve Williamstan ortalama 0.7 saniye yavaş kalması, takımın ilerleyen yarışlarda, bu takımlardan sonraki en hızlı takım olacağının bir göstergesi. Sauber ise kabus gibi geçen 2014 sezonundan sonra oldukça güçlü bir başlangıç yaparak 2 pilotuyla birden puan kazanmayı başardı. Takım, Van der Garde ile yaşanan davadan dolayı oldukça gergin bir hafta sonu geçirdi, bu yarış sonucu biraz olsun takımın rahatlamasına yardımcı olurken, Nasr yarışın parlayan pilotlarından biriydi. Brezilyalı pilot yarış boyunca Ricciardoyu arkadasında tutarak, yarışı 5. sırada noktalamayı başardı. Sauber sezonun devam eden bölümünde bu formu ile beraber puan kazanmaya devam edecek gibi gözüküyor.

Gridin en genç pilot ikilisine sahip, Toro Rosso ise geçen sezona oranla daha rekabetçi bir araç üretmişe benziyor. Takım ilk yarışta Renault motoru ile sorun yaşarken, yarışı tek araçla bitirebildi. Ancak sıralama turlarında Sainz Jr. Oldukça başarılı bir performans göstererek sezonun ilerleyen bölümlerinde de takımın güçlü olacağını gösterdi. Diğer yandan Force İndia, geçen sezona oranla daha yavaş bir araçla sezona başlamış görünüyor, ancak takım ilk yarışta puan alarak sezona başarılı bir şekilde girmiş oldu. Sezonun ilerleyen bölümlerinde takımın neler yapacağı merak konusu. Takımın bütçe konusunda sıkıntılar yaşadığı ortada. Takım yine de Melbourne gelmeden önce 3 gün test yapabildiği aracıyla ilk yarışını oldukça başarı bir şekilde atlatmış oldu. Sezonun ilerleyen bölümlerinde Sauber-Toro Rosso ve Force İndiadan oluşan bir grup görme olasılığımız oldukça yüksek.

McLaren ise sorunlu geçen testlerden sonra, tahmin edildiği gibi oldukça yavaş bir araçla sezona başlamış oldu. Ancak takımın yarışı tamamlaması ilerisi için iyiye işaret. Takımın sezonun ilk yarışlarında sorunları anlamak için yarışları tamamlaması hayati öneme sahip. Manor ise yazılım kaynaklı sıkıntılardan dolayı hafta sonu piste çıkmayı başaramazken, takımın gidişatı ise pek iyiye işaret değil. Yarışlara çıksalar bile takımın çok bir performans gösteremeyeceği ortada. Bu girişim bana, yatırımcıların, FİAdan gelecek geliri almak için pistte olduklarını düşüntürtüyor. Tahminim tutarsa, sezon ortası gridi tamamen terketmeleri oldukça yüksek.

Pilotları yorumlayacak olursak, Hamilton geçen sezon kaldığı yerden devam ediyor. Formunun zirvesinde olan İngiliz pilot, 3. şampiyonluğunu kazanmak için varını yoğunu ortaya koyacak gibi gözüküyor. Şampiyonluk için en büyük rakibi ise tartışmasız Nico Rosberg olacaktır. Rosbergse geçen sezona oranla yarış performansını arttırmış olarak gözüktü. Alman pilot,  özellikle yakıt tüketimi konusunda oldukça gelişme kaydetmiş gözüküyor. Vettelse hafta sonu boyunca oldukça başarılı bir sürüş gerçekleştirerek takım arkadaşını mağlup etmeyi başardı. Ferrariyle çıktığı ilk yarışta podyum finish yapması onun için oldukça duygusal olurken, Massada iyi bir hafta sonunu geride bıraktı. Raikkonen ise startta çekingen davranarak, yarışı orda kaybetmiş oldu. Yarışın ikinci bölümünde oldukça hızlı bir tempoya sahip olsa da Nasr ve Ricciardo arkasında oldukça değerli zamanlar kaybederek podyum şansını kaçırmış oldu. Yarış dışı kalmasa, yarışın sonlarına doğru yeni lastikleriyle beraber Massa ve takım arkadaşını yakalama ihtimali olsa da, sonraki yarışlarda daha iyi bir performans göstermesi şart, özellikle sıralama turlarında. Bahsedilmesi gereken diğer pilotlar ise Nasr,Sainz Jr. ve Button. Yarışın parlayan ismi kesinlikle Nasrdı.Yarış boyunca Red Bull’un baskısına dayanarak yarışı 5. sırada tamamlayarak mükemmel bir iş başarmış oldu. Sainz Jr. ise özellikle sıralama turlarında son seansa kalmayı başararak, ilk yarışta takım arkadaşını mağlup etmeyi başardı. İspanyol pilot yarış içerisinde de kazalara karışsa da puan almayı başararak oldukça iyi bir işe imza attı. Button ise sorunlu aracıyla finishe gelmeyi başarırken, yarış içerisinde kendisinden daha hızlı olan Pereze karşı oldukça iyi savunma yaparak bize güzel dakikalar yaşattı, kısacası İngiliz pilot tecrübesini konuşturdu.

Son olarak, Albert Park yapısı itibariyle sezonun gidişatı için bizlere tam bir resim çıkartma imkanı sunmuyor. Asıl resmi Malezya yarışını izledikten sonra görme ihtimalimiz daha yüksek. Ancak ilk yarış sonunda görünen o ki Mercedes,Ferrari-Williams,Lotus,Red Bull-Sauber,Toro Rosso-Force India,McLaren şeklinde bir güç dengesinin olduğu. Farkların ise oldukça fazla olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Mercedesin diğer takımlar ile olan farkı konuşulurken bahsedilmesi gereken bir başka husus Ferrari ve Williamsın diğer takımlar ile olan farkı. Yarış sonunda Massa ile Nasr arasında tam tamına 57 sn fark vardı. Bu fark tur başına 1 saniyeye tekabül ediyor ki, bu durum şu anlık Ferrari ve Williams’ında rakipsiz olduğunu gösteriyor. Bu da sezonun gidişatı için pekte iyi bir durum olarak gözükmüyor.

Kategoriler
Manşet Sizin Köşeniz

Şahlana(maya)n At 4: Düşen Kale

Muhteşem Dörtlü’nün dağılmasından itibaren geçen 3 sezonda Ferrari’de işlerin eskisi gibi gitmediği ve takımın belirgin bir duraklama devrine sürüklendiği hissediliyordu. Schumacher’in takımdan ayrılmasından sonra takımda lider pilot eksikliği yaşandığı günbegün ortadaydı. 2008 yılının geneli ve 2009 sezonunun ilk yarısında Fin pilot Kimi Raikkonen’in motivasyon eksiklikleri yaşaması , Ferrari’nin beklentilerini karşılamaya yetmiyor ve takım 2010 yılı itibariyle Fernando Alonso ile yarışma kararı alıyordu.

İspanyol pilot Fernando Alonso’nun Ferrari’ye katılması ile beraber Ferrari yepyeni bir döneme merhaba dedi. Başlangıçta Ferrarinin son 3 sezondur yaşamış olduğu lider pilot eksikliğinin Fernando Alonso ile giderileceği ve Ferrari’nin eski günlerine geri döneceği düşünüldü. Bu döneme bakacak olursak Fernando Alonso’nun Ferrari’nin beklentilerini ciddi anlamda karşıladığını söyleyebiliriz. 2010 ve 2012 yıllarında araç gridin en güçlü aracı olmasa dahi Fernando Alonso ve Ferrari şampiyonlukları son yarışlarda yapılan hatalar ile kaybederek çok yaklaştığı şampiyonluktan mahrum kalıyordu. Ancak F1’in başarıya endeksli bir spor olması ve Ferrari için şampiyonluktan başka hiçbir sonucun başarı sayılamayacağı gerçeği düşünülürse Ferrari’nin bu dönemde oldukça başarısız bir grafik çizdiğini söylemek mümkün.

GP BAHRAIN F1_2010Alonso ve Ferrari birlikteliği rüya gibi başlamıştı

Öyle ki takım 2010 sezonu ile 2013 sezonu arasında kazanılabilecek muthemel 8 şampiyonluğun 8’ini de Red Bull’a kaptırdı. 2010 ve 2012 yıllarında şampiyonluğu son dakikada kaybeden Ferrari 2011 ve 2013 yıllarında ise Red Bull’a karşı aldığı büyük mağlubiyetler ile şampiyonluktan uzak seneler geçirdi. Halihazırda devam eden 2014 sezonun ilk yarısında galibiyet dahi alamayıp iki şampiyonaya da erken havlu atan Ferrari için oldukça sancılı ve acılı bir dönem yaşandığını söylemek hiç de yanlış olmaz. Peki Ferrari nasıl oldu da bir anda bu kadar kötü bir duruma geldi ? Gelin isterseniz öncelikle , Ferrari’nin bu duruma düşmesinin nedenlerine bir bakalım , daha sonrasında Ferrari’nin bu durumdan nasıl kurtulabileceği hakkında fikir düellosu yapalım.

2009 sezonunda getirilen yeni kurallar ile birlikte F1 tamamen değişik bir döneme girdi. Bu kuralların arasında belki de Ferrari’yi en çok etkileyen karar sezon içi testlerinin yasaklanması oldu. Önceki yazılarda bahsetmiş olduğum üzere Ferrari milenyum çağının başlarından itibaren sezon içi testlerini en efektif kullanan F1 takımıydı. Ferrari kendisine ait olan Mugello ve Fiorano test pistlerinde istediği kadar test yaparken , o dönemdeki en büyük rakipleri olan McLaren ve Williams böyle bir imkana sahip değillerdi. Ayrıca Ferrari aracı geliştirme konusunda çok iyi geri bildirimler yapabilen Schumacher gibi bir test pilotuna da sahipti. Böylelikle Ferrari o dönemlerde sezon içi gelişim yarışında rakiplerinin oldukça ilerisinde imkanlara sahipti. Ferrari’nin F1 gridini domine ettiği yıllardaki felsefesi “ Test et , geliştir ve fethet”  şeklindeydi. Öyle ki takım ıslak zemin performansını geliştirebilmek için test pistine tankerler ile su getirip , pisti ıslar ve bu şekilde seri turlar atıp elde ettiği veriler ile birlikte aracını geliştirirdi. Bu yöntem oldukça geleneksel , maliyetli bir yöntem. Ancak bu noktada bir F1 aracını geliştirmek için en iyi sonuç verecek yöntemin de bu olduğunu söylemek gerekiyor.

scuderia-ferrari-ferrari-f2002-schumacher-3069F2002 ve Schumacher Sezon İçi Testi

2009 yılından itibaren geçerli olacak kurallar ile sezon içi testleri yasaklanmış oluyor ve geleneksel yöntemler yerini modern yöntemlere bırakıyordu. Peki neydi bu modern yöntemler. Rüzgar Tüneli, CFD(Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği) ve Simülatörler bu yöntemlerin temelini oluşturuyor. Böylelikle F1’de ileri teknoloji çağı başlamış oluyordu. McLaren 2000 yıllarının başında Woking’te önemli çalışmaların başlangıcını veriyordu. İngiliz takım ilerleyen yıllarda F1’in çehresinin değişeceğini düşünerek mükemmel bir tesis ortaya çıkarmıştı. Oldukça yenilikçi bir simülatör ve yenilikçi bir rüzgar tünelinin inşasına başlayan İngiliz takım bu kararlara imza atarken Ferrari kuralları doğru yorumlamaktan olduça uzak kalmıştı. Ferrari, Simülatör teknolojisine rakibi McLaren’e oranla çok geç adım atarken , Maranellodaki rüzgar tüneli de oldukça eskimiş, McLaren’in rüzgar tüneliyle karşılaştırıldığında oldukça basit eksenli bir rüzgar tüneliydi.

Ferrari ilk rüzgar tüneli sorununu 2007 yılında yaşarken , dönemin teknik müdürü Aldo Costa’nın açıklamaları oldukça manidardı. İtalyan mühendis , rüzgar tünelinin yeterli olduğunu herhangi bir yeniliğe gerek olmadığını söylüyordu. İşte Ferrari, bu yanlış yaklaşım ile beraber asla doğru adımları atamamıştı. Bu noktada suçu tamamen İtalyan mühendiste bulmamakla beraber , ondan çok daha tecrübeli olan Ross Brawn’ın bu durumda nasıl bir çözüm üreteceğini düşünmemek elde değil. İngiliz deha, Ferrari’nin teknik patronu olarak görevine devam edecek olsaydı kesinlikle ve kesinlikle Rüzgar Tünelinde önemli geliştirmelere gideceği kanaatindeyim. Burada başka bir noktaya daha değinmek gerekiyor. 2014 yılının Ağustos ayında Aldo Costa vermiş olduğu demeçte, 2008 yılında yeni bir rüzgar tüneli inşası için Ferrari Başkanı Montezemolo’ya öneride bulunduğunu ve  İtalyan patronun bu teklifi  geri çevirdiğini söylüyordu. Aslında bu, takımda hem teknik sorunların hem de yönetimsel anlamda ço sorunların olduğu gerçeğini ortayaya koyuyordu. Biz isterseniz yazıya, takımdaki teknik sorunlarla devam edelim. Bunun akabininde 2011 yılına gelindiğinde Ferrari 2010 yılının aksine oldukça sıkıntılı bir sezon başlangıcı yapmış ve sezonun ilerleyen noktalarında gelişim yarışında McLaren’e mağlup olarak sezonu 3. sırada tamamlamıştı. Takım gelişim yarışında oldukça büyük sıkıntılar yaşarken , bunun en önemli sebebi Rüzgar tünelinde yaşanan korelasyondan başka bir şey değildi. Ferrari bu sorun yüzünden rüzgar tünelinde test ettiği parçaları bir türlü pistte kullanamıyor ve aracı geliştirmekte sıkıntı yaşıyordu. Sezon içi testlerinin yasaklanması ile beraber araç gelişiminde muazzam bir öneme sahip olan rüzgar tüneli, Ferrari’nin baş belası haline gelmişti.

Takım 2011 yılından itibaren kendi rüzgar tünelinin yanında Toyota’nın da rüzgar tünelini kullanmaya başladı. Toyota’nın rüzgar tüneli Ferrari’nin eskimiş rüzgar tüneline oranla daha yenilikçi ve daha büyük bir tesisdi. Ancak bu rüzgar tünelinin merkezinin Köln’de bulunması lojistik sorunlarını beraberinde getirmekteydi. Ferrari gibi inanılmaz bütçelere sahip bir takımın böyle eğrelti çözümler ile araç geliştirmesi oldukça garip karşılanması gereken bir durum. Elde olan imkanlar ile Toyota’nın rüzgar tünelinden çok daha iyi bir rüzgar tüneli inşa edilebilir ve lojistik sorunlarının önüne geçilebilirdi , ancak Ferrari başlarda yaptığı hatalara devam ederek hatalar silsilesini devam ettirmiş oluyordu. 2013 yılının sonunda Ferrari baştasarımcısı Nikolas Tombazis’in , Toyota’nın rüzgar tünelinden Maranellodaki tesise geçişte sorunlar yaşanabileceğini söylemesi aslında benim tam olarak demek istediklerimin bir yansıması.

toyota_100361118_mToyotanın dillere destan Rüzgar Tüneli

Ferraride bir diğer sorun da departmanlar arasındaki iletişim eksikliği olarak karşımıza çıkıyor. F1 aracı, motor,şasi ve lastik üçgeni arasında geliştirilen oldukça kompleks bir yapı. Bu yapının doğru çalışabilmesi için her parçanın birbiriyle büyük bir uyum içinde çalışması ve bir bütünü tamamlaması gerekiyor. Ferrari’nin motor takımı ile tasarım ekibi arasında büyük bir anlaşmazlık olduğu 2014 yılında tamamen ayyuka çıktı. Ferrari baş tasarımcısı Nikolas Tombazis aracın aerodinamisine daha çok önem vererek motordan feragat edilmesini istedi. Bunun akabininde aracın sidepodları olabildiğince dar tasarlandı. Bu da motora giden hava akımının azalması ve ekstradan güvenlik önlemleri alınmasını gerektirdi. Durum böyle olunca takım performansdan ziyade motorun dayanıklılığına daha çok önem vermek zorunda kaldı.Ve F14T Mercedes motorlu araçlara oranla 30 40 beygir arasında bir güç kaybı yaşamış oldu. Aslında Nikolas Tombazis’in almış olduğu karar büyük bir hata değil. Çünkü motor kurallarının dondurulduğu düşünülürse ilerleyen dönemlerde asıl başarının aerodinamik alanda kazanılacağı gerçeği karşımızda durmakta. Ancak burda Yunan tasarımcıya kızılması gereken asıl nokta oldukça kötü bir araç tasarlaması. Araç aerodinamik ve mekanik denge olarak Mercedes ve Red Bull takımlarının oldukça gerisinde bir görüntü çiziyor. Yunan tasarımcının 2011 ,2012 ve 2013 yıllarının araçlarını da tasarladığı ve bu araçlarında oldukça klasik tasarımlar ile üretildiği düşünülürse Ferrari’nin başarısızlığının ciddi anlamda Yunanlıya kesilmesi işten bile değil. Sezonu domine eden Mercedes takımına bakacak olursak , Alman takımın 2014 sezonuna  oldukça değişik bir yöntem ile girdiğini görmekteyiz. İntercooler yöntemiyle motoru diğer rakiplerine oranla oldukça efektif bir şekilde kullanan Alman takımda bu fikrin şasi departmanı tarafından motor departmanına önerildiği düşünülürse, üzerinde durduğumuz uyumun başarı payında ne denli önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Ferrarinin ise son yıllarda böyle bir uyumdan oldukça uzak bir görüntü çizdiğini görebiliriz. 2010 ve 2013 sezonları arasında üretilen araçlara bakılacak olursa aracın her sezon farklı bir noktada sıkıntılar yaşadığını söylemek mümkün. 2011 sezonunda mekanik anlamda ve aerodinamik anlamda düşük profilli bir araca sahip olan Ferrari, sezonu oldukça geride bitirmişti.  2012 sezonunda ise aerodinamik anlamda gelişen Ferrari takımı mekanik anlamda geri düşmüş, 2013 yılında ise sezona aerodinamik olarak güçlü bir araçla başlayan ancak sezonun ilerleyen noktalarında geri düşen bir Ferrari ile karşı karşıya kalmıştık. Bunun için takımda departmanlar arası uyumsuzluğunun had safhada olduğunu söylemek mümkün. Takımdaki bu ikilem de , uzun yıllar sağlam temelli bir aracın ortaya çıkmasını engelledi.

Aslında Ferrari’nin teknik anlamdaki bu sorunlarını kişilere yüklememek gerekiyor. Sonuçta , teknik ekibin tamamında ciddi bir başarısızlık söz konusu. Şasi departmanından , motor departmanına, test takımından, strateji ekibine kadar her alanda sorun yaşayan bir Ferrari var karşımızda. Ancak bu çalkantılı dönemde suçlanması gereken ilk kişilerden biri kesinlikle ve kesinlikle Nikola Tombazistir. Yunan mühendis , 2007 yılından itibaren İtalyan takımda şef mekanikerlik görevini sürdürmekte. Bu , F2007’den F14T’ye kadar üretilen bütün araçların , Nikola Tombazis’in elinden çıktığı anlamına geliyor. Bu yıllar arasında F2007 ve F2008 hariç üretilen diğer araçların hepsinin bir noktada zayıf kaldığını görmekteyiz. Dahası üretilen her yeni aracın, bir önceki araçtan farklı bir alanda yavaş kalması , aslında araçları her sene farklı bir mühendis yapıyormuş izlenimi vermekte. Yunan mühendisin ürettiği araçlar oldukça muhafazakar araçlar olmakla birlikte , gelişime müsait olmayan araçlar olarak karşımıza çıkmakta.  Bunun üzerine takım her sene farklı bir tasarım felsefesini baz alarak aracı geliştirmeye çalışırken , diğer noktalarda sorunlar yaşadı ve ciddi bir başarısızlık dönemine girdi. Takım bu kadar başarısız sonuçlara imza atarken Yunan mühendisin takımdan gönderilmemesini bütün Ferrari taraftarları gibi bende şaşkınlıkla izlemekteyim. Onun ürettiği bu yavaş araçlar, Ferraride çok kelle götürdü. Belki de gidecek son kelle kendisininki olacak ve Ferrari mühedislik takımı çok büyük bir revizyona gidecek. Benim beklentim ve tahminlerim bu yönde.

TEST F1/2012 JEREZ - DAY 1

Ferrari’de yaşanılan bir diğer sorun da yönetim anlamında. 2006 yılından sonra Montezemolo başarının 4 isim  arasında paylaştırılmasını hazmedemediğinden mütevellit , 2007 yılının sonunda tabiri caizse bütün bu isimleri traşladı. Kendince haklı sebepleri olan İtalyan başkan bu noktada oldukça büyük hatalar yapınca gelen gideni aratır misali, Ferrari bocaladıkça bocaladı. Aslında Stefano Domenicali bu dönemde belki de en başarılı isimdi. Takımın başına getirilen teknik müdürler bir türlü gereken başarıyı sağlayamadı. Ve takımda çoğu isim gönderilmek zorunda kalındı.

Peki,  Ferrari’nin bu sıkıntılı dönemden çıkması için yapılması gerekenler neler. Öncelikli olarak kan değişikliğine gerek var. Zaten Marcihonne’nin takımdaki çoğu isimle yolları ayırarak bu kan değişikliğine gittiğini söylemek mümkün. Bu noktadan sonra, Ferrarinin başarılı olabilmesi için doğru yapılanma ve doğru kararlar alması gerekmekte. Yani dönem Ferrari’ye uymuyorsa, Ferrari döneme uymak zorunda. 1996 yılında yapılan değişikliklerin bir benzeri yapılmak zorunda. Takım bir pilot ve ekibin etrafında toplanmak zorunda. Ferrarinin başarılı olmak için başka şansı yok.

Sezon içi testlerinin geri getirilmeyeceği düşünülürse, Ferrari’nin rüzgar tünelinde ciddi atılımlar yapması  gerekiyor. Ayrıca Nikola Tombazis ve Pat Fry’ın takımdan ayrılması ile beraber, aracın tasarımının James Allison’a bırakılması ise oldukça doğru bir karar. Takımın 2015 yılı için Bob Bell ile anlaştığı konuşuluyor ve bu birliktelik sağlanırsa Ferrari James Allison,Bob Bell ve Sebastian Vettel ile birlikte ileriye doğru bir adım atacaktır. Zaten Vettel ile anlaşılmasının en büyük sebebi , Schumacher’in Ferraride yaptıklarının bir benzerini Red Bullda tekrarlamış olması.

Bu dönemde verilen en yanlış kararlardan birisi Marco Matiacci’nin gönderilmesi ve yerine tecrübesi olmayan birinin takım patronu yapılması oldu. Başlangıçta Matiacci’ye karşı çıkanlardan biri bendim, ancak Nisan ayında aldığı takımda oldukça doğru kararlar vermesi ile beraber onun takım başkanlığı görevine terfi ettirileceğini ve yerine Ross Brawn ya da Gerhard Berger ikilisinden birinin getirileceğini düşünürken bir anda takımdan gönderildiğini görmek bir şok etkisi yarattı. Ancak  yapılanmanın geneline bakacak olursak, Ferrarinin 2015 olmasa dahi 2016 ile beraber yavaş yavaş eski günlerine döneceğini düşünmekteyim.

Sonuç olarak Ferrari yaptığı hataların farkında ve prestijli günlerine dönmek için sıfırdan bir yapılanmaya girilmesi gerektiğinin farkında. Bu dönemde doğru isimlerin takıma katıldığını ve yanlış isimlerin takımdan gönderildiğini söylemek mümkün. Kısacası, Ferrari derin ve karanlık bir kuyuya düşmüşken, gün yüzüne çıkmak için hayati adımlar attı. Bu adımların başarılı olup olmayacağını zaman gösterecek.

Dipnot: Yazı serisine Ağustos ayında başlayıp o dönemde bitirmeyi düşünüyordum ancak yoğun işlerimden mütevellit , bir türlü yazı serisini noktalamayı başaramadım.4 ay gecikmeli de olsa yazı serisini sonlandırmış bulunmaktayım. F1 sezonun bittiği bu dönemde yeni konular ile yazmaya devam edeceğim. Umarım zevk alarak okuyacağınız yazılar ortaya çıkacaktır.

Kategoriler
Manşet Sizin Köşeniz

Belçika GP: Ricciardo Kuralları

F1’de 2014 sezonunun 12. yarışı efsanevi Spa-Francorchamps pistinde gerçekleştirildi. Geleneksel 1 aylık sezon ortası tatilinin ardından yapılan ilk yarışta kazanan değişmedi. Ricciardo Macaristan’da kazandığı zafere bir yenisini daha ekleyerek bu sezon 3. yarış zaferini kazanmış oldu.

Belçika’nın Arden ormanlarının eteğindeki Spa- Francorchamps pisti yapısı gereği her zaman zevkli yarışlara ev sahipliği yapmasıyla meşhur. Uzun düzlükleri , motor gücünü ön plana çıkaran 1. ve 3. sektörü ile aerodinamik dengenin çok önemli olduğu 2. sektörü içinde barındıran pist eşsiz bir yapıya sahip. Pistin yapısının bu gibi değişkenlere sahip olmasından dolayı takımlar SPA’da bir uzlaşı noktası seçerek yarışmayı tercih ediyorlar. Genelde Kanada GP’sine benzer downforce seviyeleri ile yarışan takımlar böylece hem viraj performansını hem de düzlük performansını optimize etmeye çalışıyorlar.

2014 sezonun geride kalan yarışlarına bakılınca bu pistte Mercedes GP takımının açık ara favori olacağı düşünülüyordu. F1 zümresi tarafından Williams’ın bu yarışta Mercedes’in en güçlü rakibi olacağı düşünülürken Ferrari ve Red Bull’un ise güç ünitelerinde yaşadıkları sorunlar yüzünden Belçika GP’sinde performans olarak bu 2 takımın gerisinde kalacağı düşüncesi hakimdi. Ancak Cuma antremanlarının başlaması ile beraber Ferrari ve Red Bull takımları oldukça rekabetçi turlara imza atarak beklentilerin çok daha üstünde performans göstereceklerinin sinyallerini veriyorlardı.

Sıralama turlarının yapılacağı Cumartesi gününe gelindiğinde Spa-Francorchamps için alışıldık bir durum vardı ortada ; Yağmur. Arden ormanlarının eteğinde yer alan pistte havanın oldukça değişken olduğu geçmiş senelerdeki yarışlardan bilinen bir durumdu. Islak zemin altında koşulan sıralama turlarında beklenildiği gibi Mercedes GP pole pozisyonunu kazanırken, Mercedes’in en yakın rakibi Red Bull’un Alman pilotu Sebastian Vettel oluyordu. Williams takımıysa ıslak zeminde performans kaybı yaşayarak gridde gerilere düşmek zorunda kalırken Ferrari ise yüksek downforce seviyesi ile piste çıkmasına rağmen silik bir sıralama performansı ortaya koyuyordu. Ancak sıralama turlarında kazanılan pozisyonlardan çok daha fazla dikkat çeken noktaysa Mercedes takımının inanılmaz hızıydı. Alman takım kendilerine en yakın rakip olan Vettel’e tam tamına 2.126 saniye fark atarak takdire şayan bir performans ortaya koyuyordu. Mercedes GP’de ilk 2 seansa bakarak pole pozisyonunu ,  Hamilton’ın kazanacağı düşünülürken İngiliz pilot bu sene çoğu zaman yaptığı gibi son seansta hata yaparak pole pozisyonunu Alman pilot Rosberg’e kaptırıyordu. Stavelot virajına kadar çok daha iyi bir turla gelen Hamilton o noktada yaptığı hata ile Pole pozisyonunu Rosberg’e hediye etmiş oldu. Mercedes’in gridin ilk çizgisini kapatması ile beraber, F1 camiasında ve taraftarlarda Alman takımın yarışı da alıp gideceği düşüncesi hakimdi. Mercedes’in ıslak zemindeki bu performansını  gören taraftarlar ve diğer takımlar elbette ki Pazar günkü yarışın kuru zemin şartları altında gerçekleşmesi için dua ettiler.  Ve yarış istenildiği gibi kuru zeminde gerçekleşti ve beklenilenin oldukça dışında sonuçlara gebe bir yarış izlemiş olduk.

Pazar günü Arden’in eteklerinde oldukça temiz ve güneşli bir hava vardı. Güneşin adeta asfaltı yaktığı SPA’de verilen start ile beraber Hamilton ve Vettel ,Rosberg’i geçiyordu. Vettel daha sonra Hamilton’ı geçmek için yaptığı atakta Les Combes virajında frenlemede geç kalıyor ve startta kazandığı pozisyonu Rosberg’e geri vermiş oluyordu. Arkada ise SPA üstadı Kimi ilk turda Magnussen’i geçerek oldukça önemli bir hamleye imza atıyordu. 2. tura gelindiğinde belki de sezon boyunca gündemi meşgul edecek bir gelişme yaşanıyor ve Mercedes’in iki pilotu temas ediyordu. Rosberg’in ön kanadı kırılırken , Hamilton patlayan lastiği ile beraber yarışa erkenden havlu atmış oluyordu. Yarışın da gidişatı bu noktadan sonra tamamen değişmeye başladı. Rosberg liderliğine devam ederken sezonun flaş ismi Daniel Ricciardo önce Alonso’yu geçiyor , ardından takım arkadaşı Vettel’in Pohuon virajında yaptığı hatadan yararlanarak yarışın 2. liğine yükselmiş oluyordu.  Kaza sırasında Rosberg’in aracının almış olduğu hasar tahmin edilen seviyeden daha yüksek olunca Alman pilot ilk pitlere gelene kadar bir türlü istediği farka ulaşamadı.

Yarışın 8. turuna gelindiğinde ise Mercedes’ten Rosberg Ferrari’den de Kimi Raikkonen’in pite girmesiyle  beraber pit furyası başlamış oluyordu. Pit stop esnasında ön kanadını değiştirmek zorunda kalan Rosberg o noktada da yarışı kaybetmiş oluyordu.  Vettel bir tur sonra pite girip Rosberg’in önünde yarışa dönüyordu. İlk pitlerin tamamlanması ile beraber Ricciardo liderliğe yükselirken Raikkonen de başarılı pit taktiği ile 2. sıraya yükselmeyi başarıyordu. Rosberg ve Bottas ise bu noktadan sonra Vettel’in arkasında uzun bir süre beklemek zorunda kalınca Ricciardo ön tarafta oldukça rahat bir yarış ortaya koydu. Rosberg vatandaşı Vettel’in arkasında geçirdiği her tur sonunda  adım adım yarış galibiyetinden uzaklaştı. Alman pilot aracın performansı sayesinde Kimi Raikkonen’i geçmeyi başarsa da , yarış galibiyeti şansı çoktan yitip gitmişti. Kimi Raikkonen ise bu sezonki en iyi yarışını sergileyerek sessiz ve sakin bir yarış sonucunda 4. sırada finiş görerek bu sezon ilk kez takım arkadaşını mağlup etmeyi başarıyordu. Tabi bunda İspanyol pilotun almış olduğu cezanın payı yadsınamaz ancak Fin pilotun tur derecelerine bakıldığında oldukça istikrarlı ve güçlü bir yarış sergilediğini söylemek mümkün. Yarışın sonlarına doğru aşınan lastiklerinin vermiş olduğu dezavantaj ile podyumu kaçıran Fin pilot , bu pistte gerçekten benzersiz bir sürüşe sahip. Yarışın geri kalan kısmına bakıldığında Daniel Ricciardo , eline geçen fırsatı yine sonuna kadar kullanarak bu sezonki 3. zaferine ulaşmış oldu. Podyumu tamamlayan pilotlar ise Rosberg ve Bottas oluyordu.

Yarışın sonrasında yorumlanacak takımlar ve pilotlar bölümümüze gelelim. Başlangıcı yarışı kazanan Red Bull ve Ricciardoyla yapmayı tercih ediyorum.

Sezonun ilk yarısında tartışmasız en iyi pilot olan Ricciardo sezona kaldığı yerden, tam gaz devam ediyor. Avustralyalı’nın daha ilk yılında takıma bu denli ayak uydurması , araca çok hızlı alışması gerçekten takdire şayan. Gerektiği yerde soğukkanlı kalması , yeri geldiğinde aracı zorlayarak kendisine gereken farkı yaratması, pozisyonunu savunurken yaptığı akıllıca hamleler tek kelimeyle bir harika. Ricciardo daha takımda geçirdiği 8. ay olmasına rağmen son 4 sezondur şampiyon olmayı başarmış Vettel’i sessiz ve sakin bir şekilde sindirmeyi başardı. Avustralyalı pilot psikolojik savaşta da Vettel’i alt üst etmeyi başardı. Vettel Macaristan’da attığı spin ve Belçika GP’sinde yapmış olduğu hatayla gösterdiği üzere araçta hem rahat değil hem de psikolojik olarak ezilmeye başlamasıyla beraber yarış sonuçlarına ciddi etki eden hatalar yapmaya başlamış durumda. Sezonun ilerleyen noktaları neler gösterecek bilinmez ancak Ricciardo çoktan takımın bütün rüzgarını arkasına almış durumda. Vettel ise F1 kariyeri boyunca hiç karşılaşmadığı derecede zor bir dönemden çıkmak zorunda. Red Bull’a gelecek olursak gerçekten tebrik edilmesi gereken bir iş yaptılar. Takım Düşük Downforce paketi ile piste çıkarak gerçekten oldukça iyi bir sıralama turu performansı ortaya koyarken , yarışta da Vettel düzlük hızının sayesinde Rosberg ve Bottas’a karşı mükemmel bir şekilde direnerek takım arkadaşının yarış galibiyetine önemli ölçüde yardım etmiş oldu. Düşük Downforce ayarı ile beraber sıralama turlarında alınan sonuçta takımın aslında en büyük sorununun tekrar güç ünitesi olduğu gerçeğini ortaya çıkardı. Araç çekişte ve aerodinamik performansta oldukça iyi seviyede. Lacivert Kamp sezonun geri kalan bölümünde bir kaç yarış galibiyeti daha alabilir. Özellikle Suzuka ve Brezilya bunu başarabilecekleri pistler arasında.

Haftasonunun olaylı takımı ise kesinlikle Mercedes GP oldu. Yarışın 2. turunda yaşanan kaza belki de sezonun sonuna kadar tartışılmaya devam edilecek. Özellikle Hamilton’ın yapmış olduğu açıklamalara bakılırsa olayların kolayca yatıştırılacak türden olmadığı ortada. Bende dahil bir çok F1 fanı yarış içerisinde yapılan bu kazayı normal bir yarış kazası olarak gördük. Ancak yarıştan sonra Hamilton’ın verdiği demeçte , takım brifingini tüm dünya ile paylaşmasıyla beraber Rosberg’e tepkiler artmaya başladı. Bu açıklamanın neticesinde bende Rosberg’e hiddetle kızarken , olayları iyice inceledikten sonra Alman pilota hak vermeye başlayanlar arasında yer aldım. Brifingte Rosberg’in “Bir şey göstermek için ayağımı gazdan çekmedim ” demeci aslında oldukça normal karşılanması gereken bir durum. Sezonun  başladığı noktadan itibaren Hamilton Rosberg’e oranla çok daha agresif yarışlar sergileyen taraftı. Özellikle Bahreyn GP’sinde Hamilton’ın yapmış olduğu sert savunma sonucunda takımın yarışı kazasız bir şekilde duble yaparak kapatması tamamen Rosberg sayesinde oldu. Eğer Alman pilot çoğu noktada ayağını gazdan çekip kazayı önlemek yerine Hamilton gibi saldırgan davransaydı , kaza yaşanılması ihtimali %100’dü. Monaco GP’sinde yapılanları bir kenara bırakırsak Rosberg’in bu sene Hamilton’a karşı ciddi anlamda sivri bir şekilde karşı koyduğu bir yarış yok. Kaldı ki Monaco GP’sinde bu hareketi kasıtlı yapıp yapmadığına dair bir delil maalesef elimizde mevcut değil. Macaristan GP’sinde de Hamilton’ın yol vermemesiyle beraber Rosberg artık bu çekimser tavrından vazgeçmeye karar vermiş olacak ki Belçika GP’sinde bu tavrından oldukça uzakta bir yarış izlettirdi bizlere. Alman pilot Les Combes virajında ayağını gazdan çekmeyerek İngiliz pilota “Bende burdayım ” demek için , sonuna kadar savaştı. Yıllardır gridde bulunan ve sonunda eline şampiyonluk şansı geçmiş bir pilot bu hareketi yapmakta oldukça geç bile kaldı diyebilirim.

Hamilton’a gelecek olursak sene başından beri ciddi anlamda psikolojik bir baskı içinde olduğunu söylemek hata olmaz. Sezon boyunca sıralama turlarında yaptığı hatalar bunu da gösterir nitelikte. Avrupa GP’sinde bir türlü zaman turu atamaması , İngiltere GP’sinde herkes tur atarken turu yarıda bırakması , Belçika da pole pozisyonunu kazanacakken hata yapması İngiliz pilotun karnesinde hep birer eksi. Bu noktada İngiliz pilot Alman takım Alman pilotu şampiyon yapmak istiyor düşüncesine kapılarak , kendi kendini oldukça gereksiz bir psikolojik baskı altına sokarak gerçekten şampiyon pilot unvanına yakışmayacak işlere imza atmaya devam ediyor. Hamilton gridin belki de en yetenekli pilotu. Benim görüşüme göre de en hızlı pilot ancak mental anlamda ve sağduyulu kararlar verme konusunda gridin en zayıf pilotlarından. Takım içi brifingi tüm dünyaya açıklamak kesinlikle ve kesinlikle kabul edilemez bir durum. Hamilton bu tarz hareketleri McLaren yıllarında da oldukça fazla yapmıştı. İngiliz pilot kötü sonuçlara imza atınca her zaman takımı suçlayarak kaçak oynamayı tercih etti bu zamana kadar. Hamilton’ın bu hareketleri aslında başlı başına bir yazıda ele alınacak derecede büyük.  Yalnız bu yazıda da söylemek istediğim şekilde Hamilton bu kadar duygusal kararlar vermeye devam edip , bu şekilde mantıksız hareketler yapmaya devam ettiği sürece asla şampiyonluk kazanamaz. İngiliz pilot hangi takımda yarışırsa yarışşın bu kafa yapısını değiştirmediği sürece hiçbir zaman şampiyonluğa ulaşamaz. Bundan sonra Mercedes takımında işler asla eskisi gibi yürümeyecektir. Belki takım pilotların telemetri verilerini paylaşma kararına son verebilir.

Aslında gidişatın bu noktalara gelmesinde takımın da oldukça hatalı olduğunu söylemek gerekiyor. Toto Wolff ve Paddy Lowe takımı yönetemiyorlar. Ross Brawn ve Norbert Haugh’un takımdaki eksikliği çok belirgin bir şekilde ortada. Macaristan GP’sinde yaşanılanlar tam bir fiyasko.  Belçika GP’si sonrası verilen demeçler , pilotları kontrol edememe tek kelimeyle bir fiyasko. Paddy Lowe’e burdan selam yollamakta yarar var sanırım. İngiliz teknik müdür bundan 2 hafta önce Ross Brawn’dan daha iyi olduğunu söylüyordu ancak takımı yönetme şekli Ross Brawn’ın tırnağı bile olamayacağını gösteriyor. Takım bu şekilde yönetilmeye devam ederse oldukça güçlü bir şekilde alınan bu mirası çok çabuk dağıtıcak gibi duruyor. Son olarak Hamilton ve Mercedes birlikteliğinin çok uzun soluklu olmayacağını düşünmekteyim. 2014 sezonu ve ya 2015 sezonunun sonunda İngiliz pilot eski takımına geri dönecektir diye düşünüyorum.

Williams takımına gelecek olursak işler Bottas ile makul seviyede gitse de takım Massa’dan kesinlikle istediği performansı alamıyor. Belçika GP’si sıralama turlarında oldukça geride kalan Brezilyalı pilot yarışta da talihsizlik yaşayarak oldukça silik bir yarış ortaya koydu. Bu sezon oldukça güçlü bir araca sahip olan takım, pilot kadrosunun yeterli olmaması yüzünden bir türlü galibiyete ulaşamadı. Ellerinde de ciddi tek galibiyet şansı olarak Monza GP’si var gibi gözüküyor. Ferrari’de de gidişatın düzelmesiyle beraber takımın Massa’nın da performansına ciddi anlamda ihtiyacı var. Çünkü Monza’dan sonra gelen yarışlar Red Bull ve Ferrari’ye daha uygun olacak pistlerde devam edecek. Kimi Raikkonen’in de performansını Macaristan GP’siyle beraber yükseltmesiyle beraber İngiliz takımın 3.lük şansı için 2 pilotu ile ciddi bir yarışa girmesi gerekiyor.

Ferrari’ye gelecek olursak, takım sezon başındaki oldukça kötü gidişata bir son vermişe benziyor. Matiacci “Ummadık baş, taş yarar” atasözünü kanıtlar derecede takıma fayda sağladı. İtalyan patron takıma geldiğinden beri Ferrari’de ciddi anlamda bir gelişme yaşanıyor. Takım operasyonel olarak çok daha iyi seviyede ve araçtaki sorunlar da yavaş yavaş anlaşılmaya başlanmış gibi. Fernando Alonso ile sezon başından beri güçlü sonuçlara imza atan takım artık Kimi’ninde performansını bir seviye yükseltmesiyle beraber oldukça güçlü bir takım haline geldi. Kimi Raikkonen SPA performansını ilerleyen yarışlara da taşırsa takım 3. lük için en güçlü aday konumunda duruyor. Takım Belçika GP’sinde beklenilenin aksine oldukça güçlü bir performans ortaya koyarak çok önemli bir haftasonunu başarılı bir şekilde kapatmış oldu. Fernando Alonso’da yaşanacak sorun olmasa takım iki pilotuyla beraber oldukça iyi sonuçlar kazanabilirdi. Ferrari pit duvarının son 2 yarıştır aldığı kararları da takdir etmek gerekiyor. Düzlük hızı olarak geride kalan Ferrari , stratejik hamleler ile oldukça fazla pist üstü pozisyonu kazanmaya başladı diyebiliriz. Tıpkı 2000 ve 2004 yıllarında olduğu gibi. Bu noktada Magnussen ve Alonso olayına gelirsek , Magnussen’in ciddi anlamda zorladığı ve cezayı hakettiğini düşününlerdenim ve kararı doğru buluyorum. Eski dönem F1’inde oldukça normal karşılanabilecek olan bu savunma yöntemi günümüz kurallarına oldukça aykırı. Özellikle Kemmel düzlüğünde Alonso’yu çimlere kadar iten Danimarkalı pilot , kaza olmaması ile beraber ucuz kurtulmuş oldu.

Force İndia ise sezonun ilerlemesiyle beraber gelişim yarışında öndeki dörtlünün gerisinde kalmaya başladı. Aslında bu beklenen bir durumdu. Sezon başında Ferrari’nin ciddi sorunlar yaşamasıyla beraber Mercedes motorunun da avantajını kullanarak önlerde gözüken Force India takımı sezonun rayına oturmasıyla beraber eski pozisyonlarına geri dönmeye başladı. McLaren ise sezon başındaki kötü gidişine devam ederek yine silik bir yarışa imza attı. McLaren’in Honda birlikteliğini düşündüğü ortada , takım bu sezonları geçiş yılı olarak düşünüyor ve takımın bu sezon için bundan sonraki tek gayesi şampiyonayı Force India’nın önünden tamamlamaktan ibaret. Toro Rosso ve Sauberde sezon boyunca göstermiş oldukları performansı göstermeye devam ediyorlar. Marussia’da sezon boyunca göstermiş olduğu atılımı devam ettirerek , yarışları Caterham’ın önünde tamamlamaya devam ediyor. Lotus ise her zamanki gibi dayanıklılık sorunları ile boğuşmaya devam ediyor. Ayrıca FRIC yasağının gelmesiyle beraber takım ciddi bir performans kaybı yaşıyor. Onlarda kaynaklarını yavaş yavaş bir sonraki seneye aktarmaya başladılar gibi gözüküyor. Gelenek olduğu üzere yazının sonun da Belçika GP’si için seçmiş olduğum güzel fotoğrafları beğeninize sunuyorum. Bir sonraki yarış efsanevi Monza pistinde gerçekleşecek, Monza yarışında görüşmek dileğiyle…

Samet Demirel

Kategoriler
Manşet Sizin Köşeniz

Şahlana(maya)n At 3: Geçiş Dönemi

Milenyum çağının ilk yıllarına damga vuran “Muhteşem Dörtlü” döneminin yavaş yavaş sonuna geliniyordu. Tabir caizse 2006 yılının sonu ile birlikte Ferrari’de yaprak dökümü başlamıştı. Öncelikle 2006 İtalya GP’si basın toplantısında Schumacher emeklilik kararını açıkladı. Daha sonraysa Ross Brawn ve Rory Byrne’da emeklilik furyasına katılanlan isimlerin  arasına girdi. Ve eski ekipten geriye sadece Fransız patron Jean Todt kalıyordu.

Bu büyük isimlerin takımdan ayrılması ile beraber Ferrari de bir geçiş dönemine giriyordu. Geride sadece Jean Todt’un kalmasıyla beraber işler büyük anlamda Fransız’ın eline kalmıştı. Fransız patron Schumacher’den boşalan koltuğa Fin pilot Kimi Raikkonen’i oturtma kararı aldı. Böylelikle 2007 sezonu ile beraber İtalyan takımın pilot kadrosu Kimi Raikkonen ve Felipe Massa’dan oluşacaktı. Ross Brawn’dan boşalan teknik patronluk görevine ise onun öğrencisi olan Aldo Costa atandı. Rory’den boşalan koltuğa ise Nikola Tombazis getirildi. Herkes değişen bu yapı içinde Ferrari’nin ne yapacağını az çok merak ediyordu. Takım tökezleyecek mi yoksa arkadan gelen mühendisler ve teknip ekip işi kotarabilecek miydi ? İsterseniz yazının devamına göz atalım , durumu inceleyelim ve sorunun cevabını alalım . 2007 yılının kurallarına göz atarsak , 2006 yılından çok farklı olmadığını görmekteyiz . Belki de en büyük değişiklik Michelin’in spordan ayrılması ve lastik tedarikçisi olarak sadece Bridgestone’un kalmasıydı. Yıllardır Bridgestone ile ortaklık yapan Ferrari’nin bu durumdan çok da etkilenmeyeceği aşikardı. F2007 bunun akabininde selefi 248 F1 modeli baz alınarak geliştirilen bir araçtı. Kısacası F2007 248F1’in bir evrimiydi. Sağlam temelleri olan 248F1 baz alınarak geliştirilen F2007’de selefi gibi hızlı bir araç olarak ortaya çıktı.

F2007 MonacoTakımın Şampiyon Aracı F2007 – Monaco GP

2007 yılı kış testleri ile beraber gridde en hızlı 2 aracın Ferrari ve McLaren olduğu anlaşılıyordu. Geçtiğimiz 2 sezonun şampiyonu Renault ise Fernando Alonso’nun gidişi ve Bridgestone lastiklerine geçişte yaşanılan sıkıntılar ile beraber gridde bu 2 takımın arkasına düşmüştü.Bir süpriz  de sene başında geldi. Testlerde pek güçlü gözükmeyen BMW-Sauber takımı sezonun başlaması ile beraber  güç dengesinde Renault takımının bir adım önüne geçiyordu. Sezonun başlaması ile beraber açılış yarışı Avustralya GP’sinde Ferrari çok rahattı. Pole pozisyonu , en hızlı tur ve yarış galibiyeti ile kusursuz bir hafta sonu geçirmişti Ferrari. Asıl önemli olan aracın hızıydı. Araç rakiplerine oranla çok hızlıydı. Ancak bu hızın biraz da esnek tabandan kaynaklandığı bir hafta sonrasında anlaşıldı.

McLaren cephesi Ferrari aracı F2007’nin tabanının kurallara aykırı olduğunu ve tabanın esnediği iddiasını ortaya atarak durumu FİA’ya taşıdı. Bunun sonucunda FİA tüm takımları taban tasarımında revizyona gitmek zorunda bırakan kararı aldı. Tüm takımlar taban tasarımında değişikliğe gitmek zorunda kaldılar ve F2007 bu değişikliklerin ardından en zararlı çıkan araç oldu.Değişen tabanlarla birlikte çıkılan ilk yarış olan Malezya GP’si ile beraber McLaren bende burdayım demeye başladı. Ancak McLaren’in diğer takımların farkedemediği şeyi bir anda nasıl farkettiği sezonun ilerleyen bölümlerinde ortaya çıkacaktı. Ve bu olay sezon boyunca F1 gündemini meşgul edecekti.

Ferrari için sorunsuz geçen 2007 sezonu Mayıs ayının sonunda yapılan Monaco GP’si ile yavaş yavaş tersine dönmeye başlıyordu.  Takım öncelikle Monaco GP’sinde McLaren aracının oldukça gerisinde çok silik bir yarış ortaya koydu. Başlarda bu durumun Ferrari’nin uzun dingil mesafeli aracından kaynaklandığı ve sorunun tek bir yarışa mahsus olduğu düşünüldü. Ancak sıra gelen Kanada ve Amerika GP’lerinde McLaren aracının rakipsiz kalmasıyla beraber Ferrari için işlerin hiç de iyi gitmediği ortaya çıkıyordu. Ferraride yaşanan sorunlar kısa bir süre içerisinde ortaya çıkmaya başladı. Rüzgar Tüneli Sorunu! Şimdilerde çok alışık olduğumuz bir sorun olan Rüzgar Tüneli sorunu daha o zamanlar Ferraride ne büyük yaralara neden olmuş . O dönemde Teknik Direktör Aldo Costa’nın soruna bakış açısına bakmakta fayda var. İtalyan mühendis yeni bir tesise ihtiyaçları olmadığını ve tesislerinden memnun olduklarını dile getiriyordu. 2009 sonrası F1’de yaşanan teknik değişiklikler ile beraber Rüzgar Tüneli’nin etkisinin ne denli  önemli olduğu göz önüne alınırsa , Ferrari ekibinin ileri görüşlülükte ne denli sınıfta kaldığını görebiliyoruz. Yeni gelecek kuralları bir türlü doğru yorumlayamayıp , gerekli yatırımları yapmayan Ferrari, ilerleyen yıllarda bunun semeresini çokça çekecekti. Takım bu teknik sorunların dışında bir problem daha yaşıyor ve bu da Monaco GP’sinden bir ay sonra Haziran ayının sonlarına doğru ortaya çıkıyordu. Ferrari , yarış ve test teknik müdürü Nigel Stepney hakkında Modena Savcılığına suç duyurusunda bulunuyordu.

Stepney ve avukatı herhangi bir suç işlemediklerini, bir hata yapmadıklarını iddia ederken, Ferrari takımı ise eski mühendisi hakkında oldukça güçlü delillere sahip olduğunu iddia ediyordu. Ferrari’nin çalışanlarından birini dava etmesi F1 gündemine bomba gibi oturmuştu. Herkes yaşanılan olayları şaşkınlıkla izliyordu. Ferrari Monaco GP’si sonrasında yakıt tankında benzin kalıntılarının dışında beyaz bir toza rastlamıştı. Hem Massa hem de Raikkonen’in araçlarında rastlanılan bu toz aracın performansını yavaşlatmak için , yarıştan önce Nigel Stepney tarafından araçların yakıt tanklarına konulmuştu.Böylelikle, Ferrari takımının teknik sorunların dışında yönetimsel sorunlar yaşadığı da gün yüzüne çıkmış oluyordu. Taraftarlar ve F1 camiasının önde gelenleri daha bu durumu hazmedememişken 3 ve 4 Temmuz 2007 tarihlerinde gelişen olaylar ile daha büyük bir şoka uğradılar. 3 Temmuz’da Ferrari Nigel Stepney ile yollarını tamamen ayırırken , bundan bir gün sonra McLaren’in de yarış takımında önemli bir mühendisini işten çıkartması ve buna sebep olarak Nisan ayının sonlarında Kırmızı Araca ait teknik detayların yer aldığı 780 sayfalık belgelerin Nigel Stepney tarafından McLaren mühendisine gönderilmesi ve bu belgelerin İngilitere’de bir fotokopici dükkanında kopyalanmasının ortaya çıkmasıyla F1 gündemi alt üst olmuştu. Herkes yaşanılan bu casusluk olayı karşısında büyük bir şok yaşıyordu.

Gelin hep beraber F1 Dünyasının bu iki büyük takımının karıştığı “Casusluk Skandalı”nın perde arkasına bir göz atalım. Temmuz ayının başlarında McLaren’in teknoloji merkezi  Woking’in yakınlarındaki bir fotokopicide çalışan biri Ferrari takımına ait 780 sayfalık teknik bilgilerin çoğaltıldığını ihbar etti. Bu belgeleri kopyalatan kişi Mike Coughlan’ın eşi Trudyden  başkası değildi. İtalyan takımı 3 Temmuz günü İngiltere mahkemelerinde soruşturma başlattı ve Mike Coughlan’ın evine yapılan baskında F2007’ye ait teknik bilgilere ulaşıldı. McLaren takımı bu gelişmelerin üzerine baş tasarımcısı Mike Coughlan’ın görevini askıya aldı. Ferrari İtalyan Mahkemelerinde Nigel Stepney aleyhinde teknik bilgi hırsızlığı yaptığı gerekçesiyle yasal süreç başlattı.

Ferrari Test ve Yarış Teknik Müdürü Nigel StepneyFerrari Test ve Yarış Teknik Müdürü Nigel Stepney

 Bir gün sonra McLaren cephesinden yeni bir açıklama geliyordu. İngiliz takım bu açıklamasında araçlarında Ferrari’ye ait hiç bir teknik bilgiyi kullanmadıklarını ifade ederken FIA’yı da detaylı soruşturma yapması için fabrikalarına davet etti. İddialara ilişkin ilk duruşma 10 Temmuz günü Londra Yüksek Mahkemesi’nde gerçekleşti. McLaren takım patronu Ron Dennis, Uluslararası spor yasasının 151c maddesini ihlal etmekle suçlanıyordu. 26 Temmuz günü FIA Toplantısında Ron Dennis , takım içerisindeki hiç bir mekanikerin Mike Coughlan’ın elindeki bilgilerden haberdar olmadığını ve takımının yanlış bir şey yapmadığını söylüyordu. Dünya Motor Sporları Konseyi delil yetersizliğinden dolayı takıma herhangi bir yaptırım uygulanmayacağını açıkladı.Ancak McLaren takımı , araçlarında Ferrari’ye ait bir bilgiye rastlanırsa spordan ihraç edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı konusunda uyarıldı. Ferrari ise karara tepki göstererek , sene başında McLaren’in araçlarındaki bilgilerden haberdar olduğunu ve İngiliz takımın bu bilgileri kendilerine karşı delil olarak kullandığını iddia etti. Ve mücadelelerine devam edeceklerini yineledi. Burda Ferrari’nin kastettiği sezon başında gridde hiç bir takımın farkedemeyip McLaren’in hemen farkettiği esnek tabandan başka bir şey değildi. 31 Temmuz’da FİA başkanı Max Mosley Ferrari’nin davayı temyize götürme başvurusunu kabul ettiğini açıkladı. Takvim yaprakları 5 Eylül’ü gösterirken FİA yeni delillere ulaşıldığı gerekçesiyle  normalde 13 Eylülde görüşülmesi gereken temyizi iptal edip yerine Dünya Motor Sporları Konseyinin yeniden toplanacağını bildirdi. Bu da aslında işlerin çok daha karışık olduğunu gösteren ve McLaren’in belirttiğinin aksine bu bilgilerden haberdar olduğunun bir nevi kanıtı oluyordu. 13 Eylül’de yapılan toplantı da bu beklentilerin ışığında çok ağır cezalar geldi. McLaren takımı Markalar klasmanından men edilirken 100 milyon dolar cezaya çarptırılıyordu. Ayrıca takım bütün puanları silindiği için bir sonraki sezon dağıtılacak olan havuz gelirlerinden pay alamayacaktı. Duruşma neticisinde verilen kararlardan bir diğeri , İngiliz takımın sezonun geri kalanında yarış kazanması halinde podyum seromonisinde sadece pilotlar tarafından temsil edilebilecek olmasıydı. Ayrıca FİA, 2008 yılının başında McLaren aracının teknik bir incelemeden geçirilmesi ve Ferrari aracına ait herhangi bir teknik bilgiye rastlanırsa cezai yaptırım uygulanacağı konusunda İngiliz takımı uyardı. Böylelikle Casusluk Skandalı davası sonuca bağlanmış oluyordu.

Casusluk Skandalı’na kısaca bir bakış attıktan sonra Ferrari’nin 2007 sezonundaki gidişatına dönme vakti geldi. Takım yaşanılan bütün sıkıntılara rağmen Jean Todt liderliğinde tekrar topyekün şampiyonluk için savaşmaya başladı. Ve sezon sonunda McLaren’in sıkıntıları ile beraber 2 klasmanda da şampiyonluğa ulaşmayı başardı. Aslında bu başarıyı büyük oranda Jean Todt’a endekslersek hatalı sayılmayız. İsterseniz Jean Todt’un yaptıklarına bir bakalım. Takım 2007 sezonunda pilot kadrosunda da sıkıntılar yaşıyordu. Schumi yerine getirilen Kimi sezon ortasında tabir caizse vasat bir performans sergilerken Fransa GP’si ile beraber bir anda şaha kalktı. Ve bu yarıştan itibaren sezon sonuna kadar bir yarış hariç tüm yarışlarda podyuma çıkmayı başararak , şampiyonluk yarışında ipi en önde göğüslemeyi başardı. Kimi’nin podyuma çıkamadığı tek yarışta 3. sırada giderken teknik arıza ile yarış dışı kaldığını düşünürsek sezonun 2. yarısında göstermiş olduğu performansın ne kadar yüksek olduğunu görebiliriz. İşte Kimi’nin bir anda toparlanmasındaki en büyük etken Fransız patrona ait. Yıllardır McLaren’de yarışırken Ron Dennis tarafından baskıyla zaptedilmeye çalışılan Kimi bir türlü şampiyonluğa ulaşamazken Fransız patron sakin tavrı ile Fin pilotu yola getirmeyi başardı ve şampiyonluğun kazanılmasını sağladı. Takım Monaco,Kanada ve Amerika GP’lerin oluşan 3’lemede sezonun gidişatı ile alakalı hiç iyi sinyaller vermiyorken, eski yıllarda olduğu gibi bir anda toparlanıp şampiyonluğa giden yolda doğru adımları doğru zamanda atmayı başardı. Jean Todt son sezonunda da Ferrari için elinden geleni sonuna kadar sergilemiş ve “Kırmızı Kamp”a iki şampiyonluk daha getirmişti. 1993 yılında geldiği Maranello’dan 14 sene sonra ayrılan Fransız patron bu süreçte 7’si Takımlar 6’sı da pilotlar olmak üzere toplam 13 şampiyonluk kazanarak adını Ferrari tarihine altın harflerle yazdırmayı başarıyordu. Jean Todt’un 2007 yılı sonunda emeklilik kararını açıklaması ile birlikte Ferrari’de bir dönem resmen bitmiş oluyordu. Fransız patronunun yıllardır başarıyla sürdürdüğü takım patronluğu görevine ise İtalyan menajer Stefano Domenicali getiriliyordu. Böylelikle Muhteşem Dörtlü’nün son kaleside yıkılmış oluyor ve Ferrari artık yepyeni bir döneme giriyordu.

Kimi Raikkonen ve Jean Todt şampiyonluğu kutluyor - 2007 Brezilya GPKimi Raikkonen ve Jean Todt şampiyonluğu kutluyor – 2007 Brezilya GP

F2008’in tanıtılması ile beraber Ferrari yeni döneme start vermişti. Casusluk Skandalı sonucunda McLaren’e verilen cezalar neticesinde İngiliz takımın havuz gelirlerinden pay alamayacak olması ve aynı zamanda İngiliz takıma teknik kısıtlamaların getirilmesi ile beraber Ferrari yeni aracını geliştirme konusunda McLaren’e oranla çok daha rahattı. Ve Ferrari bunların da yardımı ile 2004 yılından sonraki en başarılı sezon başlangıcına imza atıyordu.Ferrari’nin ne kadar iyi bir sezon başlangıcı yaptığını anlayabilmek için Monaco GP’sine göz atmak yeterli. Takım 2007 yılında çok zayıf olduğu bu pistte sıralama turları sonucunda ilk iki sırayı kazanmayı başarmıştı. Ferrari sezona her ne kadar kuvvetli başlasa da ilerleyen yarışlarda basamak basamak üstüne koyan bir McLaren izledik. Ve sezonun ikinci yarısı ile beraber İngiliz takım Ferrari’yi yakalayıp çoğu pistte İtalyan takımdan  daha iyi performans göstermeye başlamıştı. 2007 yılında yaşanılan tüm sıkıntılara rağmen gelişim yarışında reaksiyon gösteren Ferrari 2008 sezonunda ise aracı geliştirmekte büyük güçlükler yaşadı. Takım tasarım felsefesi gereği aracın limitlerine çoktan ulaşmıştı ve araçta geliştirilecek herhangi bir nokta bulmakta oldukça zorlanıyordu. Bunun akabininde Ferrari yaşanılan sıkıntılar ile beraber pilotlar şampiyonluğunu Hamilton’a kaptırmaktan kurtulamadı.

Massa'nın sorunlu pit stopu - 2008 Singapur GPMassa’nın sorunlu pit stopu – 2008 Singapur GP

Ferrari 2008 sezonunda gelişim konusunda her ne kadar sorun yaşasa da iki klasmanda da şampiyonluğu kazanacak bir araca sahipti. Ancak takım yapılan hatalar sonucunda bu şansını yitirdi. Yapılan ilk hata Monaco GP’sinde gelmişti. Hava koşullarının çok değişken olduğu pistte, takım ilk pitte Massa’nın aracına çok fazla yakıt koydu. Ekstra yakıtın getirmiş olduğu dezavantaj ile Ferrari yarış galibiyetini resmen Hamilton’a hediye etmiş oluyordu. Dahası takım BMW’ye karşı da kaybetmişti. Yarışı kazanabilecek hıza sahip bir araç varken Ferrari ve Massa 3.lük ile yetinmek zorunda kaldı.Macaristan GP’sinde çok iyi bir yarış sergileyen Massa, Ferrari motoruna mağlup olarak 10 puandan oluyordu. Singapur GP’si ise yapılan hataların en can yaktığı yarış oluyordu. Felipe Massa yarışı kazanacak performansa sahipken, pitte yaşadığı sıkıntı ile sezon şampiyonluğunu belki de orada kaybetmiş oluyordu.

Takımın şampiyon pilotuna gelelim. Jean Todt 2007 sezonunda Kimi’yi çok iyi idare ederek şampiyonluğu takımına kazandırırken , Stefano Domenicali bir türlü Fin pilot ile anlaşmayı başaramadı. Sezonun ilk 5 yarışında çok iyi bir Fin pilot vardı ve herkes bu gidişle Kimi’nin rahat bir şekilde şampiyon olacağını düşünüyordu. Ancak aracın şasisinin değişmesi ile beraber Fin pilot bir anda gerilemeye başladı. Kanada GP’sinde pitte yaşanılan kaza sonucu yarışa veda eden Raikkonen , Fransa GP’sinde lider giderken egzos sorunu ile yarışı 2. sırada bitirebildi. İngiltere GP’sine gelindiğinde ise yapılan yanlış strateji ile yarışı kazanabilecek Fin pilot ancak 4. sırayı kazanabilmişti. Daha 1 sene önce Çin’de lastik değiştirip yarış zaferi kazanan takım , yarım sezon sonra lastikleri değiştirmeyerek pilotunun yarış galibiyeti şansını ortadan kaldırmış oluyordu. Ferrari 2008 sezonunda stratejik kararlarda resmen sınıfta kalmıştı. Arka arkaya kazanabileceği 3 yarıştan oldukça düşük puanlar ile ayrılan Kimi , araçta da rahat olamamasıyla beraber motivasyon düşüklüğü yaşıyordu. Takım Kimi’nin sorunlarına yönelip onun performansını geliştirebilseydi belki de Kimi ile çok rahat bir şampiyonluğa ulaşılacaktı. Sezon boyunca Kimi’ye uygulanan en yanlış strateji sıralama turlarına ağır depo ile çıkmaktı. Kimi sıralama turlarından daha çok yarış performansı ile kendini gösteren bir pilot. Yumuşak sürüş stilinin getirmiş olduğu etki ile beraber sıralama turlarında lastikleri bir türlü ısıtamayan Fin pilot , bunun üzerine yakıtın da getirmiş olduğu dezavantaj ile beraber gridde çok gerilerden start almak zorunda kalıyordu. Takım sezonun son 3 yarışında bunun tersi bir strateji uyguladı ve Kimi bir anda gridde daha üst sıralardan start alarak çok daha iyi performanslara imza attı. Ferrari’nin sezon boyunca bu stratejiyi uygulamayıp , son 3 yarışta bu stratejiyi uygulaması çok büyük bir hata. Fin pilot o dönemde bu kararın kendisine ait olduğunu söylüyordu. Ancak takım üstüne düşen görevi yerine getirip pilotunu uyarmalı ve daha doğru stratejiler üzerinden karar alınmalıydı. Ancak uygulanan yanlış stratejiler ile beraber Kimi’nin şampiyonluk için şansı çoktan yitip gitmişti.

Sonuç olarak uygulanan yanlış strajiler ile Ferrari pilotlar şampiyonluğunu kaybetmiş oluyordu. Rakip takım McLarende Kovalainen’in araca bir türlü alışamadığı ve çok silik bir sezon geçirdiği göz önüne alınırsa Ferrari’nin takımlar şampiyonluğunu kazanması çok da zor olmadı. Kazanılan takımlar şampiyonluğuna rağmen Ferrari’de işler çok da doğru gitmiyordu.  Takımın operasyonel olarak bir çok sorun yaşaması ilerisi için hiç de iyiye işaret değildi.

2009 sezonu Ferrari için çok daha zor geçen bir sezon oldu. Takım değişen kuralları çok yanlış yorumlamıştı. KERS’e gereğinden fazla yoğunlaşan İtalyan takım asıl önemli olan noktayı çoktan kaçırmıştı : Aerodinami ! Aerodinamik olarak çok geride kalan Ferrari , sezona Brawn GP’nin 0.8 sn gerisinde başlıyordu. Takım sezon içinde gelişmek için her ne kadar büyük paralar harcasa ve efor sarfetse de  bir türlü başarılı olamadı. Takım ayrıca Massa’nın kazası ile beraber hiç hatırlamak istemeyeceği bir sezon geçirdi. 2009 sezonunda  Ferrari için iyi sayılabilecek tek şey Kimi’nin Belçika GP’sinde gelen sürpriz galibiyeti oldu. Massa’nın kazasına kadar yine çok silik bir sezon geçiren Kimi, o noktadan sonra takımı sırtlamaya başladı ve en sevdiği pist olan SPA’da performansının zirvesine ulaşarak takımına galibiyet kazandırmayı başardı. Kimi’nin Massa’nın kazasından sonra takım içinde tek pilot olarak kalması ve sonrasında performansını bu kadar yükseltmesi aslında 2008 sezonu için ortaya attığım tezi doğru kılıyor. Takım Macaristan GP’si ile beraber geride kalan tek pilotu Kimi’ye eskisinden daha fazla ilgi gösterip , ona yoğunlaşınca Kimi bir anda performansını 2’ye katlamayı başarıyordu. Ancak Kimi gibi başarılı bir pilotun hangi şartlarda olursa olsun kendini kanıtlaması gerektiğine de ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Şampiyonluk yaşamış bir pilotun yaşadığı tüm sıkıntılara rağmen bunları çok çabuk geride bırakması gerekirken, 2008 ve 2009 yıllarında bunların çok uzağında bir Kimi Raikkonen seyrettik.

raik_ferr_spaf_2009-61Ferrari ve Raikkonen yarış zaferine ulaşıyor – 2009 Belçika GP’si

Takım sezon içi testlerinin yasaklandığı ilk yıl olan 2009 sezonunda gelişim yarışında da Red Bull ve McLaren’in açık şekilde gerisinde kalmıştı. Red Bull İngiltere GP’sine getirdiği güncellemeler ile sezonun ikinci yarısına en hızlı araç olarak girerken , en büyük atılım ise McLaren’den geliyordu. Sezona , liderden 2.5 saniye daha yavaş bir araçla başlayan McLaren, teknoloji merkezi Groove’da rüzgar tüneli ve simülatörde yaptığı başarılı çalışmaların meyvesini Macaristan GP’sinde almaya başladı ve o noktadan sonra yarış kazanabilecek noktaya geldi. Bu gelişim hızına şapka çıkarmamak elde değil.İngiliz takımın bu gelişim hızı karşısında Ferrari’nin gelişim hızı oldukça düşük seviyede kalıyordu ve bu da yeni nesil F1’de takımın ne kadar zorlanacağının belki de ilk göstergesi oluyordu. İngiliz takım aracı geliştirmeye devam ederken, Ferrari İtalya GP’sinden sonra 2010 aracına yoğunlaşıp geliştirme çalışmalarına son veriyordu. Takım böylelikle tam 16 sezon sonra sezonu 3.’lükten daha geride 4. sırada tamamlıyordu. Takım çok düşük profilli bir sezon geçirmişti.

Ferrari’nin yaşadığı geçiş dönemini kısaca özetlersek; Muhteşem Dörtlü’den gelen şampiyonluk mirasını sürdüren ancak yavaş yavaş gerileyen bir takım var karşımızda . Geri planda takım yönetiminde , starejik kararlarda ve teknik anlamda yaşanılan büyük sıkıntıları görmek çok da zor değil. Yazı serisinin sondan bir önceki yazısını biraz uzun tutmak zorunda kaldım çünkü sizlerinde okuduğunuzda göreceğiniz gibi bu dönemde Ferrari takımında oldukça önemli gelişmeler yaşanmıştı. Son olarak takımın 2007,2008 ve 2009 verilerini karşılaştırmış olduğum grafiğe bakarak takımın gerileme hızına daha kolay göz atabiliriz. Son yazıda görüşmek üzere…

Ferrari'nin 2007, 2008, 2009 Sezonu KarnesiFerrari’nin 2007, 2008 ve 2009 Sezonu Karnesi


Samet Demirel

 

Kategoriler
Manşet Sizin Köşeniz

Şahlana(maya)n At 2: Muhteşem Dörtlü

Ferrari uzun süre şampiyon olamama durumu ile ilk kez karşılaşmıyor. 90’ların ilk yarısına gidelim. Ferrari bu dönemden çok daha kötü bir dönem geçiriyor o dönemlerde . O dönemleri inceleyelim ve Ferrari’nin bu kötü durumdan nasıl kurtulduğuna bir göz atalım.

1990’ların başında Ferrari tek kelimeyle berbat bir haldeydi. Takım ne yapacağını bilemiyor ve makus talihini bir türlü yenemiyordu. 1950,60 ve 70’lerde şampiyonluklar kazanılmıştı. Ancak takım 1979 yılında Jody Scheckter ile kazandığı şampiyonluktan itibaren şampiyonluk yüzü görmemişti. Son takımlar şampiyonluğu ise 1983 yılında kazanılmıştı. Takımın üzerinde tek kelimeyle kara bulutlar dolaşıyordu. Öyle ki 1990 ve 1991 yıllarında Profesör lakaplı şampiyon pilot Alain Prost bile Ferrari’ye şampiyonluğu kazandıramadı . Fransız pilot 1991 yılının sonunda takımdan kovulurken verdiği demeçte , Ferrari’nin bu yapı içerisinde asla şampiyon olamayacağını söylüyordu.

1992 yılına gelindiğinde Ferrari’nin başkanı Luca Di Montezemolo ne yapacağını bilmiyordu. Takımı saplanmış olduğu bu bataktan nasıl çıkaracağını kara kara düşünürken Bernie Ecclestone’dan kendisine yol göstermesini ve akıl vermesini istedi. Bernie Ecclestone’un iş alanına giren herkes ile alakalı derin bilgisi vardı ve tabiki de Ferrari’ye ondan iyi kimse yol gösteremezdi. Bernie bu teklif karşısında Luca’ya Jean Todt adında Fransız bir takım patronunu önerdi. Jean Todt 1992 yılına kadar olan süreçte Peugeot takımı ile hem WRC’de hem de Le Mans 24 saat yarışlarında çeşitli başarılara imza atmış oldukça başarılı bir takım patronuydu. 11 yıllık macerası sonunda Peugeot takımını F1’e girmeye bir türlü ikna edemeyen Jean Todt farklı bir şeyler yapmak istiyordu ve bu teklif onun için biçilmiş kaftandı. Böylelikle Ferrari ve Todt birlikteliği başlamış oluyordu.

1993 yılınının Temmuz ayında Maranello’ya yerleşen Todt’un belki de kariyerindeki en büyük sınavı başlamış oluyordu. Fransız biri olarak bir İtalyan takımına gelmişti ve beklentiler oldukça yüksekti. O buraya takımı tekrar eski haline döndürmek için getirilmişti. Jean Todt bu konuda şöyle diyor

“Otomobil aşkım yüzünden risk almayı kabul ettim. Herkesin benden memnun olduğu bir firmadaki gayet iyi bir işi geride bıraktım. Ama yarışları seviyorsanız, rekabetin sembolünün Ferrari olduğunu bilirsiniz. Bu takımın patronu olmak, aslında girişebileceğim en büyük mücadeleydi. Zor olacağını biliyordum, ama bu kadar da zor olacağını tahmin etmemiştim. Ferrari’nin tesislerine girdiğim anda, aslında her şeyin hasarlı olduğunu gördüm”.

Fransız , takıma daha ilk geldiğinde büyük bir şok yaşadı. Yarış takımı ikiye bölünmüştü . Ferrari 1991 yılında John Barnard’ı tekrar takımın teknik patronluğa getirmişti. İngiliz mühendisin namı o kadar büyüktü ki , tasarımlarını İngiltere’de yapmasına izin verilmişti. Barnard şasileri İngilterede tasarlıyor ve motorla birleştirilmesi için Marenolla’ya gönderiyordu.Takımın departmanlarında ise liderliğin eksikliği hissediliyordu.  Bu durum bir jinekoloğun 1500 km öteden telefon yardımıyla doğum yaptırtmasına benziyor.

Todt’un takıma gelmesinden sonraki ilk hedefi öncelikle 1994 senesinde bir yarış kazanmaktı. Benetton-Ford ve Williams-Renault takımlarının gridi domine etmesiyle birlikte bu hedefin ne kadar zor olduğu açıktı. Todt hedefine daha ilk senesinden ulaşmayı başarıyordu. Gerhard Berger’in 1994 Almanya GP’sini kazanması ile beraber Ferrari büyük bir başarısızlık serisine de son veriyordu. Ferrari 1990 İspanya GP’sinden tam  59 yarış ve 4 sezon sonra ilk defa bir yarış kazanıyordu.  Bu yarış galibiyeti ve gelen iyi sonuçlarla beraber Ferrari sezonu 3. sırada tamamlayacaktı. Bir sonraki sezon 95 yılında sezonu tekrar bir galibiyet ile kapatan Ferrari ve Todt hedef büyütmenin zamanının geldiğinin farkındaydı. Bunun üzerine yapılan ilk hamle son 2 yılın dünya şampiyonu pilotu Schumacher’i takıma katmaktı. Ancak 26 yaşındaki Alman pilotun Ferrari’nin teklifini kabul edip etmeyeceği merak konusuydu. Todt son 2 senedir onu dikkatli bir şekilde izliyordu ve ona bu teklifi kabul ettirmek için güçlü argümanlara sahipti. Schumacher’in etrafında şekillendirilmeye müsait bir takım oluşturulacaktı. Schumi bu teklifi kabul ediyor ve yeni bir birliktelik başlıyordu.

1996 yılında Schumacher’in takıma birinci pilot olarak gelmesiyle beraber ikinci pilot olmayı kabul edecek ve bu durumda sorun çıkartmayacak bir pilot lazımdı artık Ferrari’ye . Eddie Irvine bunun için biçilmiş bir kaftan gibiydi. Kendiyle barışık, Schumacher’den bir şeyler öğrenmek için istekli ve yeterince de yetenekli bir pilottu. Eddie Irvine Schumi’nin yeteneklerinin düşündüğünden daha da kuvvetli olduğunu sezonun 3. yarışında anlıyordu. Eddie Arjantin GP’si sıralama turlarında 10. sırada kalırken Schumacher’in ilk çizgide olduğunu gördükten sonra şaşkınlığını gizleyemedi. John Barnard’ın tasarladığı F310 sürülmesi çok zor bir araçtı . Hava girişi yanlış tasarlanmıştı ve pilotlar düzlüklerde bile boyunlarını sağa sola yaslamak zorundaydılar. Bunu yapmazlarsa motora istenilen kadar hava gitmiyor ve motor arızaları baş gösteriyordu. Bu sorunlu  araçla Schumi ve Ferrari 96 sezonunda 4 pole pozisyonu ve 3 yarış galibiyeti kazanıyordu. Schumacher ilk sezonunda kendisini yeteri kadar kanıtlamıştı.

İyi bir takım patronu ve iyi pilotlar ile birlikte Ferrari yavaş yavaş eski günlerine dönme sinyalleri veriyordu. Ancak buna rağmen Schumacher durumdan memnun değildi. Takımın teknik departmanında büyük sorunların olduğunu düşünüyordu . Schumacher bunun akabininde Ross Brawn’ı kandırıyor ve takıma dahil olmasını sağlıyordu. Ayrıca sadece Brawn kandırılmakla kalmıyor kaliteli bir mühendis olan Benetton baş tasarımcısı Rory Byrne’de emeklilik kararından vazgeçirilip takıma dahil ediliyordu. Böylelikle yarış takımı İngiltere ile olan bağını tamamen koparttı ve teknik anlamdaki devrim başlatılmış oldu.

Böylelikle yapbozun bütün parçaları yerine oturtulmuş oluyordu. Brawn ve Byrne sezon sonuna kadar takımlarından ayrılamadıkları için 1997 yılının aracında pek bir etkileri olmadı. Ancak 1998 yılından itibaren üretilen araçlardaki etkileri gözle görülür bir şekilde başlamış oldu.  Brawn Todt ve Schumi 3’lüsü arasında büyük bir güven anlaşması vardı adeta. Takım patronu, teknik direktörüne %100 destek veriyor ve her yaptığı işin arkasında duruyordu. Bu da beklenen başarıyı 1999 yılında getiriyordu. Takım 16 sene sonra ilk takımlar şampiyonluğuna imza atıyordu. Schumacher 99 İngiltere GP’sinde kaza yaparak sezona ara vermiş olmasaydı pilotlar şampiyonluğunun  kazanılması da işten bile değildi. 2000 yılında takıma Brezilyalı pilot Barrichello’nun da katılması ile birlikte Ferrari yenilmez bir armada oluşturdu. Bu noktada motor departmanının başındaki isim Paolo Martinelliyi de es geçmemek gerekiyor. Güçlü ve oldukça dayanıklı motorların üretilmesini sağlayarak bu başarıdaki büyük etkenlerden biride o olmuştu. 1994 yılında göreve gelip takımın V12 motorlardan V10 motorlara sorunsuz bir şekilde geçmesini sağlayan İtalyan mühendisin başarıdaki payı yadsınamayacak derecede büyük.

Karşılaştırma

Jean Todt gelmeden önceki Ferrari ile Jean Todt geldikten sonraki Ferrari Dönemi

Bu kadro Ferrari’nin 2000-2004 yılları arasında kazandığı şampiyonlukların baş mimarıydı. Takım bu süreçte 5 takımlar 5 de pilotlar şampiyonluğuna imza atıyordu.  Ferrari bu sportif başarısını , masa başına da taşıyarak oldukça üstün bir dönem yaşıyordu. Ferrari tek kelimeyle F1’i domine eder hale gelmişti.

Ferrari’de her şey sorunsuz bir şekilde kuralına göre oynanıyordu. Jean Todt mükemmel bir takım patronuydu. Takımı oldukça iyi yönetiyor ve ekip arkadaşlarına gerekli desteği vererek onları müthiş bir şekilde koordine ediyordu. Ross Brawn çok başarılı bir teknik patrondu. Araç ile ilgili son sözleri ve kararları hep o veriyordu. Aynı zamanda Schumacher’e yarışlarda müthiş stratejiler ile yarış galibiyetleri getiren bir teknik patrondu. Yarış hafta sonları verileri sonuna kadar analiz edip hep en doğru kararları vermeyi başarıyordu. Sonradan normal karşılanacak stratejilere hızlı bir şekilde karar vermesiyle beraber Ferrari’ye sayısız yarış zaferleri kazandırmış bir teknik patrondu Ross Brawn. Rory Byrne utangaç Güney Afrikalı;  aslında takımdaki en önemli deha. Tasarlamış olduğu araçlar ile Ferrari’nin uzun yıllar egemenliğini sürdürmesini sağlayan bir teknik deha. Paolo Martinelli güçlü ve kuvvetli motorların yaratıcısı. Onun tasarladığı taş gibi motorlara sahip olan Ferrari takımı o dönemde çok az dayanıklılık sorunu yaşayarak , şampiyonluklara ulaşmayı başarıyordu. Ve müthiş bir pilot ; Michael Schumacher. Gecesini gündüzüne katarak , kılı kırk yararak çalışan bir pilot. Aracı geliştirmek için Maranello’da yatıp kalkan bir pilot. Böyle bir kadro ile başarının gelmesi hiçte şaşırtıcı değil.

Fransa 2002
Ferrarinin başarılı günlerinden bir kare . 2002 Fransa GP’si.

Peki Ferrari’nin o dönemde bu kadar baskın olmasının nedenleri neydi . Bu nedenler, bu isimlerin mükemmel bir şekilde uyum sağlaması , harcama kısıtlamalarının olmaması, sezon içi testlerin yasal olması , teknik imtiyazlara sahip olmak şeklinde sıralanabilir. Ferrari Mugello ve Fiorano test pistlerine sahip bir takım . O dönemlerde Ferrari istediği kadar test yapabiliyordu . Sürekli olarak test yapan Ferrari sezon içi gelişim yarışında rakiplerine oranla bir adım önde oluyor ve aracı çok hızlı bir şekilde geliştirebiliyordu. Öyle ki Ferrari aracın ıslak zemin performansını artırabilmek için piste tanker ile su getirtip pisti ıslayarak test yapabilen bir takımdı. Gelişime tomarla para harcıyordu Ferrari o dönemde. Teknik departman ve motor departmanı arasında büyük bir koordinasyon vardı. Komplike ve gelişime müsait araçlar üretilebiliyordu. Kısacası Ferrari’de başarı için herşey yerindeydi. Para , kaynak , teknik ekip , patron, pilot, politika.

Jean Todt ve Ross Brawn bir gün emekliye ayrılacaklarının farkındaydı. Bunun üzerine ileriki dönemlerde kendileri olmasalar dahi işleyişin aynı şekilde olacağı bir sistem kurmaya çalıştılar. Takım patronluğu ve teknik ekip için gerekli mühendisleri yetiştirdiler. Evet bir gün bu isimler takımdan gideceklerdi ancak bu gidiş sistemin temelleri tam anlamıyla atılmadan yapıldı. Ekip o kadar başarılıydı ki şampiyonluk tamamen bu 4 isimle beraber anılmaya başlandı. Luca di Montezemolo bu noktada egolarının kurbanı oldu ve takımı bir anda süpürmeye başladı. Bu etki 2006 yılında Schumacher , Ross Brawn ve Rory Byrne takımdan ayrılması ile başladı. Başlarda bu isimler yorulduk , artık bırakmak istiyoruz dediler. Ancak Brawn daha 1 sene sonra spora Honda takımı ile geri döndü, aynı şekilde Schumacher de 2010 sezonunda Mercedes GP ile spora geri dönünce bu kararların hiç de isteyerek alınmadığı belli oluyordu. Hatta ben iddiayı daha da ileri taşıyorum. 2006 İtalya GP’si sonrasında Schumi’nin açıklamalarında ne kadar üzgün olduğu gözlerinden okunuyordu. Takımdan gitmek istemiyor gibiydi. Luca di Montezemolo’nun egolarının kurbanı olan bu isimler zorla takımdan ayrılmaya zorlandılar. Ve 2006 yılının sonunda takımdan istifa ettiler. Yarış takımında yaşanan bu  büyük değişikliklerin ardından Ferrari 2007 yılında Jean Todt’un ayakta durmasıyla beraber şampiyonluğa ulaşmayı başardı. 2008 yılında kazanılan markalar şampiyonluğu ile beraber Ferrari’nin bu değişikliklerden çok da etkilenmendiği düşünülüyordu. Ancak tahminler tutmayacak ve Luca Di Montezemolo’nun hesabı çarşıya uymayacaktı.

Son olarak Muhteşem 4’lünün karnesine bakacak olursak 1997 ile 2006 yılları arasında toplam 84 yarış galibiyeti,68 pole pozisyonu 6 Takımlar ve 5 pilotlar şampiyonluğu göze çarpıyor.  Ferrarinin bu 10 yıllık süre zarfında kazandığı yarışlar toplam zaferlerinin %38’ini oluşturuyor. Ferrari’nin 65 yıllık F1 serüveninde kazandığı 207 pole pozisyonunun %33’ü bu dönemde kazanılırken , kazanılan 6 markalar şampiyonluğu Ferrari’nin toplam şampiyonluklarının %37,5’u ediyor. Pilotlar şampiyonluklarına baktığımızda oran %33. Ekibin çalıştığı yılları Ferrarinin toplam yarıştığı seneye oranlayınca %15 olarak karşımıza çıkıyor. Ekibin Ferrari ortalamasının ne kadar üzerinde olduğunu görmek mümkün.

Diğer yazılarda görüşmek üzere …

Samet Demirel

Kategoriler
Manşet Sizin Köşeniz

Şahlana(maya)n At 1

Scuderia Ferrari , 1929 yılında Enzo Ferrari tarafından kurulan İtalyan F1 takımı. Aynı zamanda F1’in en başarılı takımı. 1950 yılından beri seride aralıksız yarışan Ferrari , 16 Takımlar 15’te pilotlar şampiyonluğa sahip. 221 yarış galibiyeti , 207 pole pozisyon ve 230 en hızlı tur ile ulaşılmaz bir noktada İtalyan takım.

Milenyum çağınında en başarılı takımı olan Ferrari 2008 yılından itibaren ise büyük bir duraklama devrine girdi. En son 2008 takımlar şampiyonluğu kazanan “Kırmızılar” ondan sonra gelen 6 sezonda ne pilotlar klasmanında ne de takımlar klasmanında tek bir şampiyonluk bile kazanamayarak başarılı tarihinin tam aksi bir tablo çizdi. Bu dönemde kimi zaman şampiyonun en büyük rakibi olan Ferrari , kimi zamanda şampiyona liderlerinden çok geride kalarak taraftarlarını büyük bir yasa boğdu.

Aslına bakılırsa bu başarısız dönem Ferrari’nin tarihinde bir ilk değil . İtalyan takım bu dönemden daha büyük bir bocalama dönemini 1979 ile 2000 yılları arasında yaşamıştı. İtalyan takım bu 21 senelik süre zarfında sadece 1982 ,1983 ve 1999 yılında gelen Takımlar şampiyonluğuyla muhtemel 42 şampiyonluktan sadece 3 tanesini kazanabilmişti. Ancak İtalyan takım milenyum ile beraber o kadar baskın hale geldi ki arka arkaya gelen 6 Takımlar ve 5 Pilotlar şampiyonluğu ile beraber şampiyonluktan başka bir sonuç hem takım hem de taraftar tarafından başarısızlıktan başka bir anlam ifade etmiyor. Bu yüzden son 6 senedir bir türlü gelmeyen başarı sabırların tükenmesine ve sinirlerin gerilmesine neden oldu.

Her sene yeni sezona büyük umutlar ile giren Ferrari , 2014 sezonuna da büyük bir umutla başlamıştı. Takım bu doğrultuda büyük hamlelere imza attı. Öncelikle Lotus takımından James Allison takıma dahil edildi. Bunun akabininde pilotlar kadrosuda yenilendi. Ferrari kendi ilkelerine aykırı olarak Kimi Raikkonen’i takıma transfer etti ve uzun bir aradan sonra ilk kez 2 şampiyon pilot ile birlikte yarışma kararı aldı. James Allison takıma katılması ile beraber görev tanımları değişmiş oldu.James Allison’ın gelişiyle birlikte Pat Fry takımın Mühendislik kadrosunun başına atanırken , takımın yeni teknik şefi James Allison olmuştu. Nikola Tombasiz ise pozisyonunu koruyarak Tasarım Şefi olarak çalışmaya devam edecekti. Luca Marmorini ise motor departmanının başındaki görevine devam ediyordu.

2013 sezonunun ilk yarısından sonra Ferrari yavaş kalmaya başlamış ve şampiyonluğun kaybedileceği anlaşıldıktan sonra sezon erkenden kapatılmıştı . Takımın tek önceliği 2014’te ortaya çıkarılacak yeni araçtı. Takım bunun doğrultusunda çalışmalara çok erkenden başlamıştı. Takım buna rağmen sezonu 354 puan ile 3. Sırada bitirmeyi başardı , ancak Red Bull’a karşı tekrar büyük bir mağlubiyet almıştı Ferrari. Sadece bununla kalmamış Mercedes GP’ye de geçilmişti Ferrari. Ancak farklı bir yol haritası çizmeyi yeğleyen Ferrari 2014 sezonuna odaklandı.

2014 sezonunda rakiplerinin gerisinde kalmak istemeyen Ferrari eski tasarım şeflerinden Rory Byrne’ı da tasarım ekibine dahil etti. 1999 ile 2004 yılları arasında kazanılan ardışık şampiyonluklarda büyük bir pay sahibi olan Byrne , fikirleriyle teknik ekibe destek verecekti. Byrne’ın gelmesi aracın gelişimi için gerçekten çok etkili olabilirdi. 1999 ve 2004 yılları arasında tasarladığı araçlar ile Adrian Newey’i mağlup etmeyi başarmış bir mühendisten bahsediyoruz sonuçta. Ferrari’de böyle düşünmüş olacak ki onu teknik ekibine kattı.

25 Ocak’ta F14T’nin lansmanı ile beraber Ferrari 2014 sezonuna resmen start vermiş oluyordu. İlk testler 28 Ocak’ta Jerez pistinde başladı. İlk test haftasında Ferrari ön tarafta rekabetçi gibi gözüktü. Ancak Bahreyn testleri ile Ferrari’nin performansı kafa karıştırmaya başladı. Mercedes Bahreyn testlerinde güçlü zaman turları atarken Ferrari’nin yavaş kalması önce hız saklıyorlar söylentilerine yol açsa da son test gününe kadar tüm F1 camiası Ferrari’nin gerçek gücünü göstereceğini düşündü. Ancak testlerin bittiği güne kadar Ferrari bir türlü istenilen performans seviyesine ulaşamadı. Testlerdeki verilere bakılacak olursa Ferrari ya gerçekten çok büyük bir şeyler saklıyordu ya da gerçekten Mercedes ve Williams takımları Ferrari’nin önünde gözüküyordu. Tüm Ferrari taraftarları ilk seçeneğe inanmak istedi ancak gerçekler çok yakında açığa çıkacaktı.

Sezonun açılış yarışı Avustralya GP’sine kadar Ferrari’nin performans sakladığı ve tam tersi Ferrari’nin gerçek performansının bu olduğu söylentileri sürdü gitti. Gerçekler ise 16 Mart’ta ortaya çıkmaya başlamıştı yavaş yavaş. Evet Ferrari hız falan saklamamıştı , Ferrari gerçekten de çok yavaş bir araç ile sezona başlıyordu. Kimi Raikkonen ve Fernando Alonso’nun altında çok sorunlu bir araç vardı. Araç düzlüklerde Mercedes motorlu araçlara göre çok yavaştı. Aynı şekilde frenlemede çok sorunlu bir araç vardı. Aracın viraj girişlerindeki tepkileri iki şampiyon pilotuda çok zorluyordu. Aracın aerodinamik performansı 2013 sezonuna göre daha iyi gibi gözüküyordu. Ancak bu da Red Bull ve Mercedes aracına göre tatmin edici seviyede değildi. F14T tabiri caizse ölü doğmuş bir araçtı. Aracın her yerinde sorun vardı. Güç ünitesi doğru çalışmıyordu, Mercedes motoru elektronik yazılım ile çok değerli zamanlar kazanırken Ferrari burda da sorunlar yaşıyordu. Aracın ağırlık dağılımı ile ilgili sorunların olduğu çok açıktı. Aracın ön tarafı çok dengesizdi. Alonso bununla baş edebilirken Kimi ise bu durumdan çok muzdarip oldu. Zira Fin pilotun en hassas olduğu nokta bu olunca bir türlü istediği performans seviyesine ulaşamadı.

Ferrari performans olarak yine sınıfta kalmıştı. Peki bu performansın sorumlusu kimdi . Hesap ödemesi gereken kimdi . Bu yavaşlığın sorumlusu kim olacaktı. Bahreyn GP’sine kadar bu performans seviyesi ile gitti Ferrari takımı. Bardağı taşıran son damla ise Bahreyn GP’sinde geldi. Takımın başkanı Luca Di Montezemolo da hafta sonu garajdaydı. Yarışta Ferrari’nin 9. ve 10. sıralarda kalması Luca’yı çileden çıkartmıştı. Aynı zamanda Ferrari’nin yarış içinde tabiri caizse can çekişip düzlüklerde bütün pilotlara geçilmesi cabasıydı. 1960’lı yıllarda “Aerodinami iyi motor yapamayanların işidir” diyen Enzo Ferrari’nin kurmuş olduğu takım 2014 yılında bu söze nazire yaparcasına çok kötü bir motor üretmişti.Luca Di Montezemolo’nun bu duruma ne kadar sinirlendiği fotoğraftan anlaşılabiliyor.

Luca Di Montezemolo ve Stefano Domenicali

Aslında bu tablo hiç şaşırtıcı değil. Ferrari’nin son turbo motoru 1988 yılında ürettiği düşünülürse ve bundan sonra gelen yıllarda Turbo teknojisinden çok uzakta kalmasıyla beraber Mercedes’e oranla kötü bir motor üretmesi çok doğal. Yıllardır atmosferik motor kullanan Ferrari bu kısımda da sınıfta kalmayı başarmıştı 2014 sezonunda. Mercedes ise yol araçlarında kullandığı bir teknolojiyi F1 aracına entegre etmekte Ferrari’ye oranla çok daha başarılı olmuştu. Ferrari’nin motor performansınında da bu derece geride kalmasıyla beraber fatura Stefano Domenicali’ye kesilmişti. İtalyan patron İspanya GP’si öncesi takım patronluğu görevinden istifa etmek zorunda kalmıştı. Stefano Domenicaliden boşalan koltuğa Marko Matiacci getirildi.

Ben bu nokta da asıl suçlunun Stefano Domenicali olmadığı düşününlerdenim. Evet ortada büyük bir başarısızlık var ancak 2010 ve 2012 yıllarında şampiyonlukların son yarışta kaybedildiği gerçeğini yadsımamak gerekiyor. Ferrari o senelerde şampiyonluğu kazanabilseydi Domenicali’nin eli çok güçlü olacaktı ve bu durumlara düşmeyecekti. Ancak ne yazık ki F1 haticeye değil neticeye bakılan bir spor. Stefano Domenicali bütün spekülasyonlara rağmen takımı iyi yönetti asıl sorun , mühendislik ekibinde ve tasarımcılarda gibi gözüküyor. İtalyan patron sonuçta piyasadaki iyi mühendislerin çoğunu takıma getirmeyi başardı. Marko Matiacci’nin ise koltuğa geçici olarak getirildiğini düşünüyorum. İyi bir pazarlama uzmanı olduğu kesin ancak burası F1. F1’de işler sadece pazarlama ile bitmiyor. 600 milyon insanın izlediği bir spor organizasyonun zirvesindeki takımı yönetmek , pazarlamanın dışında kabiliyetler isteyen bir görev. Bu zamana kadar F1’de hiç bulunmamış birinin başarılı olmasını beklemek , Ferrari’nin de onu kalıcı olarak takım patronluğu görevinde tutmasını beklemek pek akıl karı değil. Ferrari sonraki seneler için Ross Brawn ya da Flavio Briatore gibi F1’in büyük isimlerinden birini düşünüyor olsa gerek. Ancak Matiacci başarılı olup ben de dahil büyük çoğunluğu yanıltabilir ve görevinin başında kalabilir.

Ferrari sezonun 12. Yarışı Macaristan GP’sine kadar bir nebze olsun sorunları çözmeye başladı. Ancak hala beklenilenin çok gerisinde İtalyan takım. Sezon içinde alınan 2 podyum kesinlikle ve kesinlikle bu büyük takımın taraftarlarını memnun etmeye yetecek dereceler değil . Takım son olarak Motor departmanı lideri Luca Marmorini ile yollarını ayırdı ve Pat Fry’ın takımdan gönderildiğine dair spekülasyonlar kol geziyor. Anlaşılan Ferrari’de daha çok kelle gidecek. Ancak Ferrari’nin sorunlarının isimlerden çok daha büyük olduğu ortada. Söz konusu bir seneye mahsus bir başarısızlık değil . 6 senedir süregelen başarısızlıktan bahsediyoruz. Peki Ferrari’nin asıl sorunu ne ve neler olabilir . Bu yazı serisinde bunlara değinmek istedim aslında. Ancak sorunları geniş yelpazeden inceleyeceğim için tek bir yazı yazmaktansa bir yazı serisi halinde incelemek istedim Ferrari’nin sorunlarını.

Bu sorunları maddeler halinde sıralamak gerekirse,

  • F1’de kuralların büyük oranda değişmesi. Sezon içi test yasaklarının gelmesi. Atmosferik motorlardan Turbo Şarjlı motorlara geçilmesi gibi.
  • Test yasakları ile geleneksel yöntemlerden modern yöntemlere geçilmesi.(Rüzgar Tüneli,CFD,Simülatörler)
  • Ferrari’nin yaşadığı rüzgar tüneli sorunları ve simülatör yetersizliği.
  • Şasi ve motor departmanlarının birbirleri ile olan uyumsuzluğu.
  • Mühendislik ekibinin akreditasyonunun yetersizliği
  • Son olarak az da olsa takımın kötü yönetilmesi

gibi etkenler sıralanabilir. İlerleyen yazılarda kalemimiz el verdiğince bu sorunları inceleyeceğiz. Sonraki yazılarda görüşmek üzere…

Samet Demirel

Kategoriler
Manşet Sizin Köşeniz

Sezonun Zirve Noktası:Macaristan GP

F1’de 2014 sezonunun 12.yarışı Macaristan’ın Hungaroring pistinde düzenlendi. Geleneksel yaz arasından önceki son yarışa her yıl olduğu gibi bu yılda Hungaroring pisti ev sahipliği yaptı. Genelde sıkıcı yarışlara sahne olan Macaristan GP’lerinin aksine çok heyecanlı ve aksiyonun bir dakika bile düşmediği bir yarışa tanıklık etmiş olduk 2014 sezonunda.

Hungaroring pisti kısa düzlükleri, kıvrımlı virajları ile beraber F1 takvimindeki en teknik pistlerden bir tanesi. Düzlüklerin kısa olması ve sürekli olarak birbirini takip eden virajların olması yüzünden geçişe pek izin vermeyen bir pist konumunda.Pistte ciddi anlamda atak yapılabilecek tek yer 1. viraj.Pistin yapısının geçişe pek izin vermemesi ve genelde önden kalkan pilotların yarışı kazanması da haliyle  yarışın heyecanlı geçmesi beklentilerini düşüren faktörlerin başında geliyordu. Ancak Cumartesi günü Q1’de büyük sürprizlere şahit olduk. Bu pistte Schumacher ile birlikte en başarılı pilot konumunda olan ve son 2 yılın pole pozisyon sahibi ve yarış galibi olan Hamilton daha ilk seansta motor arızasıyla yolda kaldı. İngiliz pilot bu motor arızasıyla daha zaman turu bile elde edemeden sıralamalara veda etmek zorunda kaldı. Sürprizler bununla da kalmıyordu ve bir büyük hata da “Kırmızı Kamp” dan geliyordu. Ferrari seansın başında Hamilton ve Maldonado’nun elenmesinin kesinleşmesi üzerine atılan ilk seri turlardan sonra garajda beklemeyi tercih etti çoğu takım gibi. Ancak ilk seri turlarda Kimi Raikkonen temiz bir tur atamadı ve takım arkadaşı Fernando Alonso’nun 0.7 sn gerisinde kaldı. Seansın sonlarına doğru da Maurissia takımından Jules Bianchi 1.5 saniye daha hızlı olan yumuşak lastikler ile 16.sırada bulunan Kimi Raikkonen’i geçip Q2’ye kalan son pilot oluyordu. Böylelikle iki eski dünya şampiyonu daha erkenden sıralamalara veda etmiş oluyordu.

Hamilton’ın ilk seansta elenmesi ile beraber Rosberg pole pozisyonu için en büyük aday haline geldi ve sıralama turlarının son dakikasında attığı turla Sebastian Vettel’in 0.486 sn farkla önünde rahat bir pole pozisyonu kazandı. Bu sezonki 6. Pole pozisyonunu kazanan Rosberg’i vatandaşı Vettel ve Bottas takip etti. Sıralamaların bize gösterdiği verilere göre Mercedes ön tarafta rakipsizdi ve en yakın rakip konumunda Red Bull bulunuyordu. Son yarışlarda en iyi 2. takım konumunda bulunan Williams pist karakteristiğine bağlı olarak burda Red Bull’un gerisine düşmüştü. Ferrari ise pist karakteristiğine bağlı olarak Red Bull ve Williams’ı yakalamış gibi gözüküyordu bu hafta sonu.

Güç dengesinin sıralamalarda gözükmesiyle beraber yarışın klasik Macaristan GP’lerine benzer bir yarış olacağını öngüleri yapıldı. Start ile birlikte Rosberg’in liderliği koruması ve farkı tur tur açarak rahat bir galibiyete ulaşacağını düşünen F1 fanı ve uzmanlarının sayısı yadsınamayacak derecede çokluktaydı. Podyumu ise güçlü form düzeyi ile Red Bull’un tamamlayacağı düşünülüyordu. Hamilton ise son 3 yarışın aksine burada yükselmenin çok zor olacağının farkındaydı ve bunu sıralama turlarının sonunda verdiği demeçlerle belirtti. Ancak yarıştan önce gelen yağmur öngörülen tahminleri bir anda alt üst etmeye yetti. Hamilton ve Magnussen araçlarında tamir işlemlerinin yapılması neticesinde yarışa pit alanından başlamak zorunda kaldılar.
Islak pistte verilen start ile birlikte beklenildiği gibi Rosberg ilk virajı sorunsuz bir şekilde lider dönerken startın kaybeden isimleri Red Bull pilotları oluyordu. Vettel startta Bottas ve Alonsoya sıra kaybederken Ricciardo ise Button’a geçilmekten kurtulamadı. Arka sıralarda Kimi Raikkonen 16.sıradan 13. Sıraya yükselmeyi başardı. Daha sonra Vettel Alonso’yu geçerek 3.sıraya yükselmeyi başardı. İlk tur sorunsuz geçildikten sonra Rosberg istediği yerde spreylerden uzak bir şekilde yarışın lideriydi. Hamilton ise sorunlu geçen hafta sonunda ilk turda 2. virajda spin atarak pist dışına çıkıyor ve yaşadığı sorunlara bir yenisini daha ekliyordu. Yarışın ilk turlarında Rosberg kendisine yetecek farka ulaşmayı başardı. Yarışın 8. turunda Rosberg ile 2. sıradaki Bottas arasında 9 saniyelik bir fark oluşmuştu bile. Hamilton ise arkalarda Kimi Raikkonen’i geçerek 13. Sıraya yükseliyordu. Tam her şey durağanlaştı diye düşünürken 3. virajın çıkışında Ericsson’ın yaptığı kaza ile Safety Car piste girdi. SC’ın piste girmesiyle de beraber bir anda yarışın kaderi değişmiş oluyordu.

SC piste girdiğinde ilk 4 sıradaki pilotlar finish çizgisini çoktan geçmişti. Button’dan itibaren sıralanan pilotlar ise bu fırsatı değerlendirerek bir anda pite geldiler ve bu avantaj ile beraber grid bir anda değişmiş oldu.SC bölümünden en iyi yararlanan pilot liderliğe yükselen Ricciardo oluyordu.Pite girmeden önce 8.sırada bulunan Massa’da pitlerle ile birlikte bir anda 3. sıraya yükseldi. Bu sırada bütün pilotlar Slick lastiklere geçme kararı alırken McLaren takımı yağmurun artacağını düşünerek risk aldı ve bunun cezasını ödemek zorunda kaldılar.Pistin temizlenmesi ve yarışa tekrar start verilmesiyle birlikte Button Ricciardo’yu ilk virajda geçerken Hamilton da önündeki Force İndia’ları avlayarak bir anda 9.sıraya yükselmeyi başardı. Bir tur sonra ise Rosberg aynı turda hem Vergne’e hem de Alonso’ya sıra kaybederek belki de o anda yarış galibiyetini kaybetmiş oluyordu. Alman pilot lastikleri istediği kadar ısıtamadı ve bir turda kaybettiği sıralar ona yarış galibiyetine mal oldu. McLaren’in oynamış olduğu kumarın tutmaması neticesinde Button ve Magnussen tekrar pite geldiler ve Ricciardo böylelikle yarışın yeni lideri haline geldi. Ricciardo pite gelene kadar Massa ile arasında hatırı sayılır bir fark oluşturdu. 23. turda start finish düzlüğünde Perez’in spini ile beraber Force İndia puan hayallerinin dışında kalmış oluyordu.Bu kaza ile SC bir kez daha piste giriyor ve Lacivert Kamp stratejide değişikliğe gidiyordu. Ricciardo 23. Turda ikinci pitini yaptı ve orta sertlikteki hamurlar ile uzun bir stint tamamlayacaktı. Ricciardo ve Massa’nın pite gelmesiyle beraber yarışın yeni lideri Alonso oluyordu. Yarış bu noktadan sonra Ferrari ve Red Bull arasındaki strateji savaşına dönüştü ve Ferrari’nin 2 pitine karşılık Red Bull 3 pit ile savaşmayı tercih etti. İki takımda kendileri için en mantıklı olan stratejiyi uyguladılar. 32. turda Rosberg’in 3 pit stratejisine dönmesi ve bir tur sonra Vettel’in spin atıp gerilere düşmesi ile beraber yarış galibiyeti için 3 pilotun –Alonso Hamilton ve Ricciardo- çekişeceği neredeyse kesinleşmişti.

Hamilton SC pistten çıktıktan sonra belki de hafta sonunun en önemli hamlesini 4. virajda cesur bir atakla yaptı. 34. Turda Vergne’i geçen Hamilton 2. Sıraya yükselerek Alonso’nun peşine takılmış oldu. Vergne’in arkasında kaybedilen zamanlar belki de onun podyum şansını bitirecekti. Ancak Hamilton cesur bir atakla 2. sıraya yükselmeyi başardı. Pitlere gelinen turlara kadar Hamilton ve Ricciardo , Alonso ile farkı azaltmaya başladılar. Önce Alonso 38. Turda son pitine geldi daha sonra Hamilton 39. turda son pit stopunu yaptı. Ancak Ferrari yumuşak lastikleri tercih ederken Mercedes orta sertlikteki hamurlar ile yola devam etme kararı aldı. Ferrari arka tarafta benzer bir stratejiyi Kimi’ye uyguladı ve çokta başarılı oldu. Kimi de 41. turda pite girerek 6. sırayı kazanmış oldu. Pit çıkışı Raikkonen de Vettel’e karşı sert bir savunma yaparak o esnada pozisyonunu garantilemiş oldu. Son yarışların aksine Macaristan GP’sinde çok daha iyi süren bir Kimi Raikkonen gördük bu yarışta.Temposu çok daha iyi olan Kimi Mercedes motorunun düzlük hızı yüzünden Massa’yı bir türlü geçemedi ve yarışta 6. olmak zorunda kaldı. Ancak temposu öndeki pilotlar ile eş düzeydeydi.

KimiandFernandoCompare
Alonso ve Raikkonen’in tur zamanları karşılaştırması.Raikkonen açık kırmızı ,Alonso ise koyu kırmızı ile temsil ediliyor.

Alonso ve Hamilton’ın pite girmesi ile liderlik koltuğuna geçen Ricciardo 54. turda son pitine geldi. Pit öncesi en yakın rakibi Alonso ile arasında 14.5 saniye fark olan Ricciardo pit çıkışı yarışa 4. sırada geri döndü. Burdan sonra attığı seri turlar ile bir anda Hamilton ve Alonso’yu yakalayan Ricciardo ile beraber yarışın zirvesinde 3 pilotun savaşına tanıklık etmiş olduk. Bu sezon ilk kez 3 pilotun birden yarış galibiyetine bu kadar yakın olduğunu gördük. Başlangıçta yüksek düzlük hızı ile Hamilton’ın avantajlı olacağını düşünsekte İngiliz pilotun bir anda güç ünitesinde sorun yaşamasıyla beraber , Alonso’yu geçemeyeceği anlaşıldı. Ancak çılgın Avustralyalı yerinde durmayacaktı ve öylede oldu. 67.turda 2. virajda önce Hamilton’ı dışarıdan gelerek geçen Ricciardo , bir tur sonra ilk virajda geç frenaj ile beraber Alonso’yu da geçerek liderliği almış oldu ve usta işi bir galibiyet daha almış oldu. Podyumu tamamlayan pilotlar ise Alonso ve Hamilton oldular. Rosberg ise son turlarda farkı eritsede öndeki pilotları geçme şansını yakalayamadı.

Genelde sıkıcı yarışlara ev sahipliği yapan Macaristan GP’si bu sezonun en zevkli yarışına sahne olmayı başardı. Yağmur , kazalar , geçişler , kıyasıya yaşanılan mücadeleler ile tam bir seyir zevki haline dönüştü Macaristan GP’si. Stratejilerin havada uçuştuğu ve sonunda hakedenin kazandığı bir yarış oldu. Ricciardo kesinlikle yarışın kahramanı ünvanını hakediyor. Pite gelmeden önce istikrarlı turlar ile yeterli farkı açması , pite girip geri düştükten sonra farkı sürekli olarak kapatması ,son turlarda cesurca ataklar yapması onun ne kadar kaliteli bir pilot olduğunu gösteriyor. Daha Red Bull ile 12. yarışına çıkıyor olmasına rağmen takım ve araçla oluşturduğu uyum tek kelimeyle mükemmel. Son 4 sezonun şampiyonu Sebastian Vettel’i resmen mağlup etmiş oldu sezonun ilk yarısında. Gerektiği yerlerde cesur hamleler yapması , doğru stratejiler ile yarışlarda sıra kazanması onu tam anlamıyla şampiyon sürücü statüsünde değerlendirmeyi farz kılıyor artık. Vettel’e gelecek olursak bu sezon gerek dayanıklılık sorunları , gerekse de araca uyum sağlayamaması sonucunda açık bir mağlubiyet yaşıyor Ricciardo’ya karşı. Bir an önce kendini toparlaması ve daha sakin olması gerekiyor . Sonuçta bu takımda ev sahibi o . Gerek mühendisler ile olan iletişimi , gerek takım patronu ile olan iletişimi Ricciardo’ya oranla fersah fersah ötede ve Ricciardo’yu mağlup etmesi için gereken her şeye sahip. Bu noktadan sonra sakin olmalı ve Ricciardo’yu pist üstünde geçmeli. Ancak Ricciardo buna ne kadar izin verecek sezonun geri kalanında izleyeceğiz.

Bugün bir başka tebrik edilmesi gereken taraf ise “Kırmızı Kamp” oluyor. Sene başından beri hem aracın yavaş olması hem de uygulanan yanlış stratejiler ile çok puan kaybetti Ferrari. Ancak bugün çok başarılı bir strateji ile hem Alonso’ya podyum kazandırılmış oldu hem de Cumartesi günü yapılan hataya rağmen Kimi ile 6. olarak önemli puanlar kazandı Ferrari. Alonso her zaman bildiğimiz sürüşlerinden birini sergileyerek 2. sırada finishe gelirken Fin pilotta bu sezonki en iyi yarışına imza atarak yarışı 6. sırada noktalamayı başardı. 16. sıradan start almak yerine ön sıralardan start alsaydı Kimi’de çok daha iyi yerlerde olabilirdi. Çünkü yarıştaki temposu çok iyiydi. Alonso ile benzer tempoyu yakalayabildi sonunda Raikkonen. Sene başından beri yaşadığı sorunlara bir nebze olsun çözüm bulmuş gibi gözüküyor . Artık aracından memnun olduğu da demeçlerinden anlaşılıyor. Bu Ferrari için iyiye işaret demek. Sene başından beri tek pilot ile mücadele etmek zorunda kalıyordu Ferrari.
Hamilton’a da ayrı bir paragraf açmak gerekiyor. Sıralama turlarından sonra büyük bir şok yaşamıştı İngiliz pilot. Bir anda Rosberg’e karşı büyük bir darbe yiyeceğini düşünürken yarışta gösterdiği mükemmel performans ile bir anda işleri tersine çevirmeyi başardı. Hem de Rosberg’e karşı 3 puan kazanarak ayrılıyor bu hafta sonundan. Yarışın başlarında yaşadığı aksiliğe rağmen sakin kalarak 3. sırada finişe gelmeyi başardı. Dünya şampiyonuna yakışacak nitelikde bir sürüş ile beraber sessiz ve derinden bir yükseliş gerçekleştirerek çok önemli puanlar kazanmayı başardı İngiliz pilot.

Yarışın kaybedenlerine gelecek olursak kesinlikle Williams takımı ve Rosberg oldu. Rosberg ilk pitlerden sonra lastikleri ısıtamayarak Alonso ve Vergne’e karşı sıra kaybetti ve o noktada yarış galibiyeti umutları zaten bitmişti Alman pilotun. Yarış içinde farklı bir stratejiye yönelince Hamilton’ın arkasında kaldı. Takım telsizden Hamilton’a yol vermesi gerektiğini söylese de Hamilton bunu yapmayarak psikolojik savaşta da Rosberg’e karşı bir hamle yapmış oldu. Sezon arasına puan farkını iyice açarak girmeyi beklerken bir anda puan farkının kapanması kesinlikle Rosberg’i rahatsız etmiştir.Williams’a gelecek olursak hem yanlış uygulunan strateji hem de araç hızının yavaşlığı yüzünden istenilen puanlara ulaşamadı İngiliz takım. Yarış içinde neden soft lastiklerin kullanılmadığı bir merak konusu. Takım strateji değil aracın hızından dolayı gerilere düştük dese Ferrari’nin soft lastiklerle yaptıkları ortadayken Williams’ın da kesinlikle benzer bir stratejiyi uygulaması gerekirdi diye düşünüyorum.
Macaristan GP’sinden itibaren 1 aylık büyük bir yaz arası başlıyor artık. Takımlar 2 hafta boyunca fabrikalarını kapatmak zorundalar. Sezon 23 Ağustosta efsanevi SPA Francorchamps pisti ile kaldığı yerden devam edecek . Bu pistte büyük ihtimalle Mercedes ve Williams rekabetine eşlik edeceğiz . Ancak Ferrari’nin beygir gücünü artırmak için Maurissia’dan önemli tüyolar aldığına dair söylentiler mevcut. Ferrari de bu mücadeleye ortak olabilir belki . Red Bull’un ise bu mücadeleden biraz geride kalacağını düşünüyorum SPA ve Monza’da. Ancak kesinlikle güzel yarışlara tanıklık edeceğimizi düşünüyorum .Yazının sonunda 2014 Macaristan GP’sinden seçmiş olduğum fotoğrafları albüm olarak sizlerle paylaşıyorum. Umarım içlerinden hoşunuza gidenler olur ve kullanırsınız… Belçika GP’si hafta sonunda görüşmek dileğiyle…

Samet Demirel-GillVill

[/vc_column][/vc_row]

Kategoriler
Sizin Köşeniz

Adına Yakışır Bir Avrupa GP(!)

2008 yılında takvime eklenen Valencia pisti geçişin çok zor olduğu pistlerden öyleki bugüne kadar yapılan 3 yarıştan ikisini poleden kalkan pilotlar birini de 2009 senesinde pit hatası ile pole pozisyonundan kalkan Hamilton Barrichelloya hediye etmişti. Hal böyle olunca Cumartesi gününün galibi Pazar gününüde %90 ihtimalle önde tamamlayacak gibi duruyurdu.

FİA motor haritalarını Silverstone için yasaklayacağını duyururken Red Bullun sıralamalarda sezonun başından beri rakiplerine en büyük farkı attığı düşünülen 2 etmenden biri olan sıralamalara agresifmotor haritası ile çıkma şansınıda hafta içi sıralamalardan sonra hiçbir takım motor haritaları ile oynayamaz şeklinde yaptığı açıklamasıyla hüsrana uğratmıştı. Takımlar bu durumdan Red Bullun etkileneceğini düşünmüşlerdi öyleki McLaren sürücüleri onları sıralamalarda alt edebiliriz açıklamaları yapmaya başladılar.

Cumartesi gününe gelindiğinde ise Red Bull son antremanlarda Vettel ile liderliğe çıktı ve McLarende orta sertlikteki lastikleri iyi kullanamıyordu ve sezonun başından beri sıralamalarda sönük bir performans sergileyen Ferrariye karşı yine pole pozisyonunun en büyük favorisi konumuna Red Bull geldi ve öylede oldu. Büyük bir heyecana sahne olmayan sıralamalarda Vettel Q3’te attığı ilk turda kendisine pole pozisyonu için yetecek zamanı buldu ve bu dereceyi kalan sürede geçen hiç kimse olmadı. Red Bullun yavaşlayacağını düşünen McLaren ve Ferrariler büyük bir şokla karşılaştı.Red Bulla en yakın pilot Hamilton Vettel’den 0.4 sn fark yemişti.

Pazar gününe gelindiğinde Red Bull ilk çizgide yer alıyordu. Özellikle Webberinde 2. Sıradan start alıyor olması Vetteli büyük oranda rahatlatmıştır. Keza ilk bölümde farkı açabilecek ve DRS’yi etkili kullanan Ferrari ve McLarene karşı bir duvar olacaktı takım arkadaşı. Senaryolar buraya kadar hep doğru oldu.Start verildiğinde Massa müthiş bir start aldı ve bir anda ilk viraja gelinirken 2. Sıraya kadar geldi işte burada Massa Webberi geçmiş olsa Vettel büyük bir baskıyla karşı karşıya kalabilirdi heleki Kanada’da silkelenen bir Massa varken ancak Webber kapıyı bir anda Massa’ya kapattı ve Massa 3.sıradaki yerinide momentum kaybıyla Alonsoya kaybetti ve starttın kaybedenleri McLaren sürücüleri ve Petrov oldular.

Startta yer kaybetmeyen ve arkasında da Webber olan Vettel sezon boyunca alıştığımız gibi ilk bölümde kendisine yarış boyunca yeterli olacak bir 5 sn fark yarattı ve bu farkla birlikte arkasındaki pilotların uyguladıkları stratejilere karşı her zaman yapabilecek bir hamle buldu.Pite ilk giren Maldonado ile birlikte bir domino etkisi oldu ve bütün pilotlar pite girmeye başladılar.Bu noktada Ferrari ve Mercedes GP’yi ayrıca kutlamak lazım bu sene 7 yarış bize erken pite girmenin çok daha avanjlı olduğunu gösterirken neden 2 tur pite geç gelindi ve Massa ve Schumacherin yarışı o noktadan sonra bitirildi.Bu sene başından beri Ferrari’nin yaptığı kaçıncı strateji hatası saymak imkansız oldu ayrıca birde bir sonraki pitte Massanın pitte yaşadığı lastik sorunu onu Hamilton ile yapacağı bir 4.lük mücadelesinden etti.İlk pitlerden sonra liderlik için bir hamlenin olmayacağı belli oldu Vettel kendisine yetecek farkı yakalamıştı.

Bu noktadan sonra yarışın en çekişmeli mücadelesi Fernando Alonso ve Webber arasında yaşandı özellikle orta bölümde Webber arka lastiklerini çok ısıttı ve Alonso DRS ile Webberi geçti ancak Webber erken bir pitle Alonsoyu yine geçti.Ama lastiği erken taktığı için sert lastiklere erken geçmek zorunda kaldı ve tur başına 1.5 sn daha yavaş olan lastiklere karşı Alonso attığı 3 turla kendisine yetecek farkı çoktan yakalamıştı yani Webber bir taraftan kazandığı strateji yüzünden kaybetmiş oldu son bölümde de Vites sorunu yaşayınca büyük oranda yarışın ilk 6 sırası garantilenmiş oldu ve ilk 10 da müthiş Mercedes aracı ve yerel kahramanlardan adı sıkça gidecek spekülasyonlarında anılan Alguersuari rekabetinden başka rekabet eden pilot kalmadı.Damalı bayrak sallandığında Vettel büyük bir farkla yarışı kazandı ve ilk 10 daki bütün pilotlar rahat bir şekilde damalı bayrağı geçtiler.

8. Yarış sonunda Vettel rahat bir galibet ile 6. galibiyetini aldı ve F1 tarihinde ilk 8 yarıştada ilk iki sırada finiş gören Alonsoyla beraber ikinci pilot oldu ve 2004 Schumiden sonra ilk 8 yarışta en çok galibiyet alan pilot oldu (Schumi 2004 7/8) ve İlk 8 yarışta kazanılabilecek puanları yüzde olarak oranlarsak bu zaman kadar yakalanan en büyük oranı eline geçirdi. Bu yarışla en yakın takipçisi olan Jenson Buttona 77 puan fark atarak kendisine 3 tam yarışlık puan farkı oluşturdu. Ayrıca Vettel bu hafta sonu kariyerindeki ilk Grand Slamini yaptı. Yani bir hafta sonunda pole pozisyonu yarı galibiyeti en hızlı tur zamanı ve tüm turları lider bitirdi. Grand Slam yapan 22. Pilot oldu. Gridde bu başarıya sahip olan sadece 2 pilot var biri yaşayan Efsane Michael Schumacher diğeri de geçen seneki Singapur GP ile Fernando Alonso.

Yarışta start Alan 24 pilotun 24’ü de finiş görerek bir rekora daha imza attılar. 1950’den beri en çok pilotun finish gördüğü yarış oldu Valencia GP.

Son olarak söylemek istediğim ve en önemli şey Valencia yarışları ile ilgili. Ben hayatımda bu kadar silik bir F1 pisti görmedim.Cadde pisti muhabbetine takvime alınan bu pist F1’e yakışmıyor. Cadde pistleri ambiansı yapısıyla zevkli pistlerdir Monaco ve Singapur ambians olarak ne demek istediğimi çok iyi anlatıyordur ancak Valencia’da bu konuda da hiçbir şey olmadığı açık. Ne diye zorlama bir yarış düzenlenirki. Sezonun başından beri en silik yarıştı ilk 14 tur boyunca atak bile olmadı pistte bu kadar gereksiz pistler varken takvimde Türkiye’nin geleceğinin tehlike altında olması ne kadar üzücü bir şey ama hafta sonu gelen 163 Bin kişi sayesinde kalmaya devam edecektir.Bu hafta sonu ile ilgili aklımda kalacak en önemli şey ‘’Ne Avrupa GP’siydi be’’ olacak. Sonraki yazılarımda görüşmek üzere.

Samet Demirel