Kategoriler
Formula1 Köşe Yazıları

2016 F1 Kış Testleri – 1. Barcelona Testi

2016 sezonu da birçok bilinmeyenle bugün resmen başladı. Sezonun iyice uzaması ve azalan testlerle beraber lansmanlardan testlere çok hızlı geçiş yaptık.

Testlere değinmeden önce lansmanlarla ilgili birkaç kelam etmek gerekiyor. Eskisi gibi araç tanıtımları olmadığı kesin, aslında F1 takımları şu anki online lansman seçeneğiyle eskisine nazaran daha güzel lansman yapabilirler. Çok değil, 10 sene önce bile iyi bir tanıtım medyada yer aldığı ölçüde başarılıydı, şu an ise takımlar aracısız taraftarlarla buluşabiliyorlar. Son yıllarda McLaren’in 2011’de Almanya’da yaptığı lansman dışında akla güzel örnekler gelmiyor. Sosyal medyanın da yaygınlaşmasıyla işi bir tweet’e indirgeyen takımlar bile oldu. Son olarak testlerin ilk gününde araç tanıtımı yapmayı Bernie’nin yerinde olsam yasaklardım, en sevmediğim lansman/test olayı.

McLaren’in çılgın denemeleri de olmayınca 2016 araçları beklendiği gibi 2015 araçlarının devamı oldu, biraz Ferrari kendi geleneklerinin aksine daha agresif bir araç planlamış. Diğer yandan Toro Rosso’nun da birçok büyük takıma bile ilham vermesi gözden kaçmasın. Lansmanlarla beraber diğer şikayet konusu da araçların rengiydi, özellikle siyah rengin baskınlığı taraftarların içini sıkmış gibi. Ben de çoğunluğa katılmakla beraber takımlar açısından düşününce onlara da hak verdim. Ferrari hariç birçok takım araçların rengini ana sponsorlara göre belirliyor ve şu an birçok takım bu ana (isim) sponsora olmadığı için dikkat çeken renkleri tercih etmiyorlar. Örneğin durup dururken bir takım neden aracını sarı veya açık yeşile aracını boyasın ki ? Sanırım Ron Dennis haklı, isim sponsorları devri geçmiş görünüyor.

Bu arada sosyal medyada konuşurken, özellikle Twitter’da #F1KışTestleri etiketini kullanırsak güzel olur, kış testleri boyunca insanlar işte ya da okulda olduğu için akşam eve geldiklerinde gün içindeki önemli detayları bu etiketle beraber kolayca bulabilir diye düşündük. Yine çok konuştuk, biz artık testlerin ilk gününe bakalım.

1. Gün

– Sadece 2 test ve 8 gün olduğu için geçen senelerde yaşanan problemler bu sefer daha pahalıya mal olabilir. 2014’te Renault, 2015’de McLaren en güzel örnekler, çoğu zaman yaşadıkları problemlerin 4 günün hepsine yansıdığını gördük. İlk günde öyle bir sorun görmedik, Reno, STR ve Haas problemler yaşadı ama yarın daha iyi bir gün geçirebilirler.

– Ferrari geçen yıl olduğu gibi testlere hızlı başlarken, Mercedes de yine oldukça fazla tur attı. Vettel’in sert lastiklerle 1.24.939’luk derecesi geçen sene Maldonado’nun yumuşak lastiklerle attığı ilk günkü turundan 1 sn daha iyiydi. Hamilton ise günü Vettel’in yarım sn. arkasında kapattı.

– 1 sn. arkadan gelen Ricciardo ise 87 tur atarken, onu Bottas, Force India’dan Celis ve Button takip etti. Celis’in ve Button’ın turları yumuşak lastiklerle geldi. McLaren günü önemli bir sorun olmadan kapatırken, özellikle Honda’nın ERS kaynaklı sorunların çözümünde önemli yol aldığı herkes tarafından konuşuluyor. Limitleri artırdıkça daha net bir resim görebiliriz.

– Haas güne hızlı başlarken Grosjean’in yüksek hızda ön kanadı kaybetmesiyle takımın ilk test günü erken bitti.

– Palmer ise Renault ile ilk günün zorlu geçtiğini belirtti ve takım sadece 37 tur atabildi.

– STR, Sauber ve Manor da nispeten sessiz bir gün geçirdiler. Sauber üçü arasından en çalışkan takımdı. Diğer yandan Manor’un yeni logosu ve yarış tulumlarının çok güzel olduğunu söylemeden geçmeyelim.

– Sadece 8 günlük testle Melbourne gidecek olan takımlar, bu defa testlerde daha net görüntü verebilirler, ilk günkü sonuçlar bile sanki testlerin ortasındaymışız gibi hissettirdi. Sırada ikinci gün var, görüşmek üzere.

2. Gün

2. Günün Sonuçları

– İkinci gün de testlerden alışık olmadık şekilde verimli geçti, tam 8 takım 100 turun üzerine çıkarken Mercedes 172 turla yine açık ara en fazla mesafe kat eden takım oldu.

– Hızlı turlar açısından da bereketli bir gün oldu. Vettel yine günün en hızlısı olurken, onu 0,7 sn arkadan Ricciardo takip etti. İki ismin de hızlı turları Pirelli’nin yeni ultra yumuşak lastikleriyle (çok fazla yumuşak yani) geldi. Perez’in süper yumuşaklarla attığı tur da liderden sadece 0,8 sn yavaştı. Rosberg bu üçlüyü 2 sn arkadan takip etti ama lastikleri orta sert lastiklerdi, yani U-yumuşaklardan 3 hamur daha sert lastikler. Rosberg’den sonrası ise turlarını yumuşak lastiklerle attılar. Aşağıda bugünkü derecelerle geçen seneki ilk Barcelona testinin 2. gün karşılaştırması var. Çok sağlıklı bir karşılaştırma olmasa da takımlar derecelerini genelde 2 sn ve daha fazla geliştirmiş.

2015 1. Barcelona Testleri ile 2016 1. Barcelona Testlerinin 2. Gün Karşılaştırması

– Haas’ın 2 hamur daha sert lastikle liderden 2,7 sn, Wehrlein’ın da 3,1 sn geride kalması dikkat edilmesi gereken diğer turlardı. İki takım da alıştığımız gridin arkasındaki takımlara göre oldukça derli toplu. Sanırım 2009’dan bu yana ayrı bir grup olan küçük takımlar ilk defa ön tarafa bu kadar yakın olacak.

– Günü en olumsuz geçiren ise Palmer’li Renault oldu. Turbo sorunu yaşayan takım da ikinci günü de mutlu tamamlayamadı. Griddeki diğer Renault motorunda ise şimdilik bir problem yok.

– Gün içinde iki önemli haber daha vardı; Arai’nin emekli olması ve sıralama turlarındaki format değişikliği. Bu önemli haberlerin yorumunu sonraya bırakıyoruz.

3. Gün


Takımlar oldukça yoğun geçen ilk iki günden sonra bugün yeni bir aşamaya geçmiş olmalılar ki daha az tur attılar. Sabah Ferrari, öğledein sonra McLaren ve Williams önemli zaman kaybettiler fakat yaşadıkları her zaman meydana gelebilecek teknik problemlerdi.

– Günün büyük çoğunluğunu lider geçiren Hulkenberg’in kullandığı Force India en hızlı tur zamanını süper yumuşakla geliştiren tek araç oldu. Hulk yumuşakla 1.24.0 yaparken, hemen 14 dk. sonra süper yumuşakla 1.23.1 yaparak günü lider tamamladı. Aradaki kısa zamanda pistteki değişimi göz ardı edersek iki lastik arasında 0,8-1 sn civarında fark var diyebiliriz, verilere ulaşmanın oldukça kısıtlı olduğu şu zaman diliminde bir kenarda dursun.

– Bugünkü verileri lastik verilerinden arındırdığımızda oldukça yakın bir grid ortaya çıkıyor. Bu kadar yakın dereceler biraz 2012’deki test derecelerini hatırlattı. Elbette gridin 4 yıl önce olduğu gibi yakın olması pek olası değil ama Honda ve Renault motorunun gelişime daha açık olması, Manor ve Haas’ın geçen senelerdeki akranlarına göre derli toplu ve güçlü motorlara sahip olması gridi birbirine yaklaştırabilir. Diğer yandan bu demek değil ki Mercedes bu sene çok zorlanacak.

– Ferrari’nin SF-16H’ın geçmişteki Scuderia araçlarına göre daha agresif olduğu söyleniyordu. İtalyan takım kabus gibi bir test geçirmese de kendi standartlarına göre daha az atıyor. Testlerde daha az tur atmak kötüye işaret değildir, yeter ki Honda’nın 2015’te yaşadıklarını yaşamayın. Zira kabus gibi test McLaren’in 2015’te yaşadıklarıdır. Ya da 2011’deki gibi. Aynı şekilde RBR de 2014’te fazla tur atamamıştı.

– Günün en çok tur atanları ise Sainz’ın STR’si ve Mercedes oldu : 161 tur. Reno da önceki iki günün acısını çıkararak bugün iyi çalıştı. Magnussen’i de yaklaşık bir yıl sonra  F1 kokpitinde gördük.

– 3. günün son notu da Endonezya hükümeti destekli Haryanto’ya ait. Müslüman pilot F1’de yarışacak ilk müslüman pilot olabilir fakat 2000’lerin başında yarışan Malezyalı Alex Yoong da vardı. Yoong Malezyalı Çinlilerden (Malaysian Chinesene) ve babası müslüman. Durum karışık yani. Belki de 70-80’li yıllarda 39 araçlı gridde müslüman olarak yarışmış başka birileri vardır.

2015 ve 2016 1. Barcelona Testlerinin 3. Gün Karşılaştırması

 

4. Gün

 

– 4 takımın 100 turun üzerine çıktığı günde Mercedes yine herkesle dalga geçercesine iki pilotuyla toplam 187 tur attı. Diğer yanda McLaren’de sorunlar bugün de devam etti ve günü pist üzerinde çalışamadan bitirdi.

– Günü lider bitiren Raikkonen en hızlı turunu Pirelli’nin yeni ultra soft lastiğiyle attı. Öğle yemeğinden önce orta sertle 1.25.3 yapan, sonradan yumuşak lastiklerle 1.24.4 yaparak derecesinin yaklaşık 0,9 sn geliştirdi. Yaklaşık 15 dk. sonra da ultra yumuşakla 1.23.4 yaparak turunu 1 sn. geliştirdi. İlk izlenimler ultra yumuşak lastiğin süper yumuşaktan belirgin şekilde hızlı olmadığı.

– Kyvat’ın turlarına odaklanırsak, süper yumuşakla attığı 1.24.764’lük turunu yine 15 dk. sonra bu sefer ultra yumuşakla 0.4 sn geliştirerek 1.24.329 yaptı. Buradan da kabaca ultra yumuşakların süperlerinden 0,4 sn hızlı olduğu sonucu çıkabilir.

– Mercedes’in yumuşak lastiği bile denemediği testlere dayanıklılığı ile damgasını vurdu. 7’den 70’e herkesi etkileyen takım, bugün de çok konuşulan ön kanadını ortaya çıkardı. Şu anki tasarımın esneme testini geçmesinin zor olması bekleniyor. Alaman takım devasa sayıda tur atsa da elini pek göstermedi. Güçlü motor ve güçlü bir şasiyle zaten ön tarafta Ferrari ile yalnızlar.

– Ferrari demişken, takım bugün 80 tur attı. Daha yeni araçlar genelde testlerde daha fazla sorun demektir. Ferrari de 4 günlük test boyunca büyük sorunlar yaşamasa da zaman kayıpları yaşadı. Tekrar vurgulamak gerekirse çok tur atmak iyiye işaret, az tur atmak da kötüye işaret değil.

– Renault ve Toro Rosso bugün de değerli veriler elde ederken, Williams ve Manor günün az tur atan diğer takımları oldu.

Genel değerlendirmeyi cuma akşamı ya da hafta sonu yaparız inşallah.

Ortak noktayı bulunuz. 2015 ve 2016 1. Barcelona Testlerinin 4. Gün Karşılaştırması

 

 

Genel Değerlendirme


2016’nın ilk testleri bitti ama takımlar fazla dinlenemeden 2. testlere hemen geçecek. Herhalde F1’in en çabuk ve en az testin yapıldığı sezonunu yaşıyoruz. Takımlar alet edevatı toplamadan ikinci testi de yapacağı için en ucuzu da olacak.

İlk testin en önemli olayı Mercedes’in inanılmaz sayıda tur atmasıydı galiba. Takım zerre sorun yaşamadan 3000 km’nin üzerinde yol kat etti. McLaren de bize çok sıradan gözüken bir hidrolik sızıntısı yüzünden 1,5 günü kaybetti.

Mercedes yeni aracına sıradışı parçalarını eklemeden önce de önemli mesafe yaptı. Son iki gün de bıçak sırtı kanatçıkları ve yeni ön kanadını denedi. Padoktaki genel görüş Mercedes’in yine önde olacağı, özellikle testlerde durmadan çalışmaları herkesin gözünü korkutmuş gibi. Şampiyon takımın yine önde olması beklenen bir şey zaten ama çok tur atmaları aksine o kadar da iyiye işaret olmayabilir. Bu W07’nin normal evrimsel bir araç olduğunu gösterebilir ve birçok kez gördüğümüz gibi sezonu domine ederek şampiyon takımlar sahip olduğu farkı yavaş yavaş kaybeder. Gerçi F1’in buna pek sabrı yok ki 2017’de yeni bir kural değişikliği ve sınırsız motor gelişimi planlıyorlar.

Takımlar ilk testte oldukça çalışkandı, daha çok aracı anlama ve ayarlar üzerinde vakit geçirdiler. Yine de elimizde değerlendirmek için bazı tur dereceleri var. Biz de bunlara Mercedes’in dört günde attığı en hızlı turları ekleyerek bir karşılaştırma yaptık. Önce lastikler arasındaki farkı bularak, sonra da aşağıdaki tablodan lastiklerden kaynaklanan farklardan arındırarak yeni bir tablo elde ettik.

Lastik farklarını bulmak için elde çok sağlıklı veri yoktu. Öncelikle geçmiş senelerdeki farkları pek düşünmediğimizi söyleyelim. Yumuşak ile süper yumuşakların farkını Hulkenberg’in üçüncü gün attığı turdan 0,8 sn olarak belirledik. Süper yumuşak ile ultra yumuşakların farkını da Vettel ile Ricciardo’nun 2. gün attığı turlardan yine 0,8 sn civarında belirledik. Bu farkları bulmak için boş depoyla atılmış ya da uzun stintlerin içinde olmayan bir tur ve turlar arasında fazla bir zaman geçmemesi gerekiyordu. İncelediğimiz turlar arasında genellikle 15 dk vardı. Yine de bu verilerin sağlıksız olduğu bir ihtimali de hiç az değil. Diğer yandan lastikler arasındaki 1 sn’lik fark da Pirelli’nin genelde ulaştığı bir sonuçtu. Muhtemelen ikinci testlerde daha net sonuçlar elde ederiz.

Arındırılmış En Hızlı Turlar - Test 1
Lastik farklarından arındırılmış en hızlı turlar

Son olarak düzlük hızlarına bakalım. Autosport’un 3. güne dair paylaştığı verilere göre Nasr, geçen sene Massa’nın sıralama turlarında attığı 334 km/sa’i 4 km/sa geçerek 338’e ulaşmış. Ardından Hamilton 337 ve yine Massa 334 ile geliyor. 2015’te Alonso ile 326’ya kadar çıkan McLaren bu sefer 320’de kalmış. McLaren üçüncü günün sabahı yine çeşitli alanlara odaklanmış ve öğlen de tur atamamıştı. Red Bull da sadece McLaren’i geçebilmiş sıralamada, fabrika takımı Reno da 332 ile daha iyi bir görüntü vermiş bu sefer. En yüksek süratler için de ikinci testlerde daha net bir görüntü elde ederiz.Yine de Ferrari, Red Bull ve Force India dışında elini gösteren takım pek olmadı. Özellikle de Mercedes yumuşak lastiği bile kullanmadı. Geçen sene sert ile orta sert lastik arasında rahat 1 sn’lik bir fark vardı, eğer biz de onu baz alsak; Mercedes üstteki tabloda daha açık bir farkla önde olabilirdi. Diğer takımlar da daha çok araçlarını anlamaya çalıştılar zaten.

İki gün sonra başlayacak testte başta Mercedes olmak üzere bütün takımlar da boş depoyla hızlarını görmek isteyecektir. En azından ilk testlere göre daha rahat konuşabiliriz. Testlerin güzelliği de burada, o kadar çok bilinmeyen var ki, hele de Formula 1 gibi detayların belki de en önemli spor dalında konuşmak hiç kolay değil. İkinci testlerde böyle her güne ayrı ayrı yazı planlamıyoruz ama yine sonunda genel değerlendirme olacak inşallah. Bir de yazıyı bir sürü kötü grafikle boğduğumuz için kusura bakmayın, zaman kısıtı yazıyı bu hale getirdi. Haftaya görüşmek üzere.

Kategoriler
Köşe Yazıları Manşet

2015 TV’de Motor Sporları Ekranı

Formula 1’in yayın hakları komedisi bittiğine göre artık yazımızın vakti geldi. Çok değil 6 ay önce D-Smart’ta Hamilton’ın şampiyonluğunu izledikten sonra 2015 mart ve nisanda Tivibu’dan dört yarış izledik. Tivibu bu dört yarışı da son anda yayınlayacağını duyurmuştu, hatta hepsini cuma gününden açıkladı ve mayıs ayı olmasına rağmen kesin olarak Formula 1’in 2015’te hangi kanalda veya platformda yayınlanacağını bilmiyorduk.

Yayın haklarını Tivibu’nun artık kesin olarak alacağını beklerken birden Digitürk ortaya çıktı. Ufak çaplı bir şok yaşadıktan sonra hemen bu duruma adapte olduk F1 izleyicisi olarak ve çareler aramaya başladık. Neyse, ben Tivibu’ya devam ediyorum. Digitürk Play almak durumunda kaldım. Tavsiyem eğer evinizde Digitürk yoksa bu platforma pek bulaşmamanız. Digitürk Play en uygun seçenek gibi duruyor, yok ben zaten fanatik bir futbol seyircisiyim derseniz Digitürk’e abone olmak en iyisi.

 

 

ligtv

 

 

Aslında buraya Türkiye’deki F1 fanları olarak ne yazsak haklıyız. Zaten seyircisi sınırlı olan sporun tv kanalı bu kadar değişir mi kardeşim ?  Bu arada sen F1’i yıllardır izlemeyen kardeş, Formula 1’i artık NTV yayınlamıyor, ne Okay Karacan kaldı ne de İstanbulpark !

Çok konuştuk farkındayım ama ne yaşadığımızı en iyi bu yazıyı okuyanlar bilir. Fazlasını içimize atıp hangi motor sporu yayını hangi kanalda ona bakalım.

 

Formula 1


2015 sezonunun geri kalanı artık Digitürk’te. Yarışları Lig TV 2 ve Lig TV 3 yayınlayacak yani futbol maçlarının dışında olan Spor Extra Paketi’nde olacak. Bu paketin içinde İngiltere Premier Ligi, Euroleague gibi organizasyonlar da var. Dipnot; Eurosport 1 ve 2’yi izlemek için ayrıdan Sporsever Paketi gerekiyor ve Eurosport’u Türksat uydusundan izlemek mümkün değil, eğer Eurosport izlemek istiyorsanız uydu konusunu mutlaka yetkiliye sorun.

 

SH bloga
Serhan Acar da tv yayıncılığında 10. yılını doldurdu.

 

Ayrıca RTL de F1 yayınlarına devam ediyor. Tivibu ve Kablolu TV’de RTL’yi izleyebilirsiniz. RTL genellikle otellerin tv paketlerinden de izlenebiliyor, malum yazın yarışlar mutlaka tatille çakışır. Azeri spor kanalı İdman TV’de Formula 1’i yayınlıyor fakat yarış herhangi bir güreş müsabakasıyla aynı saate denk geldiyse yarışı izleyemeyebilirsiniz.

 

Moto GP


Son 3 senedir motor sporları izleyicisinin vazgeçilmezi olan D-Smart bu sene sadece Moto GP’yi gösteriyor. Fakat anlaşması bu sene sonunda bitiyor ve D-Smart ilginç şekilde spor yayınlarından çekilmeye başladı, %90 ihtimalle seneye Moto GP’yi de yayınlamazlar, ona göre planlarınızı yapın.

WRC


Dünya Ralli Şampiyonası bu sene Ntv Spor’dan yayınlanıyor. Ntv Spor’u nasıl izleyeceğinizi hepinizi biliyorsunuzdur. Motors Tv de bonus olsun.

WEC – Le Mans 24 Hours


Dünya Dayanıklılık Şampiyonası ve serinin en önemli yarışı Le Mans 24 Saat Eurosport ekranlarında olacak. Motors TV de diğer yayıncılardan.

World Superbike

Kenan Sofuoğlu’nun mücadele ettiği Dünya Supersport Şampiyonası, Suberbike organizasyonun içinde yer alıyor. İki şampiyonayı da Eurosport vermeye devam ediyor.

 

1264384-27279305-640-360

 

Formula E


2014-2015 sezonu Ntv Spor tarafından gösterilmeye devam ediyor.

WTCC

Dünya Binek Araçları Şampiyonası da Loeb’le birlikte Eurosport’ta.

Renault Dünya Serisi – GP3 – Porsche Supercup


Renault Dünya Serisi (World Series by Renault) içinden genellikle Formula Renault 3.5 yarışları Eurosport’tan yayınlanıyor. Aynı şekilde F1 hafta sonları da GP3 ve Porsche Supercup yarışları Eurosport 1 veya 2’de.

DTM


Türkiye’de herhangi bir yayıncısı olmadığından youtube üzerinden DTM kanalından ücretsiz izleyebilirsiniz. Orta hızda bir internet yeterli olacaktır.

Fia European F3 Championship


Geçen yıl Ocon, Verstappen gibi genç pilotların yarıştığı seri yine youtube üzerinden ücretsiz izlenebilir. Motors TV de diğer seçenek.

Volkicar

Volkan Işık ve ekibi tarafından tasarlanan araçlarla yapılan seriyi Ntv Spor veriyor.

Blancpain GT Series – V8 Supercars – International GT Open


Bu serilerin hepsi Motors Tv’de var. Ayrıca Blancpain ve International GT Open youtube’dan da izlenebilir.

Nascar

Nascar’ı Ab Moteurs pazar yarışlarını Türkçe olarak veriyor. Cumartesi yarışlarının tekrarını ise pazar akşamı veriyor. Birkaç sene önce Türkiye’deki Fox Sports da bazı serilerini yayınlıyordu ama şu an net bir bilgimiz yok.

IRC – Britanya Superbike – Auto GP


Bu seriler de Eurosport ekranlarından izlenebilir.

 

Logo_MotorsTV_baseline_UK
İngiliz kanal motor sporları için özel.

 

 

Evet birçoğumuzun önceliği Formula 1. Biz yine de öne çıkan serilerin hangi kanallarda yayınlandığını göstermek istedik, umarım arayanlara bir faydası olur. Listeyi hazırlarken Ozan Baştuğ Ülkügil’in (ozmoturk) trf1.net’te yaptığı haberlerden fazlasıyla faydalandık. Cuma günü siteye girip hafta sonu programına bakılabilir.

 

Yukarıya eklemedik ama Motors TV daha birçok seriyi gösteriyor. Bu linkten hangilerini yayınladığına bakabilirsiniz. Aynı şekilde Eurosport Speedway, Ntv Spor Rallikros gibi değişik etkinlikleri yayınlıyor, hepsini listeye alarak iyice kafaları karıştırmak istemedik.

 

Öne çıkan iki spor kanalından Eurosport bütün platformlarda var yalnız Eurosport 2 D-Smart’ta yok ve yukarıda söylediğimiz gibi Digitürk’te de uyduya göre izlenebiliyor. Motors TV de Tivibu’da İngilizce yayın yapıyor. Şu ana kadar amacını anlayamadığım AB Moteurs ise D-Smart ve Teledünya’da yayınlanmakta. Fox Sports ise D-Smart,Digiturk,Teledüny’da yayın yapıyor ve -tam emin olmamakla birlikte- Nascar yarışlarını veriyor. Sports TV geçmiş senelerde bazı serileri veriyordu, şu anda hangilerinin yayın haklarına sahip bilmiyoruz ama bütün platformlarda ve uyduda mevcut, aklınızda bulunsun.

 

Muhtemelen Google’dan arama yapacak birçok arkadaş link için buraya yönelecek ama yazımız televizyondan motor sporlarını hangi kanalların verdiği üzerine. Daha Türksat dışında diğer uydularda Formula 1’i gösteren birçok ülke kanalı var. Eğer böyle izleyenler varsa diğer fanlara da yardımcı olmak için blogumuzda konuk yazarlık yapıp bu kanalları nasıl izleyebileceğimizi bizlere anlatabilir, buradan sesli duyurumuzu yapalım. İlerleyen yazılarda Digiturk, D-Smart gibi platformları karşılaştıracağız ve Eurosport gibi kanalların nasıl izlenebileceğinden bahsedeceğiz, bizimle kalın.

 

Mücahid Ekrem

http://wheremclarenhappens.blogspot.com.tr/

Kategoriler
Formula1 Köşe Yazıları Manşet

Şahlanan Atın Dönüşü : 2015 Malezya ve Çin GP

Avustralya’da Mercedes’in baskın sonucuyla beraber birçoğumuzu acaba yine sıkıcı bir sezon mu izleyeceğiz korkusu sarmıştı. McLaren’in Honda ile beraber sorunlar yaşaması, RBR’in artan şikayetleri yaraya tuz basıyordu. Lakin bu endişelerin hepsi Malezya’daki yağmurla beraber kaybolup gidiverdi.

Alonso’nun 2013’te Barcelona’daki galibiyetinden sonra Vettel Ferrari ile çıktığı ikinci yarışta kırmızıların ilk galibiyetini kazandı. Ferrari’nin son galibiyetinde de yine lastik kullanımının büyük bir etkisi vardı. Yine de Ferrari’nin bu galibiyetinde farklı olan bir şeyler vardı. Biraz buna bakalım, sonra da tur derecelerini Çin’e yoğunlaşarak değerlendirelim.


İtalyan takımda yeniden yapılanmanın verdiği bir huzur ve güven ortamı var. Belki de ondan da önemlisi, Alonso’nun takımdan ayrılması sanki Maranello’ya büyük rahatlık getirmiş, bu her hallerinden anlaşılıyor. Bu Alonso’nun kötü karakterli bir pilot olduğuna gelmiyor, aksine büyük beklentileri olan ve takımı bu yönde itekleyen bir karaktere işaret ediyor. Alonso’nun Ferrari’den ayrılarak tam da böyle bir pilota ihtiyacı olan McLaren’e geçmesi iki takım açısından da en hayırlısı oldu galiba.

Ferrari’nin Brawn’ın ayrılmasından bu yana yarış stratejilerinde hem rakiplerinin gerisinde kaldığına hem de çok tutucu davrandığına tanık olmuştuk. Arrivabene döneminde ise daha 2. yarışından risk alarak Malezya’da SC varken çoğunluğun aksine yeni lastikleri takmadılar. SC çıktıktan sonra Vettel lider, Hamilton 6. idi. Hamilton öndekileri geçene kadar fark 3,6 sn’den 9.995 sn’ye çıkmıştı bile. İngiliz, Vettel’in arkasına geldiği 10. turdan finişe kadar tam anlamıyla strateji savaşı yaşandı. İki takım farklı zarlar atsa da Vettel son tura girerken Hamilton’ın 10.094 sn önündeydi. Yani yaklaşık 45 turda fark sadece 0.099 sn değişmişti. Bazen verilerin içinde boğulmaya gerek yok, Ferrari Malezya’da Mercedes’in hızına yetişti ama asıl fark Vettel’in SC çıktıktan 5 tur içinde önü boşken attığı turlardan kaynaklandı. Alman pilotun galibiyeti Ricciardo’nun geçen seneki 3 galibiyetinden ise oldukça farklıydı, geçen seneki Mercedes için 10 sn çok önemli değildi, 10 tur içinde rahatlıkla kapatabilirdi bu farkı ama Sepang’da bütün yarış boyunca Ferrari’ye yaklaşamadılar bile.

Diğer önemli ayrıntı ise Mercedes motoru kullanan Williams’ta gözlendi. Sepang’da Ferrari
Melbourne’e göre sadece Mercedes’e değil, Williams’a karşı da belirgin şekilde hızlandı. Williams’lar önlerindeki trafikten 15. tur civarında kurtulduğunda lider Vettel’in 25 sn gerisindeydi. Yarış bittiğinde ise 70 sn. gerideydi. Tur başına 1 sn’den fazla yavaş kalmış Williams. Massa’nın Melbourne’de Vettel’in sadece 4 sn geride bitirdiğini unutmayalım. Bu tablo sadece Mercedes’in fabrika takımının değil Mercedes motorunun kullanan takımların lastikleri hızlı tükettiği sonucunu ortaya çıkarıyor. Sadece 2013’ün ilk yarısında değil, 2012’de de McLaren ve Mercedes’in diğer takımlardan daha hızlı lastik tükettiğini hatırlıyoruz. İsterseniz Çin verilerine bakıp daha net bir karar verelim.

Şangay’daki yarış birçok açıdan daha sağlıklıydı. Her şeyden önce iki yarıştan gelen önemli miktarda veri vardı ve Çin’deki sıcaklıklar Malezya’göre daha makul, pist de Albert Park’a göre daha net bir görüntü veriyordu. Ayrıca yarışın başındaki Ham-Ros-Vet-Rai-Mas-Bot sıralaması baştan sona pitler dışında hiç değişmedi. 3. tura girerken farklar Ros 1, Vet 2.3, Rai 3.3, Mas 4.4, Bot 5.1 sn idi. Öndeki sıralama 13. turda Vettel ve Massa’nın pite girmesine kadar bozulmadı, pitlerden bir önceki turdaki farklar 1.6, 6.1, 7.7, 14.5 ve 17.0 sn şeklindeydi. Hamilton ilk stintte yumuşak lastiklerle tur başına ortalama 0.4 sn’ye yakın hızlıydı Vettel’den. 18. tura girerken sıralama tekrar oturmuştu, farklar ise Ros 2.1, Vet 4.7, Rai 9.8, Mas 18.1, Bot 23.1 sn olmuştu. Bundan sonra ilk dörtlünün farklarına odaklanacağız.

Bu stintte iki takım da gıcır gıcır yumuşakları takmıştı ve Ferrari Mercedes’e darbe vuracaksa burada vurmalıydı. Kırmızılar darbe vuramadıysa da geride kalmadılar ikinci stintte. Vettel pite girmeden lider Hamilton’ın 4.9 sn gerisindeydi, hatta bu farkın 1.3 sn’si de pite girmeden önceki iki turda oluşmuştu. Stintin ilk turlarında Vettel’in farkı 3.5 sn civarına indirmesinden sonra farklar sabit kaldı ve Rosberg’in arada patates olma tehlikesini hissettiği ve takıma şikayette bulunduğu zaman da tam bu turlardı. Raikkonen’in lider Hamilton’la olan farkı ise çok daha oynaktı ve stintin sonlarına doğru iyice açılmaya başladı. 32. turda fark 13.7 sn olmuştu. Raikkonen iki stintte de ikişer tur fazla atması lider Mercedes’lere göre bir şey kazandırmadı ama yarışın sonunda 4 tur daha temiz lastikleriyle Vettel’i geçmesi içten bile değildi. Yine de büyük resim Raikkonen’in lastikleri bitmişken içeri girmemesinin çok doğru bir hamle olmadığını anlatıyor.

2. pitlerin ardından 35. turda farklar 6.2, 10.1 ve 14.9 sn şeklinde oluştu. Ferrari bu son stintte gözle görülür şekilde yavaş kaldı. Çünkü takımlar artık orta sert lastiği takmak zorunda kalmıştı. 35’den Verstappen’in kaldığı 53. tura kadar farklar 8 ve 20 sn civarındaydı. Hamilton bu stintte de Vettel’den yarım saniyeden fazla hızlıydı. Yarış normal koşullarda bitseydi 20-25 sn arasında bir farkla Hamilton rahat bir şekilde önde bitirecekti yarışı. Büyük resimde 56 turluk bir yarışta ortalama 0.4 sn daha yavaş bir Ferrari var, hatta 0.43-44 sn de denilebilir. Burada vurgulamak gerekirse, iki takım arasındaki farka bakmak için Hamilton-Vettel farklarını baz aldık. Sıralama turlarındaki 0.9 sn’lik fark yarıya inmiş gibi. Avustralya’daki yarış temposu da bundan çok farklı değildi. Diğer yandan Hamilton ikinci stintte temkinli mi sürdü yoksa gerçek temposu bu muydu ancak ilerleyen yarışlara göreceğiz. Williams’tan Massa ise Ferrari’den yarış sonunda 40 sn geriden gelerek 3.’lüğü tescillenmiş oldu. İngiliz takım bu sefer de Ferrari’den 0.7 sn’den fazla yavaş gözüküyor. Malezya’ya göre iyileşme var ama Williams bu sene gerçekten gelişememiş gibi. Bottas SC’dan önce liderden 75 sn. geride geliyordu. Geçen sene Mercedes’i zorlayabilen takım olduğunu düşünürsek durum pek iç açıcı değil.

Biraz da McLaren’e bakalım. Takımın gözle görülür iyileşmesi Çin’de de devam etti. Şampiyon pilotları Q2’ye biraz yakınlaşsa da 17. ve 18. sırada kaldı. Açıkçası McLaren’i kime karşı kıyaslayacağımızı kestiremedik. Avustralya’da sorun yaşamayan en yavaş aracı baz almıştık ve Button Sainz’dan tur başına 1.25 sn gibi devasa farkla yavaş kaldığı tespit etmiştik. Button o yarışta Hamilton’dan 2 tur yemişti. Malezya’da ise durum daha iyiydi kesinlikle. Çin’de ise Hamilton Button’a 39. turda tur bindirdi. O tura kadar Button Hamilton’dan ortalama 2.65 sn daha yavaştı. Ricciardo’dan 0.4 sn, temiz bir yarış geçiren Grosjean’dan 0.9 sn yavaş kalmıştı. Sorun yaşamayan en yavaş araç Perez ise Button’dan ortalama neredeyse 0.8 sn hızlı olduğunu gördük. Button Malezya’da yine aynı turlarda liderin yine aynı farkla arkasındaydı. Avustralya’ya göre iyileşme zaten görünüyor da muhtemelen yeterli seviyede değil. Diğer yandan en hızlı turlarda önemli gelişmeler var. Melbourne’de Button’ın en hızlı turu Hamilton’dan 3.35 sn yavaşken, İngiliz pilot Malezya’da 16. olarak 4 sn geride kaldı en hızlı turdan. Çin’de ise yeni difüzöre sahip olmayan Alonso’nun en hızlı 13. sıradaydı ve sadece 1.5 sn gerideydi. Üstelik hızlı turu 40. turda gelmiş İspanyol’un.

Bahreyn GP’ye birkaç gün kaldı. Mercedes’te gerilen ilişkilerle beraber Rosberg’in atak yapma zamanı kaldı, geçen seneki sıralama formundan uzak. Aynı şekilde Raikkonen’in de. Çin’de net şekilde hızlı oldukları iki Williams’a da sıralamalarda geçildi. Massa bu sene oldukça formda gözükürken Button da klasını göstermeye devam ediyor. Bu seneki yazıların sonunda seçilmiş bazı istatistikler olacak, onları da bırakıp veda edelim.

Sıralama Turları

Hamilton 3-0 Rosberg
Vettel 3-0 Raikkonen
Massa 3-0 Bottas
Button 2-0 Alonso

Çin GP Hafta Sonunun En İyisi

Felipe Massa – Williams

2014’e Göre En İyi – En Kötü Pilot

Sebastian Vettel – Nico Rosberg

 

 

Mücahid Ekrem

http://wheremclarenhappens.blogspot.com.tr/

Kategoriler
Köşe Yazıları Manşet

Köşe Yazıları – 2015 Avustralya GP

O kadar büyük bir merakla beklemediğimiz 2015 sezonununda iki yarışı geride bıraktık bile. Neden böyle dedim, çünkü sene başında Mercedes çok güçlü görünüyordu ve sıralama turlarına bir gün kala, hala Türkiye’de Formula 1’i yayınlayacak bir tv kanalı ortada yoktu. Neyseki şu an durum hem pistteki rekabet hem de yayın hakları bakımından daha iyi.

Mercedes’in Avustralya’da 3.’ye 1.4 sn fark atarak sıralama turlarınında yine ilk çizgiyi kapattığında herkes umutsuzluğa kapılmıştı. Ayrıca Marussia ve Bottas’ın yarışamaması, Kyvat ve Magnussen’in de start alamamasıyla Melbourne’de sadece 15 pilot vardı. Yarış dışılar da olunca neredeyse yarışı bitiren herkes puan aldı. Button hariç.

Bu yazıda Avustralya derecelerini inceleyelim. Öncelikle Hamilton-Vettel farkında odaklanacağız. Hamilton ile Vettel’in 2. tura girerken aralarındaki fark 2.6 saniye (sn) idi. Önemli bir ayrıntı, Vettel 4. sıradaydı ve Mercedes’lerle arasında Massa vardı. Bu dörtlü grup 21. turda Vettel’in pite girmesiyle bozuldu, 20. turdaki farklar Ros 2.4, Mas 14.7, Vet 16.3 sn şeklindeydi. Ferrari’nin Williams’tan daha hızlı olduğu görünüyordu fakat Vettel pist üstünde Brezilyalı’yı pek zorlamadı. Pitten Massa’nın önünde dönen Vettel’in önü açılmıştı. Vettel ilk stintte yaklaşık 20 turda Hamilton 14 sn yemişti ve bu da tur başına neredeyse 0.7 sn demek.

26. turda Rosberg’in pit yapmasıyla yeni sıralama da şekillenmiş oldu. 27. tura Hamilton önde girerken Ros 4.7, Vettel 15.1 ve Massa 17.2 sn gerideydi. İki Mercedes arasındaki fark ise pitlerin hemen öncesinde ve sonrasında biraz zikzak çizse de genelde 2 saniyeydi. 38. turda Ham Vet’in 20.4 sn önündeydi. 48. turda ise fark 30.3 sn olmuştu. 51. turda fark 32 sn olduktan sonra bir süre stabil kaldı ve 57. tur biterken yine 32. 7 sn idi. İkinci stintte Vettel ortalama 0.6 sn geride kalmış lider Hamilton’dan. İkinci stintte Hamilton’ın farkı azaltmış görünmesinin farklı nedenleri olabilir. Lider olduğunuzda temiz havanın avantajı ilk stintte daha çok hissediliyor, tur bindirmeler başlayınca ortalık karışıyor. Ayrıca Hamilton pitten sonraki birkaç tur yavaş kalmış, Vettel de 50. turlarda garip şekilde hızlanış öndekilere göre. Massa da Vettel’in 3.5 sn gerisinde yarışı dördüncü bitiriyor. İlk yarışa dair diğer önemli not, Rosberg’in Hamilton’a karşı 2014’e göre pazar günü daha dirençli gözükmeseydi. Alman pilotun performansı sezonun geri kalanı için kritik önemde.

 

.
.
Biraz da McLaren’e yani Button’ın derecelerine bakalım. İngiliz pilot yarıştan sonra son iki turdaki derecelerinden memnun olduğunu söylemişti. Button ikinci stintte 1.34-36 aralığında gezindikten sonra 1.35’le dönmeye başlıyor. MP4-30’un son üç turu 1.35.344, 1.34.240 ve 1.33.338. Button iki turda 1’er sn hızlı tur atabilmiş, muhtemelen takım burada bir deneme yaptı.  Button’ın 58. turda attığı bu turu da yarışı bitirebilen diğer pilotların en yavaşı Sainz’ın en hızlı turundan 0.5 sn daha yavaş. Sorunlar yaşayan Perez’i bir kenara bırakıp Button’ın turlarını Sainz Jr ile karşılaştırdık biz de. İkinci stinti baz aldık ve dışadüşen turları yani ortalamadan çok fazla sapan tur derecelerini dikkate almadık. Çıkan sonuca göre Sainz Jr.’ın Button’dan ortalama 1.25 sn farkla hızlı olduğunu gördük.

Sayısal verilerden sonra yarışa bir de dışarıdan bakalım. Mercedes geçen seneki hızını sürdürürken belki de McLaren’den bile şaşırtıcı performansa sahip Red Bull idi. Mercedes’lerden tur yiyen takım yarıştan sonra Renault’a hafif tabirle saydırmaya başladı. Daha ilk yarışın ardından Renault ile kanlı bıçaklı oldular. Bir yarış geçmişken hikayeleri Williams ve BMW’yi geçti. Hatta Avusturyalı takım F1’den ayrılmayı tehdidini bile savurdu.

McLaren yarışta bu kadar hızlı değildi.

.
.
15 aracın start aldığı yarış biraz da Sauber’e yaradı. Gelişen motorla beraber Nasr arkasındaki önemli isimlere direnebildi ve ilk yarışından 5. olarak tarihteki yerini aldı. Gerçi 11 pilotun bitirdiği yarışta test yapan Button dışında herkes puan aldığı için aman aman bir olayı yok bu istatistiğin. Sainz Jr. da ilk yarışında puan alan diğer isim oldu, Verstappen de yarışı bitirse çok büyük ihtimal o da puan alacaktı. Özellikle Felipe Nasr GP2’ye hızlı geldikten sonra bir türlü beklentileri karşılayamadı. Klasman anlamında fena değildi ama Hamilton veya Rosberg’deki bir ışık göremedik. Aynı şekilde Sainz Jr. Magnussen ve Vandoorne’a karşı FR3.5’da pek varlık gösteremedikten sonra bu ikili seriden mezun olunca zorlanmadan şampiyon oldu. Bakalım çaylaklar performanslarıyla bizi utandıracaklar mı ?

Yazıda Maldonado geçiyor mu ?

 

Herhalde bu sezona dair en net gelişme Ferrari’nin gelişimi oldu. Geçen sene en hızlı 4. takım olan, bazen McLaren’in de arkasına düşerek 5. takım olan İtalyanlar özellikle motorda önemli gelişme kat ederek en hızlı 2. takım olmayı başarmış görünüyor. Avustralya bize en hızlı aracı gösterse de bazen gerçekleri çarpıtabilen bir pist, bu yüzden önümüzdeki yarışlarda takımların durumları hakkında daha net yorumlar yapacağız. şimdilik görüşmek üzere…

 

Mücahid Ekrem

Kategoriler
Formula1 Köşe Yazıları

Bir Garip Şampiyonluk Hikayesi

2014 sezonu Rosberg ile Hamilton arasında ateşi düşük bir Prost-Senna sezonu oldu. Her şeyden önce Mercedes’in bu mücadeleye izin vermesi takdire şayandı. Belki de Formula 1 tarihinin en şeffaf mücadelesini izledik.

Derinlemesine baktığımızda Mercedes de şütten çıkmış ak kaşık değil ama Formula 1’in yıllardır süregelen takım içi rekabetleri ortamında oldukça temiz iş çıkardı takım. Önce Mercedes’in bu tutumunundan başlayarak Rosberg ve Hamilton çekişmesini inceleyim dedik.

2 sene önce Mercedes’in Yönetim Kurulu’nda ayrılalım sesleri yükselirken Hamilton için Alman takım o kadar da ciddi bir aday değildi. Hele o zaman Sauber’le mücadele eden, hatta Sauber’den de yavaş kalıp İsviçreli takımın beceriksizlikleriyle şampiyonada beşinci olabilen takımdan bahsediyoruz. Lauda’nın da sık sık söylediği gibi 2012 Singapur GP’de yaşananların Hamilton gibi duygusal bir pilotun aklını çelmekte önemli etkisi oldu. Hamilton muhtemelen F1’in en çok kazananı ünvanıyla Mercedes’e 3 yıllık imza atmıştı. Takım 2014’teki kural değişikliklerine önemli mesai ve para harcıyor, ayrıca projeye gridin en hızlı pilotunu katarak ne kadar ciddi olduklarını gösteriyordu.
2014’te beklenen olup Mercedes en hızlı araçla sezona başladı.

Takımın diğer pilotu Rosberg ise 2013’te Hamilton’ı beklenenden fazla zorlasa da tahminler Hamilton’ın 2014’te takıma ve araca daha fazla alışmasıyla Rosberg’i daha rahat şekilde mağlup edeceği yönündeydi. İlk beş yarışta da tahminler yanılmadı, Hamilton Avustralya’da yarış dışı kalsa da diğer 4 yarışın hepsini kazanarak en güçlüyüm mesajını vermişti, zaten altıncı yarış Monaco’dan önce de hızlıysam belirgin şekilde hızlı olmalıyım diyordu.

Her şeyin başladığı yarış

Monaco’daki meşhur olaydan önce Hamilton’ın sıralamalardaki üstünlüğü 4-1’di. İngiliz pilot 2013’te de daha ilk yılı olmasına rağmen Rosberg’i sıralamarda mağlup etmeyi başarmıştı. Rosberg Monaco’daki şaibeli hareketinden sonra cumartesi günleri uçuşa geçti. Çok gergin geçen Monta Carlo yarışından sonra Kanada’da Hamilton’ın Rosberg’i öyle bir mağlup edecek ki, Rosberg Monaco’da yaptığı hareketten pişman olacak olacak diye düşünüyorduk. Çünkü burası Hamilton’ın en güçlü olduğu ve her zaman takım arkadaşlarını geçtiği bir pistti. Üstelik Lewis çok sinirliydi ve doğal olarak hırslıydı.

Finlandiya Almanya ortak yapımı Rosberg sakin kalmak için daha iyi genlere sahip olamazdı herhalde. Gilles Villeneuve pistinde herkesi şaşırtarak Hamilton’ı sıralamada geçerek pazar günü de önde olmanın avantajıyla fren problemiyle daha kolay baş edebildi ve 18 puan alarak şampiyonada önemli puan farkı açtı.

Mercedes’in Hamilton’a onca para verdikten sonra İngiliz pilota odaklanmamasının bir nedeni de Rosberg’in iki sene de Hamilton’a oldukça yakın olmasıydı. Tabi Alman olması da önemli bir avantajdı. Zaten yüksek performansından sonra daha iyi paraya sözleşmesini uzattı.

Alman takım sezon boyunca yüksek gerilimde geçen takım içi rekabetle beraber önemli bir marketing fırsatı da buldu. Son günlerde VW grubunun F1 ile ilgili haberlerinin artmasında Mercedes’in 2014’te sürekli gündemde olmasının etkisi konuşuluyor. 2014 sezonu boyunca Mercedes ve Mercedes motoru konuşuldu. Takım çok güçlü bir motor yapmış olsa da sezonun çoğunda takım içi rekabet konuşuldu. Zaten güçlü bir motorın teknik ayrıntılarından ziyade birbirlerine girmiş iki takım arkadaşının haberi medya için de çok daha çekici. Ayrıca takım iki pilottan birine odaklansa hem F1 hem de Mercedes prestij kaybına uğrayabilirdi. Zaten motor sesinden dolayı taraftar kaybeden F1, Mercedes böyle bir şeyi tercih etseydi bu kaybı daha da artabilirdi. O yüzden büyük bir teşekkür borçluyuz Mercedes yönetimine.

Piste dönersek bugüne kadar nedense kimsenin dikkat etmediği bir noktaya değinmek istiyoruz; Rosberg’in startları. Alman pilot ilk polü Bahreyn’den son polü Abu Dhabi’ye kadar startlarda çok zorlandı. Rosberg’in 1, Hamilton’ın 2 kalktığı yarışların 8 yarıştan üçünde Hamilton daha startta geçmeyi başardı Rosberg’i. Diğer 2’si start finiş düzlüğü kısa olan Monaco ve Kanadaydı, diğeri de yağmurda başlayan Japonya. Yani Rosberg 8 yarıştan sadece 2’sinde Hamilton’ı gerçek manada arkasında tutabilmiş, o da Amerika ve Brezilya. Üstelik Hamilton da kariyerinin başından beri kendi yapısına ters olarak startlarda biraz tutucu davranmış pilot, en azından bir Massa değil. Rosberg’in Webber kadar olmasa da start sorunu olduğu kesin.

Hamilton’ın Rosberg’i mağlup ederken en büyük kozu şaşırtıcı şekilde yarış hızı oldu bu yıl. İngiliz pilotun özellikle Japonya ve Brezilya’daki performansı çok şaşırtıcıydı. İki yarışta da bariz şekilde hızlıydı. Japonya’daki yağmurdan kaynaklandı desek bile Brezilya’da 7 sn geriye düşüp farkı kapatıp Rosberg’i zorlaması etkileyiciydi. Aynı araçla, aynı lastiklerle modern F1’de bu denli farkı doğal hızınızla kapatmanız çok ama çok zor. Belki de nedeni Hamilton’ın bazen konuşulan yakıt konusunda bir farklılık oluşturmasıydı. Veya başka bir şey. Öyle ya da böyle Hamilton’ın pazar günleri belirgin şekilde daha hızlı olması şampiyonluğu getirdiği kesin.

Prost-Senna, Alonso-Hamilton ve en son da Rosberg-Hamilton hikayelerinin en bilindik ve en ortak yani birinin doğal olarak hızlı, diğerinin de doğal olarak çalışkan olmasıydı. Biri doğal yeteneğiyle cumartesi günleri daha hızlı olur, diğeri de pazar günü zekasıyla veya kurnazlığıyla bu farkı kapatırdı. 2014’e de öyle başladık. Lakin Rosberg’in sıralama performansı, Hamilton’ın da yarış performansı bütün ezberleri bozdu. 2014’ün pilotlar bazında en önemli gelişmesi buydu.

Peki bu sezona daha geniş bir açıdan bakarsak ne olur. Açıkçası ilk yarıştan sonra eğer Rosberg ve Hamilton arasında çekişme olmazsa izlenmesi zor bir sezon olacağını kestirmek zor değildi. Bu yüzden artan her gerginlikte için için değil, göstere göstere sevindim. Yine de Rosberg-Hamilton’dan 1976, 1989 veya 2007’de çıktığı gibi bir hikaye çıkmadı. Hele de o kadar gerginlikten sonra şampiyon olan takım arkadaşını tebrik eden Rosberg bütün sezonun gerginliğine gölge düşürdü. Şaka bir yana F1’in bu kadar tanınmasında yukarıda saydığımız rekabetlerin katkısı büyük. Arşiv meraklıları daha iyi bilir, F1’in tv arşivleri 1977’den itibaren başlar.

Formula 1’in güzelliği de biraz da burada yatıyor. Her sporda önemli karşılaşmalar öncesi gerginlik vardır fakat Formula 1’deki gerginliğin ayrı bir tadı var, belki de her yarışta rakiplerinizle mücadele etmenizin de bunda payı var. 2007, 2008 veya 2010’da son yarıştan önceki gerginliği düşünün mesela.

Gerginliğin zirve yaptığı yer

Mercedes’teki gerginlik Hamilton’ın haklı şampiyonluğundan sonra biraz azalsa da gelecek sene artması muhtemel. Eğer Mercedes ikisini 4-5 sezon yarıştırabilirse gerçekten büyük başarı olacak. Şu an zirvede yalnızlar, diğer takımların onlar yaklaşmasıyla ortaya farklı bir hikaye de çıkabilir. Şu şartlarda, F1’in en konuşkan ve kurt ikilisine sahip McLaren, Mercedes’e yaklaşabilirse çok değişik akıl oyunları görebiliriz. Red Bull, Ferrari veya Williams pistte zorlasalar bile pist dışında çok konuşkan pilotlara sahip değil. Neyse.

Yazıda hep Rosberg’den bahsediyorsun kardeşim diyebilirsiniz. Haklısınız da. Bunun temel nedeni, 2012’de takıma ‘asıl’ pilot olarak getirilen Hamilton’a karşı Rosberg’in beklenenden çok daha fazla direnç göstermesi oldu. Hamilton gibi tek tur pilotunu sıralamalarda mağlup etmek gerçekten büyük bir olay. Zaten sezon başı anket yapsaydık insanlar %80 gibi bir oranla Hamilton’ın Rosberg’i geçeceğini tahmin ederdi. İngiliz pilot Japonya, Rusya, ABD ve Brezilya’daki yarışlarda şampiyonluğu ne kadar hak ettiğini dost düşman herkese gösterdi. Gözüken o ki 2015 de bu ikili arasında geçecek. Evet Rosberg Barrichello-Coulthard-Massa-Webber gibi yarış kazanabilen ama şampiyon olamayan jenerasyondakilerden daha iyi duruyor lakin 2015’te şampiyon olamazsa bu ‘loser’ sıfatı üzerine yapışabilir. Şahsi görüşümüz Rosberg’in bu saydığımız pilotlardan bir şekilde ayrışacağı yönünde. Hamilton da Vettel’in aldığı şampiyonluklardan sonra üzerindeki artan baskıyı hafifletti ve Formula 1’in efsanevi pilotları arasına girmek için büyük bir adım attı. Zaman yine en doğruyu söyleyecek bize. 2014 Sezon Değerlendirmesi’nde görüşmek üzere.

Mücahid Ekrem

http://wheremclarenhappens.blogspot.com.tr/

Kategoriler
Köşe Yazıları Manşet

Üç Dönemin Hikayesi – I

Alonso’nun Ferrari’den ayrılıp 2016’da Mercedes’e geçmek istemesi ister istemez bazı soruları aklımıza getirdi. Böylesine baskın bir araç size kaç yıl şampiyonluk için yarışma garantisi verebilir, Alonso Mercedes’e geçebilirse 2016’da bu kadar güçlü bir aracı olabilir mi ?.. Bu soruların cevabını bulmak için Formula 1’in en hızlı ve popüler araçlarını yıllar içindeki performansını inceleyelim dedik. Bu araçlar McLaren’in MP4/4’ü, Ferrari’nin F2000’i ve Red Bull’un RB6’sı. Üçü de uzun yıllar sürecek hegemonyayı sağlayan araçların ataları oldular.

Üç aracın da kendine göre hikayesi var ya da üç dönemin diyelim. McLaren’in hikayesi en bilindik, çok güçlü bir araç ve zaman içinde aradaki önemli farkın azalması. Ferrari ise 2000-2002 arası farkı artırırken 2003’teki kural değişiklikleriyle sarsılsa da şampiyonluklara devam etti. Red Bull ise kurtlar sofrasına pek alışık olmadığı için 2010’da büyük sıkıntılar çekti. Şimdi bu üç dönemi sırayla inceleyelim ve içinde bulunduğumuz Mercedes hegemonyası hakkında fikir yürütelim.

1988 sezonuna baktığımızda bir kere daha şaşırdık. Senna’nın saf hız anlamında ne kadar iyi olduğu hepimizin malumu ama McLaren’e geldiği ilk sezonda, takımda 4 sene yarışıp, bunların 2’sinde şampiyon olan Prost gibi birine karşı 16 yarışta 13 pol kazanmış. 2 pol Prost’a, 1 pol da Gerhard Berger’e gitmiş. Yani McLaren MP4/4 16 yarışta 15 pol ve 15 galibiyet elde etmiş. Ertesi sezon yine 15 pol kazanmış McLaren. Senna 13, Prost 2 ve Riccardo Patrese 1. Yarış galibiyeti sayısı ise 11’e düşmüş. Unutmadan 1989 sezonunda turbo motorlar yasaklanmıştı. 88 ve 89 sezonları Senna ve Prost rekabetiyle F1’in dünya çapında bir vites daha artırdığı yıllar olmuştu. Tarihin en iyi aracı, en iyi takım patronu ve tarihin en iyi pilot dizilimi.

Muhteşem Üçlü

1990 sezonu ise Berger’in ve Prost’un yer değiştirmesiyle başlıyor. McLaren cumartesi günleri gücünü korusa da pazar günü Ferrari koltuğundaki Profesör’ün de etkisiyle işler değişiyor ve şampiyonluk bildiğiniz gibi yine Suzuka’ya kalıyor. 90’da McLaren 12 pol kazanırken, galibiyet sayısı sadece 6. Pollerin ikisi Berger’in. ’90 takımların biraz daha birbirine yaklaştığı sezon olarak da görülebilir. Williams’ın 2, Nelson Piquet ile Benetton’un 2 ve Ferrari’nin 6 galibiyeti var. Piquet son iki yarışı da kazanmış.

1991 sezonu Senna ve McLaren adına daha rahat geçmiş. Üç dönemin ortak yanlarından biri de bu, üç takım da baskınları sona ermeden önceki yılda rahat şampiyon olmuşlar/oldular. McLaren Senna’nın 8, Berger’in 2 polüyle toplam 10 pol kazanırken, 8 yarış kazanabilmiş. Williams’ın ayak sesleri ise bu seneden duyulmaya başlanmış. 6 pol ve 7 galibiyet. Mansell ve Patrese ikilisi de akla Vettel-Webber ikilisini hatırlatıyor. Gerhard Berger’in de çok güçlü ‘ikinci pilot’ imajı var maalesef.

Ve 1992 sezonu. McLaren Honda ortaklığı 88-92 arasında sürmüş ama bu 4 değil, 5 sezon ediyor. İnsanlar doğal olarak efsanevi ’88 ve ’89 sezonlarını hatırlıyor fakat 88’de ortalığı kasıp kavuran McLaren Honda ortaklığı 92’de Williams’a karşı hiçbir şey yapamamıştı. Mansell 14 pol ve 9 galibiyet elde etti. Diğer poller Senna ve Patrese’nin. İngiliz takım 15 pol ve 10 galibiyet kazandı 16 yarışta. Senna 3, Berger 2 ve Schumi de 1 galibiyet aldı. 1992 sezonu bugünlerde sıklıkla atıf yapılan Prost’un boş senesi oldu ve Fransız 1993’te Williams ile pistlere dönüp 38 yaşında dördüncü ve son şampiyonluğunu kazandı. Bu noktada Williams’ın 90’lardaki dominantlığının farkı nedir diye sorarsanız, ki sormak gerek, herhalde belli pilotla özdeşleşmemesi diyebiliriz. Anlattığımız üç dönemde de Senna, Schumi ve Vettel’in önemli katkıları var fakat Williams bu yıllarda 4 farklı pilotla şampiyon oldu ve özellikle Damon Hill ve J. Villeneuve’ün diğer şampiyonlar kadar üst düzey pilot olmadıklarını ekleyebiliriz. Özetle Williams’ın yaptığı iş daha zordu.

1992 Monaco GP : Mansell bütün yarış Senna’nın arkasındaydı, 10 sene sonra aynısını Coulthard Schumi’ye yapmıştı.

McLaren Mercedes işbirliği ise Williams’ın güçlü formu 97’de bittikten sonra başarıya ulaştı. 1998 ve 99’da en hızlı araca sahip olan takım iki pilotlar ve bir takımlar şampiyonluğu kazandı. Belki 2000’de de en hızlı araca sahiptiler ama o yıl artık yeni bir devrin başladığı yıl oldu. Ferrari tam 21 yıl sonra pilotlarda mutlu sona ulaşırken Schumi’nin katkısı büyüktü. Rubens’in de Hockenheim’daki inanılmaz yarışı. Ferrari dominasyonunun başlangıcı diğer ikisinden bu şekilde ayrılıyor. Hem MP4/4 hem de RB6 rakiplerine göre çok üstündü fakat F2000’in koltuğunda Schumi’den başkası olsa şampiyonluk gelmeyebilirdi. 2000’den sonra 2001 daha kolay geçmiş, 2002 ise hem Schumi adına hem Ferrari adına yeni rekorlar getirmişti.

2000’de Ferrari 10 pol ve galibiyet elde etti, bunlardan 1 pol ve galibiyet de Rubens’in. Artık 17 yarışımız var. 2001’de Schumi 11 pol, Williams 5 ve McLaren 2 pol kazanmış. Galibiyet sayılarında 9 Schumi, 4 McLaren ve 4 Williams. David Coulthard kariyerinin en iyi sezonunu geçirerek şampiyonada 2. olmuştu. Hakkinen kötü geçen sezondan sonra 1 sene ara vereceğini söylemiş ve birçok kişinin tahmin ettiği gibi bir daha da dönmemişti. Sezonları incelerken Senna’nın inanılmaz baskın cumartesi performansından sonra en çok Ferrari’nin her anlamda domine ettiği 2002 sezonunda Montoya’nın Schumi ile eşit pol sayısına sahip olmasına şaşırdık. İkisinin de 7 polü varken, Rubens de 3 polle pik yapmış. Galibiyetlerde Ferrari 15, McLaren ve Williams 1. Schumi ise Williams’ın duble yaptığı Malezya Gp hariç bütün yarışları ya kazandı ya da ikinci bitirdi. Malezya’da üçüncü olmuştu yani 17 yarışın hepsinde podyumdaydı. McLaren de tek galibiyetini Coulthard’la Monaco’da aldı. Tabii Ferrari’nin baskın olduğu yıllarda yakıt ikmali yasağı yoktu, belki de Williams’ın 7 polünde hafif depoyla sıralamaya çıkmanın önemli etkisi vardır.

2000 Almanya GP : Schumi sezon ortası üç yarış üst üste yarış dışı kalmıştı, bu da sonuncusu.Rubens’in en unutulmaz zaferi

Ferrari’nin 2003 ve 2004 yıllarıyla Red Bull yıllarını diğer yazıda anlatalım. Mercedes’in hikayesi ise en çok McLaren’inkine benziyor. Yeni kurallarla çok baskın bir araç ve iki takım arkadaşının şampiyonluk için kıyasıya mücadelesi. Mercedes’le beraber hikayelerde en garip olanın Ferrari olduğu muhakkak. Aslında Ferrari ve Schumi muhtemel bir McLaren dominasyonunu kırıyorlar 2000 yılında. Evet, Mika Hakkinen çok sevilir Formula 1 camiasında ama McLaren koltuğunda Schumi olsaydı tarih şu an çok farklı yazılmış olabilirdi. Ayrıca Newey ve McLaren uyuşmazlığı da Ferrari dominasyonuna önemli katkılar yaptı. Newey’in Formula 1’de en son çalışacağı takım belki de McLaren’dir. Ferrari 96’da Schumi’yi de katarak başladığı yeni yapılanma beşinci sezonun sonunda meyvesini vermişti ve ondan sonra da durdurulamadılar.

Etiket sıkıntısından dolayı yazıyı ikiye bölelim dedik. Genel değerlendirmeyi ve Mercedes’in geleceği ile düşünceleri de diğer yazıda paylaşacağız. Özellikle belirtmek gerekir ki Senna dönemini izleyemedik ve bilgilerimiz internetten, sağdan soldan bulduklarımızla sınırlı. Ferrari dominasyonunu izledik ama şu an o yıllar da uzak hatıralar gibi geliyor yani ayrıntılara pek hakim değiliz. O yüzden sizin de paylaşacağınız ayrıntılı bilgilerle hatalarımızı öğrenebilir, daha fazla şey öğrenebiliriz. Diğer yazıda görüşmek üzere.

Mücahid Ekrem

Kategoriler
Köşe Yazıları

Rusya’dan Sevgilerle

Birçok transfer dedikodusunun gölgesinde de geçti ilk Rusya Grand Prix’i. Hala birçok netleşmemiş transfer var, Vettel’in Ferrari’ye gideceğine kesin gözle bakılırken, artık Alonso ve McLaren arasında görüşmelerin sert geçtiği herkes tarafından biliniyor.

Soçi’de (Sochi) hafta böyle başladı. Cuma günü antrenmanlar da diğer yarışlara göre farklıydı. Mercedes’e en yakın takım McLaren gözüküyordu ve Toro Rosso hem Ferrari’den hem de Red Bull’dan hızlıydı. Williams inişli çıkışlı olsa da en hızlı ikinci araç ünvanını cumartesi koruması şaşırtmayacaktı. Hermann Tilke’nin son eseri Soçi pisti bu sene yapılan Kış Olimpiyatları tesislerinin yanına yapıldı. İlk başta Kore, Abu Dhabi veya Valencia’ya benzetilse de aslında çok ‘karaktersiz’ bir pist. Ne olduğunu hala anlayamadık fakat motor gücünün biraz daha ön plana çıktığı bir pist olduğunu biliyoruz. Diğer yandan yarışın sonlarına doğru Putin’in ziyaretinin ekranlara gelmesi eleştirildi fakat taraftalar bu anların yarışın en heyecanlı anı olduğu fikrinde hemfikirdi.

Sıralamalar beklendiği gibi Mercedes pilotları arasında geçti. Bottas da Q3’te ikiliyi baya zorladı. Bottas ile beraber sıralamanın diğer yıldızı Kyvat oldu. Rus pilot RBR koltuğunu kaptıktan bir hafta sonra kariyerinin en iyi sıralama turlarını geçirerek 5. cebi, yani Alonso’nun yerini kaptı. Diğer yandan Q1 ve Q2’de oldukça güçlü gözüken Magnussen Q3’de istediği turu atamayarak 6. sırada bitirdi cumartesi günü. Q3’te birçok pilot lastikleri ısıtmak zor olduğu için amaçsızca döndü durdu, lastikleri ideal ısıya getirmek kolay olmadı. Zaten Soçi’nin bu yapısı da yarışa damga vurdu, Allah bilir Bridgestone lastikleri olsaydı pilotlar Q1’de taktıkları lastiklerle yarışı bitirebilirlerdi.

Pazar günü yarış ise ilk virajda belli oldu. Rosberg normalden daha iyi kalkarak bu sefer Hamilton’ı zorlamayı başardı, biz öyle sanmışız. Alman çok geç fren yaparak daha ilk turda lastikleri yaktı. 2. tura yeni lastiklere başlayan Rosberg yumuşak lastikten kurtulmuştu. Bundan sonrası pilotların birbirleriyle yavaş yavaş farkları açmalarına şahit olduk ve Rosberg ile Massa’nın geçişleri dışında pek aksiyon olmadı. Bottas ilk bölümde Hamilton’a yakın bir tempo tuttururken, McLaren de Ferrari’den bir nebze hızlıydı. İlk başta Button için muhtemel gözüken podyum Rosberg’in bir daha pite girmemesiyle gerçekleşmedi. Alonso iyi kalkarak 4. sıraya kadar çıkarken, Magnussen startta çok iyi iş çıkardı ve ilerleyen birkaç turda da Vergne’i geçerek İspanyol’u izledi ilk pitlere kadar. Diğer yandan Toro Rosso göründüğü kadar hızlı olmadığı anlaşılırken iki pilotuyla sürekli yer kaybettiler. RBR de cumartesiye göre daha iyiydi.

Pitlerin başlamasının ardından gözler Rosberg’in pozisyonuna çevrildi. Böyle giderse Rosberg podyuma çıkacaktı. Öyle de oldu, Button Rosberg’in arkasında çıktı. Herkes Rosberg’in ne zaman tekrar pite gireceğini hesaplarken o daha eski lastiklerle Bottas’ı bile geçti. Evet arada 20 turluk lastik farkı vardı ama bu pistte lastiğin ömrü çok uzun olduğu için fark 2-3 turluk gibiydi. Mercedes’in aracı da oldukça güçlü olduğu için lastik dezavantajı neredeyse görünmez oldu ve Bottas Rosberg’i zorlayamadı. Alman pilot herkes gibi tek pitle yarışı bitirerek hasarı minimuma indirdi.

Rosberg demişken Almanya GP’den beri yarış kazanamadığı hatırlatalım. Hamilton gibi birini şampiyonada geçmek için pazar günleri daha az hata yapmak gerekiyor. Macaristan, Belçika, İtalya, Japonya ve en son da Rusya GP Rosberg için pek iyi geçmedi, kendi standartlarına göre de kötü yarışlardı aslında. Hamilton’ı sıralamalarda bu kadar zorlayabiliyorken puan olarak geride olması hiç iyiye işaret değil. Şayet Button veya Alonso cumartesi günleri Rosberg kadar güçlü olabilse Hamilton’a bu kadar puan vermezlerdi.

Önümüzde 3, puan olarak 4 yarış var. İkili arasındaki fark 17, Amerika’daki yarışları birerleş alsalar Hamilton’a bu fark son yarışta yetebilir. Rosberg’in şampiyon olması için iki yarışta da Hamilton’ın önünde olmasa gerekiyor. Hamilton ise iki yarışta da Rosberg’in önünde bitirirse son yarış oldukça kolay olabilir. Önümüzdeki üç yarış artık Williams’ın Monza veya Soçi gibi öne çıkabileceği pistler de değil. Yani herhangi bir sorun olsa bile son yarışta olduğu gibi Hamilton veya Rosberg’in yarışları ikinci bitirmesi pek zor değil.

Yarışın %99’u.

Bu mücadele dışında, Ricciardo’nun sene sonunda ödülü garanti gibi. Alonso 141 puanla uzun zaman sonra şampiyonada 6. sırada. 2009’dan bu yana en kötü sırası fakat 4. Bottas’ın 145, 5. Vettel’in de 143 puanı var. Diğer yandan takımlarda en yakın McLaren ve Force India. Aralarında 20 puan fark var ama McLaren uzun süredir Force India’dan belirgin şekilde iyi. Button Rusya GP sonrası Ferrari ile 43 puan fark kapanabilir dedi lakin McLaren gelişti gelişmesine de de kalan üç pistte bu kadar rahat olamayabilirler. Mercedes’in takımlar şampiyonluğu kazandığı yarış itibariyle şampiyonalarda durumlar böyle. Temennimiz pilotlarda şampiyonluğun son yarışa kalması, çünkü onun tadı hiçbir şeyde yok. Ve biz 2006, 2008, 2010, 2012 yıllarında olduğu gibi çift yıllarda şampiyonluğun son yarışa taşınmasına alıştık.

Mücahid Ekrem

Kategoriler
Köşe Yazıları Manşet

Alonso, Ferrari, McLaren ve Daha Bir Sürü Şey

2 sene önce yine bir Singapur GP sonrası Formula 1’in dengeleri değişmişti. Hamilton belki o yarışı kazansa ve sezon sonu şampiyon olsa bugün McLaren koltuğunda, belki de Schumi.. Açıkçası bu cümleye başlamadan Schumi hakkında hiçbir şey geçmemişti aklımdan..Hamilton’ın o gün kararı vermesi gibi benim de bu cümleyi yazmam tesadüf değil demek ki. Nasipten ötesi yok.

Hamilton’ın o günkü kararı ne kadar amatörse Alonso bir o kadar profesyonelce davranıyor, herhangi birini övmek için söylemiyoruz, sonuçta her ikisinin de tarzları farklı, hatta birbirine zıt. Lewis o gün Mercedes’e geçerken 2013 aracıyla sürünmeyi göze almıştı, çünkü gridin en hızlı aracından o günkü koşullarda Sauber’den de yavaş bir takıma gidecekti. Mercedes’in özellikle 2012’deki başarısızlıktan sonra Toyota, Honda, BMW’de olduğu gibi ‘çok para harcayıp hiçbir şey başaramayan’ üretici takımlar mezarlığında yerini birkaç sene içerisinde bulacağı gibi bir algı da vardı, Daimler yönetim kurulunda çekilelim diyenlerin sayısı artıyordu ve muhtemelen 2014 onlar için son şanstı. Oysa Mercedes Honda’dan devraldığı ‘loser’ kimliğinden kurtularak çok önemli iş başardı ve şu an her anlamda gridin en iyi aracına sahipler. Yine de 2013’teki başarı 2014’ten daha fazla şaşırtıyor insanı.

2012 Singapur GP

Fernando Alonso ve Ferrari ilişkisi ise 2013’te İspanyol pilotun RBR ile görüşmesi ile büyük yara aldı. Ferrari sırf buna karşılık vermek için en önemli ilkelerinden birini bırakıp iki şampiyon pilotla yarışma kararı almıştı. Gerçi bu da Alonso’yu durduramadı ve Kimi Raikkonen şimdilik Massa’dan daha fazla zorlamadı Alonso’yu. 5. yılında da istediği araca sahip olamayan Alonso artık yeter, söz milletin dedi.

McLaren’in 2013’deki başarısızlığı takımda ve gridde büyük bir güven sarsıntısı meydana getirdi. Şunu tekrar belirtelim ki, 2012’deki aracı herhangi bir takıma verseniz 2013’de RBR’un arkasından güle oynaya 2. olabilirdi ama McLaren daha zor bir yolu tercih etti. Whitmarsh’ın bu kararı neden aldığını anlamak gerçekten zor. Belki de 2014’de nasıl olsa başarılı olamayız diye baskın araç üretmek istediler. Bunu herkese anlatamayız ama 2013’deki başarısızlığın sebebinin MP4-27’yi çöpe atıp 2013’e yeni bir araçla başlamak olduğunu F1’i uzun zamandır izleyen kitle rahatlıkla anlayabilir diye düşünüyoruz. Horner’ın da dediği gibi kimse bir gecede cahil olmaz. Peki bunu niye anlattık; Alonso’ya dönelim.

Aslında geçen sene sona yaklaşan Alonso-Ferrari ilişkisi daha erken bitebilirdi, bitmemesinin nedeni Alonso’nun McLaren’in iyi bir araç üreteceğine zor inanması. Eğer 2013’te McLaren yukarıda anlattığımız çılgınlığı yapmayıp başarılı olsaydı, bu seneki başarısızlık Mercedes’in ana takımı olmamaya bağlanabilirdi ve Alonso içi daha rahat bir şekilde Woking’e gidebilirdi.

2007’den kalan nadir güzel anlardan

Tekrar dönelim Ferrari’ye. James Allison şasi ve motorun koordineli bir şekilde yürütülmesinden sorumlu müdür oldu, neyse artık o.* Ferrari birkaç sene önce de Pat Fry ile yeniden yapılanıyordu, 2 sene önce İngiliz teknik adam yeni atamaların yapıldığı ve bunların meyvesini yakında vereceğini söylüyordu. Şimdi de aslında kimin teknik patron olduğu belli olmayan bir yapıda Fry ve Allison Matiacci’nin altında çalışıyorlar. Gönderilenler arasında motordan sorumlu Marmorini, Domenicali ve Montezemelo var. Montezemelo’nun gönderilişi tünelin sonundaki ışık olabilir. 2010’da Chris Dyer’ın, 2011’de Aldo Costa’nun gönderilmesinde baş aktör olduğu düşünülen kişi, yani bizim futbol yöneticileri gibi kısa vadede tepkileri dindirmek için önemli hatalar yapan Luca gitti.

Bu yazıda normalden iddialı konuştuk, o zaman devam edelim. Formula 1’de Newey hariç hiçbir teknik adam önemli farklar oluşturamaz. O bile McLaren’de, RBR’de başarılı olurken belli zaman bekledi. Ferrari’nin üst yönetimi çok güven vermiyor, Bob Bell ya da Brawn gelip de Matiacci’nin de başkan olması Ferrari için en iyi opsiyon gibi duruyor.

Formula 1’de elinizde konuşmak için veri oldukça sınırlıdır. Bu yüzden, özellikle Ferrari’nin bu seneki motor tercihinde niye küçük motor istediğini anlamak güç. Motorların önemli olacağı bir yılda motoru riske atıp aerodinamikten kazanmak kimin fikriydi gerçekten merak ediyoruz. Böyle bir riske niye girdiler, düşünüyorum bulamıyorum, bir fikri olan varsa gerçekten söylesin. Motor gücü konusunda sıkıntı yaşasalar da bu sene aerodinamik anlamda biraz daha ön gruba yakınlar. Ferrari’nin gerçekten aeroda ilerlediğini ancak gelecek sene rahatlıkla söyleyebiliriz. Seneye motorlar da birbirine yaklaşacaktır. Ferrari nedense ümit veriyor fakat küçük motor olayı kafamızı kurcalıyor.

McLaren’e gelirsek, İngiltere’de durumlar karışık. Takım patronluğundan, alt kademelere ve pilotlara kadar. Lakin bu karmaşa o kadar kötü huylu değil. Ron Dennis takımın kontrolü ele geçirdikten sonra kendisiyle uyumlu çalışması zor olan Whitmarsh’ı gönderdi (bizdeki Erdoğan-Gül olayı aslında buna en iyi örnek). Bouiller açık olarak denmese de takımın pistteki patronu. Aslında Whitmarsh’dan sonra Jonathan Neala ya da Tim Goss ya da başka büyük bir kellenin daha gitmesini bekliyorduk ama olmadı. 2013’te McLaren Lotus ve Sauber’den Prodromou kadar büyük olmasa da bazı transferler de yaptı. Yani Woking’de de yeni bir yapılanma var.

2014’ün kazanan motoru

Alonso’yu ikna eden de Honda ve bu yapılanma olabilir. Burdan biraz da şu sonuç çıkıyor; Alonso’nun 2015’ten de vazgeçmesi. Honda her ne kadar para harcasa da rakipleri 1 yıl önemli bilgiler elde etmiş olacak. Başa güreşen bir takım olmaları hiç kolay değil. Diğer yandan rakipler gelişme yasağından sonra Mercedes’in motorunu kopyalayamadılar, motor konusunda 2014’deki gibi büyük farkları bir daha görmemiz zor olacaktır, bu da bir avantaj Honda için. McLaren Honda projesinde para ve adanmışlık artı yönler, yeni motorlara bir sene geç başlamak ise önemli bir eksi yön gibi duruyor.

Renault’un bu seneki başarısızlığından örnek verirsek, Fransızların muhtemelen ne Mercedes kadar şevkleri var ne de onlar kadar para harcamaya istekliler. Ferrari’nin ise niye daha az güç üreten ve daha ağır bir motor ürettiğini ise bilemiyoruz. Honda’nın turbo konusundaki tecrübesi, isteği 2015’te olmasa da 2016’da önemli başarıları getirebilir. McLaren de RBR egemenliğindeki geçen yıllarda Newey’in araçlarına en yakın aracı üreten takımdı ama çok fazla iniş çıkış gösterdi, en güzel örneği de 2012 sezonudur. Takımın güçlü rüzgar tüneliyle aerodinamik anlamda Ferrari’ye göre üstünlüğü var ve belki genel olarak teknik yapıda daha iyiler. Alonso’da bu bilgilerden daha fazla olduğu muhakkak. Ayrıca McLaren Ferrari’ye göre daha yenilikçi ve agresif. Ferrari’nin yıllardır tasarım konusunda çok tutucu davranıldığı bilinirken, McLaren 2009, 2010 ve 2012 aracını çöpe atmaktan çekinmedi ve ertesi senelere yeni araçlarla başladı. Hepimizin izlediği gibi bazen olumlu bazen de olumsuz sonuçlar verdi bu kararlar. Alonso’nun Lotus, RBR ya da Mercedes’e transferi konusunu ise pek gerçekçi bulmadığımızdan değerlendirmedik.

Alonso’nun her şey bir kenara Ferrari hikayesinin bittiğini hissedip, yeni bir başlangıç yapmak istemiş de oalbilir. Son ihtimal, McLaren’in Specialized tarafından üretilen S-Works bisikletleri ile Alonso’yu kandırması. Bilindiği gibi bu bisikletlerin geliştirilmesinde McLaren’in de payı var, özellikle kask teknolojisinde beraber önemli işler yaptılar. Ayrıca Alonso hamlesiyle McLaren’e Movistar ya da daha güçlü bir şekilde Santander sponsorlukları da gelebilir.

Madem bu konulara daldık, motorlardan bahsetmemek olmaz. Önceden belirttiğimiz gibi 2015’te Ferrari ve Renault önceki hatalardan ders çıkarıp, Mercedes’e daha fazla yaklaşacaktır, muhtemelen 2014’deki gibi motorlar bir daha önemli farklar oluşturmayacaktır. Aynı şekilde takımların şaside de Mercedes’e yakınlaşması bizleri şaşırtmaz. Geçmişteki bazı örnekler gibi Mercedes’in W05’i birkaç sene şampiyonluğa oynayabilecek bir araç. RBR’nin Mercedes’e yakınlaşacağını gönül rahatlığıyla söyleyebiliyoruz. Ferrari konuştuğumuz gibi muallak, aynı şekilde McLaren de. Williams ise asıl sınavını 2015’te verecek. Bu beşlinin farklarının azalması en muhtemel seçenek gibi duruyor ve gelecek yıllar şampiyonluk açısından çok daha renkli geçebilir. Lotus’un da bu seneki kadar kötü olmayacağı da %99.9 söyleyebiliriz.

Jenson Button seneye gridde olacak mı ?

Pilot pazarına ise Alonso’nun takım değiştirmesi domino etkisi yapabilir. Ferrari’nin 2016 için Vettel ya da Hamilton’ın istediği biliniyor, bilinmesine de gerek yok, en mantıklı seçenekler onlar. Raikkonen emeklilik konusunda o kadar net konuşmadı son açıklamasında, onun 2015’teki performansı kritik olacaktır. Aynı şekilde Alonso’nun yerine geçecek kişinin de. En büyük aday Bianchi gibi duruyor. Hamilton’ın Mercedes’te mutlu olmadığı da konuşulan diğer konulardan. Yine de Hamilton’ın durumu belli olmaz, şampiyon olursa devam edebilir. 2016 için Rosberg ve Ricciardo haricinde önemli değişiklikler olabilir. Olası bir Vettel transferinde RBR Ricciardo-Kyvat ikilisine güvenmeyip transferde agresifleşebilir. 2012’de Hamilton’ın transferi beklenen domino etkisini yapamamıştı, Alonso transferi ise 2016’da bu hareketin öncüsü olabilir. Gerçi Bottas’ı unuttuk ama onu Williams’ta kabul ediverelim. Sonuçta hem pistte hem de pist dışında bizi güzel mücadeleler bekliyor, yeter ki Fia, Bernie ve saz arkadaşları bizi saçma kurallarla uğraştırmasınlar..

* Ferrari’nin organizasyon şeması konusunda daha net bilgisi olanlar bizimle paylaşabilirse çok yararlı olabilir.

** Alonso Ferrari’den ayrılmazsa bu yazıyı o kadar ciddiye almayın.

Mücahid Ekrem
Kategoriler
Köşe Yazıları Manşet

Sosyal Medyada Formula 1 – Facebook 2014

100. yazımız sosyal medyaya kısmetmiş. Evet, sosyal medya önemini korur ve büyürken, hatta dallanıp budaklanırken Formula 1’in hala resmi bir facebook hesabı yok. Biz bu araştırmaya 2 yıl öncesinde başlamıştık ve o günden bugüne bile takımların, pilotların fan sayılarında kayda değer artışlar oldu. Bu artışların bazıları da oldukça şaşırtıcıydı, birazdan göreceksiniz zaten.

Biz Formula 1’in bu konudaki eksikliklerini konuşalım az daha. Mercedes imparatorluğunun başındaki Dieter Zetsche ve Mallya gibi önemli isimler F1’in pazarlama ve sosyal medyadaki eksikliğinden bahsettiler. Belki zamanla daha fazla konuşulur bunlar ama 2014’ün son çeyreğine gelmişken ve mahallemizdeki bakkalın bile fan sayfası varken sürekli marka değeri diye yırtınan F1’in bu konudaki pasifliği kelimelerle anlatılmaz. Nacizane fikrimiz F1’in hala adam akıllı yönetilememesi, yani tek bir adamın böylesine önemli bir organizasyonu yönetme çabası. Üstelik bu sene mobil modaya uyacağız derken live timing’i mahvettiler. Biz Türkler olarak böyle saçma sapan işlere alışığız da Avrupalı’lar bunlara nasıl dayanıyor bilemiyoruz, gerçi azalan reytingler pek dayanmadıklarının göstergesi.

Facebook’ta Formula 1 hesaplarını izlerken takımların fan sayılarını izlemek nispeten daha kolay oluyor. Hepsinin geçen sene orijinal sayfası zaten vardı, sadece Ferrari adam akıllı bir sayfa sayfa açıp inanılmaz bir yükseliş gerçekleşti. Yine de bazı anormallikler var, önce sayılara bir bakalım :

takımlar 2014 face ekran
Devasa artışlar hemen göze çarpıyor değil mi ?

Takımların hemen hepsinde önemli artışlar kolaylıkla göze çarpıyor. Hepsi de %100’ün üzerinde artış sağlamış durumda. Artışların sebeplerini az çok tahmin etsek de özellikle Mercedes’in artışında bir gariplik mevcut. Sanmayın ki Mercedes liderliği bu sene pistteki üstün performansıyla kazandı. 2013’ün sonuna doğru Mercedes inanılmaz bir yükselişle fan sayısını artırdı. Buradaki garipliği çok uğraşsak da çözemedik. Bu arada Mercedes’le en çok etkileşim gösteren (facebook bunu kullanıyor, ne demek istiyorsa) şehir Kahire. Red Bull’un Melbourne, Ferrari’nin Meksiko City, McLaren’in Londra. Mercedes’in bu noktada da bir garipliği söz konusu.

Takımların bu yükselişi Formula 1’in Facebook’taki yükselişinin de işareti olabilir. 2013’ün ortalaması 290 binken takımların 2014’teki beğeni alma ortalaması 2 milyon. Yani %600’den fazla bir yükseliş var. Listedeki diğer ilginç nokta da hiçbir takımın geçen seneki sırasında olmaması. Mercedes ve Ferrari’nin yükselişi de hemen göze çarpıyor.

3

Pilotlar konusu ise biraz karışık. Kiminin hesabı orijinal, kimisi fake, kiminin ne olduğu belli değil. Normalde yıldan yıla az da olsa artış mutlaka olur fakat aşağıdaki tabloda azalmalar da var. Tabloya bakıp sonra açıklayalım durumu.

2014 face sürücü ekran

Öncelikle geçen senelerin aksine bu sefer sadece orijinal hesapları dikkate aldık yoksa işin cıvığı çıkıyor. Bu yüzden Sebastian Vettel, Felipe Massa gibi pilotların hesabı yok. Ayrıca geçen sezon yarışıp bu sezon koltuk bulamayanları da listeye ekledik. Geçen sene çaylakları ayrı bir listeye almıştık, bu sene onları da ana tabloya aldık. Evet 80’lerin gridine döndü 27 kişilik liste ama olsun. Belki bu rakamlar Caterham’ın yeni bir girişimiyle artabilir. Bütün pilotların adam akıllı hesabı olsa F1’in gerçek anlamda sosyal medya ve internet gücünü daha rahat test edebilirdik.

İlk iki sıradaki isimler bizi şaşırtmasa da sonraki sıralama biraz yadırgatabilir sizleri. Schumi’yi bir kenara koyarsak Hamilton, Alonso, Vettel ve Raikkonen’in en büyük taraftar kitlesine sahip olduğu hepimizin kabulüdür galiba. Vettel’in geçen seneler fake hesabı 1,5 milyona yakındı, bu sene o sayfayı bulamadık mesela. Ayrıca gridin ortalarından birçok pilot orijinal sayfalarını açmış galiba. Sayfaları yönetmek de bir hesaba sahip olmak kadar önemli. Max Chilton’un 93 bin ‘like’ı varken Bianchi’nin sadece 7 binde kalması bunun en önemli işareti galiba. Tabi İngilizlerin bu spordaki etkisini unutmayalım bunu söylerken. Geçen senelerde f1fanatic sitesi, üyelerinden en çok Jenson Button taraftarı olduğu ilan etmişti.

10557720_702148949866436_3378176622460431229_o
Hamilton bu sene #TEAMLH’i kullanıyor.

Diğer önemli nokta ise Formula 1 taraftarlarının sadece hayran olduğu takımı ve pilotu değil, birçok sayfayı beraber takip etmesi. Futbolun aksine sadece kendi takımını değil, rakip takımı bile takip edebiliyor. Emin olmak isteyen F1 ve futbolu takip eden arkadaşlarının takip ettikleri sayfaları karşılaştırabilir. Velhasıl kelam, Formula 1 yönetiminin sosyal medya konusunda alması gereken önemli bir yol var ve daha kötüsü bunun pek farkında değillermiş gibi görünüyor.

Mücahid Ekrem

Kategoriler
Formula1 Köşe Yazıları Manşet

2014 Sezon Ortası Analizi : 1

Formula 1’in en çok beklenen kural değişikliği ile beraber 2014 sezonu için kollar neredeyse 3 yıl önce sıvanmaya başlanmıştı. Belki de fazla edebiyat yapmadan dağ fare doğurdu diyelim.

4 yıldır şikayet edilen Red Bull üstünlüğünden bile daha baskın bir araçla karşımıza çıktı Mercedes. Dağ bayır, düzlük viraj her anlamda en iyiler. Bu noktada F1’in, özellikle kuralları değiştirenlerin Mercedes’e büyük bir borcu var. Bu baskın araç Red Bull’da hele de Ferrari’de olsaydı şampiyon şimdiden belli, motor sesinden rahatsız olan taraftarlarla beraber spor iyice dibe çökebilirdi. Mercedes’in de Macaristan’daki gibi sıkıntıları olsa da sağlamaya çalıştıkları rekabet Formula 1’i bu sene ayakta tutan şey oldu, umarım son yarışa kadar devam eder.

Sezon bundan sonra genelde olduğu gibi daha gerilimli olacaktır, hele de son yarış. Şampiyonluk yarışı kızışmaya devam ederse diğer şeyleri pek önemsememeye devam edebiliriz. Şampiyonluk dışında pilotlarda Ricciardo 3.’lük için şanslı duruyor, Alonso istikrarı ve Bottas Williams’ın artan hızıyla beraber diğer büyük adaylar. Bunun yanında takımlarda Red Bull ikincilik koltuğu için şanslı olsa da 3.’lük için Williams, Ferrari hatta Force India ve McLaren’in şansları var. Diğer merak edilen ise Marussia’nın takımlarda 9.’luğu kurtarma şansı. Sauber’in 3 puan alması Marussia’yı geçmesi yeterli olacaktır. Sezonun ikinci yarısı dayanıklılık da önemli olacak. Renault hızda sorun yaşadığı gibi dayanıklılıkta da sorunları var. Şimdiden bazı parçalarda limitteler. Bakalım fazla motor ve parça kullanımından verilmesi muhtemel cezalar şampiyonayı nasıl etkileyecek. Şimdi takımları sırayla ele alalım.
Mercedes 
2014’ün en iyi takımı Mercedes şampiyonaya da büyük anlamda yön veriyor. Bazı aksilikler olmazsa 11 pol ve galibiyetin hepsini kazanabilirlerdi. Avusturya, Kanada ve Macaristan’da birer fireleri oldu. Bu anlamda da MP4/4’ün rekorunu da kaçırmış oldular. Hamilton sene boyunca daha çok sorunlarla boğuşurken Rosberg daha sakin bir sezon geçirdi. Ayrıca geçen sezon Malezya’da Rosberg’e yaptığını bu sezon da Hamilton’a yapabilir takım. Her ne kadar Mercedes’i sürücüleri yarıştırma konusunda övsek de Rosberg’le yapılan yüksek meblağlı sözleşme takımdaki rüzgarın biraz değiştiğini gösteriyor. Hamilton 2011’de yaşanılanlardan sonra öz evlat olmasına rağmen McLaren’deki gücünü kaybetmişti, şimdi de üvey evlat olmasa da Mercedes’in daha bir öz evladına karşı savaşıyor. Neyse, işin spekülasyon kısmını çok konuştuk.

Hamilton’ın ilk yarışta yarış dışı kalmasından sonra üst üste 4 defa kazanması rüzgarı onun yönüne çevirmişti. Monaco’ya tam bir Hollywood starı gibi giden Hamilton Rosberg’in cumartesi günü yaptığı şikeli hareketten sonra kontrolü kaybetmiş ve rüzgarını kaybetmişti, aslına bakarsanız halen o olayın etkisinde diyebiliriz. İkili arasındaki rekabette Bahreyn, Kanada ve İngiltere kritik yarışlardı. Bahreyn’de polü alan Rosberg ilk virajda yerini kaybetmiş, yarışta da sürekli zorlamasına rağmen Hamilton yer vermemişti. Rosberg’in ilk 5 yarışta en formda olduğu yarışta bile Hamilton’ı geçememesi onu adına önemli bir dezavantajdı. İkinci dönüm noktamız Hamilton’ın en güçlü olduğu iki pistten biriydi. Monaco’dan sonra herkesin Hamilton’ın favori pistinde Rosberg’i paramparça edeceğini düşünüyordu, biz de. Rosberg hakkında düşüncelerimizin değişmesinde en önemli yarış Kanada oldu belki de. Yarışta önde olmasının avantajıyla fren sorunundan daha az etkilendi, yani Kanada’da kazanılan 18 puan sadece şansla gelmedi. Kanada’dan sonra Avusturya ve İngiltere’de Hamilton kendi hatalarıyla, Almanya ve Macaristan’da ise dayanıklılık sorunları yüzünden tam anlamıyla bir savaş olmadı ikili arasında. Bu yüzden Rosberg’in cumartesi günleri 7-4’lük üstünlüğü bir anlam taşımıyor pek fazla. Belki son iki yarışı çıkarırsak 5-4’lük bir Rosberg üstünlüğü var diyebiliriz.
İngiltere’de Rosberg’in galibiyete giderken yarış dışı kalmasıyla iki pilot da muhtemel 25 puandan olarak durum eşitlenmişti lakin Hamilton’ın yaşadıklarıyla Rosberg yine avantaj kazandı. Son iki yarıştaki olaylar olmasa Hamilton 3-4 puan önde veya geride olabilirdi. Rosberg geçen sene de sezonun ikinci yarısı Hamilton’a göre toparlanmıştı. Yine de Hamilton’ı geçmesi için ya cumartesi ya da pazar günü olağandışı şeylere ihtiyacı var. Son yarışı bir kenara koyarsak diğer 7 yarışta Rosberg’in 3 kere Hamilton’ı geçmesi gerek. Macaristan’da Hamilton’ın önünde biterse 7 yarışın 3’ü ona yetebilirdi. Rosberg’e son yarış öncesi 15 puan gerekli. Diğer türlü tek turda hala en hızlı Hamilton’a karşı işi zor. Sanırım bu kadar Mercedes yeter değil mi ? 

Red Bull

Aslında en ilginç takım içi rekabet burada. Son dört senenin şampiyonu takıma yeni katılan Ricciardo karşısında çok zorlandı. Şu an Ricciardo hem cumartesi hem pazar hem de galibiyet ve podyum sayısında son şampiyondan daha iyi konumda. Açıkçası bu başarının sırrı son yarışlarda daha sık ifade edildiği gibi Vettel ve Ricciardo’nun yaklaşımında yatıyor. Vettel’in başarılı olması için daha fazla faktörün bir araya gelmesi gerek. Ricciardo ise daha çok büyük pilotlar gibi her türlü şartta araçtan maksimumu almaya çalışıyor. Vettel son yarışlarda biraz daha toparladı gibi, sezonun ikinci yarısı Ricciardo’yu daha fazla geçebilir ama sonuçta ortada son şampiyon için gerçekten vahim bir durum var. Üstelik Vettel’in Ricciardo’yu sıralamalarda geçtiği Kanada ve Macaristan’da takım arkadaşı yarış kazandı, İngiltere’de de Ricciardo podyuma çıkarken Vettel podyum dışı kaldı.

Takımın genel performansına bakarsak, sezon içi testlerde sıkıntı yaşasalar da ilk yarıştan itibaren en hızlı ikinci takım konumunu korudular. Avusturya’da Williams’ın hızı tek yarışlık mı diye düşünürken İngiliz takım formunu korudu ve Red Bull’u geçmiş gibi görünüyor. Üstelik Ferrari de var artık. Red Bull rakiplerinin aksine iki pilotuyla da daha düzenli puan alabiliyor. Ferrari ve Williams’la yaklaşık 80 puanlık farkı onlara yetebilir. Bu konuda onları en zorlayabilecek şey Renault motorları ve diğer aksamlar. Herhangi bir cezada 10 sıra geri düşebilecek RBR pilotları griddeki Mercedes motorlu takımların sayısını da düşünürsek önemli puanlar kaybedebilir. Red Bull’un Avusturya’dan itibaren sarsılan ikinciliği de pek normal değil. Acaba Newey yine büyük bir şeyin peşinde mi ?

Ferrari

Ferrari yine bildiğimiz gibi. Bir şeyler eksik. Yıllardır Formula 1 aero şampiyonasına döndü deyip şikayet edip motorların öne çıktığı sezonda bocalıyorlar. Burada basit bir başarısızlıktan ötesi var. Üstelik takım aero anlamında Mercedes veya RBR seviyesinde olmasa da önceki sezonlara göre iyileşmiş gibi. Ferrari’nin RBR gibi müşterisi olmadığı için aslında motorlarının ne kadar kötü olduğu konusunda fikrimiz pek yok. Yani Sauber ve Marussia Ferrari motorundan pek şikayet edecek halleri yok, Ferrari de bu konuda pek dürüst değil. Sanmayin ki sadece Renault motoru kötü. Bazı pistlerde zorlansalar da Williams ve RBR ile aralarında büyük bir fark yok.

Takım içi rekabet ise bu sene en çok konuşulan konu neredeyse Ferrari için. Alonso’nun inanılmaz üstünlüğü Raikkonen hakkında birçok dedikoduya neden oluyor. Takım pilotumuzun arkasındayız dese de her an her şey olabilir. Üstelik Bianchi’nin Macaristan’da Raikkonen’i geçerek Q2’ye kalması da basit bir tesadüf olmayabilir. Sıralamalarda Alonso’yu 2 kere geçen Raikkonen yarışların hepsinde Alonso’nun arkasında kaldı. %99 sezonun ikinci yarısı onun için daha iyi olacaktır, boş konuşmayı sevmeyen Fin pilotun açıklamalarından da bunu anlıyoruz. Kalan yarışlarda Alonso’yu yeterli derecede geçmesiyle 2015’te sürpriz görmeyebiliriz. Raikkonen’in performansı ilginç bir şekilde Alonso’nun kariyerini de belirleyebilir.

Hazır bu konuya girmişken dalalım isterseniz. Alonso McLaren söylentileri ayyuka çıkmış durumda, McLaren bu konuda çok istekliyken Alonso’nun tereddütleri olduğu açık. Adam zaten yavaş araçlardan yeterince çekti, bir hataya daha tahammülü yok. Alonso’nun geleceğini, Raikkonen’in performansı, Williams’ın hızı ve McLaren’in gelişmesi belirleyecektir. Raikkonen’in ve Williams’ın hızı takımlarda üçüncülük savaşı için dolayısıyla Alonso’nun sözleşmesinin fesh etmesi için, McLaren’in de gelişmesi İspanyol pilotu ikna etmek için önemli olacak.

Williams

Son yıllarda zikzaklı bir performans çizen Williams 2010 ve 2012’den sonra yine çift sayılı bir sezonda iyi iş çıkarıyor. Başarılarının sırrı sadece motor da değil üstelik. Takım aerodinamik anlamda da oldukça iyi ve bu güçleri sayesinde son yarışlarda en hızlı ikinci takım olmayı başardılar. Monaco, Macaristan gibi düşük hızdaki pistlerde zorlanıyorlar, sezonun geri kalanında Singapur hariç hızlarını koruyabilirler. Lakin hızlı araçla küçük takım gibi yarışıyorlar. Çok fazla hata ve kazaya karıştılar. Son yarıştaki çifte puanları sayarsak önümüzde 9 yarış var ve takım için ikincilik de mümkün, dördüncülük de. Podyum ve olası bir galibiyet takımın yeni sponsorlar bulmasını ve mevcut isim sponsorunu tutmasında yardımcı olacaktır.

İngiliz takımın elinde 2005’ten beri en iyi ikili var. İngiltere’ye kadar çok yakın geçen mücadelede Bottas son yarışlarda büyük üstünlük sağlamaya başladı. Sadece Massa’nın kazaları değil Bottas’ın da artan performansı bunda etkili oldu. Williams’ın performansı sadece kendilerini değil şampiyonayı da yakında etkileyecek. Mercedes’in şu anki hızıyla pistte tek geçemediği takım Williams. Almanya’da olduğu gibi Rosberg veya Hamilton Williams’ın arkasına düşerse puan farkı 7’den fazla artabilir herhangi bir yarışta. Sorun yaşayan bir Mercedes gerilere düştüğünde iki Williams’ın da arkasında bitirip kaybı 13 puana kadar da çıkabilir. Massa’nın performansı sadece takımını değil şampiyonanın genelini de etkileyecek.

Force India 

Bu kısımda McLaren’i inceliyor olabilirdik. İki takım arasında 2 puanlık fark Macaristan’da Button’ın aldığı 1 puanla 1’e indi sadece. Force India takım olarak Macaristan’da kötü olsalar da sezonun genelinde büyük takım gibi yarıştılar. Hızlı olmasalar da iyi puanlar almayı başardılar. Bunda Hulkenberg gibi komple bir pilotun ve Perez gibi lastiklere iyi davranabilen pilota sahip olmaları etkili oldu. Bu anlamda Williams’ın tam zıddı bir noktadalar.

Sezon ortasına kadar iyi iş çıkarsalar da sezonun ikinci yarısı McLaren’e geçilmeleri muhtemel. Çünkü takım McLaren dahil öndekilerle aynı hıza sahip değil. Son yarışlarda, özellikle sıralama turlarında net şekilde geride kalmaya başladılar. Takım 2011 ve 2013’te şampiyonada beşinciliği alamamıştı, bakalım bu yıl alabilecek mi ? Bu kez daha tecrübeli ve daha iyi pilotlarla sahipler.

Takım içi rekabette ise Hulkenberg’in üstünlüğü bulunuyor. Alman pilot sıralamalarda 9-2 önde olsa da Perez Buttonvari şekilde yarışlarda durumu toparlamayı başarıyor. Bahreyn’de takımın tek podyumunu elde ederken, Kanada’da neredeyse yarış galibiyetine gidiyordu. Avusturya’da araç yavaşken herkesten farklı bir taktikle iyi puanlar almıştı. Perez bunun gibi iyi yarışlar çıkarsa da Hulkenberg’in üstünlüğü çok açık. Üstelik sıralamalarda 9 kere Perez gibi iyi bir pilotu geçmek azımsanacak bir başarı değil. Bakalım Hulkenberg de seneye artan minimum ağırlıklarla beraber daha iyi bir takıma geçebilecek mi ?

Mücahid Ekrem