Kategoriler
Köşe Yazıları

Formula 1 Tarihine Yeni Sayfalar



1970’ li yıllarda inşaat molozlarından oluşturulan Notre Dame adası, üzerine inşa edilen Notre Dame pisti açılış yarışından itibaren geçen 33 yıl boyunca, Formula 1 tarihinde her zaman özel anların yaşandığı bir pist olmuştur. Bu özel anları başlatan ilk pilot ise ülkenin efsane pilotu Gilles Villeneuve’ dür. Formula 1 kariyerinin 4. yılında Ferrari ile tüm dikkatleri üzerinde tutan Kanada’ lı efsane pilot, tarihteki ilk ve tek kar yağışı altında yapılan Kanada Gp’ sini kazanarak, hız dünyasının en özel sayfalarında olmayı başarmıştır. 1982 yılında sezon sonu ayrılacağını açıkladığı Ferrari’ si ile Belçika’ da Zolder pistinde, takım arkadaşı ile çarpışmasının ardından aracından fırlayan Villeneuve , ‘bıçak sırtı’ olarak tanımlanan sürüş tekniği ile, yine öyle bir anda bu dünyadan ayrılmıştır.

Kanada halkı ve Formula 1 dünyası, çok sevilen bir efsanesini kaybetmiştir.

İşte o yıldan itibaren de Notre Dame pisti, Gilles Villeneuve pisti olarak takvimlerdeki yerini alır. Tarih efsaneleri asla unutmaz.

 

 

Gelelim hafta sonu yaşanan muhteşem anlara.

Yer Kanada, Gilles Villeneuve pisti. 2011 sezonu 7. yarış.  

Red Bull Racing Team’ in Alman pilotu son şampiyon S. Vettel, ilk altı yarışta 5 pole pozisyonu, 5 yarış galibiyeti ile 7. yarışta yine gridin ilk sırsında. İşte bu, gride bulunan diğer şampiyonları hırs küpü yapmış, sadece kazanmaya odaklanmış pilotları zirve yarışı için gözü kara bir hale getirmişti. Böylesine bir an ve böyle bir yarış için tek eksik kalansa her şeyi bir anda belirsizliğe sürükleyecek hava durumu idi. Yağmur Montreal’ de üzerine düşeni fazlasıyla yaptı.

 

Güvenlik aracının gölgesinde kalan start heyecanı, 4. turdan itibaren yerini yağmurlu bir macera filmine bırakmış, yarışı pistte izleyenler yağmurdan ıslanırken, ekranları başından takip eden milyonlarsa terden sırılsıklam olmuştu.

 

İlki start anında olmak üzere toplam 6 kez Maylander’ in kullandığı güvenlik aracının liderlik ettiği yarış içerisindeki ilk olayın kahramanları M. Webber ve L. Hamilton’ du. Son haftaların manşetlerden inmeyen ismi Hamilton, güvenlik aracının pisti terk etmesi ile birlikte önündeki ilk araç olan Rb-7 ye atak yaptı. Ancak agresifliği ile öne çıkan pilot, Webber’ le yarış içi mücadele olarak görülebilecek bir temas yaşadı. Bu temas L. Hamilton’ u 6.sıraya, M. Webber’ i ise 14. sıraya geriletti. Aynı anda liderlik için müthiş bir rekabet, her noktasında kendini gösteriyordu. Güvenlik aracının çıkacağı an kendisine avantaj sağlamaya çalışan genç Vettel, onu artık aynasında görmek isteyen F. Alonso tarafından sıkıştırılıyordu. Alonso, tüm tecrubesi ve hırsı ile aranın açılmasına engel olmayı başarmış yakın takibini sürdürüyordu. Takım arkadaşı F. Massa’ da alıştığımızın aksine Alonso’ nun yakınında takipteydi. Diğer yarışların aksine ilk turlardaki kopmalar yaşanmamış, araçlar birbirlerine yakın bir mücadele içerisindeydi. Yaşadığı temasın ardından gerilere düşen Hamilton, takım arkadaşını M. Schumacher’ i geçmeye çalışırken yakaladı. Ancak her şey yeni başlıyordu. Hamilton hırs dolduğu anlarda, aracını limitlerinin üzerinde kullanmayı başarabilen bir pilot. İşte tam böyle bir anda, 8. turda Button’ ı geçmeye çalıştığı bir anda her iki pilotun da verdikleri anlık kararlar çarpıştı önce, ardından kaçınılmaz olarak yaşanan kaza ise Hamilton için hafta sonunun bittiğini işaret ediyordu. Start düzlüğünde meydana gelen bu kaza, güvenlik aracı demekti. Öyle de oldu, yarışa güvenlik aracı liderlik ederken, temas sırasında lastiği patlayan Button, pite giriyor ve geçiş lastikleriyle 12. sırada piste geri dönüyordu. Bu andan itibaren herkes yarışa konsantre olmuş yükselme savaşı veriyordu. Daha serbest antrenmanlarda bu hafta sonu iyi olacaklarını gösteren Mercedes Gp ve gözünü hırs bürümüş Alonso’ lu kırmızılar başta olmak üzere, yarış çizgisi oluşmuş, her şey normale dönmüş gibi gözüküyordu. Ancak havanın bir planı vardı. Yarışa bir hafta kala yağmurlu bir Grand prix tahmini yapan hava raporları her zamanki gibi doğruyu söylüyordu. Bir anda başlayan yağmur her şeyi değiştirdi.

 

Formula 1 otomobilleri mükemmel aerodinamiğe sahip olmalarının bir çok avantajını görürler. Yağmur lastiği takılı bir araç, ıslak bir zeminde saniyede 20 litre suyu sprey etkisi ile bertaraf ederler. Ancak yağan yağmurun şiddeti bu etkiyi uzaklaştırmaktan öte, görüş mesafesinin sıfıra inmesine neden olmuş ve yarış kontrol tarafından kırmızı bayrakların sallanmasına karar verilmişti.

 

Bu andan sonra tarihin en uzun bekleyişi 2 saat sürdü. Pistin tekrar yarışılabilir hale getirilmesi için yapılan çalışmalara tanık olduğumuz kamera görüntüleri eşliğinde, maksimum heyecanla geçen turların ve yarışın yeniden başlamasını bekledik.

 

Yağan yağmurun etkisini pistten silmek de o kadar kolay olmadı. 25. turdan devam eden yarış, on tur güvenlik aracının liderliğinde geçildi. Pistin üzerindeki suların araçlar tarafından atılarak yarış çizgisinin oluşturulması amacı ile yapılan bu uygulama, yağmur lastikleri ile ikinci bölüme başlayan tüm pilotlar için ekstra bir pit anlamına geldi ve işte bu anlarda da pit alanında inanılmaz bir yoğunluk izledik. Bu defa yarışan pilotlar değil, pit ekipleriydi.

Pitten çıkan pilotlar, San Fermin’ deki azgın boğaların koşmasını hatırlatan bir aceleyle, yarışa devam etmek için pistte gaza basmaya başladılar. Büyük zevkle izlemeye başladığımız bu anlarda bizi durduran yine Maylander oldu. Güvenlik aracı bu kez, Button ve F. Alonso’ nun kazasının ardından, yarışa devam edemeyen kırmızı otomobili pistten kaldırmak için içerdeydi. İşte bu kazanın verdiği fırsatı avantaj olarak kullanan S. Vettel, pit yolunda gözüküyordu. Tam o an, yarış tanrılarının ( eğer var iseler ) Vettel’ in yanında olduğunu düşündüm. İşler her zamanki gibi onun lehine gidiyordu.

Güvenlik aracının ışıkları sönmüş, sıralama ilginç bir hal almıştı. J. Button güvenlik aracı pistten çıktığında 21. sırada, Webber 2. sırada, M. Schumacher 7. , Vettel ise 1. sıradaydı.

 

Ve sahne alma sırası yaşayan bir efsaneye gelmişti. Böylesine olaylarla dolu, mücadelenin üst düzeyde yaşandığı bir anda, yağmurun gaz pedalı ile arasına giremediği biri, M. Schumacher. 7 dünya şampiyonluğu apoleti ile pistlerde turlamaya devam eden usta pilot, Heildfeld, Kobayashi, Massa ve Webber’ i, müthiş bir performansla geride bırakarak tüm Formula 1 izleyenlerini mest ediyordu. Bir yandan rakiplerini geride bırakıyor, bir yandan da en hızlı tur zamanlarını sürekli geliştiriyordu. Uzun yıllar Formula 1 izleyenler, onu sevmeseler bile saygı duyarlar. İşte o anlarda kariyerinin zirvesinde olduğu günlere gönderme yaparcasına, onu eleştirenlere, uygun anı bulduğunda neler yapabileceğini gösteriyordu.

 

Bu inanılmaz yarış, bir çok pilot için iyi veya kötü anlamda önemli anlara sahne oldu. Sıra N. Heildfeld’ deydi. Renault pilotu yarışın kızıştığı bir anda önündeki araca temas ederek ön kanadını kırdı ve etrafına carbon fiber parçalar dağıtarak pist dışındaki güvenli bir alanda aracını durdurmayı başardı. Yarışın görünmeyen kahramanlarından Maylander iş başındaydı. Güvenlik aracı pistteki parçaların temizlenmesi için bir kez daha liderliği alıyordu. Güvenlik aracının ardında eriyen farklar, bu özel günün heyecanının daha bitmediğini gösteriyordu.

J. Button, lastik avantajı ile S. Vettel ve diğer tüm pilotlardan 2 saniye daha iyi turlarla geldiği güvenlik aracı periyodunda zamanı iyice eritmişti. M. Schumacher, geri dönüşünün ardından belki de en iyi yarışını çıkarmış ve podyum mücadelesinin içine girmişti. Ancak yarış sonuna kadar ona eşlik etmeyecek olan DRS’ si, mükemmel performans gösterdiği bu yarışta, onu podyum basamaklarından uzaklaştırdı. Önce son 5 turun en hızlısı J. Button’ a, sonrasında zaten ondan hızlı bir araca sahip olan M. Webber’ e geçilmekten kurtulamadı. Araçlar arasında 1-2 saniyelik kuru zemin performans farkı olmasa, Schumacher en azından ikinci basamağı koruyabilecek bir sürüş yapabilirdi.

 

Kanada’ da, 6 kez önüne Maylander geçtiği için mi bilinmez ama, Vettel’ in konsantrasyon kaybı sürüşünden okunuyordu. Son sıradan liderin arkasına gelmekse Button’ a, ekstra bir konsantrasyon yüklemiş olacak ki, Button aranın açılmasına izin vermedi. Saf hız konusunda birinciliği kimseye kaptırmayan Mc Laren’ in Mp4-26’ sı, görünmez kanatları olan Rb-7’ nin 1 saniye arkasında, geçiş yapmak için pistteki DRS alanını bekliyordu. Artık son tura gelinmişti ve göz kırmadan izlediğimiz bu anların adrenalini tavan yapmıştı. Adrenalini tavan yapan pistteki isimse S. Vettel oldu. Son tur içerisinde başına gelecekleri bilen (DRS) Alman sürücü, farkı açabilmek için limitlerini zorladığı bir anda, ıslak zeminde otomobilinin arkasını tutamadı. Ve o anda Button zorlanmadan, Vettel’ i geride bırakarak aracını damalı bayrağın altından ilk geçiren isim oldu.

 

Vettel ikinci, takım arkadaşı Webber’ de 3. lüğü aldı. DRS’ siz Schumacher 4. olurken, son düzlükte, çılgın pilot Kobayashi ile giriştiği mücadeleyi Ferrari farkı ile kazanan F. Massa, Rus pilot V. Petrov’ un ardından 6. oldu.

 

3. kez pit stop yapan, güvenlik aracı periyodunda pit hızı limitlerini aştığı için pitten geçme cezası alan J. Button, elbette kariyerinin en müthiş 1. liğini kazandı. Yaşamı boyunca boyunca bu anı unutmayacağına eminim. Hayatta oluşturulan film şeridine girecek bu anı unutmak mümkün değil.

 

Gözlerimizin gördüğü o müthiş anlar eminim ki, Formula 1 severler için de unutulması pek mümkün olmayan anlardı.

 

Formula 1 tarihi adı altında 2020 li ve 2030 lu yıllarda okuyacağımız arşivlere yaşarken tanıklık edebiliyor olmak, bu anları yaşanırken görebiliyor ve hissedebiliyor olmak, bir Formula 1 severin isteyebileceği belki de en özel şey. Tarihin tanığı olmak..

 

Biz hız ve Formula 1 tutkunlarına bu unutulmaz anları yaşatan, gerçek yarış duygusunu damarlarında taşıyan mükemmel pilotlar, tartışmalara ve eleştirilere rağmen her zaman doğru kararlar ve kurallarla Formula 1’ i zirveye taşıyanlar, tarih sizleri yazacak ve unutmayacak..

 

Heyy Button.. Ne yarıştı ama ..

 Volkan Başer

 



Kategoriler
Köşe Yazıları

Efsanelerin Pistinde Unutulmaz Grand Prix.

İlk yarışına 1929 yılında, siyah beyaz günlerde ev sahipliği yapan, Avrupa’ nın en küçük ülkesi Monaco, Formula 1’ in efsane pisti olarak bilinir. 1957 yılından bu yana kesintisiz olarak yapılan Monaco Grand Prix’ i, çekişmesi, heyecanı ve unutulmaz anları ile Monaco’ yu takvimin en prestijli ve heyecanlı pisti yapmıştır. Tarih boyunca yaşayan ve yarışan tüm pilotların hayali bu pistte kazanmak olmuştur. Formula 1’ in en büyüğü Aytron Senna Da Silva, 10 yılda 6 kez kazanarak, Monaco Gp’ yi yücelten isimlerin başında gelir. Herkes burada bir kez de olsa kazanmak ister. Takvimlerin, 2011’ i gösterdiği bu yıl da, Monaco Grand Prix’i adına yakışır bir mücadeleye sahne olarak nefesleri kesti. 

Daha antrenman turlarında başlayan en hızlı tur mücadelesi, cumartesi ve pazar gününe damgasını vuran kazalar ve uzun süre aklımızdan çıkmayacak adrenalin dolu 78 tur.

Sezonun ilk altı yarışında beşinci galibiyetini Monaco’ da  alan S. Vettel, diğer bütün rakiplerini o kadar hırslandırdı ki, artık herkes, birinci olmak ve zafer kazanmanın yanında, onu da alt etmek istiyor.

Mercedes Gp için kabusa dönen Monaco hafta sonu, gelişim sürecinde daha uzun bir yolları olduğunu gösterdi. M. Schumacher’ in kötü start ile başladığı yarış, hava kanalında meydana gelen alevlenme nedeni ile pistin ortasında son buldu. Pit alanına giden yolun başında duran M. Schumacher’ in aracı ve aynı anda yarışın tünel bölgesinde L. Hamilton’ ın, agresif tarzının avantajı ile Ferrari’ ye yaptığı atak, Massa’ yı bariyerlerle buluşturuyor ve güvenlik aracının bu sezon ilk defa piste girmesine neden oluyordu. Geçtiğimiz on yılda 11 kez güvenlik aracının dahil olduğu Monaco Grand prixi, hatırlayacağınız gibi geçen yıl, finişi güvenlik aracı önderliğinde görmüştü.

F. Massa, kırmızı otomobilin direksiyonunda yarışmaya devam edecekse ilerleme kaydetmek zorunda. Sürekli takım arkadaşının gerisinde kalmasının yanında, zaten bu sezon yarış içi performansı yavaş olan Ferrari ile yarış bitiremiyor ve ikili mücadelelerde zorlanıyor. En başta kendi iyiliği için, sonra da Scuderia Ferrari için çalışmalı. Her viraj ve bitiremediği her Grand prix, onu Ferrari’ nin direksiyonundan uzaklaştırıyor. Bir cümle de Scuderia Ferrari için. Geçtiğimiz yıl, sezonun ikinci yarısından itibaren hızlanmaya başlayan Ferrari, bu yıl da aynı şekilde gelişecekse sezon ortasında şampiyonluğa havlu atacaktır. Zira bu yıl Formula 1 her noktası ile zirvede. Eğer bu gelişime ayak uyduramazsan kaybedersin.

N. Rosberg yarış sonrası yaptığı açıklamada Monaco’ da yaşananları unutmak istediklerini söylüyordu. Kesinlikle unutmalılar ve önlerine bakmalılar. Mercedes Gp, yarış gününe mi yoksa sıralama turlarına mı konsantre olacak bilemiyorum ancak, Grand prix bitirmek, damalı bayrağın altından geçmek, puan almak oldukça önemli. Bunu artık alışkanlık haline getirmeliler.

Güvenlik aracı periyodunun ardından yarışın seyri tamamen değişti. Zaten çok açılmayan farklar bir anda kapandı ve yarışın içerisinde ikinci bir start yaşandı. Bu andan sonra ise strateji ve lastikler devreye girdi. Pirelli’ nin Monaco Gp için seçtiği lastikler süper yumuşak ( kırmızı ) ve yumuşak ( sarı ) setlerdi. Bu seçim mükemmel bir yarış için uygun zemini oluşturdu.

Yarıştaki ilk pit stoplar ilginç anlara da sahne oldu. İletişim eksiklikleri, Monaco geceleri ile birleşince kusursuz pit stop neredeyse olmadı. Değişim için getirilen lastiklerin yanlış olması, kaybedilen saniyeler ve teknik ekiplerin konsantrasyon eksiklikleri gözden kaçmadı. Özellikle Monaco gibi bir pistte yapılmaması gereken hatalardı.

Güvenlik aracının ardından, 3 dünya şampiyonu pilotun unutulmayacak birincilik savaşı Monaco Grand Prix’ ine damgasını vurdu. Göz kırpmadan izlemeye başladığımız bu turlar sırasında adrenalin seviyesi tavan yapmıştı. Teknoloji, lastik ve strateji yerini gerçek bir yarışa bırakmış, Monaco sokaklarını dolduran ve ekran başına toplanan Formula 1 severler, inanılmaz anlara ve mücadeleye tanıklık ediyorlardı. Gerçek yarış duygusu nefesleri zorluyordu. Lastiklerini ve seçilen stratejiyi mükemmel kullanan J. Button, 16 saniye önündeki F. Alonso ve S. Vettel’ e 6 tur içinde yaklaşırken, lastiklerinin sonuna gelen S. Vettel defansif pilotajını da piste yansıtarak savunmaya geçmiş, çok iyi bir strateji izleyen F. Alonso ise kırmızı otomobili ile, pistteki her anı Vettel’ i geçmek için harcıyordu. 3 şampiyon pilotun adrenalin dolu mücadelesi zirve yapmıştı. İşte tam bu anlarda bizlerde bu şampiyon pilotlar ile araçların içerisine oturmuş yarış stresi yaşıyorduk. Bir insan vücudunun dar bir alanda, maksimum hızlar ve frenlerle dolu, saniyede ortalama 4 hareket yapmasına, bunu yaparken g basıncına maruz kalmasına, en iyi ayarı bulmak için butonlara basmasına ve önündeki aracı geçmek en önemlisi de kazanmak için mücadele etmesine tanıklık ediyorduk.

Bitime 10 tur kala, tur bindirmek üzere yakaladıkları önlerindeki grup, 7 araçlık ayrı bir yarış içerisindeydi. Bu anlarda yaşanabilecek heyecanları aklımıza getirmeye yeni başlamıştık ki, Algersuari, Hamilton, Sutil ve Petrov’ un karıştıkları bir kaza ile her şey değişti. Petrov’ un aracının içinde kalması kırmızı bayrakların sallanmasına ve yarışın durdurulmasına neden oldu.  Cumartesi günü S. Perez ve Pazar günü V. Petrov’ un kazalarının ardından durdurulan seanslar, müdahale şekilleri ve yapılanlar, FIA’ nın pilotlara ve insan hayatına verdiği önemin, her şeyin üzerinde olduğunu kanıtlıyordu. Elbette yarış ve her şey bir yana insan hayatı bir yana. Tüm bu güvenlik uygulamaları oldukça iyi. Pilotların da yara almadan hafta sonunu tamamlamaları, bizleri yarış konsantrasyonundan uzaklaştırmadı.

Kırmızı bayraklar ve 15 dakikalık bir ara, tüm yarışın o anda sona ermesine neden oldu. Çünkü, start düzlüğüne sıralanan araçlar için teknik ekipler devreye girdi ve 3 şampiyonun imza attığı heyecanlı anlar da o dakikadan sonra yerini klasik bir mücadeleye bıraktı. Vettel içinse, bu avantaj ile damalı bayrağı ilk sırada  geçmek pek de zor olmadı. FIA bu konuda bir kural değişikliğine gitmeli. Mükemmel stratejileri ile J. Button ve F. Alonso’ ya haksızlık yapıldığı görüşündeyim. Yarışın başından bu yana uyguladıkları strateji başarılı olmuş, 68 tur boyunca mükemmel bir performans göstermiş ve artık bunun karşılığını almak üzere oldukları bir anda, bu uygulama ile her şey son buldu. Bir takım çok sıkıştığında bu senaryoyu bir aracını feda ederek bilinçli şekilde uygulayabilir. Öndeki aracın damalı bayrağı ilk sırada geçmesi o kadar önemli ki, bu senaryolar seçilebilir.

Son söz L. Hamilton için. Monaco Gp’ de onu izlediğim anlarda, Aytron Senna’ yı görür gibi oldum. Agresif stili ile sadece ilerlemeyi ve kazanmayı düşünmesi ve en önemlisi bu düşünceleri uygulayabilmesi bence mükemmel bir özellik. Yarış içerisinde çekiştiği ve temas yaşadığı pilotlar onu eleştirdi. Tıpkı Senna’ yı eleştirenler gibi. Formula 1 seyirciliği kariyerimde tuttuğum tek pilot Aytron Senna’ dır. Bu L. Hamilton’ u tutuyorum demek değildir, fanı da değilim. Ancak pist üzerinde gerçekten yarışan bir pilot görmek bana zevk veriyor. L. Hamilton’ u agresif olmakla suçlayanlar, Senna – Prost çekişmesini izlemeyenlerdir. Ve gerçek yarışın ne demek olduğunu henüz öğrenmemişlerdir.

 

Monaco Grand Prix’ i bize uzun zaman hatırlayacağımız bir gün yaşattı. Her anın daha hızlı ve heyecan dolu olacağı gelecek yarışlar, hırs dolu pilotlar ile çok daha zevkli hale gelecektir.

İki hafta sonra 70 turluk başka bir heyecan bizleri bekliyor. Montreal’ de geçilecek Canada Grand Prix’ inde buluşana kadar, hayattaki kazanma arzunuzun hiç eksilmemesi dileği ile.

 

 

 

 

 

Kategoriler
Köşe Yazıları

Pirelli F1 Yarışları

Yarış gününden önce başlayan lastik ve strateji hesapları kendini pistte gösterdiğinde, 

anlamsız bir sıralama turları izlediğimizi düşünüyorduk. Ancak artık tek ve en önemli 

strateji lastikler üzerine kuruluyor. 

Pazar günü, kırmızı ışıkların gerisine sıralanmış araçların müthiş sesleri ve şampiyon 

pilotların kazanma savaşı, ilk viraja yaklaşırken, kendi seyircisi önünde yarışan

F. Alonso’ nun mükemmel startı ile kalp atışlarımızı hızlandırıyordu. Gerçekten 

mükemmel bir yarış izleyeceğimizin habercisi olan bu atak ilk turda pistteki seksen 

bine yakın İspanyol’ u çılgına çevirmişti bile. Uzun yıllar boyu takvimde olan, bir çok 

takımın kış testlerinde kullandığı bu pist, monotonluğu ile dikkat çekerken daha ilk turda 

gördüğümüz ataklar ve yer bulma mücadelesi ile heyecanı üst seviyeye taşıyordu. 

Herkes Formula 1’ e yeni katılan sistemlerin iyi olacağı yönünde karar verir hale gelmişti. 

Ancak yine unutulan ufak bir detay vardı. Red Bull Racing Team. 

Scuderia Ferrari, kırmızı otomobili ve imajını öne taşıyabilmek adına oldukça fazla çalışıyor. 

F. Alonso ise bu çalışmanın karşılığını pistte sonuna kadar vermek için elinden geleni yapıyor.

İlk turlarda çok sıkı bir şekilde yarışan Alonso, pit duvarındaki strateji nedeni ile kendini 

gerilerde bulduğunda eminim garaja doğru sürmek istemiştir. Çok iyi mücadele veren Alonso,

ne kadar damalı bayrağı ilk sırada geçemese de, yarış şekli ve tarzı ile hem kendi seyircisinden

hem de hız tutkunu Formula 1 severlerden alkış topladı. F. Massa gün geçtikçe geriye doğru 

gidiyor. Formula 1 otomobilleri aynı renk araçlar olsalar bile sürücüsüne göre farklı ayar ve 

incelikler barındırır. Ancak ne olursa olsun tüm ayarlar kazanmak için yapılır. Massa’ nın, 

yarışın sonlarına doğru vites kutusu arızası ile aracını kum havuzuna çektiğinde, ciddi bir 

hayal kırıklığı yaşadığına eminim. Ancak her zaman ilerlemek ve kazanmak duygusunun 

üstte olduğu bu sporda, başarısız olursanız silinip gitmeye mahkum olursunuz. F. Massa bir 

an önce toparlanmalı ve takımına yakışır bir mücedele içerisine girmeli. F. Alonso yarışarak 

damalı bayrağı teknik olarak geçse de aldığı 5. lik onu oldukça üzmüş olmalı. Çünkü yarıştaki

 ilk 4 pilot, geri kalan tüm araçlara tur bindirmişti. Ferrari, yeni orta sert Pirelli lastikleri ile sorun 

yaşıyor. Çok ince hesaplar ile oluşturulan bu hız makinalarında sorunun nereden kaynaklandığını 

bulmak samanlıkta iğne aramaktan farksız olsa gerek. Eminim Ferrari bu durumu aşacaktır. 

 

Red Bull, son iki yıldır pistteki en hızlı araç. Sezonun ilk yarışının ardından dikkatimi çeken

ve bu satırlarda belirttiğim KERS sorunu, takımda halen devam ediyor. Zaten son limitinde 

olan bir araç olduğunu düşündüğüm Rb-7 ler, şuan son hızlarındalar. Yapılacak hız artırımları, 

aracın sınırlarını aşacak boyuta getirecek ve dayanıklılık sorunları çıkaracaktır. Yarışın genelinde

ya hiç kullanılmıyor, ya da çok az kullanılıyor. Ama aracın hızı yeterli olduğundan halen

kazanmaya devam ediyor. Bundan sonra yapılacak yarışlarda farklı durumlar yaşanabilir. 

Yine daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi, M. Webber kariyerine şampiyonlukla veda etmek 

istiyorsa kesinlikle kalkış anı konsantrasyonuna odaklanmalı. Bir çok yarışta daha ilk virajda

geride kalıyor ve bu handikabını toparladığında yarış bitmek üzere oluyor, doğal olarak da 

podyum mücadelesinden uzakta kalıyor. Bu hafta sonu da aynı sebep yüzünden olası bir 

podyumu kaçırdı, hem de ilk cepte olmanın avantajını kullanamayarak. S. Vettel, sadece 

Rb -7 kullandığı için şampiyon olmadığını kanıtladı. Çok iyi bir yarış performansı ve iyi strateji

 ile damalı bayrağı ilksırada geçme alışkanlığını sürdürdü. Bir şampiyona yakışan hızlı ve 

agresif sürüş stili ile onu oldukça ve belki de ilk defa bu kadar sıkıştıran bir rakibe karşı iyi 

sürdü ve baskıya iyi cevap vererek zafere uzandı. 

 

Mc Laren’ in birkaç yıldır en gurur duyduğu noktası pilotları olsa gerek. Sürüş tarzları ve 

karakterleri birbirinden çok farklı iki şampiyon yarıştırmak, her zaman karşılık alınabilecek

bir durum. Özellikle bu yılki Pirelli lastiklerini mükemmel kullanan  J. Button için farklı strateji 

uygulayabilmek, oldukça özel bir durum. Aynı aracı iki farklı şekilde yarıştırmak gibi bir 

lükse sahipler. Geçtiğimiz yıl da buna benzer stratejik hamleler ile yarış kazanan J. Button,

İspanya’ da pilotaj yeteneklerinin karşılığını almayı bildi. Sadece yarış öncesinde değil, 

yarış içerisinde de nasıl tepki vereceği belli olmayan lastiklerle, pist üzerinde sanki zemine 

değmeden ilerleyip lastiklerini çok iyi kullanan pilot, karşılık almanın verdiği haz ile podyumda

gülümsüyordu. Tüm bu stratejik hamleler, onun pilotajı ve özellikleri sayesinde oluyor.

L. Hamilton ise bugünlerde Red Bull’ a pistlerdekafa tutabilecek nadir pilotlardan. Gerek 

araç güncellemelerine gösterdiği hızlı uyum, gerekse pist üzerindeki agresif tarzı onu,

vazgeçilmesi zor bir pilot kılıyor. Mc Laren gibi bir dev, onun varlığı ile bugünlerde daha umutlu. 

15 tur boyunca çok iyi bir konsantrasyonla rakibini geçmek için elinden geleni yaptı. Yarış 

bitiminde pit duvarından gelen telsiz mesajı ondan özür diliyordu. Çünkü o direksiyonu başında 

muhteşem bir performans göstermişti. Yeri gelmişken bir cümle ile değinmek istiyorum, 

KERS kullanımı direksiyon üzerinde 3 farklı buton ile yapılıyor. Böylesine çekişmeli bir anda bile, 

bu otomobiller pilotuna birkaç farklı seçeneksunabiliyor. En önemlisi bunları uygulayabilecek ve 

tam verim alabilecek bir pilot olmak. 

 

Mercedes Gp, hala hız konusunda sorunlu. Zamanla daha iyi olacaklardır. N. Rosberg KERS 

sorunu yaşadığı hafta sonundan mutlu ayrılmazken takım arkadaşı efsane M. Schumacher 

ile birlikte 6. ve 7. olarak Renault ile 4. lük mücadelesine ortak oldular. Marka ve takım olarak 

ne kadar büyük de olsanız, çok ince hesapların olduğu bu sporda çok hızlı bir gelişim göstermek 

oldukça zor. Yarış günü ayarları ve performansına yoğunlaşmak lastikleri ve rakipleri görmek 

onları daha iyi yapacaktır.

Türkiye’ de Grand Prix’ in adamı olarak seçtiğimiz K. Kobayashi ve Sauber’ in yerini, 

Barselona’ da N. Heildfeld ve Renault aldı. En arkadan başladığı yarışı puan alarak 8. sırada

bitiren Heildfed, alkışları toplayan isimdi. Takımı ve kendisi adına iyi işler yapmaya başlayan 

pilot, R. Kubica’ nın alternatifi olabileceğini gösterircesine, çaylaklıktan ustalığa geçen 

V. Petrov’ u gölgede bırakmaya devam ediyor. Grand Prixler ilerledikçe kendisini yukarılara 

taşıyacaktır. 

 

Bir Formula bir Grand prix i öncesinde hesaplanması gereken oldukça fazla datanın yanında 

bu yıl KERS, DRS ve en önemlisi Pirelli’ yi eklediğimizde işler içinden çıkılmaz bir boyuta geliyor. 

Yarış hafta sonunda takımlar pilotlara göre öncelikle araçlarının ayarlarını bulmak konusunda 

bir seçim yapıyorlar. X pilot, bu araçla düzlüklerde mi yoksa, iç, virajlı kısımlarda mı hızlı olacak.

Elbette bunlar pilot yeteneklerine ve özelliklerine göre belirleniyor. Yani bir pilotun ikinci 

sektörde devamlı en iyi zamanı elde etmesi demek, yarış ayarlarının o sektör baz alınarak 

yapılması anlamına geliyor. Down force ve geri kalan tüm teknik ayarlamalar pistin hızlı veya

farklı olunacak bölgesine göre yapılıyor. Ancak aynı pilot artık çok belirleyici olan lastikler

konusunda da iyi olmalı. Pit duvarının seçtiği strateji tek başına çok kazançlı olmayacaktır. 

 

60 yıllık bu hız savaşı, özellikle son on yılda bir çok defa eleştiriye maruz kaldı. Zaman 

zaman tekelleştiği, biraz zevksizleştiği ve en çok da gerçek bir yarış olmadığı yönünde 

uzayıp giden eleştiriler, gerek medya önünde gerekse yarış severler tarafından sürekli

konuşuldu. Bugünse yine farklı bir konuda ve farklı eleştirilerle konuşulmaya devam

ediliyor. 

 

İnsanoğlunun her gün daha ileriye gitmesi, isteklerinde de farklılıklar yaratıyor. Geçtiğimiz

yıla kadar geçiş olmadığından yakınanlar, şimdilerde bilgisayar oyunu izliyoruz 

serzenişlerindeler. Hangi yılda ve teknolojide olursak olalım benim için önemli olan tek bir 

şey var. En hızlı olmak duygusu. 90’ lı yıllarda neredeyse sadece gideceği yeri belirleyen 

direksiyonlarda bugün, KERS için üç farklı alternatif olan butonlar ile donanmış durumda. 

Pit hızı sabitleyicisi, fren ve motor ayarları değişiklikleri, motor çalışma şekline bile 

direksiyondan hükmedilebiliyor. Benzin tasarrufu yapabilmek için farklı karışım ve performans 

seçenekleri de bu butonlarla ayarlanabiliyor. Teknoloji harikası bu araçlar, mükemmel motor 

sesleri eşliğinde, pilotlarına farklı ayarlar ve anlık karar seçenekleri sunarak yarışıyorlar. 

 

Ben bu araçları ve yarışma duygusuna olan bağım nedeni ile 13 yaşımdan bu yana izlediğim 

bu sporu, her anı ile sevmeye ve izlemeye devam edeceğim. Günün birinde uçarak yapılacak 

olsa bile .. 

Formula 1 bu hafta sonu gerçek bir efsanesini daha yaşayacak. F1 tarihinin belki de en 

unutulmaz anlarının yaşandığı Monaco Gp si hafta sonumuza büyük zevk katacak. İyi pilotun

gerçek anlamda farkını gösterebileceği bu pistte, tarihin nasıl anlara tanıklık ettiğini hepimiz 

biliyoruz. Bu hafta gerçek yarış anına konsantre olmak, taraf olmak yerine yarışın ve motor 

seslerinin bir parçası olmak dileği ile tüm Formula 1 severlere zevkli ve hız dolu bir 

Grand prix dilerim.

 

 Monaco’ da kazanırsan, gerçek bir Formula 1 pilotu olursun .

 Volkan Başer

 

 

Kategoriler
Köşe Yazıları

Red Bull Avrupa Semalarında…

İmparatorluklar şehri İstanbul’ da geçilen sezonun 4. yarışı, uzak kıtanın ardından gerçek sezon başlangıcı olarak görülen Avrupa yarışlarının açılışı oldu ve Red Bull’ un gövde gösterisi ile sona erdi. Pirelli’ nin piste yakın sayılabilecek olan İzmit’ te ürettiği sezonun asıl kahramanı lastikler ile teknolojik devrim niteliğindeki KERS ve DRS’ nin katılımı İstanbul Park’ da bizlere mükemmel bir yarış izletti. Sezon başından bu yana İstanbul Grand Prix’ ini ve elbette bu büyük heyecanı bir daha ülkemizde göremeyeceğimizin belirsizliği ve üzüntüsü ile başladığımız hafta sonu, yine akıllarda kalacak bir mücadele eşliğinde Red Bull Racing Team’ in dublesi ile sona erdi.

 

Bir teknoloji ve hız yarışı olan Formula 1, günümüz şartları ve teknolojik gelişimler düşünüldüğünde altın çağlarını yaşıyor. Ulaşılan bu noktada ise, damalı bayrağı ilk sırada geçmek her şeyden önemli bir hal alıyor. Çünkü kazanabilmek için, olağanüstü bir ekip çalışmasına ve çelik gibi sinirlere sahip, kazanmaktan başka bir şey istemeyen bir pilota sahip olmak gerekiyor.

S. Vettel, işte tüm bu düşüncelerin ve çalışmaların odak noktasındaki adam. Geçen yılın şampiyonu Vettel, başka bir takımda olsa böyle hızlı bir ivmelenme içerisine girer miydi bilinmez; ancak gerçek olan, takım arkadaşını her zaman geride bırakması ve damalı bayrağı ilk geçen kişi olması, onu özel kılan en büyük sebep. Eğer kazanmazsanız sizi kimse hatırlamaz. Red Bull Racing Team ve S. Vettel, uzun süre hatırlanacak işler yapmaya devam ediyorlar. Cumartesi günkü sıralama turlarının ardından aslında senaryo biraz ortaya çıkmış gibiydi. Vettel, startla birlikte öne fırlayacak, arkasındaki pilotların yer kapma ve geçiş savaşları sırasında en hızlı turlarla kazanacağı saniyeleri, yarış geneline yayacak ve damalı bayrağı geçecek. DRS ve KERS in teknik katılımı, Pirelli’ nin heyecanı hep üst seviyede tutan lastikleri, bizleri bilinmezlere sürüklese de, eğer ilk cepten start alıyorsan ve Red Bull aracı kullanıyorsan, çok büyük bir aksilik olmadığı sürece yarışı kazanırsın.

M. Webber kalkış anlarında genellikle bir hatalar zinciri içerisinde oluyor. Konsantrasyon kaybı mıdır bilmiyorum ancak, genel olarak iyi kalkış yapamıyor. Yarış içerisinde, bu handikabını toparlamaya çalıştığından birincilik mücadelesi için atılacak turu kalmıyor. Ama yine de yarış kariyerinin sonlarına gelmiş bir pilotun, geç de olsa yıldızını parlatma çabası alkış alıyor.

 

Kırmızılar nihayet F. Alonso ile podyumla tanıştı. Yarış pilotu olarak çok iyi bulduğum bir isim F. Alonso. Yüksek konsantrasyonu, inatçı kişiliği, gaza sonuna kadar basarak mücadeleyi hiçbir zaman bırakmaması, gerçek bir yarış pilotunda bulunması gereken başlıca özellikler. Bunları ve daha fazlasını taşıyan Alonso, gelişim süreçlerini her zaman iyi tamamlayan Scuderia Ferrari ile İstanbul’dan mutlu ve umutlu ayrıldı. Takım arkadaşı İstanbul’ un Kralı, F. Massa ise pit stoplarda gaza basamadığı her saniye gerilere düştü. Bugün pistte damalı bayrağı ilk sırada geçebilecek iki takım vardı. Red Bull ve Ferrari. Ferrari, Avrupa’ da ve bir sonraki yarış olan Barselona Grand prixi öncesinde yapacağı güncellemeler ile varlığını ortaya koyacak ve yarış kazanacaktır.

 

Mercedes Gp, saygı duyulacak işler yapıyor. Uzun yıllar şampiyonluklara ambargo koymuş Scuderia Ferrari, son iki yıldır yarış pistinde  uçuş denemeleri yapan Red Bull Racing Team, iki dünya şampiyonu pilotla yarışan, saf hızın efendisi Mc Laren gibi yıllardır bu sporun ve atmosferin içinde olan titanlarla yarış içindeler. Öyle ki Mercedes Gp ve özellikle Schumacher fanları, sorunlu yarışların ardından üzülüyorlar. Beklentinin yüksek olduğu bir takım olan Mercedes Gp, Formula 1’ e girdiği günden bu yana, gelişim çalışmalarını ve hatta testlerini yarışırken yapan bir takım. Geçtiğimiz yılın tamamını araçlarını geliştirmek için harcadılar. Sumi, hayatı boyunca pistlerde olmuş bir yarışçı, bir profesyonel. Formula 1 otomobilleri 90’ lı yıllardan bu yana gelişirken, o, direksiyonda virajları alıyordu.  Dolayısı ile takımdaki varlığının Mercedes Gp için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Genç takım arkadaşı Rosberg, geleceğinin ‘Grand prix zaferleri’ ile geçecek olduğunu hisseden bir düşünce ile yarışıyor. Hep daha önde olma isteği sadece takım arkadaşını geçmek amaçlı değil. O şampiyon olmak ve kazanmak istiyor. M. Schumacher’ in zaferlerle dolu geçmişi, ulaşılması zor 7 dünya şampiyonluğu, aldığı binlerce viraj ve kat ettiği onca kilometre, eminim ona bir çok şey katmıştır. Doğasında kazanmak olan bir şampiyon, belki de artık Mercedes gibi dev bir markanın, teknolojisine ve gelişimine yön veriyordur.  Mercedes Gp ne kadar eleştirilere maruz kalsa da, onların çok iyi çalıştıklarına ve iyi bir iş yaptıklarına inanıyorum. Formula 1 2011 sezonunda 4. takım olma yolundalar. Gelecek yarışlarda çok daha hızlı günler yaşayacaklardır. Onları daha iyi yarışlar sonucunda podyumda görmek, heyecanın daha da artması adına, biz Formula 1 severlerin dileğidir. Sezon içerisinde Renault ile takımlar şampiyonası için çekişecekleri çok açık. Çok çalışmak ve kazanmak için zamanları var.

 

Mc Laren, sezon öncesinden beri bazı sorunlar yaşıyor. Yenilikçi ve önder bir markanın, geçirebileceği günlerden. Saf hız konusunda markanın dünya üzerindeki karizması, finansal güçleri ve birbirinden çok farklı iki dünya şampiyonu pilotu ile, şimdilik Red Bull’ u takip ediyorlar. İlerleyen Grand Prix lerde kazanmak için süreceklerdir. S. Vettel gibi, L. Hamilton’ da agresif tarzı ile lastiklerini iyi kullanamıyor. Daha zevkli yarışlar felsefesi ile yola çıkan Pirelli’ nin bu sene ürettiği lastikler için, pek uygun olmayan bir sürüş tarzı. Lastiklerin ilk yılı olması, her pistin ilk kez geçilmesi, hava, nem, ısı gibi çok önemli etkenler ile, anlık sürüş ve ayar değişikliklerini  birlikte düşündüğümde, en zor kısmın lastikler olduğunu söyleyebilirim. Bir an çok iyi ve hızlıyken, bir iki tur içinde geride kalmak hesaplanması zor bir durum. Yarış gününe  iyi lastik seti seçimi yapan takım, onları iyi kullanan bir pilot kazanmaya yakın olacaktır.

J. Button yarış içinde kopukluklar yaşıyor. Daha çok konsantre olması onu yukarılara taşır.

 

Yeni bir renkle sezona giren Renault, yeni otomobili ile de kameralara daha çok gözüküyor. V. Petrov çaylak olarak yarıştığı ilk yılın ardından, daha rahat ve istikrarlı bir görüntü çiziyor. Yarış içerisinde takım arkadaşı N. Heilfeld ile ciddi mücadeleye girişen rus pilot takımın ilerleyen günlerde daha rekabetçi olacağı ile ilgili sinyaller verdi.

 

İstanbul Park’ ın bu yılki adamı ise tartışmasız Kamui  Kobayashi oldu. Yarış günü gridin en gerisinden kalkan Sauber pilotu, yarış genelinde pek görünmese de, çok iyi bir start ve performans ile yarışı 10. sırada tamamlayarak 1 puanı hanesine yazdırdı. Bu bir puanın elbette rakam olarak pek bir önemi yok. Ancak pistlerde agresif ve heyecan dolu stili ile gazlayan Kobayashi için çok anlamlı olduğuna eminim.

 

Türkiye Grand prixi ile başlayan Avrupa sezonu, her zaman olduğu gibi rekabetin kızışacağı konusundaki fikirlerimizi doğrularcasına, bol geçişli ve heyecanlı bir yarış oldu. Öyle ki bir Formula 1 yarışında geçiş sayısı adına rekor kırıldı. F1 organizasyonu, kıtalar arası seyahatleri uzun yıllardır yapıyor. Ancak pilotlardan takımlara, izleyicilerden organizasyon çalışanlarına kadar herkesin bildiği gibi, gerçek sezon yeni start alıyor. Efsanelerin doğduğu pistlerde, yeni zaferler elde etmek ve şampiyonluk için sürmek oldukça heyecanlı olacak. Heyecanın bir sonraki adresi ise İspanya. Catalunya Grand Prixi, hesap karmaşasından iyi planlama ve strateji yapan takımın avantaj sağlayacağı bir ortamda geçilecek. Bizlere de düşüncesi ve heyecanı bol  ve pit stoplarla dolu 66 turluk bir zevk yaşamak kalıyor.

 

 Start anının tam gaz heyecanında görüşmek dileği ile.


Volkan Başer
Kategoriler
Köşe Yazıları

Muson Yağmuruna F1 Rüzgarı

 

Yer Malezya. Güneydoğu Asya’ nın, Ekvator çizgisine en yakın ülkelerinden biri olan Malezya, Güney Çin denizine yayılmış bir adalar topluluğu. Topraklarının %61’ i orman. Ormandaki 15.000 farklı bitki türünün 6000 i ağaçlardan oluşuyor. Zaman, Muson yağmurları zamanı. Dünyanın denge unsurlarından biri olan Muson yağmurları yılın en coşkulu anlarını yaşıyor. Bu yağışlar daha da fazlasını çekmek için, nem oranını % 80’ lere çıkarıyor. Mekan, Kuala Lumpur’ da ki, teknoloji harikası Sepang İnternational Circuit.  1998 yılında yapılan ve 1999 yılında ilk yarışını yapan pist, nemli havası ile, gücün ve dayanıklılığın sınırlarını zorlayan, 15 virajın bulunduğu, 5.543 km uzunluğunda, uzun düzlüklere ve aynı virajda birden fazla apex e sahip, karakteristik bir pist.

Güçlü motorların maksimumda çalıştığı, özel pilotların en iyisini yapmak için yarıştığı, Formula1 sporunda, belki de en zorlu şartlara ve hızlı değişkenlere sahip pist Sepang. Muson yağmurları etkisi altındaki bölgede şu sıralar çok fazla yağmur, nem ve sıcaklık var. Bu da hepimizin bildiği gibi yarışın şeklini değiştirecek bir manzara.

2007 yılında teknolojik olarak yenilenen ve en ileri teknolojik unsurlar ile pilotların çok sevdiği pistlerden biri olmayı başaran Sepang Pisti, hafta sonu 13. yarışını istatistiklere yazdırmış olacak. 13 yıllık bu süreçte kazananların sadece üçü, aktif yarış hayatlarına devam ediyorlar. 3 kez kazanan M. Schumacher, bir çok konuda ileride olduğu gibi bu pistinde efendisi konumunda. Tifosilerin umudu F. Alonso, zorlayıcı unsurların üst düzeyde olduğu pistte 2 kez damalı bayrağı ilk sırada geçerek, dünya şampiyonluğuna yakışır anlara imza attı. S. Vettel hepimizin yakından hatırlayacağı gibi geçtiğimiz yılın galibi. Tarihin en genç dünya şampiyonu olan Vettel, şampiyonluk tohumlarını geçen yıl bu pistte ekmeye başlamıştı.

56 turluk bu heyecan ve hava fırtınası süresince,  takımların tek düşüncesi dayanıklılık olacaktır. Motorlar kadar pilotlar için de zorlayıcı özellikleri ile öne çıkan Grand prix, uzun düzlüklerdeki yüksek sürati, hızlı  virajlarındaki ani fren unsurları ile, down force ayarlarının çok hassas noktalara gelmesine sebep oluyor. Özellikle yeni uygulamaların yapacağı etki burada ön plana çıkabilir. KERS ve DRS, virajlar geçildikçe daha çok ve daha iyi kullanılacak hale gelecektir. Fakat çok net biliyoruz ki, hafta sonu için en belirleyici unsur, hava şartları ve Pirelli lastikleri olacak. Gerçek bir sınavdan geçecek ve bizlere bu sene yaşayacaklarımızdan kesitler sunmasını beklediğimiz Pirelli, hava şartları karşısında nasıl bir duruş sergileyecek açıkçası merakla bekliyorum.

Sezona uçarak giren Red Bull racing Team ve pilotları, en hızlı araca sahip olmanın verdiği avantaj ile antrenmanlarla birlikte tüm seanslarda, geçilmek veya yakalanmaya çalışılacak takım olabilir. S. Vettel için, mükemmel geçen bir yılın ardından yapılan çok iyi bir başlangıç, ekstra güven aşılayacağından, artık bildiğimiz Vettel karakteristliği ile pistte turlayacaktır. Tek hedefse en hızlı olmak. M. Webber, kariyeri boyunca ilk kez bu kadar yaklaştığı dünya şampiyonu apoletini takarak emekli olmak için, önünde az bir zaman kaldığını biliyor ve bu kadar yakınken, bu yolda belki de en hızlı olmaya çalışacağı son sezonunda varını yoğunu aracına katacaktır.

Sezona belki de fazla Pr yapıldığı için hayal kırıklığı yaşatarak başlayan Scuderia Ferrari’ de, strateji hesapları yüzünden hafta boyu uykusuz geceler  geçtiğine eminim. Birkaç ufak sorunun nasıl çözüleceğine dair çalışılan geceler ve gerçekte ne kadar hızlı, iyi oldukları hesapları, hem pilotları hem de takımı meşgul eden ana unsurlar. F. Alonso burada kazanmak için yapılması gerekenleri biliyor. Takımını ve tifosileri bu anlamda heyecanlı bir yarış bekliyor. F. Massa, bu sezon kırmızılar için daha fazla çalışmazsa seneye koltuğunda, ben bile oturabilirim. bir şeyler yapmanın zamanı çoktan geçti. Artık tüm varlığını ortaya koymalı. Ferrari bu hafta aranın açılmaması ve yarışta geride kalmamak için en ince detaylar ile pistte olacaktır.

Hepimizin az test süresi geçirdiği için, iyi olmadığını düşündüğümüz Mc Laren, aslında en hızlı ikinci otomobil olarak hiçbir şeyin göründüğü gibi olmayacağını bize ilk yarışta hissettirdi ve kısmen bizi rahatlattı. Heyecan ve çekişme kopmadı. L. Hamilton ve J. Button, takımın yaptığı güncelleme sayesinde, bu yarışa da umutlu bir başlangıç yapacak.

Hepimizi hayal kırıklığına uğratan takımların başında gelen Mercedes Gp, ana sponsoru Petronas’ ın topraklarında, kendi evindeymiş hissiyatı ile sürpriz bir başarı peşinde olma hedefi ile piste çıkacaktır. Burada en çok kazanan M. Schumacher’ in, farklı şartların fark yaratan pilotu olduğunu bizlere hatırlatması için, oldukça güzel bir hafta sonu. Ayrıca geçtiğimiz yıl burada ilk podyumuna çıkan N. Rosberg’ de bu başarısını perçinlemek ve kendisini göstermek için podyuma çıkmak isteyecektir. Mercedes takımının imajını kendi evi gibi hissedebileceği bir ortamda düzeltmesi ilerleyen günler için ateşleyici olacaktır. Başarı için iyi strateji gerektiren bir hafta sonu.

Renault yeni rengi ve karakterini pilotu ile de göstererek sezonun ilk yarışından podyum ile ayrılmayı bildi. Bu hafta bu kadar iddaalı olamazlar belki ama, sürpriz peşinde oldukları açıkça ortada olacaktır. Takım hız konusunda çok iyi olmasa da, yarış stratejisinde yaratacağı farkla puan veya puanlara ulaşabilir.

Bir çok unsurun ortaya çıkması ve yarattığı uyum ile pekişen düşüncelerimiz, 2011 sezonun ikinci yarışına geldiğimiz şu günde, bizlere çok ciddi bir sürpriz vaat ediyor. Pilotların tamamının yarış sırasında böylesine ciddi hava koşulları ile mücadele etmemiş olması, Pirelli lastiklerinin gerçek kimliğini göstereceği yağmurlu bir hava, %80 lerde seyreden nem ve 30 derecelik hava sıcaklığı ile sınanacak motorlar.

Tüm bu konuların ön planda olacağı hafta sonu, stratejik anlamda da bir çok farklı uygulama ve amacı, gizlilik içerisinde barındırmaya devam edecek. Ta ki, Grand prix başlayana kadar. O andan itibaren düşünceler duracak, doğanın sunduğu eşit koşullar ve ona farklı marka ve kimliklerle karşı duran, her biri değişik renkte tulumlar giyen bir avuç insan cevap verecek. Çoğalan pit stopların, pit alanlarına getirdiği ekstra sorumluluk, g kuvvetleri altında birbirini geçmeye çalışan pilotların görüşlerini kapatması muhtemel sprey etkisi, yüksek ihtimal ile ilk defa göreceğimiz güvenlik aracı, yeni haftada konuşacağımız ana konular olabilir. Öngörünün mümkün olmadığı hız dünyası, bu hafta iliklerimize kadar işleyecek bir zevk yaşamamız için gerekli tüm şartları sağlamış durumda. Bizlere ise ekranlarımızın başından bu zevki tatmak kalıyor. Çok güzel geçeceğini tahmin ettiğim hafta sonunun, tüm F1 severlere aynı hissi yaşatması dileği ile. Startla birlikte, 2 viraja dikkat.

 

 

Volkan Başer

Kategoriler
Köşe Yazıları

Okyanus Kıyısında Motor Sesleri

Formula1 tutkunları için oldukça uzun sayılabilecek bir aranın ardından, 2011 sezonu uzak kıta Avustralya’ da, okyanus manzaralı Melbourne şehrinde start aldı. Herkesin heyecanla beklediği an kırmızı ışıkların söneceği saniyelerdi. FIA’ nın ortak yayının başladığını gösteren uluslar arası F1 jeneriğinin ardından, dakikalar tükendi ve dünya üzerindeki tüm F1 tutkunu izleyiciler gibi biz de ekranlarımızın karşısında kendimizi o anda bulduk. Kırmızı ışıkların söndüğü anda.


Cumartesi günkü sıralama turlarının ardından, yeni kurallar ve uygulamalar olsa da, geçtiğimiz sezonu hatırlatan bir grid dizilişi gördük. Kısa bir süre önce F1 e katılmış olmasına rağmen Red Bull’ un, kanatlandıran etkisini aracına da yansıttığını söyleyebiliriz. Geçtiğimiz sezon 15 pole pozisyonu kazanan takım, kaldığı yerden devam ediyor ve sezon için iyi başlangıç sinyalleri veriyordu. Mc Laren, sorunlu geçen test sezonunun ardından, yeni bir paketle sıralamalarda yer aldı. Markanın, geçtiğimiz sezon ki kadar hızlı olabileceğini ispatlarcasına, iyi bir çalışma ile varlıklarını ortaya koydular. Ferrari’ de her zamanki gibi bu sezon da birinci, ikinci pilot tartışması devam edecek. Çünkü F. Massa, ‘ben bu takımın ikinci pilotuyum’ dercesine geçtiğimiz sezondan bu yana, hem sıralama turlarında, hem de yarış performansında F. Alonso’ dan geride kalıyor. Birkaç kere hızlanmıştı ki, pit duvarından gelen sen ‘ikincisin’ uyarısı ile yerini bilerek işine devam etti. Bu yıl da aynı şekilde ikinciliğine devam ediyor. Mercedes Gp’ nin iyi bir kış sezonu geçirdiği ile ilgili düşüncelerimiz sıralamalarda karşılık bulmadı. M. Schumacher 3. seansa bile kalamadı. Umut vaat eden genç pilot N. Rosberg’ se kendine güvenenleri şaşırtmıyor.  Sessizce işini yapan ve medyatik olmayan takımların başında gelen Renault    Lotus ( hangisini söyleyeceğini takım ve FIA bile tam olarak bilemiyor, konu mahkemede) Rus V. Petrov ile hafta sonu girdde sürpriz yapanlardan. Bir çok bilinmezlik ve uykusuzluk ile bıraktığımız sıralama turlarının ardından sıra Grand prix gününe gelmişti.

Büyük ödülün sahibinden başlayalım. Red Bull, geçtiğimiz yıldan bu yana gridin en hızlı  otomobili. Tüm sınırları zorlayarak üst düzey bir otomobil yaratan takım, KERS, ayarlanabilir arka kanatlar gibi yenilikler gelmesine rağmen, geçen seneki taktikleri ile Albert Park’ da yarıştılar. En hızlı olarak, yarışa ilk sırada başlamak, önü boş olarak gaza basmak, arka sıralarda tırmanma savaşı ve rekabet yaşanırken, ellerinden gelen saniyeleri toplamak ve gerek pit, gerekse yarışın devamı için avantajlı saniyeleri ellerine geçirmek. Red Bull’ a hızın getirdiği en büyük avantaj işte bu. Baskı altında otomobil kullanmak pilotları en hızlı turlardan ve yarış apex lerinden uzaklaştırır. Savunma çizgisinde veya geçmek için zorlamalarda apexler değiştikçe tur zamanları bundan olumsuz etkilenir. İlk araç olmak büyük avantajdır, hele bir de RB – 7 kullanıyorsanız. S. Vettel geçtiğimiz yıl bir çok yarışta, bu uygulama ile damalı bayrağı ilk sırada geçmişti. Albert Park’ daki açılış yarışı da hanesine yazdırdığı bir 25 puanla ve aynı senaryo ile sona erdi. M. Webber, RB – 7 kullanmasına rağmen farklı performans göstererek, aslında iki pilot arasındaki farkı gözler önüne seriyor. Farklı bir takımla rekabette kaybetmek pek sorun çıkarmaz. Ancak aynı aracı kullanan takım arkadaşın bir yıldır, seni hem cumartesi hem de pazar günü geride bırakıyorsa, onun kadar iyi değilsin demektir. Takım arkadaşından farklı lastik seçimi ile yarışan Webber, 1 fazla pit stop yapınca 5. lik ten öteye geçemedi. Sonuçta Red Bull Racing Team, uzak kıtada 35 puanı hanesine yazarak hafta sonunu mutlu kapattı. Red Bull bence son limitlerinde bir araçla yarışıyor. KERS’ in dayanıklılık sorunları yaratabileceği düşüncesi, endişeden daha öte bir durumda olabilir. Zorunlu kalmadıkça bu sistemi devreye sokmayacaklarıdır. Araç 100 km. ye çıkana kadar kullanılması mümkün olmayan KERS, Red Bull için diğer takımlara sağladığı katkı kadar etki etmeyecektir. Ayrıca ayarlanabilir kanatlar ve KERS, FIA’ nın belirlediği noktalarda kullanıldığı sürece, Red Bull için dezavantaja dönüşmeyecektir.  Ancak dayanıklılık sorunlarını geride bıraktıklarında sistemi uygulamaktan da geri kalmayacaklardır.

 Mc Laren, test sezonunda az tur atmanın verdiği, bilinmezliklerin fazla olduğu bir ortamda Avustralya’ ya gitti. Ancak takım patronu M. Whitmars, bilinmezliklerin getirdiği tüm riskleri alarak iyi bir patronluk örneği gösterdi. Yeni paketle 1 saniye kazandırdığı araçları, hanelerine yazdırdığı puanların yanı sıra, Red Bull’ u yarışta yalnız bırakmadı. Rekabetçi kimliği ile, dünya şampiyonu iki pilot eminim bu sonuç için sevinmişlerdir. L. Hamilton, yarış performansı çok iyi olan bir pilot. İlk turla birlikte farkın açılmasına izin vermedi ve işlerin bu kadar basit olmadığını hissettirdi. Farkın açılmaması biz F1 severler için de iyi bir haber. Tek başına yarışan bir Red Bull, takım haricinde kimseye zevk vermeyecektir.

J. Button, tecrubeli olmasına rağmen, Massa’ ya pozisyonunu geri vermemesi ile beni şaşırttı. Sadece bu yıl değil, uzun yıllardır, kaçış noktalarından geçerek, kendine avantaj sağlayan bir çok pilotun başına gelen pitten geçme cezası aldığı bir ortamda, eski pozisyonuna dönmesi gerekirdi. Bu hata ona 20 saniyelik bir pit yolu geçişine ve konsantrasyon kaybına mal oldu. Takımın, iki pilotu için aynı lastik stratejisini uyguladığı hafta sonu, MC Laren için kötü geçmedi.

 Scuderia Ferrari.. Tüm zamanların en çok kazananı. Testlerde ve bu hafta sonunda oldukça hızlı olan Ferrari, bu sene kıyasıya bir rekabet içinde olacak. Teknik gelişim süreçlerini ve uygulamalarını her zaman iyi kullanan takım, turlar ilerledikçe hızını gösteren aracı ile bu yıl özellikle Avrupa yarışlarında, gerçek performansını gösterecektir. F. Alonso, kendini nasıl böyle soğukkanlı ve yüksek konsantrasyonla tutuyor bilinmez ama yarışmak ve kazanmak onun doğasında var. Bir an bile konsantrasyon kaybı yaşamadan ve pilotaj hatası göstermeden virajları alırken, S. Vettel’ i geçmek arzusu ile yanıp tutuştuğunu buradan bile hissedebiliyorum. Kaderin enteresan bir cilvesi olarak geçen sezonun son yarışında olduğu gibi, yine Reanult pilotu V. Petrov’ un arkasında kaldı. Renault’ un rengini değiştirmiş olması onu rahatlatmış ve geçtiğimiz sezonu hatırlatmamıştır. F. Massa, aslında iyi bir pilot. Ancak Ferrari’ de yarışıyorsanız en iyisi olmanız gerekir. Bu sezon elinden geleni yapmazsa önümüzdeki yarışlar onun için pek iyi geçmeyecek. J. Button’ a karşı iyi bir savunma sergilese de, herkes ondan savunma yerine, saldırı bekliyor. Daha iyi olacaktır. 4. lük Alonso için tatmin edici bir sonuç olmadı, ama Ferrari’ nin hızı onun için umut ışığı oldu. F. Massa 1 dakikalık bir farkla geride kalınca takım onu,  bu yarışta kimsenin kullanmadığı soft lastik ile devam ettirerek yarış içerisinde teste devam etti. Ferrari, kırmızıların ve tifosilerin yüzünü güldürecektir.

 Mercedes Gp, tecrube abidesi takım patronu ve 7 dünya şampiyonluğu bulunan M. Schumacher ile test yılı olarak geçirdiği geçen yılın aksine, oldukça umutlu bir giriş yaptı sezona. Ancak yarış içerisindeki dinamikler ve şanssızlıklar, hafta sonunu erken kapatmalarına sebep oldu. 11. sıradan start alan M. Schumacher, ilk virajlardaki trafik ve yer bulma mücadelesi içerisinde aldığı bir temasla, garaja erken girdi. Yıldız adayı N. Rosberg, R. Barrichello’ nun acemi müdahalesi ile aracını çimlerin üzerine çekerken buldu kendisini. Pit duvarında ise hayal kırıklığının görüntüleri geldi ekranlara. Aracın arkasından çıkan dumanlar, Barrichello’ nun müdahalesinden mi bilinmez ama, çok çalışmaları gerektiği aşikar. Gelişim sürecini iyi geçirdiklerine inandığım Mercedes Gp, şampiyonluk mücadelesi veremez belki ama, bu sezon birkaç podyum alacaklardır. Grand Prixlere zevk katacaklarını umuyorum.

Renault, geçtiğimiz yılın çaylağı, Rus V. Petrov ile, çok çalıştıkları kış sezonunun ufak bir karşılığını almışcasına sevindi. Kariyerinde ilk podyumunu yaşayan Petrov, eminim sevincinden hala uyuyamıyordur. Çok çalışmanın ve inancın zaferi bu kez Petrov için devredeydi. Rus pilottan konu açılmışken, Rusya’ yı ve Putin’ i çok başarılı buluyorum. Ülke kalkınması ve tanıtımı için aldıkları F1 yarışları, Başbakan Putin tarafından çok iyi tanıtılıyor. Bildiğiniz gibi bir F1 aracı kullandı ve bu spor için ellerinden geleni yapacaklarını açıkladı. Kış sezonunda V. Petrov’ a bazı nasihatler ve vaatler verdiğine eminim. Petrov, Renault’ un çok çalışması haricinde, başka bir yerden de gaz alıyor gibi. Takıma yeni katılan N. Heidfeld, ilk yarışında, gözlerden uzakta bir performansla yarıştı. Ancak zaman ilerledikçe daha rekabetçi olacaktır. Petrov’ un podyumu ve bundan sonraki olası dereceleri onu hızlandıracak en büyük etken. R. Kubica’ nın da en kısa sürede kariyerine ve pistlere geri dönmesi ümidi ile Renault’ a başarılar.

Sauber ve pilotları için çok şey söylemek, buradan onlara methiyeler göndermek isterdim. Ancak yarışın ardından yapılan teknik kontrollerden çıkan sonuçlar, tüm düşüncelerimi askıya almama sebep oldu. Ancak dikkat edilmesi gereken en önemli konu, çok aşınan lastikler ile S. Perez’ in tek pit stop yapması. Ama bu bile aracın farklı ayar ve parçalarından kaynaklanıyor olabilir. Bekleyip görmek en doğru seçenek olacaktır. Sauber takımının başarı için aç, cesaretli iki pilotu, umarım F1’ e heyecan katarlar.

Albert Park’ daki sezonun ilk yarışı bir çok bilgi ve detay görmek açısından oldukça verimli bir yarış oldu. Lastik ve taktik konusunun çok önde olacağı bir sezon bizleri bekliyor. Tur sırasında normal gözüken lastikler, bir anda ani performans kaybına uğruyor. Çok kilit bir nokta. Tampon tampona devam eden bir rekabet anında, her şey birden değişebilir ve değişecektir. Avrupa yarışlarına gelene kadar, bir çok konu netlik kazanacak, rekabet, zevk ve mücadele üstlere tırmanacaktır. Ferrari’ nin yarış sırasında resmi Twitter sayfasından DRS ve KERS’ e teşekkür ettiğini gördüm. Sistem takımlar içerisinde iyi uygulanırsa, geçiş sayısı fazla olacaktır. İlk örneklerini bu yarışta gördük. Bu sistemler ve sağlayacakları avantajları ilerleyen yarışlarda daha net göreceğiz.

 

Bir sonraki yarış Malezya’da. Oldukça nemli bir atmosferde geçecek yarış, takımların ve pilotların neler yapacakları hakkındaki bilinmezliklerle, şimdiden akıllarda bir çok soru işareti yaratıyor. Motorlar kadar, pilotları da zorlayacak bir sonraki Grand prix’ de, cevaplanamayan sorularla dolu, kimin galip geleceği hakkında yorum yapılamayan bir yarış izlemek dileği ile, tüm F1 severlere, heyecan dolu günler dilerim.

 

 

Volkan Başer


Kategoriler
Köşe Yazıları

Titanların Savaşı

Hız, rekabet ve hırs kelimelerini bünyesinde bu kadar iyi barındırabilen ve gösterebilen başka bir spor olmadığı konusunda eminim herkes hemfikirdir. 

Geçtiğimiz yıl, bu gösterişli organizasyonun 60. yaşını, hep birlikte heyecan ve adrenalin dolu anlar yaşayarak, zevkle kutladık. Geriye hafızalarımızdan hiç silinmeyecek muhteşem bir sezon ve rekabetin maksimumda olduğu kareler kaldı. Peki ya bu sezon ?

 2010 yılı birçok yorumcunun ve otoritenin heyecansız olacağına dair öngörüleri ile başlamış ancak virajlar dönüldükçe, F1’ in gerçek yüzü ortaya çıkmıştı. 5 takım ve 10 pilot, çok büyük değişkenleri içerisinde bulunduran bu anları, inanılmaz bir rekabet ile son ana kadar mükemmel bir şekilde sürdürmeyi bildi. Motor sporlarının en üst düzeyi olan Formula1, bu sene de bizlere çok büyük bir heyecanı, daha şimdiden vaad ediyor. Yeni lastik sağlayıcısı Pirelli’ nin katılımı, KERS sistemi, ayarlanabilir arka kanatlar…

 Efsane olarak nitelendirebileceğimiz bir yılın ardından elbette bu sezon da geçtiğimiz yılı aratmayacak ölçüde olacaktır. Geçen yılın acısını çıkarmak isteyen başta M. Weber, şampiyonluk ümitleri, Reanult tamponunun arkasında yitip giden F. Alonso, kırmızıların ikincisi F. Massa, beklediği çıkışı bir türlü yapamayan L. Hamilton, sessizliğe gömülen J. Buton, pistlerin yaşayan efsanesi, rekorların adamı M. Schumacher, ve  şampiyon apoleti ile start alacak S. Vettel. Sezon boyunca her yarışı 1. olarak tamamlamak dışında hiçbir şey düşünmeyecek bu yedi pilot, pistlerde limitleri sonuna kadar zorlayacaklardır. Bu pilotlar arasından zaman zaman sıyrılacak veya rekabete pistte ortak olacak V. Petrov, R. Barrichello, N. Rosberg gibi isimler üst düzeyde geçecek yarışlara, heyecan verici katkılar sağlayacaktır.

 

Barcelona test günleri, rakiplere gelişim süreçlerini belli etmemenin temel amaç olduğu, bir hazırlık savaşı gibiydi. Geçen yıldan bu yana fabrikalarına çekilen takımlar, teknolojinin en ince detaylarını, araçlarına adapte etmek için çalıştılar. Ortalama sekiz bin parçadan oluşan bu hız makinalarına yeni bir şey eklemek ve bunu sorunsuz olarak yapmak gerçekten çok ince bir mühendislik dehası ve dev gibi bir bütçe gerektirir. Bu sezon yeniden kullanılacak KERS ise başlı başına büyük bir teknoloji. Otomobilin frenaj sırasında ortaya çıkarttığı enerjiyi bir elektrik motoruna, oradan da beygir gücü olarak motora ileten ve tek bir tuş ile kullanılan bu sistem, inanılmaz bir teknoloji. Sezon içerisinde bir çok anda, özellikle sıralama turlarında en iyi zamanı elde etmekte ve yarış içinde geçiş anlarında sistemi iyi çalıştırabilen takımlar ve pilotlar fark yaratacaklardır.

 Pirelli her ne kadar yeni katılmış olsa da, bu spora ciddi bir zaman harcayacaktır. Testlerde gözüktüğü kadarı ile, bu sezon yarışlarda lastikler çok önemli bir fark yaratacak. Lastiklerini iyi kullanan pilotlar için büyük avantaj. Negatif etkilenecek isimlerden ilki ise agresif sürüş tarzı ile L. Hamilton. Geçtiğimiz sezon, telsiz konuşmalarından ‘’ lastiklerim bitti, pite girmem gerek’’ diyaloglarını halen hatırlıyoruz.  İki, bazı yarışlarda 3 pit stop gerektirebilecek Pirelli lastikleri, yarışa yeni bir heyecan katacaktır. Stratejik hesaplar, yarış içerisinde rakiplere göre anlık belirlenecek planlar, yeniden önemli role bürünecekler. Bu da, yarış sırasında pit duvarını daha çok görmemiz anlamına geliyor. Hız ve dayanıklılık kadar, zeka ve doğru stratejinin etkilerini yeniden yaşamak ve bu uyumu görmek, yarış zevkini daha da artıracaktır.

 Ayarlanabilir arka kanatlar, oldukça karışık ve pilot uygulamasının zor olabileceği bir sistem. İyi ve yerinde kullanıldığında aracın dengesinde ve hızında katkısı olacak bir uygulama. Aracın down force’ una yapacağı etki ve anlık denge değişikleri önemli olabilir. Virajlara girişler, uzun düzlük performansları pozitif yönde etkilenecektir. M. Schumacher, M. Webber, F. Alonso, L. Hamilton, J. Buton gibi soğukkanlı ve tecrubeli pilotlar, kanat ayarları ile kendilerine saniyeler kazandırabilir.

 Orta sıralardaki  Williams, Force İndia ve Sauber’ in, ve yeni takımların en iyisi Lotus’ un geçtiğimiz sezona kıyasla daha iyi olacakları kesin. Ellerinden geleni yapacak olan bu takımlar en iyi altıncı takım olma savaşında, ileri atılarak orta sıralardaki heyecanı canlı tutacaklardır.Tur bindirmelerin bile çehresini değiştirecek bu atılım, seyir zevkini de artıracaktır.

Yapılan teknik çalışmalar her ne kadar Barcelona’ da fazla öne çıkmasa da, sezonun ilk yarışından itibaren büyük bir savaşa girişecek pilotlar için, ellerindeki kozları artırma açısından büyük önem taşıyor. Dayanıklılık ve mücadele tabanlı hız dünyası için güzel bir haber.

 Sezonu markalar şampiyonu olarak kapatan Red Bull Racing Team, testlerin ardından oldukça güvenilir olduğunu gösterdi. 2010 yılının ilk yarışlarında motor ve dayanıklılık sorunları nedeniyle şampiyonayı tehlikeye atan Red Bull, Avrupa yarışlarından itibaren toparlanarak son damalı bayrağı şampiyon olarak geçti. Bu sezon dayanıklılık sorunları ile puan kaybı yaşamak istemediklerini anlayabiliyoruz. 2010 yılının şampiyonu Red Bull, yeni aracı RB-7 ile, bu sezonu da domine etmek isteyecektir. Gridin en hızlı otomobili ünvanı ile geçen sezon ambargo koydukları pole pozisyonlarını, bu yıl bu kadar rahat kazanamayacaklardır. Ancak  yeni dünya şampiyonu pilotu S. Vettel, ünvanını korumak, ona diş bileyen M. Webber ise kariyerine şampiyon olarak nokta koymak isteyecektir. Kırmızı ışıkların sönmesi ile birlikte gaza sonuna kadar basacaklarına eminim.

 Formula1 denilince akla gelen ilk takım olan Scuderia Ferrari, uzun yıllara yayılan tecrubesi ve birikimi ile sessiz başladığı testlerde, her zamanki kalitesini kanıtlarcasına işini iyi yapmaya devam ediyor. Markanın F1 tarihindeki 16 şampiyonluğu, 812 grand prix ve 643 podyum , bu tecrube ve kaliteden geliyor. Uzun bir süre daha bu ünvanları koruyacağı açıkça ortada olan takım, geçen sezon geride kaldığı gelişim konusunda, bu yıl işi sezon başından itibaren sıkı tutacaktır. 1., 2. pilot tartışmalarının şampiyonluk yarışını gölgede bıraktığı geçen sezonun aksine, F. Alonso ve F. Massa, kırmızılara yakışır bir mücadeleye, Avustralya’dan itibaren başlayacaklardır. Her zaman olduğu gibi şampiyonluktaki en ciddi adaylardan olacak Ferrari, ilk aracın kırmızı olması için üst düzey çalışacaktır.

 Geçen sezon bir çok yarışı, gerek stratejik hamleler, gerekse rakiplerinin hataları sebebiyle, dublelerle süsleyen Mc Laren takımı, bu sezon teknolojik olarak biraz geride kalmış gibi görünüyor. Dayanıklılık sorunları ile testlerden istediğini alamayan takım, Avrupa yarışlarına kadar kendini toplamış olacaktır. Unutmamalı ki, geçen sezonun en hızlı düzlük performanslarından biri MP4 – 25 ‘ e aitti. L. Hamilton sezon sonu girdiği ruhsal çöküntüyü üzerinden atmış gibi görünüyor. Dünya Şampiyonu İngiliz pilot, aracının limitlerini zorlamaya devam ederek, finish çizgisini geçen ilk araç olmak konusunda ısrarcı olacaktır. Diğer bir dünya şampiyonu J. Button ise, Mc Laren’ in gelişim süreci için, ne kadar önemli bir pilot olduğunu zaten kanıtladı. Gerilerden takip ettiği 2010 şampiyonasının aksine iyi bir başlangıç yaparak, savaşın içinde olduğunu gösterecektir.

 Geçtiğimiz sezonu adeta test yaparak ve datalar elde ederek geçiren Mercedes Gp, dersini iyi çalışmış olacak ki, testlerde, bu sene  şampiyonluk mücadelesinde iki otomobil daha olduğunun sinyallerini verdi. Özellikle lastik ve aerodinamik konusunda sorunlar yaşayan takım, tecrube abidesi R. Brown liderliğinde oldukça iddalı gözüküyor. Lastik uyumu, çok çalışılarak geçirilmiş kış ayları, yüksek Mercedes teknolojisi ve mükemmel iki pilotu ile yarış gününü iple çeken bir takım imajındalar. Yaşayan efsane M. Schumacher’ in takıma katkısı tartışılmaz. Soğukkanlı şampiyon pilot, bir daha hiç yarışmasa bile kırılması güç rekorları elinde bulundurmanın verdiği güven ve rahtlıkla, bu sezon yapacağı geri dönüş ile adından sıkça söz ettirecek bir görüntü çiziyor. 91 grand prix zaferi, 68 pole pozisyonu, 154 podyumu ve 7 dünya şampiyonluğu gibi inanılmaz rakamlara, bu sezon eklemeler yapabilecek güçte. Vatandaşı N. Rosberg, geleceğin pilotlarından. Alman disiplini ve soğukkanlılığı damarlarında olan Rosberg, yıldızını bu sezon parlatabilir. F1 dünyasında uzun yıllar var olacak bir pilot. Tecrubeli bir patron, üstün bir teknoloji ve usta bir partner, gelişimi adına adeta bulunmaz bir nimet.  

 2011 sezonu 25 – 27 Mart tarihleri arasında, uzak kıta Avustralya’da start alacak. Özlediğimiz motor sesleri ve mükemmel çekişmesi ile oldukça heyecanlı bir sezon bizleri bekliyor. Sezonun başlangıcına sayılı günler kala, yepyeni teknoloji eklemeleri, araçların artan hızları ve hırslı pilotları ile hafta sonlarının keyfi geri geliyor. Hız dünyasının bu en üst kategorisinde, Avustralya’da sönecek kırmızı ışıklarda görüşmek dileği ile, tüm hız tutkunlarına, unutulmaz anlar yaşayacakları bir sezon dilerim .

 

 

 Volkan Başer

Kategoriler
Takımlar

Mclaren

Yarış Pilotları 1-Jenson Button
2-Lewis Hamilton
 
Test Pilotları Gary Paffett  Pedro de la Rosa  
Takım Patronu Martin Whitmarsh Teknik Sorumlu Paddy Lowe
Yarış Müh. Yarış Müh.
Şasi MP4-26 Motor Mercedes-Benz FO 108Y
Merkez

Woking BusinessPark,

İngiltere

   
Sponsorlar  Vodafone
Katıldığı Yarış 684 Kazandığı Yarış 169
Pole Pozisyon 146 En Hızlı Tur 142
Toplam Puan 3828.5 İlk Yarış 1966
Markalar Şampiyonluğu 8 Pilotlar Şampiyonluğu 12

   
       

McLaren 1963 yılında Yeni Zellendalı Bruce McLaren tarafından Woking,İngiltere merkezli yarış takımı olarak kuruldu. En çok Formula1 takımı olarak adını duyursa da aynı zamanda Indianapolis 500-Mile Race, Canadian-American Challenge Cup ve24 Hours of Le Mans serilerinde de yarıştı.

1990 yılına geldiklerindeyse McLaren olarak yarıştaki hünerlerini yol arabaları yapmak için kullanmaya başladılar.

McLaren Formula1 tarihinin en başarılı takımlarından birisidir. Ferrari’den sonra en çok Grand Prix ve pilotlar şampiyonası kazanan takımdır.

Rekabet etmeye başladığı 1966 yılından bu yana hesap edecek olursak Mclaren; 11 pilotlar şampiyonluğu, 8 takımlar şampiyonluğu kazanarak en başarılı takım olarak su yüzüne çıkıyor.

1960’lar:

Mclaren 1963 yılında Bruce Mclaren tarafından kurulduktan sonra 1966 yılında cana yakın Kiwi ile Monaco’da ilk Grand Priksine çıktı. Ama ne var ki Bruce’un yarışı ana depodaki yağ sızıntısından dolayı erken bitti. 1966 programı zayıf motor seçiminden dolayı engellendi. Bruce short-stroke, 4.2 litre Ford Indy motorunu tercih etti. Bu motor çok ses çıkaran ama az gücü olan hantal bir motordu.

1970’ler:

Mclaren takım olarak bu 10 yıla kötü bir başlangıç yaptı. Indy 500’e yeni katılmışlardı ve antrenmanlar sırasındaki kazada Hulme’nin elleri yandı. Peter Revson Hulme’nin yerine geçti ama o da yarış dışı kaldı. Bruce’un iş ortağı Teddy Mayer takımın etkin kontrolünü eline aldı.

2 Haziran 1970 yılında Bruce Mclaren Goodwood(pistinde)’da yeni M8D Can Am aracını denerken çarpma sonucu hayatını kaybetti. 170 kmh ile pistte dönerken arka karoseri bağlayan şey iflas etti ve arka giriş parçası araçtan koparak ayrıldı. Araç spin atarak betonarme Marshal post a çarptı ve McLaren oracıkta hayatını kaybetti. Bruce Mclaren’in ölümünden 12 gün sonra Dan Gurwey, Can Am yarışını Mosport’ta, 1970’te Mclaren takımı adına kazandı.
McLaren M8D 10 yarıştan 9’unu kazandı ve Hulme şampiyon oldu.

Mclaren 1970 ve 1971’de kazanmadan devam etti Formula1’e. Bu yıllarda Jochen Rindt ve Jackie Stewart yarışları domine etti. Hulme,Bruce’un Güney Afrika GP’sinde M19C ile yaptığı kazada öldüğünden beri takımın ilk F1 birinciliğini 1972 yılında kazandı. Hulme aynı zamanda 1972 yılında 3 tane Can Am yarışı zaferi elde etti ancak McLaren M20; Porsche 917/10’un sürücüleri Mark Donohue ve George Follmer’a mağlup oldu. McLaren Can Am serilerini Formula1 ve USAC ‘a odaklanmak için 1972 yılının sonunda tamamiyle bırakmaya karar verdi. Can Am serileri 1974 yılında tamamen son buldu. Ve bu serilerin en başarılı markası 43 zaferle McLaren takımı oldu.

USAC yarışmalarında Peter Revson 1071 yılında Indianapolis 500’de Mclaren M16 ile pole pozisyonu kazandı.Araç aynı zamanda Amerikan yarışlarında pek denenmeyen arka ve ön kanatları ile dikkat çekiyordu. Revson 1971’de ikinci bitirdi ve Mark Donohue 1972’de Roger Perske tarafından yürütülen McLaren-Offenhauser ile 500 yarışını kazandı.

McLaren M23 1973 yılında Gordon Coppuck tarafından dizayn edilen yeni Formula1 aracıydı. Dizayn edilen yeni araç ; M16’nın ön tarafı ve M19’un arka tarafının birleşimi olarak tarif edildi Coppuck tarafından.Lotus 72 ile aynı konsepti taşıyordu ancak geleneksel süspansiyondan daha fazlası ve güncelleştirilmiş aerodinamiği vardı.Hulme bununla İsveç’te kazandı v Revson ise hayatının iki zaferini İngiltere ve Kanada’da kazandı. Indianapolis’te ise Johnny Rutherford M16C ile pole pozisyonu kazandı.

1974 yılında Emerson Fittipaldi Lotus’tan ayrılıp Tedy Mayer yönetiminde olan McLaren takımına 1.pilot olarak geldi. Takım Markalar ve Pilotlar şampiyonluğuna ulaştı ve Johnny Rutherford ile Indianapolis 500’te zafere ulaştı. O yıl aynı zamanda Yardley kozmetik sponsorluğundan Marlboro sigaralarının sponsorluğuna geçildi.(Ancak o yıl takımdan ayrı tutulan bir araba diğer iki Marlboro etiketli arabanın aksine hala Yardley sponsoru imzası taşıdı.) Marlboro sigaraları ile yapılan anlaşma 1997’de sona erdi. 1975 takım için daha az başarılı bir yıl olmuştu. Fittipaldi şampiyonada Niki Lauda’nın arkasından ikinci olmuştu. Fittipaldi 1975 yılının sonunda kardeşinin kurduğu Fittipaldi/Copersucar takımına geçti.

Takımlar şampiyonası 1976 yılında Niki Lauda’yı bir puan farkla yenen James Hunt(Fittipaldi’nin yerine gelmişti) tarafından Mclaren takımına geri getirildi. Bu sırada Johnny Rutherford Mclaren’e 2.kez Inianapolis 500 zaferini kazandırdı ve böylece aynı yıl içerisinde iki şampiyonluk kazanmayı başaran ilk takım McLaren oldu. Hunt 1977’de 3 yarış kazandı. Ancak bunlar McLaren için 1970’lerin son zaferleriydi. M23 yerini iyi performans sergileyemeyen,kötü M26’ya bıraktı. Daha sonra geliştirilen araçlar da pek başarılı sayılmazlardı. Mclaren 1979 CART sezonunun sonunda Amerikan yarışları ile olan ilişkilerini sağlanan düşük geridönüşümlerden dolayı kesti.

1980’lerdeki Hakimiyet

Şimdiki McLaren F1 takımı; Ron Dennis’in kurduğu Project 4 isimli Formula2 takımı ile McLaren takımının 1981 yılında birleşmesiyle oluşmuştur. Project 4 takımı da Marlboro tarafından destekleniyordu, John Barnard tarafından dizayn edilen ve yeni bulunmuş karbon-fiber şasisi kullanıyordu ancak F1 için para ve yeterli özellikleri yoktu. Mclaren’de ise özellikler vardı ama uzun bir kaybediş yolundan geçmişlerdi. Marlboro iki takımın birleşmesi ve Teddy Mayer’in ayrılmasını, Ron Dennis’in takımın bütün kontrolünü almasını sağladı.

Bu olay taraftarlar arasında kargaşaya yol açtı.Bütün McLaren araçları MP4/xx dizaynını taşıyordu. Gerçekte MP4 Marlboro Project 4 olarak anılıyordu bu yüzden araçlar McLaren MP4 olarak sadece takımın tarihi adı olarak değil aynı zamanda takımın ana sponsoru ve yeni ortağının adı olarak anıldı. Takım araçlarında hala MP4 adını kullanıyor ancak Marlboro sponsorluğu bittiğinden bu yana MP4 adı McLaren-Project 4 olarak biliniyor. Ve bu isim hiçbir zaman değişmedi.

Mclaren’in en başarılı yılları Ron Dennis’in liderlik yaptığı ilk yıllarda geldi. John Barnard devrimci bir Mclaren Mp4/2 şasisi dizayn etti. F1’e ilk kez giren karbon fiber şasi TAG / Porsche turbo motoru ile birleşince çok güçlü oldu. Barnadr’ın teknik özellikleri ve dizaynı ile Mansour Ojjeh adına yapılıp ödenen bir şasiydi. Bu sırada takım için yarışan Niki Lauda, Alain Prost, Keke Rosberg ve Stefan Johansson gibi güçlü pilotlar da gelişime yardımcı oldu.

Mclaren-Porsche takımı 1984’te markalar şampiyonluğuna ulaşırken Lauda pilotlar şampiyonu oldu. 1985 yılında Prost ilk Düna şampiyonluğunu kazandı. McLaren 1986’da takımlar şampiyonluğunu kazanamadı ancak Prost ikinci Düny Şampiyonluğuna ulaştı pilotlar klasmanında.

Markalar şampiyonluğunu 1986 ve 1987’de Williams’a kaptırdıktan sonra 1988 yılında Honda’yı Williams’ı geçeceğine ikna etti. Mclaren-Honda MP4/4 o sene 16 yarıştan 15’ini kazanarak ve bütün turlar boyunca(27 tur hariç) lider olarak sürdükten sonra o zaman için geçilemez bir rekora imza atmıştı.(Senna Monza’da çok rahat bir liderlik sürüyordu ama Jean-Louis Schlesser’ın Williams’ı ile çarpıştı.)Ayrton Senna bu sene sürücüler şampiyonasını kazandı. Bir sonraki yıl 3.5L atmosferik Honda motoru kullandılar. Mclaren bu sende MP4/5 ile her iki şampiyonluğu da kazandı.Allan Prost Japonya’da şampiyonluğunu takım arkadaşı Senna ile yaptğı tartışmalı çarpışma ile perçinledi. Bu iki adam arasındaki acı düşmanlığın en yüksek noktaya ulaştığı andı.

Allen Prost 1990’da Ferrari’ye katılmak için takımdan ayrıldı. Tartışmasız Mclaren diğer iki sezonu da domine etti. Senna 1990 ve 1991’de Dünya şampiyonluklarını V12 motorlu MP4/6’yı kullanarak kazandı. McLaren bu iki yılda markalar şampiyonluğunu’da kazandı.Yeni takım arkadaşı Gerhard Berger bu iki sezondaki her iki şampiyonluğun kazanılmasında yardımcı oldu.

1990’ların ortası:

1992 sezonun başlamasıyla beraber Mclaren’in F1’deki hükümdarlığı Renault motorlu Williams’ın tırmanışa geçmesi ile aşınmaya başladı. Mclaren Honda ile yollarını bu sezonun sonunda ayırdı.

1993 yılında Ford ile anlaşma imzalandı. Rekabet Senna’nın ellerinde gelişirken Amerikan Michael Andretti’nin sezonu tam bir felaketti.Bir elin parmakları sayısınca puanı ancak kazanabilmişti. Çok geçmeden ve sezon bitmeden yerine genç yenetek Mika Hakkinen getirildi.Senna sezonun başında Dennis ile kontratı üzeine bir anlaşma yaptı ve MP4/8 çok rekabetçi olunca Senna sezon sonuna kadar yarışmayı kabul etti. 1993 yılında McLaren,Senna’nın yarışmaya değer bir motor olarak güvendiği Lamborghini V12’yi denedi. Ancak Dennis Lamorghini yerine Peugeot ile anlaşma imzaladı. Lamborghini’nin sahibi Chrysler F1 programına ara verdi ve Senna sezonun sonunda Williams’a geçti.
1994’te Martin Brundle,Mika Hakkinen’in takım arkadaşı olarak Peugeot motorlu takıma geldi. Sonuçlar ve motor etkileyici değildi. Peugeot iki yıllık sezondan sonra F1’den çekilerek yerini Mercedes-Benz(Ilmor) motoruna bıraktı. Ancak 1995 ,1994’ten bile daha kötüydü. MP4/10 hem çok ağır hem de çok yavaştı. Eski Dünya şampiyonu Nigel Mensell 1995 sezonunda takıma katıldı. Ancak ilk başlarda aşırı sıcaktan araca uyum sağlayamadı.Ve iki yarış sonra yerini Mark Blundell’a bırakarak takımdan ayrıldı.

1996 yılı McLaren tarihinde bir dönüm noktası oldu. Sezon sonunda uzun sürei sponsorluk ilişkisi yaşadıkları Marlboro ile yollarını ayırdı ve Mclaren’ın o meşhur kırmızı beyaz rengi Formula1’i terkederken,yerini West markası ve Mercedes’in gümüş rengi aldı.

1990’ların sonu(McLaren Formuna Kavuşuyor)

1996 ve 1997 yıllarında Williams egemenliği hüküm sürerken,Mclaren yavaş ve gecikmeli gelişmeleriyle Mercedes(Ilmor) motoru, pilotları Mika Hakkinen ve David Coulthard ile ilerlemeye başladı. Coulthard 1997 Avustralya GP’sini kazanarak sezona umut vaadederek başladı. Araç düzenli olarak yarış kazanacak güce sahip değildi. Zaten Coulthard da Avustralya’dan sonra sadece İtalya GP’sini kazanabildi.

1997 yılında Avustralya GP’sinde Darren Heath adındaki Formula1 fotoğrafçısı pistin hızlı bölgelerinde arka frenerin kızdığını farketti. Medya McLaren’in pilot tarafından devreye girecek olan arka tekerlerden birinin üzerinde ikinci bir fren pedalı monte edildiğini keşfetti ve araştırmaya devam etti. Bu pilotun understeer’dan kurtulmasını sağlıyordu ve heyecanlı yavaş virajlarda lastiğin spin atmasını engelliyordu.Yada daha çok kullanışlı olarak;aracın yarısını viraja sokarken yavaşlatıp virajın içlerinde geç fren yapmayı sağlıyordu.Bu tamamen yasal değildi ancak büyük bir yenilikti ve Mclaren’e avantaj sağlıyordu.

2000’li Yıllar

2000 yılı da yakın çekişmelere sahne oldu.Ancak en sonunda Ferrari’den Michael Schumacher şampiyon olmayı başardı.

2000 yılından beri McLaren Formula1’de kaybettiği zirveyi tekrardan kazanmak için çabalıyor. 2001 yılında Mika Hakkinen ,David Coulthard’a nazaran daha az rekabetçiydi ve o sezon Ferrai & Michael Schumacher ikilisini domine edecek başka sürücü de yoktu. 2002 yılında Mika Hakkinen dinlenmek için zaman istedi(ve bu süre sonunda emekliliğini isteyerek F1’den ayrıldı. Yerine vatandaşı Kimi Raikkonen geçti..
Mclaren izleyen 3 sezon boyunca sadece 4 zafer kazanabildi. 2002’de Coulthard ile Monaco’dasadece 1 zafere imza atabildi .2003 yılı gelecek vaadediyordu. sezonun ilk iki yarışının birini Coulthard diğerini Kimi kazanmışlardı.
Mclaren geliştirilmiş MP4-18 ile güvenilirlik sorunları yüzünden rekabetçi olamadı. Bu da takımı bir yaşındaki MP4-17D yi kullanmaya zorladı.Bu da sürekli gelişen teknolojiyi kullanan Formula1 takımlarının arasında Mclaren için ciddi bir dezavantajdı. Bununla beraber herşeye rağmen Raikkonen yarışlardan puan almayı ve şampiyonlukta Schumacher’i zorlamayı başarmıştı. Son yarışa kadar cesurca Schumacher’e direnmiş ve Michael’in sadece 2 puan gerisinden ikinciliği almıştı.
Takım 2004 sezonuna MP4-19 ile başladı. Teknik direktör Adrian Newey araç için MP4-18’in kusurları giderilmiş olanı tasvirinde bulundu. Bu kasa dışında aracın pek de iyi olmadığını gösterdi. Sezon ortasında yeni bir araç yapmak gerekti. MP4-19B yeni radikal dizaynı ve geliştirilmiş bir aerodinamik paketi ile yepyeni bir araç oldu.MP4-19B’nin İlk yarışında Fransa GP’sinde Coulthard üçüncülüğü kazandı. Raikkonen ise Brezilya GP’sinde Michael Schumacher’in önünde şanlı bir birincilik kazandı ve takım için sezonun geri kalanını iyi bir şekilde bitirmeyi başardı.

2005

Kolombiyalı ve eski CART şampiyonu Juan Pablo Montoya ,David Coulthard’ın yerine artık eskisinden daha dikkat çekici olan Kimi Raikkonen’in takım arkadaşı olarak ilan edildi. Montoya’nın sezonu beklendiği üzere rüya gibi başlamadı. Sakatlandığından dolayı 2 yarış boyunca yerine test pilotları Pedro De la Rosa ve Alexander Wurz yarıştı. Mclaren sezona nispeten daha donuk başlamış ve her iki şampiyonada da Renault’a puan kaptırmıştı. San Marino GP’sinde bu değişti ve McLaren pistteki en hızlı araç olduğunu gösterdi. Ne yazıkki kimi Raikkonen driveshaft’ta meydana gelen sorun yüzünden yarıştan ayrılarak Fernando Alonso’nun kazanmasına izin verdi. McLaren 2005 yılının büyük bir kısmında hız avantajını elinde bulundururken aracın genel güvenilirlik sorunu takım için büyük bir sorun olmuştu ve bu yüzden Kimi Raikkonen liderken yada kazanabilecek durumdayken araç iflas etmişti. Renault ve Fernando Alonso ise yavaş olmalarına rağmen McLaren’in dayanıksızlığını kullanarak araçlarının sağlamlığı sayesinde istikrarlı bir sezon geçiriyordu. alonso Brezilya’da şampiyonluğunu ilan ettikten sonra Renault azimel ve sessizce markalar şampiyonluğuna uzanmıştı. McLaren’in takımlar şampiyonasını kaybetmesinin sebeplerinin ortak görüşü R25’in MP4-20 ile çok yakın bulunduğu,sondan bir önceki yarış olan Japonya GP’sinde ve Çin GP’sinde Montoya’nın kanal kapağına çarparak yarış dışı kalmasıydı.Bu da McLaren’in 2005 markalar şampiyonasını kazanamamasında etkili oldu. Heyecanlı ve son derece rekabetçi bir sezonun ardından takım hayal kırıklığına uğradı.
19 Aralık 2005’te takım dünya şampiyonu Fernando Alonso ile 2007 yılından itibaren McLaren takımı adına yarışması için sözleşme imzaladı.

2006

2006 yılı için Mclaren yeni krom rengi MP4-21’i tanıttı. Takım araç için pozitif düşünüyordu. 2005 yılının son yarısında yapılan testlerde başarılıydı. Fernando Alonso’nun takıma katılacağı haberi ise takım ruhunu şampiyonluk için daha da hareketlendirmişti. Ancak 2006 yılının başında yapılan kış testlerinde Mercedes motorunun eksiklikleri olduğu görüldü. Ve gelecek sezonda Mclaren’in rekabetçi olup olamayacağı konusunda soru işaretleri oluştu. Takım spekülasyonlardan sonra daha iy perforasn sergileyen yeni bir motor tanıttı.
Sezon takım için iyi başlamamıştı. Henüz ilk yarış olan Bahreyn GP’si dıralam turlarında Kimi Raikkonen süspansiyon sorunundan şikayet etmişti. Ertesi gün Gridin sonundan start aldı. Buna rağmen Raikkonen bir yolunu bulup kendisini Michael Schumacher ve Fernando Alonso’nun ardından podyuma taşımayı başardı. aracın set-up ayarlarından şikayet eden Juan Pablo Montoya ise yarışı 5. bitirdi.Juan Pablo Montoya’nın Amerika GP’si startında takım arkadaşı Kimi Raikkonen’le çarpışarak yarış dışı kalmalarından sonra takımla bağları iyice koptu. NASCAR’da Chip Ganassi takımına geçtiğini açıklayan Montoya’nın yerine sezon sonuna kadar yarışan Pedro de la Rosa geçti.2006 yılı İtalya GP’sinin sonunda Ferrari sezon sonunda emekliye ayrılacak olan Michael Schumacher’in yerine Kimi Raikkonen ile anlaştığını açıkladı. Sezonun geri kalanında Mclaren zirvedeki takımlara yakındı ancak Ferrari ve Renault’un yüksek hız ve dayanıklılığını egale edemediğinden hiç zafer kazanamadı. Kimi Raikkonen son yarışına Brezilya’da Interlagos’ta çıktı ve beşincilikle bitirdi.

2007

2007 sezonu ilginç bir sezon olacağa benziyor. Kimi Raikkonen Scuderia Ferrari takımına geçerken Dünya şampiyonu Fernando Alonso (Mclaren’e 1 ve 2 numaralı araçları kazandırdı Dünya şampiyonu olduğundan dolayı) Vodafone ana sponsoruyla birlikte Mclaren Mercedes’e geçti. 2006 GP2’yi kazanıp testlerde başarı sağlayan Lewis Hamilton ise Juan Pablo Montoya ve Pedro de la Rosa’nın yerine 2. pilot olarak takıma katıldı. Eski şampiyon Mika Hakkinen’in takıma yarış pilotu olarak geri döneceği hakkındaki dedikodular 2006 Brezilya GP’sinden beri padok alanında dolaşıyordu. Ancak Lewis Hamilton’ın 2. pilot olarak açıklanmasıyla Mika Hakkinen ile ilgili dedikodular da son buldu. Hakkinen 2006-7 sezonu kış testlerine katılmış ancak yeterince hızlı olamamıştı.

Kış testleri boyunca takım yeni aracı MP4 22 ile gerçekten tüm pistlerde hızlıydı. Ayrıca yeni kurallar ile birlikte eskiden yaşanan tüm dayanıklılık problemleride geride kalmıştı.

Fernando Alonso Mclaren’de henüz 2. yarışı olan Malezya’da galibiyet kazandı ve araç sezon için umut veriyordu. Alonso’nun kazandığı bu galibiyet Mclaren’in 2005 Japonya’da kazandığı galibiyetten sonraki ilk galibiyeti oldu. Mclaren ise 41. duble zaferini kazandı.

Lewis Hamilton Avustralya’Da 3. olmasının ardından sırasıyla Malezya, Bahreyn ve İspanya’da 2. olarak podyuma çıktı ve Formula 1 tarihinde katıldığı ilk 4 yarışta podyuma çıkan ilk pilot oldu. Hamilton Bahreyn’de ilk defa 2 dünya şampiyonu takım arkadaşı Alonso’nun önünde yarışı tamamlamıştı. Alonso Bahreyn hafta sonunda zorlanmış ve o yarışı 5. sırada tamamlamıştı. Bu İspanya’da da devam etti. Massa’nın kazandığı yarışta Hamilton 2. olurken Alonso 3. sırada kalmıştı.

Hamilton pist üzerinde gösterdiği başarılar ile rekor kırmaya devam ediyordu. İspanya yarışının ardından Hamilton Formula 1 şampiyonasında liderlik koltuğuna oturan en genç pilot ünvanını kazandı. Bu rekor daha önce Mclaren’in kurucusu Bruce Mclaren’e aitti.

Monaco yarışını Alonso kazanırken Hamilton 2. sırada kaldı. Takım burada 150. yarış galibiyetine ulaştı. Monaco yarışından sonra her iki pilotun da puanları 38’di ancak Alonso 2 galibiyeti olduğu için lider durumdaydı. Mclaren takımı da Ferrari’nin 20 puan önünde lider duruma gelmişti.

Ancak Monaco yarışının ardından Hamilton’un açıklamalarıyla FIA Mclaren’i incelemeye almıştı. İngiliz Basınının da bastırmasıyla Mclaren takımı Monaco’da takım emri uygulamakla suçlanmıştı. Ancak FIA yaptığı araştırmaların ardından 30 mayısta yaptığı açıklamada Mclaren’in yarışın sonucunu etkileyecek girişimde bulunmadığını belirtti.

Kanada yarışında Hamilton pole pozisyonunu kazanmasının ardından ilk yarış galibiyetini de kazandı ve 48 puanla tekrar lider duruma gelmişti. Alonso ise yavaş başlamış ve yarış içerisinde 10 sn cezası almıştı. ancak Alonso yarışı 7. sırada tamamlayabildi ve 2 puan aldı. Mclaren takımı puanını 88’e çıkardı Kanada’da ve Ferrari ile farkı 28 puana çıkarmıştı.

Bir hafta sonra Amerika’da Hamilton yine pole pozisyonundan başladığı yarışta damalı bayrağı ilk gören oldu ve 2. yarış galibiyetini kazandı ancak yarış içerisinde, özellikle 38 turda iki pilotun yan yana geldiği zaman büyük mücadele yaşandı. Mclaren takımı sezonun 3. duble zaferini kazandı.

Sıradaki yarış Fransa’nın Magny Cours pistindeydi. Alonso sıralamalarda transmisyon sorunu yaşadı ve yarışa 10. sırada başlamak zorunda kaldı. Alonso yarışı 7. sırada tamamlamayı başarırken Hamilton yarışı kazanan Raikkonen ve 2. sıradaki Felipe Massa’nın ardından 3. olarak podyuma çıkmıştı. Bu yarış sonucunda Hamilton takım arkadaşı ile puan farkını arttırmayı devam ettirdi.

Hamilton kendi evindeki ilk yarışa pole pozisyonundan başlamıştı. Medyanın ve taraftarların büyük ilgi gösterdiği İngiltere’de Hamilton yarışı 3. sırada tamamlayabildi. Hamilton 9 yarışın 9’unda da podyuma çıkmayı başardı ancak İngiltere bu serinin son başarısıydı. Alonso ise yarışı Raikkonen’in arkasında 2. sırada tamamlamıştı.

Avrupa yarışı seyirci açısından sezonun o ana kadar olan en iyi yarışıydı. Yarış içerisinde 2 defa yağmur yağması ile seyir zevki yüksek bir yarış ortaya çıkmıştı. İlk yağmur bölümünde ilk virajda spin atan 5 pilottan birisi şampiyona lideri çaylak Lewis Hamilton oldu. Ancak spin sonrasında aracın motorunu stop ettirmeyen Hamilton çekici yardımıyla yarışa döndürüldü. Bu andan sonra Hamilton 2 defa lastik kumarı oynadı ancak bu kumar tutmadı ve Hamilton yarışı 1 tur geriden 9. sırada tamamladı. Alonso ise hatasız bir yarış çıkardı ve aracının yağmurlu pistte gösterdiği performansı ile yarışın bitmesine 5 tur kala ıslak pist üzerinde Felipe Massa’ya atak yaparak geride bıraktı ve yarışı kazandı. Avrupa yarışının ardından Hamilton ile Alonso arasındaki puan farkı 2’ye düşmüştü.

Macaristan yarışında 2 pilot arasındaki ilişki en alt seviyeye indi ve takım zorluklarla karşılaştı. Alonso sıralamalarda Hamilton’ı engelledi ve Hamilton bu yüzden son hızlı turunu atamadı. Alonso yaşananların sonucunda 5 grid pozisyonu cezası aldı ve yarışa 6. sıradan başladı. Olaysız geçen yarışı Hamilton kazanırken Alonso 4. olabildi. Ancak FIA ceza olarak Mclaren’e kazandığı 15 markalar şampiyonası puanını vermedi. Takım yaptığı açıklamada Alonso’nun pitteyken Hamilton’u durdurmasından suçun takıma ait olduğunu belirtti ancak Alonso’nun yaptığı açıklama farklıydı. Alonso, Hamilton’un takım emirlerine uymadığını ve kendisinin geçmesine izin vermediğini bu yüzden yakıt stratejilerinde değişim olduğunu söyledi.

İtalya yarışından önce takım Macaristan’da kaza testine tabii tutulmayan yeni hafif vites kutusunu kullandığı gerekçesiyle 50.000 dolar para cezasına çarptırıldı. Daha sonra yapılan testlerde ise bu modifiye edilmiş yenivites kutusu kaza testini geçmeyi başardı.

İtalya yarışında ilgi kendi evinde yarışan Ferrari üzerindeydi ancak düşük downforce paketi ile Mclaren Mercedes takımı burada daha hızlıydı. Mclaren pilotları yarışta ilk 2 sırayı elde etmişti. Alonso lider başladığı yarışı 1. sırada tamamlarken Hamilton 2. pit stoplarda geçildi ancak İngiliz pilot Raikkonen’e yaptığı atak ile 2.liği geri almayı başardı ve takım duble yapmayı başardı.

İtalya ve Belçika yarışları arasında casusluk ile ilgili davanın ardından Mclaren takımı 100 milyon dolar para cezasına çarptırıldı ve takım tüm markalar klasmanı puanını kaybetti.

Belçika’da Alonso ve Hamilton sıralamalarda Ferrarilerin arkasında kalmıştı. Yarışın başlangıcı ile iki pilot ilk viraja yan yana girdi ancak Alonso Hamilton’u dışarıya itikledi ve Hamilton yarışa çimenler üzerinden devam etti. İkili üçüncülük mücadelesi için Eau Rouge’a da yan yana girdi ve mücadeleyi kazanan Alonso oldu.

Belçika’dan sonra Avrupa sezonunu bitiren ve markalar şampiyonluğunu resmi olarak Ferrari’ye kaptırmış olan McLaren takımı pilotlarının bu soruşturmadan etkilenmemesi nedeniyle gözünü pilotlar şampiyonasına dikti. Japonya’da yapılan olaylı yarışta Alonso kaza sonucu yarış dışı kalırken, Hamilton kariyerinin en etkileyici performanslarından birini ortaya koyarak 1. oldu ve bitime iki yarış kala en yakın rakibine 18 puan fark attı. Bu noktadan sonra tüm otoriteler şampiyonluk yarışının bittiğini konuştu. Bazı şirketler şampiyonluk bahislerini kapattı. Ancak yine yağmurlu geçen Çin Grand Prix’inde lider giden Lewis Hamilton’un şampiyonluğunu ilan etmesi beklenirken kurumaya başlayan pistte kullandığı geçiş lastikleri tıpkı 2006 Macaristan Grand Pix’inde Michael Schumacher’in yarışını sonlandırdığı gibi Hamilton’un da yarışını bitirdi. Pit alanına bile dönemeyen Hamilton çok çok değerli puanlar kaybetti. Bu sezon ilk kez finish göremedi. Takım arkadaşı Alonso ise üçüncü olarak şampiyonluk iddiasını sürdürdü.

Artık herkes nefeslerin tutulacağı son yarış Brezilya Grand Prix’ini bekliyordu. Ancak tüm sezonu nerdeyse hatasız götüren Hamilton ve McLaren pit ekibi son iki yarışta adeta şampiyonluğu rakiplerine hediye etti. Startla birlikte Alonso’nun atağına karşılık vermek isterken altı sıra kaybeden Hamilton’un ilerleyen turlarda geçici bir arıza yaşayıp aşırı yavaşlaması sonucu sonunculuğa kadar gerilemesi şampiyonluk ümitlerini neredeyse bitirdi. Yinede yukarılara tırmanıp yedinci olan Hamilton, Kimi Raikkonen’in şampiyon olmasını engelleyemezken takım arkadaşı Alonsoyla sezonu puan puana bitirerek pilotlar şampiyonasında 2. sırada yer aldı.Fernando Alonso ise Şampiyon unvanıyla geldiği McLaren takımında bir türlü istediği ortamı bulamadı ve hayal kırıklığı dolu bir sezonun ardından takımla sözleşmesini fesh ederek eski takımı Renault ile anlaştı.

2008

2007’de takım içinde yaşananlar, casusluk skandalı, alınan cezalar ve son yarışta kaybedilen şampiyonluk Mclaren’i çok yıprattı. Takımın yeni aracıda Ferrari ile benzer bir parça üretilmemesi açısından FIA denetiminden geçti.

Takımdan ayrılan Alonso’nun  yerine de Renault’tan Kovalainen transfer edildi. Böylece iki takım arasından bir anlamda takas yapılmış oldu.

Her şeye rağmen takım gücünü korudu. 2008’in olaylı açılış yarışında Hamilton ilk sırada başlayıp rahat kazandı. Kovalainen Mclaren ile çıktığı ilk yarışta 5. oldu. Bir ara Alonso ile mücadele eden Kovalainen onu geçmiş ancak geçer geçmez de yanlışlıkla pit limiöorune basıp tekrar yerini kaybetmişti.

Malezya sıralama turlarında Kovalainen 3. Hamilton 4. olmuştu ancak son turlarını attıktan sonra hızlı turlarını atan pilotlarlarını engelledikleri gerekçesiyle iki pilotda sıra cezası aldı. 8. ve 9. sırada yarışa başladılar. Yarışta Kovalainen 3.lüğe kadar yükselirken Hamilton pitte bir sorun yaşayarak ancak 5. oldu.

Bahreyn’de 3. sırada yarışa başlayan Hamilton iyi start alamadı bir çok yer kaybetti. İlk turlarda Alonso’yu geçmeye çalışırken 2 kez ona arkadan çarptı ve ikincisinde kendi ön kanadına zarar vererek daha da gerilere düştü ve puansız kapattı.  Kovalainen ise 5. başlayıp 5. bitirdi.

İspanya’da Hamilton 5. sırada başladı ve yarışta 3. olarak podyuma çıktı. Kovalainen ise jantta oluşan bir sorun nedeniyle hızlı bir virajda lastik patllattı. Doğruca bariyerlere çarpan pilot ciddi bir kaza yaptı ancak herhangi bir sağlık sorunu yaşamadı.

Türkiye’de Kovalainen yarışa ikinci sırada başladı. Ancak ilk virajda vatandaşı Raikkonen’le bir temas yaşaması sonucu lastiğin hava basıncı düştü ve ilk turda pite girmek zorunda kaldı ve tüm avantajını yitirdi. Hamilton da 3. sırada yarışa başlamıştı ancak Kovalainen’in geri düşmesiyle 2.liğe yükseldi. Hamilton yarış esnasında Massa’yı geçerek farkı açmaya başladı. Ancak ilerleyen turlarda Hamilton’un 3 pit yapacağı anlaşıldı. Pozisyonu değişmeyen Hamilton 2. olarak podyuma çıktı.

Monaco sıralama turlarında Ferrari’nin üstün olması herkesi şaşırttı. Hamilton Ferrari’nin ardından 3. olurken Kovalaninen 4. oldu. Yağmurlu ve olaylı geçen yarışta Hamilton aracın arka lastiğini bariyere vurarak patlattı. Ama pitin yakın olması sebebiyle fazla zaman kaybetmeden erken bir pit yaptı. Takım Hamilton’un stratejisini de değiştirdi. Giren güvenlik aracı en çok Hamilton’a yaradı ve liderliğe yükseldi. Bu noktadan iyi bir performans gösteren Hamilton yarışı rahat bir şekilde kazandı. Kovalainen de 8. olarak puan aldı.

Kanada’da bozuk bir zeminde yapılan yarışta Hamilton pole pozisyonunu kazandı. Yarışı da lider götürürken giren güvenlik aracı tüm pilotları pite yöneltti. Hamilton pite lider olarak girdi ancak Raikkonen ve Kubica ondan önce çıkmışlardı ve pit yolu kapalı olduğu için çıkışta bekliyorlardı. Hamilton kırmızı ışığa ve pit yolu sonunda bekleyen araçlara dikkat etmeyince direkt Raikkonen’in aracına vurdu. Şampiyona daki rakibini yarış dışı bırakan Hamilton bu basit hata nedeni ile bir çok ağır eleştriye maruz kaldı ve bir de sonraki yarış için grid cezası aldı. Kovalainen de 7. başladığı yarıştan puan alamadı.

Fransa’da sıralama turlarında Hamilton 3. olmasına karşın aldığı ceza ile yarışa 13 sırada başladı. Kovalainen de 5. olmuştu ancak sıralama turlarında Webber’i engellediği gerekçesiyle oda ceza aldı 10. olarak yarışa başladı. Pistin yapısı itibariyle iki pilotda yükselmekte zorlandı. Hamilton Kovalainen’in arkasına geldi ancak Kovalainen Vettel’i geçemedi. Daha sonra Hamilton onu geçmeyi denedi. Bir şikanda zorlama bir şekilde şikanı bir miktar kesen Hamilton bu geçiş nedeniyle tekrar ceza aldı ve yarışı puansız kapattı. Kovalainen de 4.lüğe kadar yükseldi. Son turlarda Trulli’yi geçerek 3. olmak istedi ancak Trulli sert savunma ile buna müsade etmedi.

Britanya GP’sinde Kovalainen kariyerinin ilk pole pozisyonunu kazandı. Hamilton ise 4. oldu. Yağmurlu başlayan yarışta Hamilton iyi kalkış yaparak ilk virajı Kovalainenle yanyana döndü. Daha hızlı olan Hamilton kısa süre sonra takım arkadaşını geçti ve çok iyi bir performans ile 2.ye 68 sn fark atarak kendi seyircisi önünde kazandı. Kovalainen ise aracından iyi verim alamadı ve yarışı 5. sırada tamamladı. Bu sonuçla beraber Hamilton Raikkonen ve Massa’yla puanları eşitledi ve liderliğe ortak oldu.

Almanya’da Mclaren ve Hamilton’un yine üstünlüğü vardı. Pole pozisyondan başlayan Hamilton yarışı rahat lider götürürken bir anda güvenlik aracı girdi. Herkes pite girerken takım Hamilton’u çağırmadı. Daha sonraki bölümde yeterli farkı açamayan Hamilton pitin ardından 5. sıraya geriledi. Ancak bu Hamilton’u durdurmadı önce BMW pilotu Heidfeld’i geçti ardından takım arkadaşı kendi pozisyonunu Hamiltona bıraktı. Daha sonra liderliği paylaştığı Massa’yı geçti ve son olarakta güvenlik aracı periyodundan lider çıkan Piqueti geçerek mükemmel bir zafere imza attı. Böylece liderliği tek başına ele geçirmiş oldu. Kovalainen ise 5. oldu.

Macaristan’da tekrar Mclaren’in üstün olması bekleniyordu. Sıralama turlarında Hamilton 1 ve Kovalainen 2. oldu. Ancak startta Massa çok iyi bir kalkış yaptı ve ilk virajda Hamilton’u geride bıraktı. Massa’yı takip etmekte zorlanan Hamilton lastik patlatınca gerilere düştü. Yarışı sonuna kadar lider götüren Massa’nın motoru iflas edince galibiyet Kovalainen’e kaldı. Bu onun ilk galibiyeti idi. Hamilton ise 5. olabildi ama liderliğini güçlendirdi.

Hamilton Valencia’da çok güçlü olan Massa’yı durduramadı. Yarışı onun ardından 2. bitirdi. Kovalainen ise 5. oldu.

Belçika’da Hamilton yeniden pole pozisyonunu kazandı. Hafif ıslak pistte başlayan yarışta Hamilton liderliğini korusa da 2. turun başında ıslak olan ilk virajda spin attı. Çabuk toparlanan Hamilton liderliğini korusa da Eau Rouge çıkışında Raikkonen’in atağına karşı koyamadı. Böyle yarış boyu 2. sırada kalan Hamilton son turlara doğru Raikkonene yaklaştı. Bitime 3 tur kala hafifce yağmur  başladı ve  Hamilton farkı iyice kapattı son virajda da bir atak yaptı. Raikkonen sert bir savunma ile Hamiltona yer bırakmadı. Şikanı kesmek zorunda kalan Hamilton düzlüğe Raikkonen’in önünde çıktı ve start çizgisinde Raikkonen’in öne geçmesini sağladı. Ancak Kimi’in peşini bırakmayan Hamilton ilk virajda bir atak daha denedi ve Raikkonen’i tartışmalı bir şekilde geçmiş oldu. Yağmurun iyice artması ile  sondan bir önceki turda ilginç bir mücadele başladı. Kuru zemin lastiklerle ıslak pistte galibiyet mücadelesi veren ikili sık sık pist dışana taşarak birbilerini geçtiler. Ancak son viraja gelirken piste dönmeye çalışan Raikkonen bir anda kontrolü kaybetti ve bariyerlere çarparak yarış dışı kaldı.  Son turu rahat bir şekilde tamamlayan Hamilton yarışı kazanmış gibi görünse de yarış sonunda hakemler Raikkonen’i nizami olarak geçmediği için bir pitten geçme cezası verdi. Galibiyette kağıt üstünde Massa’ya kalmış oldu. Hamilton’da bu cezayla beraber 2. olarak sonuçlara yazıldı. Ancak bu karar F1 dünyasında çok büyük tartışmalara sebep oldu. Ayrıca takımdan gelen açıklamaya göre bu geçişin ardından yarış direktorunden bilgi alındığını ve bu geçişin onaylandığı söylendi. Ancak bu cezanın durumunu değiştirmedi. Kovalainen de olaylı bir yarış geçirdi son turda da vites kutusu arızası ile yarışı bıraktı.

İtalya sıralama turlarında Hamilton Q2 bölümünde yanlış lastiklerle piste çıktı. Lastiklerini değiştirdiğinde ise yağmur arttı ve Hamilton 15. olarak elendi. Kovalainen ise sıralama turlarında 2. oldu. Hamilton yarış içinde yükselsede ancak 7. olabildi. Kovalainen de pole den başlayan Vettel’in hızına ayark uyduramadı ve yarışı 2. sırada bitirdi. Bu sonuçla Massa ve Hamilton arasındaki fark 1 puana indi.

Singapur’da Massa’nın üstünlüğü vardı. Yarışı ikinci sırada götüren Hamilton güvenlik aracı nedeniyle pozisyonunu kaybetti. Ancak Massa’nın da pit stopta başına bir olay gelmişti. Hamilton 3. olaylı yarışı 3. bitirdi. Massa ise puansız kapattı ve fark yeniden açıldı. Kovalainen bu yarıştn puan çıkaramadı.

Japonya’nın Fuji pistinde Hamilton pole pozisyonunu elde etti. Raikkonen ikinci Kovalainen 3. Massa 5. oldu. Startta Raikkonen  iyi bir çıkış yaptı ve Hamilton’u hemen geçti. Hamilton da cevap vermek için Raikkonen’in iç tarafına girdi. Çok geç fren yapan Hamilton ve hemen arkasındaki Kovalainen dışta kalan Raikkonen ve Massanın virajı dönmesini engelledi. Karışan ilk virajda Ferrari pilotları geri düştü. Hamilton ve Kovalainen 3. ve 4. dönsede Hamilton bir sonraki virajda tekrar dışarı çıktı ve Massa’nın arkasına kadar düştü. Sonra ki turda şikana gelirken Massaya içten bir atak yaptı. Biraz dışta kalan Massa şikanın çıkışında Hamilton’un içinden girmeye çalıştı. Ancak içeride yeteri kadar yer kalmayınca ikili temas etti ve Hamilton spin atarak son sıraya düştü. Strateji değiştiren takım Hamilton’un puan almasını sağlayamadı. Kovalainen ise motor sorunu nedeni ile yarış dışı kaldı. Massa ceza alsada yarıştan 2 puan çıkardı.

Çin yarışında ise Hamilton güçlü bir performans ile hem pole pozisyonunu hem yarışı hemde en hızlı turu elde etti. Bu sonuça son yarışa 7 puan farkla lider gitti. Kovalainen ise mekanik sorun nedeniyle yarışı bitiremedi.

Geçen sezon şampiyonluğu Brezilya’da kaybeden Hamilton yine baskı altında gitti. Massa yarışı kazanırsa ki bu çok güçlü bir ihtimaldi, Hamilton en kötü 5. olmalıydı. Hamilton sıralama turlarında 4. oldu. Yarışın başlamasına bir kaç dakika kala aniden yağmur bastırdı. Hemen lastikler değiştirildikten sonra yarış başladı. Pistin kuruması ile lastikler yeniden değiştirildi. Bu sıralarda da Hamilton şampiyon olması için sınırlarda geziyordu. Temkinli bir şekilde rakiplerini geçerek güvenli bölgede kalmaya çalıştı. Yarışın sonlarına doğru 3. pit stop yapan Vettel Hamilton’un ardına düşmüş ve ona baskı yapıyordu. Vettel uzun süre Hamilton’u geçmeye çalıştı. Yarışın sonlarına doğru yağmur yeniden atıştırmaya başladı. Toyota pilotları dışında herkes pite girip lastik değiştirdi. Bu arada Glock pite girmediği için Hamilton’u geçmişti ve Hamilton 5. durumdaydı. 1 tur geriden gelen Kubica 1000 beygirlik bir araçla yarışıyormuş gibi rahatça Vettel’i ve Hamilton’u geride bıraktı. Bu geçiş esnasında Vettel de dengesi bozulan Hamilton’u geride bıraktı. Böylece Hamilton bitime birkaç tur kala 6.lığa gerilemiş şampiyonluğu kaybediyordu. Önündeki Vettel ise daha hızlıydı ve ona yetişmek için risk almak başka bir hataya sebep olabilirdi. Yağmur yavaş yavaş artarken takım Hamilton’a Glock’a yetişeceğini söyledi. Kuru zemin lastikleri kullanan Glock son turda çok zorlanıyordu. Massa damalı bayrağı şampiyon olarak geçti. Tüm Mclaren takımı olanları şaşkınlıkla izliyordu. Glock son sektorde oldukça yavaş kalınca son virajda Hamilton ona yetişti ve çok rahat bir şekilde onu geçti. Böylece elinden kaçırdığı şampiyonluğu yeniden yakalamış ve tarihin en genç şampiyonu olmuştu. Bu Mclaren’e de 9 yıl sonra pilotlar şampiyonluğunu getirmiş oldu. Aynı zamanda Hamilton F1’in ilk siyahi şampiyonu oldu. Ancak takımlar şampiyonası kazanılamadı.

Bu şampiyonluğun ardından Ron Dennis takım patronluğunu bıraktı ve Mclaren için yol otomobilleri projesini yönetceğini söyledi. Takım patronu ise takımın CEO’su Martin Whitmarsh oldu.

2009

2008’de son ana kadar şampiyonluk mücadelesi veren Mclaren takımı 2009 sezonuna yeterince iyi hazırlanamadı. Mercedes’in hazırladığı motor ve KERS sistemi iyi çalışsada aerodinamik anlamda büyük sorunlar yaşandığı testlerde ortaya çıktı.

Buna rağmen Hamilton 18. başladığı yarışı podyumda bitirecek kadar iyi performans gösterdi. Son güvenlik aracı periyodunda pist dışına çıkan Trulli’yi geçip sonra yol verince Trulli hakkında soruçturma açıldı. Hamilton hakemlere beni geçti diyip yol verdiğini sakladı. Trulli diskalifiye edilip Hamilton 3. ilan edildi. Ardından telsiz konuşmalarında Hamilton’nun yavaşlayıp yol verdiği anlaşıldı ve kasıtlı olarak hakemlere yalan söylediği için diskalifiye edildi. FIA bunu bir suç olarak kabul edip Hamilton’u dünya motor sporları konseyine sevketti. Ancak Hamilton özür dilediği için başka bir ceza çıkmadı. Kovalainen ilk turda kazaya karışıp puan alamadan yarışı kapadı.

Hamilton olaylı Malezya yarışından puan 7. olarak puan çıkardı. Kovalainen bu yarışta da spin atıp yarış dışı kaldı. Yağmurlu Çin yarışında Kovalainen 5. Hamilton 6. oldu. Agresif bir geliştirme programı izleyen Mclaren Bahreyn’e de yeni parçalarla geldi. KERS’in etkili olduğu bu pistte Hamilton 4. olarak güçlü bir sonuç aldı ancak Kovalainen sonuç alamadı. Sonra ki 4 yarışta Mclaren sürücüleri çok zor yarışlar geçirdiler ve gridin dibine demir attılar.

Ancak Almanya’ya takım büyük bir güncelleme ile geldi. Sıralamada 5. olan Hamilton çok iyi start aldı ve liderliğe kadar yükseldi. Ancak Webber’in ön kanadı Hamilton’un arka lastiğini patlattı ve Hamilton pite dönene kadar çok vakit kaybetti. Hamilton puan alamazken Kovalainen 8. oldu.

Macaristan’da sıralamada 4. olan Hamilton çok iyi yarış çıkarıp yarış içeriside Webber’i geçti. Önün deki  Alonso’ya da yaklaşan Hamilton onun pite girmesiyle liderliğe yükseldi. Yarışın geri kalanını da rahat bir şekilde götürüp sezonun ilk yarışını kazandı. Kovalainen 5. oldu.

Bir sonraki yarış Valencia’da Mclaren pilotlar sıralamada 1-2 yaptı. Yarışa da iyi başlayan Hamilton ve  Kovalainen kısa bir ilk bölüm tercih etmişlerdi. Barrichello ise daha uzun bölümler tercih etmiş ilk önce Kovalaineni geçip Hamilton ile galibiyet mücadelesi vermişti. Barrichello’dan önce pite giren Hamilton pitte de sorun yaşayınca beklenen pit çıkışı mücadelesi olmadı. Rubens rahatça liderliği ele geçirdi Hamilton 2. oldu. Raikkonen 3 Kovalainen 4.

Sonraki yarışta, Belçika sıralama turlarında Mclaren iyi performasn gösteremedi ve 2. bölümde elendi. Yarışın ilk turunda Hamilton bir kazanın ortasında kaldı ve bir aracın ona çarpmasıyla oda yarış dışı kaldı. Kovalainen ise 6. olarak 3 puan aldı.

İtalya’da Hamilton bir pole daha kazandı Kovalainen 4. oldu. Yarışı iyi götüren Hamilton 2. pitinin ardından tek pit yapan Brawn pilotlarının ardında kaldı. Son tur da önünde ki Buttona yetişmeye çalışan Hamilton aracın kontrolünü kaybederek yarş dışı kaldı. Kovalainen 6. oldu.

Hamilton Singapur’da bir pole daha kazandı ve yarışıda rahatça lider götürdü ve kazandı. Kovalainen de bu yarıştan 2 puan çıkarabildi.

Japonya’da Hamilton yarışa 3. başladı. Toyota ile girdiği 2.lik mücadelesini son pitler de kaybetti ve yarışı 3. pitirdi. Kovalainen sıralamda ceza aldığı yarışı 11. bitirdi.

Bu sefer Brezilya’ya psikolojik olarak rahat giden Hamilton yağmurlu sıralama turlarında 17. oldu. Ancak iyi bir yükseliş göstererek yarışı podyumda bitirdi. Kovalainen bu yarıştan da puan alamadı.

Son yarışta Hamilton yine güçlü bir performans yakaladı. KERS’in de etkili olduğu pistte pole pozisyonunu rahat kazandı. Yarışı lider götürürken önce KERS sonra fren problemi yaşadı ve yarışı bırakmak zorunda kaldı. 3 yıllık kariyerinde Hamilton ilk kez mekanik arıza nedeniyle yarış dışı kaldı.

Sezonun ikinci bölümünde gösterilen performans sayesinde Mclaren 1 puanla farkla Ferrari’yi geçti ve sezonu 3. sırada bitirdi. Hamilton ise pilotlar klasmanında 49 puanla 5. oldu. Kovalainen ise 22 puanla 12 oldu.

İki senelik beraberliğin ardından takım Kovalainen ile yolları ayırdı. 2009 dünya şampiyonu İngiliz Jenson Button ile anlaşıldı.

Ayrıca takım için önemli bir gelişme ise Mercedes ile yolları ayırmış olmaları. Mercedes şampiyon olan Brawn GP’yi satın aldı. Mclaren’deki %40 hissesini Mclaren’e geri satacak. Ancak 2015’e kadar da motor sağlamaya devam edecek. Mercedes’in Mclaren’i tamamen satın almak istediği biliniyordu ancak Mclaren buna yanaşmadı. Daha sonra da iyi durumda olan ve satın alınmaya hazır olan Brawn GP’yi alma yoluna gittiler. Bu karardaki önemli bir sebep de Mclaren’in kendi yol otomobilini üretmek istemesi ve bunda da Mclaren’in kendi ürettiği motorun kullanılması gösteriliyor. Bir başka söylenti de Mclaren’in takım içinde yeterli söz sahibi olamaması ve Alman pilot yarıştıramaması. Tüm bunların sonucunda bu ayrılık gerçekeşti. Şu anda Mclaren’in güç olarak bir şey kaybetmediği düşünülsede Mercedes’ten bütçeye gelecek üç haneli milyon dolarlar artık olmayacak.

 

2010

Mclaren 2010 için en agresif tasarımlardan birisini yaptı. Oldukça uzun olan araç farklı bir köpek balığı motor kapağı kullandı. Bu kapak içinden bir kanal arka kanadın arkasına hava geçişi sağlıyordu. Sezon başlamadan önce Red Bull patronu kanadın yasal olup olmadığının kesinleştirilmesini istedi. Son testlerde Mclarenin hem uzun sürüşlerde hem de tek turda iyi performans gösterdiği görüldü. Şampiyonluk için 4 adaydan birisi de Mclaren olarak görülüyordu.

2010 sezonunda Mclaren, Red Bull kadar hızlı değildi ancak daha güvenli ve yağmur şartlarında daha iyiydi. Kullandığı F-kanalı yardımı ile performansını arttırdı ve ilk yarıda işler iyi gitmesine rağmen sezonu; Avustralya,Çin,Türkiye, Kanada ve Belçika yarışlarını kazanarak, genel sıralamada Red Bull’un ardında 454 puanla 2. sırada bitirdi.

 

 

 

Kategoriler
Takımlar

Red Bull

Yarış Pilotları Sebastian Vettel Mark Webber  
Test Pilotları      
Takım Patronu Christian Horner Teknik Sorumlu Adrian Newey
Yarış Müh. Vettel Guillaume Rocquelin Yarış Müh. Webber Ciaron Pilbeam
Şasi RB7 Motor Renault
Merkez Milton Keynes  İngiltere  
Sponsorlar  
Katıldığı Yarış 107 Kazandığı Yarış 15
Pole Pozisyon 20 En Hızlı Tur 6
Toplam Puan 754.5 Pilotlar Şampiyonluğu 12
Markalar Şampiyonluğu 1 İlk Yarış 2005 Avustralya GP


   
       

  Red Bull Racing takımı Avusturyalı içecek firması Red Bullun sahip olduğu 2 Formula1 takımından birisi.Red Bull takımının sorumlusu Christian Horner.

Tarih

Red Bull takımı enerji içeceği firmasının 2004 sezonu sonunda Ford firmasının Formula1den çekileceğini açıklaması üzerine Jaguar Racing takımını satın alması ile kuruldu.15 Kasım 2004te anlaşma açıklandı.Haberlere göre Jaguar takımı Red Bulla 110 Milyon dolara satıldı.Takım 2005te Coswort motorlar ile yarışmaya devam etti.

Red Bull takımı kendi Formula1 takımını kurmasının ardından uzun süredir ortak çalıştıkları Sauberden ayrılmak zorunda kaldı.Takım Formula1de yeni olsada genç pilotların yetişmesi üzerinde önemle duruyor.Red Bullun sponsor olduğu pilotlar arasında Christian Klien ve Vitantonio Liuzzi gibi isimler bulunuyor.Red Bull ayrıca Formula1’in alt kategorisi olan GP2 serisinde bir çok pilot ve takımada sponsorluk yapıyor.

2005

Red Bull takımının ilk şasisi RB1 olarak adlandırıldı.Takımın başına Mclarenin deneyimli pilotu David Coulthard getirildi.Coulthardın deneyimleri ile yeni olan takıma faydalı olacağı düşünüldü.

Red Bull takımı 2. aracına kendi pilotlarından birisini koymak istiyordu kuşkusuz.Christian Klien 2004te Jaguar ile de yarışmıştı ancak Klien 2. koltuğu 2004 F3000 Şampiyonu Liuzzi ile paylaşmak zorunda kaldı.Red Bull takımı yarış yarış pilotların değişeceğini açıklamıştı ancak genel olarak sezon boyunca Christian Klien daha fazla koltuk buldu kendisine.

Red Bull ilk yılına rağmen oldukça başarılı giriş yaptı Formula1’e.Neredeyse sezonun büyük bölümünü 6. sırada götüren Red Bull takımı sezonun son bölümünde atağa kalkan Bar Hondaya geçilmişti.Takım ilk senesinde Jaguar takımının 2003 ve 2004te topladığı puanlardan fazlasını topladı.2003 ve 2004te Mclarende kötü sezon geçiren David Coulthardda henüz kendisinde işin bitmeiş olduğunu gösterdi.Red Bull takımı sezon boyunca neredeyse sürekli puan alan takımlar arasında yerini almıştı daha ilk senesinde.David Coulthard sezon sonunda 24 puan toplamışken Christian Klien 9 puan kazandı ve Vitantonio Liuzzide 1 puan elde etmişti.

2006

Red Bull takımı 23 Nisan 2005te 2006da Ferrari motoru kullanacağını açıkladı.Kuralların değişmesi ile hem Ferrari hemde Red Bull aynı özellikte motorları kullanacaktı(2.4 lt V8).

Takım 2007 sezonu için başarılı dizayncı Adrian Neweyi bünyesine katarak büyük bir iş çıkarmış oldu.

Red Bull’un RB2 aracı ilk piste çıktığı günlerde soğutma problemleri ile karşı karşıya kalmıştı ancak ilerleyen testler sonucunda takım bu sorunun çözümünü bulmayı başardı.

Takım Monaco yarışında Superman Filmi logoları ile yarıştı ve David Coulthard bu yarışta finish çizgisini 3. geçen isim oldu ve böylece Red Bull takımı ilk podyum zaferine ulaşmış oldu.İlginç olan o ki takımın daha önceki sahipleri Jaguar ve Stewart Grandprizte ilk podyum zaferlerini bu pistte kazanmıştı.

Takım 2006 sezonunu Williams takımının 5 puan önünde 16 puan ile 7. sırada tamamladı.David Coulthard 14 puanla pilotlar klasmanında 13. olurken takımdan sezon bitmeden ayrılan Christian Klien 2 puan ile 18. oldu.Klienin yerine gelen Robert Doornbos ise puan kazanmayı başaramadı.

2007

2007 sezonunun takım için büyük adım olması bekleniyor. Adrian Newey’in dizaynı RB3’ten çok şey bekleniyor onun son eseri Mclaren MP4 21’in rekabetten uzak görünmesine rağmen. Neweyin zorlamaları ile takım 2007 sezonunda Ferrari ile olan anlaşmasını bitirip Renault motoru kullanmak için anlaşmayı başardı.

Red Bull takımı 2007’de David Coulthard ile devam edecek ve ona Avustralyalı pilot Mark Webber eşlik edecek. Mark Webber son 3 yarışta Christian Klienin yerine geçen Robert Doornbos’un koltuğunda olacak.

Sezona Adrian Newey’inin tasarladığı RB3 şasisiyle başlayan Red Bull, motor tedarikçisi olarak da Ferrari’den ayrılıp Renault ile işbirliğine başladı.

Sezona dayanıklılık sorunlarıyla başlayan Red Bull, ilk beğ yarışta sadece dört aracını finishe getirerek ancak yüzde % 40’lık bir oran tutturabildi.

Sezonun ilk yarışlarında tecrübeli pilot David Coulthard takım arkadaşı Mark Webber’e üstünlük kurarken, takım olarak en iyi performansı yağmurlu Nurburgring yarışında 10 puan toplayarak geçirdiler. Mark Webber bu yarışta çüncü olarak podyuma çıksa da sezon sonunda takım arkadaşının gerisinde kaldı. Genel olarak bekleneni veremeyen Red Bull’da her iki pilot da sekizer kez yarış dışı kalarak özellikle dayanıklılık sorunlarıyla uğraştılar.

2008

Redbull takımı aynı sürücü dizilimi ile devam etti. Newey’in Redbull için tasarladığı ikinci araç büyük ölçüde dayanıklık sorunlarını aşmıştı. Ancak hız olarak orta grubun ön bölümünde yer alamadılar. Önceki seneden fazla puan alsalar da sezon sonu sıralamada 2 sıra geride bitirdiler. Ancak Redbull’un B takımı Toro Rosso çok benzer bir şasi ve güçlü Ferrari motoruyla sezonun flaş ekibi olmuş bir de yarış kazanmıştı. Renault’un zayıf motoru da takımın daha ileri gitmesine engel olduğunu söyleyebiliriz. Takım zorlu orta grupta yer almasına rağmen istikrarlı bir biçimde çoğu yarıştan puan çıkardı. Mark Webber 9 yarıştan en iyi derecesi 4. lük olarak toplam 21 puan kazandı. David Coulthard ise sadece iki yarıştan 8 puan alsa da olaylı Kanada GP’sinde podyuma 3. olarak çıkı. Takım da 29 puanla sezonu 7. bitirdi.

2009

2008 sezonunun sonunda Coulthard emekli oldu. Onun yerine Toro Rosso’da yıldızlaşan Vettel getirildi.

2009 Red Bull takımı için bir dönüm noktası oldu. Kuralların ve buna bağlı olarak da araçların büyük ölçüde değiştiği sezona Newey gridin en iyi araçlarından birisini hazırladı. Diğerlerine göre agresif radikal ve yenilikçi olan araç şampiyonluk mücadelesi verdi.

Sezon başında 6 takımla beraber Red Bull da kural açığından faydalanıp önemli bir avantaj sağlayan çift katmanlı difüzör kullanıcısı 3 takımı protesto etti. Ancak FIA bunun yasal olduğunu kabul etti. Diğer takımların da benzer bir difüzör hazırlaması uzun zaman alacaktı. O zamana kadar bu takımlarla sadece RedBull’un RB5 aracı mücadele etti.

Brawn GP araçlarının ilk yarışları domine etmesine rağmen Red Bull aracının tam potansiyeli ortaya konulamadı. İlk yarışta Vettel 2. olacakken kazaya karıştı ve 2. yarışta da spin atıp yarış dışı kaldı. Yarıda kesilen 2. yarış Malezya’da ise Webber ancak 6. olabildi.

Yağmur Çin yarışında ise aracın hızı ortaya çıktı. Vettel ve Webber 1 ve 3. olarak başladıkları yarışı duble yaparak tamamladılar ve en yakın rakipleri olan Brawn GP araçlarından 45. sn önde bitirdiler.

Bahreyn’de Red Bull aracı yine hızlıydı. Webber sıralamada çok geride kaldığı için puan alamadı. Vettel ise 3 turluk yakıt avantajına rağmen şampiyonadaki rakibi Button’un önünden 3. sırada başladı. Ancak startta Hamilton ve Button’a geçildi. Vettel ise yarışın ilk bölümünde Hamilton’un arkasında ikinci bölümde ise Trulli’nin arkasında kalarak Button’a yaklaşamadı. Ama yarışı 7 sn geride 2. olarak bitirdi.

İspanya’da da benzer bir senaryo yaşandı. Button’ın arkasında 2. sırada başlayan Vettel startta Rubens ve Massa’ya geçildi ve uzun süre Massa’nın arkasında takıldı. Arkalarındaki Webber daha erken pite girerek her ikisini de geçerek 3. oldu Vettel de 4. olarak bitirdi.

Monaco’da Vettel 4. başladığı yarışta ilk virajda bariyerlere çarparak yarış dışı kaldı. Webber’de 8. başladığı yarışta ancak 5. olabildi.

Türkiye’de Vettel pole pozisyonunu kazansa da ilk turda hafif pist dışına çıkarak en önemli rakibine geçildi. 3 pit stratejisine dönen Vettel stratejinin çalışması için Button’a atak yapamadı ve pitlerden sonra takım arkadaşına da geçildi ve 3. olarak podyuma çıktı.

Britanya GP’sinde ise tam bir Red Bull fırtınası yaşandı. Vettel 1. Webber 3. olarak başladı ve yarışı da Vettel’in galibiyeti ile duble yaparak  bitirdiler. Yarışı kazanan Vettel Brawn GP pilotu Barrichello’nun 41 sn önünde bitirdi.

Bir sonraki yarış Nurburgring’de de benzer bir performans izledik. Bu sefer Webber 1. sırada başladı ve Vettel 4. sırada başladı. Webber startta ki agresif tutumu nedeniyle pitten geçme cezası alsa da yarışı 1. olarak bitirdi. Vettel ise ilk bölümde 8. sıradan kalkan Massa’nın arkasında kaldı. Bu nedenle Webber’in cezasını değerlendiremedi. Ancak yarışı 2. sırada bitirmeyi bildi.

Macaristan’da 2. sırada başlayan Vettel süspansiyon problemi sebebiyle yarış dışı kaldı. Webber’de 3. sırada kalkmasına rağmen yarış içinde Hamilton’a pitstoplarda Raikkonen’e geçilerek 3. oldu. Böylece puan olarak Vettel’in önüne geçmiş oldu.

Valencia’da Webber 9. sırada  başladığı yarışta pozisyon kazanamadı ve o şekilde bitirdi. Vettel ise 4. başlamıştı ancak motor sorunu nedeniyle yarışı bitiremedi.

Belçika’da Webber yine 9. sırada başladı. Pit alanın da ki agresif tutumu nedeniyle tekrar bir pitten geçme cezası aldı ve yarışıda 9. bitirdi. Vettel’de yarışa 8. başlamıştı ve yarışı iyi bir performans ile 3. sırada bitirebildi.

Turkiye GP’sinden sonra lastik ısıtma sorunu yaşayan Brawn takımı 5 yarış çok zayıf performans göterdi. Şampiyona lideri Button bu 5 yarışta sadece 11 puan kazanabildi. Diğer Brawn sürücüsü Barrichello ise 15 puan topladı. Buna karşılık Vettel sadece 14 Webber de 16 puan toplayabildi. Yani Brawn GP’nin oldukça zayıf kaldığı bu dönemi Red Bull iyi değerlendiremedi diyebiliriz.

İtalya’da Brawn GP geri dönerek duble yaptı. Mercedes motorunun gücü yarışa damgasını vururken Vettel 9. başladığı yarışta 8. olabildi. 10. başladığı yarışın ilk turunda kaza yaptı.

Brawn pilotlarının zayıf kaldığı bir başka yarış Singapur’da Red Bull pilotları iyi performansa rağmen çok iyi sonuç alamadılar. Vettel 2. başladığı yarışta 2. sıraya düştü ardından da pitte hız limitini aştığı için ceza aldı böylece gerilere düşen Vettel ancak 4. olabildi. Webber de fren sorunu nedeniyle son turlarda bariyerlere çarparak yarış dışı kaldı.

Red Bull’un çok güçlü olduğu bir başka yarış ise Japonya’ydı. Vettel Britanya’dan beri ilk kez kazandı. Webber ise bir sorun nedeniyle 19. başladı ve sorunlar yarıştada devam etti bu yarışı da puansız kapattı. Brawn pilotları 7 ve 8. oldu.

Brezilya’da yağmurlu sıralama turlarında Vettel 15. oldu.6 yarıştır puan alamayan Webber 2. başladığı yarışı rahat kazandı.Vettel de yarış içinde iyi yükseliş gösterdi ve 4. oldu. Button’da iyi bir performans ile 5. olarak şamipyonluğunu ilan etti. Aynı zamanda Brawn da takımlar şampiyonu oldu.

Son yarışta ise 2. ve 3. sıradan kalkan Red Bull pilotları Hamilton’un yarış dışı kalması ile rahat bir duble yaptı. Son turlarda şampiyon olan Button Webber’e ciddi ataklar yaptıysa da Webber iyi savunmayla 2.liğini korudu.

Böylece Red Bull takımı tarhinin en iyi sezonunu geçirmiş oldu. 4 yarış Vettel 2 yarışta Webber kazandı. Vettel şampiyonada 2. oldu. Sezon ortasına kadar Vettel ile başabaş giden Webber ise ikinci yarıda 6 yarış puan alamaması sebebi ile şampiyonluk yarışında geride kaldı ve sezonu 4. bitirdi. Red Bull 6 galibiyet 10 podyum 153,5 puan ile sezonu 2. sırada bitirdi.

2010

2010 senesinde çoğu araç geçen senenin Red Bull aracından oldukça ilham almış göründü. Geçen sene güçlü bir sezon geçiren genç takım 2009’da yapılan hataların tekrarlanmayacağını ve bu sene de şampiyonluk mücadelesi vereceklerini söyledi.

Red Bull bu sene için güçlü Mercedes motorunu kullanmak istemişti. Ancak Mercedes’in diğer takımlarla olan anlaşması sebebiyle bu anlaşma yapılamadı. Renault ve Cosworth motoru arasında kalan Red Bull en son yakıt tasarufundaki avantajı nedeniyle Renault’da karar kıldı.

Red Bull sezon başında favori gösterilen 4 takımdan birisiydi.

Sezona damgasını vuran Red Bull 498 puan ile markalar klasmanında ve Sebastian Vettel ile pilotlar klasmanında şampiyonluğu tattı.