Kategoriler
Manşet Özel İçerik

Adminlere Sorduk Bölüm 3: İşler Güçler

Yeniden merhabalar. Yazıyı adminlere yazdırıp kendime içerik kastığım 🙂 üçlemenin son bölümüne hoş geldiniz. İlk iki bölümde site adminlerimize 2015 sezonu yorumlarını ve 2016 sezonundan beklediklerini sormuştuk ve kişisel fikirlerini almıştık. Bu söyleşileri kaçırdıysanız yukarıdaki linklere tıklayarak okuyabilirsiniz.

Tutkunu olduğunuz bir şey üzerine çalışmak harika bir şey, verdiğiniz emeklerde daha özverili olabildiğiniz başka bir iş olmuyor. İşinizi severek yaparsınız ve sizin gibi bunu sevenlerle aynı ortamdasınızdır.

Ancak spor sitesi gibi taraftarların bulunduğu bir ortamı yönetirken tutkunuzu biraz sınırlamanız gerekiyor sanırım. Haber çevirileri ve analizler yapıyorsunuz ve hakkında yazdığınız takım veya pilot hakkında elbette bazı kişisel düşünceleriniz oluyor. Mesela bir grup insanın bir pilotu övdüğü bir haberi çeviriyorsunuz, ama aslında o pilottan nefret ediyorsunuz… İşte burada işin içine profesyonellik giriyor ve o pilotun taraftarlarının mutlu olacağı düşüncesiyle sağlıklı bir çeviri yapmaya devam ediyorsunuz.

Bunları nereden mi biliyorum? Zamanında dergide çalışırken Intel-AMD kavgalarının en yoğun olduğu dönemde yazılar yazıyordum. Intel üzerine yazılan bir yazı kendi taraftarının hoşuna giderken AMD’ciler kuduruyordu. Tam tersi de aynı şekilde geçerliydi. Derginin baskısı ile (neden olduğunu tahmin edersiniz, malum duygusal…) o zamanlar (Athlon XP zamanları, pehhh) bir AMD fanı olarak bol bol Intel’i öven yazılar yazdım, sevildi de. Sonra bir GIGABYTE anakart incelemesi yazım yüzünden sepetlediler de kurtuldum 🙂

Bu bölümde adminlerimize sitenin gidişatı hakkında sorular yöneltiyorum. Gelecekte neler planlıyorlar, mevcut durumdan ne kadar memnunlar, yorumcular yani biz hakkında neler düşünüyorlar, neyimizi beğeniyor, neyimizi beğenmiyorlar sordum. Kendilerinden de açık ve rahat cevaplar vermelerini istedim. Buyrun…

 

Öncelikle sizleri biraz tanımalıyız. Görünüşe göre keyifli bir iş bölümüyle çalışıyorsunuz. Sitede öncelikli olarak neyden sorumlu olduğunuzu belirtebilir misiniz?

Hasan: Genel yük Abdullah ve Kemal’in üzerinde. Ben zaman zaman makale ve haber çevirileri ile yardımcı olsam da genellikle yorum denetimi ile ilgileniyorum. Bunun yanında Günün Fotoğrafı ve Günün Videosu bölümleri benim sorumluluğumda.

Kemal: Ortamımız gayet keyifli. Azız ama özüz diyebilirim. siteye yaklaşık olarak 2012’de katıldım. Ondan önce çeşitli yazılar yazardım. O dönemde sitede editör açığı vardı. Yabancı dilim de olduğu için siteye bir katkım olsun istedim ve haber çevirilerine başladım. Haberlere odaklanınca yazı yazmayı bırakmak zorunda kaldım tabi. Şuan sitede hemen hemen her işe bakıyorum. Genel olarak haber çevirileri ile ilgileniyorum. Günlük en az 10-15 haber yapıyorum. Geçtiğimiz yıl bir günde 38 haber girdiğim oldu. Sonuçta burası “Türkiye’nin En Güncel Motor sporları Sitesi” sloganını taşıyor. Her haberi hızlı ve güncel şekilde yapmak zorundayız. En azından ben böyle düşünüyorum. Örneğin birkaç yabancı kaynağa bakıp kendime iki üç haber belirliyorum, bunları yaparken yenileri çıkıyor. Onları yaparken yenileri çıkıyor. 3-3-3-3 derken bir bakıyorsun 2 saatte 15 haber yapmışsın. Haber çevirileri dışında her gün günün pilotu ve aracını seçiyorum. Bu benim epey zamanımı alıyor. Haber yapmaktan daha zahmetli. Yabancı dil sayesinde haberleri hemen yapıyorsun ama günün pilotu ve aracında ekstradan araştırma yapmak gerekiyor. Bilgileri teyit edip yanlış bilgi vermemek gerekiyor. 1 günün pilotu ve aracını yaptığım vakitte 4 haber çevirebilirim mesela. Bunun dışında siteyi geliştirmek için çalışıyorum. Örneğin sitenin sayfaları ile uğraşıyorum. Mesela geçen yıl detaylı bir pilot sayfası, pist sayfası, takım sayfası ve Pirelli sayfası hazırlamaya çalıştım. Bu yıl sayfa açısından pek bir şey yapamadık. Çünkü haberlerden vakit kalmıyor. Eğer sayfalardan da arta kalan vaktim olursa onda da eskiden yaptığım gibi yazı yazmaya çalışıyorum. Uzun analizler oluyor onlara bakıyorum. Mesela ‘Baba-Oğul’ Formula 1 pilotları hakkında bir yazı yazacaktım kısmet olmadı daha. Şimdi UmutBg adlı arkadaşım ile Michael Schumacher’in kariyeri hakkında detaylı bir çalışma içerisindeyiz. Boş vakitlerimizde ona bakıyoruz. Güzel bir yazı olacak, umarım kısa süre içerisinde sizlerle buluşturabiliriz.

Abdullah: Sitenin kurucusuyum. Kurduğum günden beri her türlü sistem işlerini pek anlamasam da okuyarak, araştırarak, bozarak ve para harcayarak yapan kişiyim. Tabi bunun yanında haber ekibinin başında yer alan isimlerden birisiyim. Bazen fotoğraf, video falan da ekliyorum. Çok nadiren de olsa yorumlara bakıyorum.

Soner: Sanırım uzun süredir sitenin en etkisiz elemanı benim. Bazı sağlık sorunları nedeniyle burada etkin şekilde bulunamıyorum. Bu dönemlerden öncesindeyse sitede foto galeri girişlerini yapar, girilen içeriklerin yazım yanlışlarını kontrol eder ve özellikle ileti kontrolünü sağlardım.

Şu sıra ise tekrar eski performansıma yaklaşabileceğimi düşünüyorum. 2016 sezona sitede bazı yeni oluşumlar için projelendirme yapmaya çalışıyorum. Çok yavaş ilerliyoruz ama ilerliyoruz.

Erdim: Okuduğum bölümden ve çocukluktan beri gelen bir sebepten teknik bölümüyle uğraşmaktayım.

Didem: Foto-Galeri gayet memnunum işimden 🙂

 

Geçtiğimiz sezon Almanya GP’sinin yapılmamasıyla 19’a düşen ancak yine de yoğun bir yarış takvimi izledik. 2016’da ise 21 yarışlık dev bir takvim bizi bekliyor. Yarışların artması sizin için iyi mi, yoksa kötü mü?

Hasan: Sezondaki yarış sayısının artması sosyal hayatı fazla olmayanlar için harika olabilir, ancak ilgilenmesi gereken birileri olan, bolca arkadaşı olan veya gezmeyi sevenler için takibi zorlaştırıyor. Üst üste yapılan yarışlar, özellikle de günün tam ortasında yapılıyor oluşu tüm günü mahvediyor.

Bizim için işler daha da kötü. Yarış bittikten sonra çıkan haberleri hızlıca hazırlamak ve bu süreçte yarışın heyecanı ile yazılan onlarca, bazen yüzlerce yorumu kontrol etmemiz gerekiyor. 2 saat kadar sürmeyen bir yarışın site adminlerine maliyeti en az 8 saat.

Kemal: Benim için çok kötü oldu. Eminim editör arkadaşlarım için de durum aynıdır. Hepimiz bu işi hobi olarak yapıyoruz sonuçta. Boş vakitlerimizi değerlendirmek, eğlenmek için. Ama bu iş bazen öyle bir noktaya geliyor ki ailene vakit ayıramıyorsun. Bilgisayar başından kalkamıyorsun. Yarış sayısının 21’e çıkması demek, 21 hafta sonu evde oturmak zorundasın demek. Yılda 52 hafta var. Birde MotoGP izliyoruz, onunla ilgili yapılacaklar var. Ondan da gelsin 18 hafta. 39-40 hafta boyunca hafta sonu dışarı çıkamıyorsun. Çıksan bile aklın burada kalıyor. Siteye katılmadan önce yarışlar niye az, 25 yarış olsun bir şey olmaz diyordum. Siteye katıldıktan sonra 19 bile çok gelmeye başladı. Şimdi 21 oldu! İzlemek güzel, ama yarışı izledikten sonra haber yapmak zorundayız. Sizlere hizmet etmek zorundayız. Yorumları kontrol eden arkadaşlarımız yarış bitiminde hemen kontrole başlamak zorunda. Cuma ve cumartesi de durum aynı. İşten çıkıp hemen haberlere atlıyoruz. Kolay bir iş gibi görünse de yoğun tempo insanı yoruyor. Sürekli evde olsak ve tek işimiz bu olsa 40 yarış olsun bir şey olmaz. Ama işten sonra gelip bir de haber yapınca insana bir bunaltı geliyor.

Abdullah: Değil. Eğriye eğri doğruya doğru ben bıkıyorum. Gayet bıktım hatta. Hobi mobi, bu kadar emek verdik nasıl bırakırız derken neredeyse 10 seneyi tamamladık ama cidden yoruldum. O yüzden hafta sonlarımızın bu kadar dolu ve stresli geçmesini istemiyorum. Daha az yarış olmasını ve özellikle art arta yarışların olmamasını tercih ederim.

Soner: Yarışları izlerken duyduğumuz keyif giderek azalıyor aslında. Soruyu bu yönden yanıtlayacaksak, hayır yarışların artması iyi bir şey değil.

Ancak şöyle bir durum var, TRF1’in yerine getirdiği bir görev de hepimizin yarış ile ilgili konuşabilmesini sağlıyor olması. İnsanlarla yakınlık kurabilmemiz ilgi duyduğumuz ortak konular üzerinden giderek sağlanabiliyor. Bu sayede iyi vakit geçirebileceğimiz birçok insan ile tanışabiliyoruz.  Tabi bu olay yarış sonrası haber altlarında her zaman bu kadar iyimser bir seyir izlemiyor. Bazı üyelerimiz diğerlerine uzak olmanın verdiği güven duygusu ile olsa gerek, bizi zorlayabiliyorlar. Biliyorsunuz, kontrol altına alınması gereken ortamlar oluşabiliyor.

Uzun zamandır bizim için daha çok yarış, daha çok kontrol demek. Bunu istediğimden emin değilim.

Erdim: Her yarış yapıldığı için güzel değildir. Bazı yarışlar var saatlerce sırası değişmeden heyecansız gidiyor. Yani yeni pistlerden bazıları çıkartılarak 21 yarışlık daha heyecanlı takvimlerde oluşturulabilir. Ama biliyorsunuz ki Bay E. buna izin vermez…

Didem: Çevirmen arkadaşlara göre en basit işi yaptığım için pekte kötü değil yarışların fazla olması.

 

Site olarak neleri doğru yaptığınızı düşünüyorsunuz? Şu konuda üstümüze yok dediğiniz alanlar neler?

Hasan: Hızlı haber ve bol makale çevirisi yapmak en iyi olduğumuz alandır.

Kemal: Site olarak hemen hemen her şeyi doğru yaptığımıza inanıyorum. Ama herkesin bir zayıf yönü vardır. Güçlü yanlarımıza gelirsek, günde ortalama 20-25 haber yapıyoruz. En güncel haberleri şuana kadar biz yaptık ve yapmaya da devam ediyoruz. Ben gün içerisinde 10’ar dakika arayla yabancı kaynakları inceliyorum. Gözüm hep haberlerde. ‘Yeni bir şey mi çıktı? Aman site boş kalmasın.. Yorumcularımız haber bekliyordur..’ gibi şeyler geçiyor aklımdan. Günün Fotoğrafı, Günün Videosu, Günün Pilotu, Günün Aracı gibi ekstra haberleri rutinleştirdik. Bu da bizim artımız diye düşünüyorum. Günün fotoğrafı sayesinde eğlenebilir, video sayesinde eskileri hatırlayabilir veya güncel kalabilir, günün pilot sayesinde eski pilotlar hatırlayabilir, günün aracı sayesinde yeni şeyler öğrenebilirsiniz. Editör kadromuzun da birbirine bağlı olması ve bu işi gönülden yapması bizim en büyük üstünlüklerimizden birisi. Yorum konusunda Hasan ve Soner’in iyi iş çıkarttığını düşünüyorum. Zaman zaman tartışmalar yaşanıyor ancak bunlar çok normal.

Abdullah: Birçok yanlışımız, hatamız vardır. Doğru yaptığımız şey istikrarlı olmamız. Editör bölümünde kurulduğumuzdan beri birçok değişiklik olsa da bir şekilde, ben buna ilahi bir güç de var diyorum, siteyi ayakta tutmayı başardık. Üstümüze yok diyebilmem için yaptığımız şeyleri sürekli aynı işi yapanlarla kıyaslamamız lazım ancak öyle bir durum söz konusu değil. Ama genel olarak yaptığımız işle, internetin yükseldiği dönemde almak isteyene iyi bilgiler verdiğimizi, haber olarak nirvanaya ulaştığımızı söyleyebilirim. Normal haber siteleri bile büyük ölçüde copy-paste ile bu sayıda haber yaparken bizim günlük 50 özgün içeriği aştığımız günler oluyor.

Soner: Haber girişlerine hiç karışmıyorum ve abartmadan söyleyebilirim ki, çalışma arkadaşlarımın sizlere ulaştırdığı içerikler gerek sayısı, gerek size ulaşma süresi, gerekse nitelikleri açısından çok yüksek bir çıtaya sahip. Kaldı ki bu içerikler sosyal yaşantıdan kısılarak oluşturulabiliyor. Bu çabaların karşısına mali bir değer koymak çok zor.

Birbirinizle daha rahat konuşabilmesin için yaptığımız çalışmalar da var.

Pek gözünüze gelmeyen “Günün Aracı” ve “Günün Pilotu” da inanın özenle seçiliyor. Örneğin bunlar biraz daha gözünüze gelse, araçlar ve pilotlar hakkında bulabildiğimiz bilgileri bile gireriz oraya.

Erdim: Resmi olan haberlerin çoğunun 2 – 4 dakika arasında eklenmesi. Kısacası her haber çok kısa aralıkla eklenmekte.

Didem: Yarış hafta sonu boyunca gereken tüm Fotoları zamanında siteye ekliyorum. Onun dışında üstüme yoktur diyebileceğim bir alan yok açıkçası.

 

Peki eksikleriniz? Memnun olmadığınız alanlar elbette mevcuttur. Bu eksik alanlar ve sebepleri hakkında bilgi verebilir misiniz?

Hasan: Web sitesi altyapısı sürekli gelişen ancak bazı duygusal sebeplerden dolayı kesin çözüme kavuşturamadığımız bir eksiğimiz. Hepimizin birer işi olduğu için de şirketleşemememiz de buna dâhil edilebilir.

Kemal: Zayıf kaldığımız nokta belki mobil sürümümüz olabilir. Ben bu konulardan pek anlamıyorum, Abdullah bakıyor bu konuya. Elinden geldiğince bir şeyler yapıyor. Yakında bu konuya el atacaktır. Bir de tabi Twitter ve Facebook gibi ağları yeterince kullanamıyoruz. Çünkü bu işlere bakabilmek için yeterli vaktim/vaktimiz yok. Geçenlerde biraz etkin olmak için uğraştım ama rutin şekilde bunu yapmak çok zor. Çünkü zaman alan bir iş. Hem iş yap, hem haber yap, yazı yaz bir de sosyal ağa bak olmuyor yani.

Abdullah: Taraflı olduğumuzu iddia edenler var. Bu iddiaların olması bazı şeyleri eksik yaptığımızı gösteriyor olabilir ancak gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki bir taraflılık söz konusu değil. Bu tür şikâyetlerde bulunan arkadaşlar genelde belli taraftar grupları. Yorumlarda bazen anında müdahalede bulunmak zor oluyor ve saçma sapan yorumlar bir süre ortada kalıyor. Ya da istem dışı, insanlık hali gözden kaçıyor. Bazen de yönetici arkadaşların bir “birey” olarak yaptığı yorumlar farklı yönlere çekiliyor.

Mobil cihazlara uygulama açısından eksiğiz. Bir türlü yaptıramadım gerekli uygulamaları. Sebep olarak iş bilmemezlik, vakit ve nakit bulamamazlık diyebilirim.

Bir de tüm motor sporları ve Türkiye motor sporları alanında eksiğiz. O da kaynak ve ekip kısıtlılığından kaynaklanıyor. Zamanında Türkiye’deki yarışlara giden arkadaşlarımız da vardı ancak bunlar çok zorlu, yorucu ve maddi anlamda gereksinimli şeyler.

Soner: Bana göre bu sitenin tek eksik yanı para kazanmıyor oluşu. Para kazanmak derken sitenin kendi masraflarını çıkarmasından değil de, görev yapan her arkadaşın aklını çelebilecek bir kazançtan bahsediyorum.

Maddi bir kazancın olmaması bugüne dek bu siteyi gönüllülük esasına göre ayakta tuttu. Şimdiye kadar da gayet iyi gitti. Bu seyrin sürmemesi için hiçbir neden de yok.

Önceleri, gelebilecek muhtemel bir kazancın bu amatör ruhu baltalayabileceğine dair bazı şüphelerim vardı, artık yok. Hiç kazanç sağlamadan bu sitenin başardıklarına baktığımda, para kazanan bir site olursa yapabileceklerini düşünmeden edemiyorum.

Erdim: Kendi açımdan eksiğimi söyleyeyim. Aslında teknik çok geniş bir alan hatta o kadar geniş ki bazen ben bile neye baktığımı şaşırabiliyorum. Ancak bazı günler o kadar az bilgiye ulaşıyorum ki teknik alanda çok az haber paylaşılabiliyor.

Didem: Daha fazla sitelerden kaliteli, farklı fotolar bulamamak en büyük eksikliğim ve memnun olmadığım alanlar diyebilirim.

 

Sitenin hitap ettiği kitleyi nasıl tanımlarsınız? Hayallerinizdeki kitleye ulaşabiliyor musunuz?

Hasan: Formula 1 elit bir spor. Türkiye’de fazla yaygınlaşmamasının sebebi de bu. Haliyle takip eden hedef kitle genel spor takipçisine göre daha farklı. Emin olun sizler çok değerli insanlarsınız. Eskiden bu fark daha da büyüktü. Son zamanlarda bir şeyler değişiyor.

Kemal: Her yorumcu benim için değerlidir. Olaya Hamiltoncu, Alonsocu veya Raikkonenci olarak bakmam. Ya da 15 yaşında veya 40 yaşında olarak bakmam. Olay ne bir fan meselesi, ne de yaş. Örneğin 18 yaşındaki bir çocuk, 40 yaşındaki bir adamdan daha olgun davranabiliyor. Önemli olan insanın kendini bilmesi. Bizim ülkemizde böyle insanlar çok fazla yok. Son yıllarda durum daha da kötü oldu. Kaliteli yorumcularımızın çoğu ne yazık ki artık aramızda yok. Şuanda yorum yazan arkadaşlarımızın sayısı iyice azaldı. Mevcut yorumcularımızın rahat edebilmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Siteye refahı getirmeye çalışıyoruz ama bir Alonso, bir Raikkonen veya bir Hamilton konusu altında çıkan kavgaları önleyemiyoruz. Sürekli bir atışma ortamı oluyor. Bunu engelleyebilmek için yorumları iyice kısıtladık. Çünkü bu tartışma ortamı yüzünden bazı insanlar siteden kaçıyor. Elbette gönül ister ki tüm yorumcularımız ile beraber hep işin detaylarını konuşalım. Örneğin Alonso’nun iyi olup olmadığını tartışacağımıza McLaren’in güncellemelerini inceleyelim.. Ama olmuyor. Artık iş farklı bir noktada. Saatlerce uğraşıp teknik bir yazı yazıyoruz yorum sayısı 2, Alonso sıradan bir açıklama yapıyor yorum 15. Durum böyle olunca insanın şevki kırılıyor haliyle. Bizim kitlemiz artık ‘Alonsocu’ ‘Raikkonenci’ ‘Vettelci’ ‘Hamiltoncu’ olmuş. Teknik konular ile ilgilenen çok fazla kişi yok.

Abdullah: F1 ve motor sporlarını seven 7’den 77’ye herkes sitemizde bir şeyler bulabilir. Yorumculara bakarsak da bunu görebiliyoruz. Dönem dönem yazan insanlar farklılık gösterse de büyük ölçüde ulaşabildiğimizi düşünüyorum.

Soner: Hayallerimdeki kitleye ulaşmak, dünyadaki motor sporları organizasyonlarında ve motor sporları oyunlarında TRF1 logosu göründüğü zaman gerçekleşmiş olacak sanırım.

Hitap ettiğimiz kitle ise çoğu zaman, hayata dair neredeyse hiçbir sorumluluğun altına girmediği ergenlik ve öğrencilik yıllarında bu tip aksiyon konulara merak salanlar ile başlayan, 20’li yaşların ortalarına doğru artık kendi gibi birçok arkadaş edinmiş ve belki çevre oluşturmuş, 30’lu yaşlarından sonra ise sorumluluklarından bunalmış ve zaman zaman kendisini rahatlatmak için kaçış arayan bir güruha zemin oluyoruz sanırım.

Bir de, aramızda tüm bu zamanlarını bizlerle geçirmiş olan harika insanlar var.

Erdim: Benim şu an ki tek amacım insanlara olumlu yönde hizmet edip onları teknik konuda yormadan anlamalarını sağlamak. Hayalimde herhangi bir kitle yok herkesin anlayacağı dilden onların teknik alanda bilgi edinmesini sağlıyorum.

Didem: Zor bir soru 🙂 Ama ne olursa olsun F1 tutkunu olan arkadaşların sitede her gün her saat sitede olup yorum yapmaları güzel bir şey.

 

Gelelim bizlere. Sektörde pek uygulanmayan bir şeyi yapıyorsunuz; onaysız yorum yazma fırsatı. Yorumcularınıza güveniyor olmalısınız. Bu doğru bir yaklaşım mı, neden?

Hasan: Yukarıdaki cevabım burada da geçerli. Kendisi ve takipçisi özel bir spor ve yorumcuları özgür bırakmak zorundayız. Böylece kısa süre içerisinde çok iyi tartışmalar görebiliyoruz. Sonuçta herkes yorumların serbest olduğunun farkında ve yanlış bir şey gördüğünde nasıl olsa kaldırılacağı için çok ciddiye almıyor, almamalı.

Kemal: Mesela TRF1.NET dışında başka bir siteye girdiğim vakit yorumumun hemen onaylanmasını isterim. Ben böyle istiyorsam eminim diğer insanlar da istiyordur. Biz bunu yaparak kendimize verdiğimiz değeri yorumcularımıza da veriyoruz aslında. Bu değeri anlayan insanlar oluyor ama anlamayanlar da oluyor. Ben doğru bir yaklaşım sergilediğimiz görüşündeyim. Yorumunuz 1 saat sonra çıkacaksa hiç çıkmasın. Bazen bazı şeylere anlık ilgi duyarsınız, o an geçer ve ilginiz kaybolur. Bizim iyi niyetimizi kötüye kullananları onaylıya alıyoruz ve bu sayede ‘iyi’ ‘kötü’ ortaya çıkıyor.

Abdullah: 🙂 Genel olarak haber sitesi tarzı şeylere baktığımızda onaysız yorum olayı çok nadir olur. Biz bunu başardık. Buna rağmen her zaman dediğim gibi yorumlardaki seviye fena sayılmaz. Bana göre doğru olan bu tabi anlayana… Ama anlaşıldığını düşünmüyorum. Ya da zaman zaman gelen küfürlerden, hakaretlerden dolayı öyle düşünme eğilimindeyim. Ya da dediğim gibi 10 senedir benzer şeylerin tekrarlaması yordu beni 🙂

Soner: İletileri önce onaydan geçirerek yayınlasaydık, ne düşündüğünüz hakkında daha az fikrimiz olurdu. İstediğinizi yazabiliyor olmanız sizler hakkında daha fazla ve daha çabuk bilgi sahibi olmamızı sağlıyor. Elbette bu uygulama bize bazı ek uğraşlar getiriyor ama şimdiye dek iyi bir iş çıkarttığımızı düşünüyorum. İçinde bulunduğumuz dönemlere göre bu konudaki yaklaşımlarımızı değiştirdik.  Bazen daha serbest davrandık, bazense çok daha sıkı. Hem bu uygulama sizlerin de birbirinizi daha rahat tanımanızı sağlıyor.

Erdim: Aslında doğru değil. Çünkü çok alakasız şeyler yazılabiliyor. Taraftar olmak ile fanatikliği karıştıran kişiler bazen yaptığım(ız) yorumları çok farklı yerlere çekebiliyorlar. Bu yüzden yaptığımız her haberin sonucunda çıkabilecek yorumlar tamamen kapalı kutu.

Didem: Bence en doğrusu yapılıyor. İyi ya da kötü yorumlar olsa da sitede sürekli aktif üyelerin yorum yazması siteye bağlılıklarını gösteriyor bence. En azından benim için durum böyle.

 

Yorumculardan gelen tepkilerden en beğendiğiniz şeyler neler?

Hasan: Uzun zamanlar ve emekler verip hazırladığım bir içeriğin topluluğun ilgisini çekmesi ve okunması emeklerinizin boşa gitmediğini gösteriyor. Çünkü çok uzun zaman verdiğiniz bir içeriğin hiç tepki almadığı da oluyor. Örnek vermek gerekirse geçenlerde hazırladığım “F1’deki Araç Numaraları” adlı içerik için her gün biraz zaman ayırarak iki hafta kadar zaman harcadım. Elbette yararlanan birkaç kişi oldu, ancak genel ilgiyi görmeyince bağış yaptığınızı hissetmeye başlıyorsunuz.

Kemal: Bazen saatlerce uğraşıp yaptığınız analizlerin ardından veya yorgun bir günün ardından insanların yaptığınız o iş için teşekkür etmesi, elinize sağlık demesi bence en güzel tepki. Türkiye’de bu işi yapan bir avuç kişiyiz artık. İnsanlar aynı şeyi yapmaktan zaman zaman sıkılıyor. Bu tarz olumlu yorumlar sizi işinize daha çok bağlıyor. Mesela geçenlerde 4 gün üzerinde uğraştığım bir haber oldu, 4. Günün sonunda yayınladım güzel yorumlar geldi mutlu oldum. Bu mutluluk sayesinde yeni haberleri daha iştahlı yapıyorum. Bu tarz yorumları okumak güzel oluyor elbette.

Abdullah: Sitenin verdiği emekler karşısında en azından bir teşekkürü çok görmeyen yorumlar. Bir de zaman zaman bize gelen hakaretlere ya da yersiz eleştirilere bize gerek kalmadan cevap verilmesi.

Soner: Zaman zaman bu kadar uğraşı için bizlere teşekkür eden iletiler gerçekten bize ferahlık getiriyor. İçerikleri beğenmeyen ve kasıt arayarak yazılmış iletilere sizler tarafından verilmiş zekice yanıtlar da bizleri onore ediyor. Gülümsememi sağlıyorlar elbette.

Erdim: Benim büyük bir beklentim olmuyor. Eline sağlık güzel içerik demeleri bile beni mutlu edebiliyor. Bazen bazı kişiler o kadar güzel basite indirgeyerek açıkladığımı söylüyorlar. Bu yorum zaten her şeyi anlatmış oluyor.

Didem: Yaptığım galeriye çok fazla yorum olmasa da teşekkür etmeleri yeterli benim için.

 

Peki, hiç hoş karşılamadığınız tepkiler var mı, neler?

Hasan: Bir takımı veya pilotu desteklediğimizin iddia edilmesi başı çeker. Tek bir pilotu desteklesek onunla ilgili bir haberi neden yapalım, adamı neden günün fotoğrafına taşıyalım? Diyelim yaptık, iki gün sonra rakibi olarak görülen pilotun içeriğini de giren yine aynı bizleriz. Bu konudaki alınganlık açıkçası beni sinirlendiriyor.

Kemal: Mesela durup dururken bir Ferrarici oluyorum bir McLarenci. Bunlar garip tepkiler. İnsanlar kendi görmek istediklerini görüyor. Mesela Ferrari gelecek yıl Mercedes’i yakalayamaz dediğim zaman Ferrari düşmanı oluyorum, Ferrari Mercedes’i yakalar dediğim zaman Ferrarici. Bu bana garip geliyor. Bir de zaman zaman haberlerde hata oluyor. Elbette hepimiz insanız hata yaparız ancak hataları kırıcı şekilde söylememek gerekiyor. Sonuçta bu işi sizin için yapıyoruz. Ancak genelde bunlar kırıcı şekilde söyleniyor. Bazen panelde habere yorum gelince seviniyorum sayfayı bir açıyorum ‘hata yapmışsın hiç dikkat etmiyorsun. Hep böyle yapıyorsun’ deniliyor. Böyler dersen olmaz. Bunun yerine daha kibar bir dille, işi espriye dökerek yapılsa her iki taraf da bundan memnun olabilir. Hatta böyle durumlarda bana mesaj atsalar hemen düzeltirim. Böyle hatalar olabiliyor. Çünkü dar zamanda 15 tane haber girmek zorundayız. Aynı haberi iki kez okumaya zamanımız yok.

Abdullah: Cidden çok emek verdiğini gönülden biliyor olmana rağmen bazı tuhaf tepkilerin gelmesi. Bir de insanların % 90-95 özgür bir şekilde yorum yapmasını sağlıyorsun, yer yer hakaret yiyorsun buna rağmen gelip keyfimize göre iş yaptığımız söyleniyor…

Soner: Hoş karşılanmayacak türde olan tepkiler genellikle motor sporlarını ve burada yapılmaya çalışılan işi henüz anlayabilecek kadar içerde olmayan arkadaşlar tarafından geliyor.

Yani ya motor sporları dünyası konusunda yeterli tecrübeyi edinmemiş ya da TRF1’de yapılmaya çalışılanlar konusunda yeteri kadar düşünmemiş kimseler.

Bu durumu da yeterli tecrübeye sahip olduğunda gelişeceği düşüncesi ile genellikle sessiz kalarak geçiştiriyoruz. Sesimizin çıktığı da olur elbet. İnsanız sonuçta.

Bizim işimiz sizleri yetiştirmek değil. Tutkumuz konusunda paylaşım sağlayabiliyorsak ne âlâ.

Erdim: Bazen bir yazıyı çevirmek saatler sürebiliyor. Çevirmek diyorum ama şöyle bir gerçek var. Benim yazdığım bir içerik bazen farklı dilde kaynakları da kapsıyor. Ama başka birisi altına link koyup bu haberin aslı …. sitede şu dilde var diyor. Kaynaklarım kısıtlı olmasa bende kendime has teknik incelememi yapıp siteye koymak isterdim. O yüzden biraz emeğe saygı.

Didem: Yaptığım işi eleştirmeyip desteklediğim pilot ve takım üzerinden eleştirip “adminliğini yap senin tarafsız olman gerekir!” demelerini hiç hoş karşılamıyorum hatta sinir oluyorum. Ben her şeyden önce taraftarım. Beni eleştirecekseniz yaptığım işle eleştirin.

 

Merak edilen bir şey daha var, mayışlar iyi mi, ne kadar kazanıyorsunuz? Veya tamamen hobi mi?

Hasan: Milletvekili maaşlarına yakın diyebiliriz. Zaman zaman aşıyor ama kış tatilinde bu azalıyor ve ihtiyaçlarımızı karşılayamıyoruz.

Şaka şaka ne kazanması. Sunucunun kirası ödensin, tahmin oyununda derece yapanlar ödülsüz kalmasın da, o bize yeter. Formula 1 fazla meşgul edici bir hobi. F1 aşkı da diyebiliriz.

Kemal: Maaş mı 🙂 Biz bu işi Türkiye’de az sayıda kalan Motorsporları fanları ve bir de editör arkadaşlarımız için yapıyoruz. Siteden hiçbir zaman para istemedim. İstemem de. Zaten siteye gelen para sitenin masraflarını zor karşılıyor. Bir de ben mi yük olayım? İnsanlar bizim para için bu işi yaptığımızı, aylık bin liradan aşağı almadığımızı söylüyor. Ben bin lira alsam niye dışarda çalışayım? TRF1.Net benim için ayrı bir yer. Burada iyi arkadaşlarım var. Elbette bu iş benim için bir hobi, ama burada kalmamın bir diğer sebebi de editör arkadaşlarımız. Onlardan güç alıyoruz sonuçta. Zaman zaman biz istemesek de Abdullah bazı sürprizler yapıyor bize. En büyük maaş bizim için o 🙂

Abdullah: 🙂 Geçenlerde 2015 yılı gelir giderlere bir bakayım dedim… Açık konuşayım server, hediye, sistem gereksinimleri gibi aklıma gelen giderleri düştüğümde geriye 2500 – 3000 tl arası bir şey kalmış gibi görünüyor. 12 aylık süreci hesaplarsak ay bazında ne kadar kaldığını siz hesaplayın. O da muhtemelen özel sponsor olan Ortombo sayesinde oldu. Yoksa ne kar ne zarar gibi bir şey olacaktı… Mustafa Gemici’ye buradan da bir teşekkür daha edeyim 🙂 Bizimkisi çok kötü bir hobi oldu bizim için. Bu işi gönülden yapmıyor olsak, yerimize bir editör tutsak o kadar içeriği eklemek ve haberleri takip etmek için aylık 2000 TL’den aşağı para istemez ona eminim 🙂

Soner: Sanırım az önce çenemi tutamayarak yanıtlamış oldum bu soruyu!

Ancak hobi kısmına değinmek isterim. Başlangıçta daha çok sohbet edebilmek içindi. Çünkü etrafımızda bu konuda konuşabilecek birikime sahip birini bulmak pek mümkün değildi. TRF1 birbirimizi bulmamızı sağlıyordu. O zamanlar dilediğimizce sohbet ediyorduk. Buluşuyorduk. Her türlü etkileşime sahiptik. Üyelerden birçok kişiyi tanıyorduk. Ayrıca kimse birbirine girmiyordu.

Paylaşımlarımız arttıkça daha fazla yer kaplar hale geldik. Daha fazla katılımcımız oldu. İlk etkileşime geçtiğimiz topluluktan kalanlar çekirdeği oluşturdu ve uzun süre bu çekirdek ile ilerledik. Yüzölçümümüz büyüdükçe ve o dönemler öğrenci olan yönetici ahalimiz hayata atılmaya başladıkça renkler de değişmeye başladı. Sayenizde o kadar büyüdük ki, ister istemez bazı görevlerin altına itilmiş olduk. Aslına bakarsanız bunların hiçbirini istememiştik. Sadece sohbet edecektik biz.

Bugünkü durumumuzdan bazı şikâyetlerimiz olsa da burası hayatımızın önemli bir bölümünü kaplıyor. Şahsım adına hâlâ panelden içeri girdiğimde kendimi iyi hissetmeye başlıyorum. Burası paylaşımlarınızdan sonra hepinizin kendini önemli hissedebileceği bir yer.

Erdim: Tamamen hobi olarak yapıyorum bu işi. Hatta bazen bazı lab derslerimde bilgisayarda siteyi alt çubukta tutuyorum. Takip ettiğim bazı sayfalar Twitter’da anlık bildirimi düşüyor. Bazı durumlarda haberi bende girebileyim diye.

Didem: Ne maaşı yahu! 2014 Mart ayından bu yana Foto-Galeri işini devraldım 1 kuruş dahi görmedim Abdullah’tan! 😀 bizim patron çok cimri hep kendi cebine atıyor 😀 şaka bir yana ben bu işi severek yapıyorum. Kemal bana siteye yardımcı olmak ister misin dediğinde tek yapabileceğim işin foto eklemek olabileceğini söyledim. Ve hiç tereddütsüz işi kabul etmiştim. 2008’den bu yana sitenin her gün her saat her dakika takipçisiyiz o kadar haber okuyoruz. Birazda benim yardımım olsun, arkadaşların üzerinden bir yükü de ben alayım dedim o kadar.

 

Sitenin geleceği hakkında düşünceleriniz neler? Daha da ileriye gitme konusunda planlarınız var mı?

Hasan: Sürekli olarak yeni nelerin yapılabileceğini tartışıyoruz. Geçtiğimiz yıllarda admin panelinde “TRF1 Güzelleştirme Derneği” adında bir taslak haber içeriği vardı ve fikri olan oraya yazıyordu. Şu an gördüğünüz site ve temel içerikler bu derneğin sonucu. Şu sıralar da benzer bir taslak mevcut. Yeni sezon için kendimizi yenilememiz gerekiyor.

Kemal: Sitenin geleceği aslında bizlere bağlı. Haber çevirisi yapan üç kişi kaldık. Hasan (Murnout) sadece akşamları ve Pazar günleri bakabiliyor. Hafta içi özellikle gündüzleri ben bakıyorum. İşten geldiği vakit Abdullah bakıyor. Her şey sistemli. Gündüz ben, öğleden sonra Abdullah, akşam Hasan. Bu böyle dönüp gidiyor. Elbette birimiz gittiği an sistem bozulacak. Diğer arkadaşlarımızın da büyük katkısı var. Teknik makaleler Erdim’de. Formula 1 ve MotoGP dışındaki haberler Ozan’da. Didem fotoğraf ve zaman zaman denetim işlerini yapıyor. Soner bizim genel koordinatörümüz gibi. Çoğu şeyin koordine ediyor. Bunları neden anlattım, çünkü sitenin geleceği bu arkadaşlarımıza bağlı. Birisi gittiği an işler bozulabilir. Burası benim için Formula 1’in Nirvanası. Daha yükseğini hedeflemiyorum. Amacım TRF1.Net’i ayakta tutabilmek. Bunun dışında bir planım yok.

Abdullah: Açık konuşmak gerekirse bir planım ya da gelecek hedefim yok. Öyle hedefler, planlar yapacak kadar profesyonel bir oluşum değiliz. Siteyi kurduğumuzdan beri felsefemiz (Niçin böyle bir sorumluluk aldığımızı hiçbir zaman anlamadım) F1 ve yanında motor sporları haberlerini mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde ziyaretçilerimize sunmak ve onlara kendilerini ifade edebilecekleri özgür bir ortam vermek oldu. Devam ettiğimiz sürece, elimizden geldiği kadar bunu yapmaya devam edeceğimizi düşünüyorum.

Gönül isterdi ki gerçek hayatta arkadaşların sürekli olarak bir araya gelip muhabbet edebildiği etkinlikler de yapalım ancak hayat şartları ve İstanbul’dan uzakta olmam bu durumun önüne geçiyor.

Siteyi idare ederken, bugününe getirirken bir plan çerçevesinde çalışmadık. Bundan sonrası için de o yüzden bir planımız yok. Felsefem “Elimizden geldiği kadar, gittiği yere kadar…”

Ha bana kalsa 15 Mayıs’ta yani sitenin 10. Yılında çok büyük bir sürpriz planlıyorum ancak arkadaşlar buna destek vermiyorlar 😀

Soner: Evet, az önce dediğim gibi, bazı projeleri geliştirmeye çalışıyoruz. Aklımızdakileri gerçekleştirebilmek kolay değil. Dahası bizler bir arada olan bir yönetim ekibi değiliz. Memleketin birçok yerindeniz. Bu bazı düşüncelerimizi imkânsız kılıyor. Ancak dönemimizin ihtiyaçlarına yanıt veremezsek bizim için iyi olmayacaktır. Geride kalmak istemiyoruz, gelişmeliyiz. Bazı gelişim alanları belirledik ve bunlar üzerinde çalışmaya devam ediyoruz.

Erdim: Bu cevap çoklu bir cevap. Herkes ileriye gitmeye odaklanır. Kimse olduğu yerde kalmaz. O yüzden kendi adıma düşen taraftan söylemek istiyorum evet ileriye gitme hedeflerim ve bunun içinde planlarım var.

Didem: İlk soruyu Abdullah’a devrediyorum 🙂 Foto-Galeri tam benlik o yüzden ben yerimde iyiyim.

 

Bunların dışında, biz yorumculara bu iş hakkında ne söylemek istersiniz?

Hasan: TRF1.net bu işe gönül vermiş insanlar tarafından ayakta tutuluyor ve hepimiz kendi işimizin arasında profesyonel bir haber sitesini idare etmeye çalışıyoruz. Tatmin kaynağımız siz yorumcularsınız.

Yorumculara söylemek istediğim iki şey var; birincisi sitede gördüğünüz reklamlara en az günde bir kez tıklayın. İkinci ise Türkçe Formula 1 haber ve özgür tartışma kaynağınız olan bu siteyi ayakta tutanların emeklerine saygı duyun. Hiçbir içeriğin baştan savma hazırlanmadığından, her cümlesinin özenle seçildiğinden emin olun ve hatalarımızı doğru bir dille bildirerek bize yardımcı olun.

Kemal: Bizim işimizi şöyle anlatayım; Günlük rutin işinize gittiniz. Sabah işlerinizi yaparken iş yerinize götürdüğünüz laptopdan site için uğraş veriyorsunuz. (Etrafınızdaki tepkilere rağmen) Zaman zaman öğle yemeklerinden kısıp yine haber yapıyorsunuz. (İnsanların bakışlarına rağmen) akşam eve gidiyorsunuz, yorgun argın yeniden haber yapıyorsunuz. (Ailenizdekilerin bakışlarına rağmen) hafta sonu insanlar dışarda eğlenirken yeniden haber yapıyorsunuz. (Güzelim havaya rağmen) Kazancımız? Hiçbir şey. Bizim tek kazancımız sizin edeceğiniz bir teşekkür. İnanın başka hiçbir kazancımız yok.

Abdullah: Türkiye’de bu işe destek veren sayılı yerlerden birisi olarak bize daha anlayışlı davranabilirler. Bu kadar yıldır bu işi ne para kazanmak ne de kendimizi belli takımlar ve pilotlarla tatmin etmek için yapmadığımızı anlamalılar. Aslında bu kadar karamsar değilim anlayan arkadaşımız da çok ancak anlamayanlar da bunu anlarsa bir nevi daha içimiz rahat eder.

Biz Rambo’sundan M1CHAEL’ine herkesi bir arkadaş gibi görüyoruz. (Bu isimleri yazdım diye bunu da bir yere çekmeyelim lütfen 🙂 ) Siteyi kurduğumuz dönemde toplantılar, bir araya gelmeler çok oluyordu ama son yıllarda sitenin ilk dönemindeki kemik kadro hayat şartlarıyla dağıldığı için o toplantılar da bitmiş oldu. Sanal ortamdaki arkadaşlıkları hep beraber dışarıya taşıyabiliriz. Böylece arkadaşlıklar pekişmiş olur 🙂

Aramıza katılmak isteyenler olursa hiç çekinmeden İletişim kısmından bize ulaşabilir 🙂

Son olarak sitemizin ya da tüm internet sitelerinin ayakta kalmasını sağlayan kare ya da yatay şekilde olan reklam bannerlarını görmezden gelmeyelim. Zaman zaman sizi rahatsız eden o şeyler, tüm bu sitelerin ayakta kalmasını sağlayan yegâne unsurlar. O yüzden beğendiğiniz ve faydalandığınız sitelerde o reklamları her gün bir kere görmeniz iyi olacaktır. Adblock’ları kaldıralım, kaldırmayanları uyaralım 🙂

Soner: Şunu bilin ki bu işte açık şekilde acı çekmek var.

Erdim: Hiç kimsenin işi kolay değil. Bazen gece 3 4 gibi haber girdiğimiz oluyor yarışın yapıldığı yerdeki yerel saatten dolayı. O yüzden herkese kolay gelsin diyorum ve umarım site adminleri açısından olumlu geçecek bir sezon olur.

Didem: Genel olarak herkesin yapabileceği bir iş zor değil. Ama 19-21 yarışlık maratonda haftanın 4 günü foto bul, indir, siteye ekle gibi şeylerden sıkılmazlarsa güzel iş tek diyebileceğim bu 🙂

Kategoriler
Formula1 Manşet Özel İçerik

Adminlere Sorduk Bölüm 2: 2016’nın Ayak Sesleri

Tekrar merhabalar. Formula 1’in kış tatilinde rahatlayan adminleri taze biten 2015 sezonu ile ilgili sorularla biraz rahatsız etmiştik ve içlerini dökmelerini sağlamıştık. İlk bölümü kaçırdıysanız buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Şimdi ise geleceğe gidiyoruz ve TRF1.net adminlerinin 2016 sezonu hakkındaki tahminlerini ve fikirlerini alıyoruz.

İlk bölüm biraz uzun oldu, sadece 21 soru vardı ancak adminlerimize teşekkür etmeliyim ki uzun uzun cevaplar verdiler ve ilginç konulara değindiler. Bu kez soruları biraz azalttım, zaten bilinmeyene doğru bir yolculuk yapıyoruz, neyi soracağız ki…

 

Red Bull baskınlığından sonra son iki yıldır da Mercedes üstünlüğü izliyoruz. Formula 1’de belirli dönemlerde hep aynı takımların baskın bir şekilde önde olmasına alışmamız mı gerekiyor? Birileri hep açık farkla önde mi olacak?

Kemal: Aslında bu biraz da FIA’ya bağlı. Geçmişte özellikle son 20-25 yıllık dönemde bu ‘üst üste şampiyonluklar’ giderek arttı. Şampiyon olan takım en az iki üç yıl üst üste şampiyon oluyor. FIA belirli kurallar getiriyor ve bu kurallar bazı takımlara daha fazla uyuyor. Belki de o takımlara uysun diye getiriliyor. Motorlar geri planda olursa aniden bir Red Bull patlaması görebiliriz. Adrian Newey önderliğinde aerodinamik açıdan çok iyiler. Mercedes de turbo motorlarda çok iyi. V6’lar olduğu sürece en azından 3-4 yıllık dönemde Mercedes yine yenilmez olacak. Bu 3-4 yılın ardından şampiyona kuralları değişecek ve getirilen yeni kurallar geçmişte olduğu gibi yine bir takıma daha fazla uyacak. Bu takım 3 yıl şampiyon olduktan sonra kurallar tekrar değişecek ve yeni kurallar başka takımı 3 yıl üst üste şampiyon yapacak. Bu böyle devam edecek. Yeni Formula 1’in geldiği nokta bu ne yazık ki.

Abdullah: Hep olmasa da büyük ölçüde bu durum böyle olacak gibi. Çok eskilere gitmemize gerek yok. Büyük çoğunluğumuzun F1 izlemeye başladığı 2000’li yıllardan beri düşünürsek bir dönemi Ferrari, bir dönemi Red Bull, bir dönemi de Mercedes domine etti. 2009’daki Brawn GP sürprizi dışında tek bir defa şampiyon olan takım yok. 2000 – 2004 arasını kapayan Ferrari 5 şampiyonluğun birisi haricinde rakipsizdi diyebiliriz. Aynısı 2010-2013 yılları arasında 4 şampiyonluk kazanan Red Bull için de geçerli. 4 şampiyonluğun 2’sinde rakipsizdi. Son 2 sene ise Mercedes’in dominasyonuyla geçti ve hafızamız bu konuda gayet canlı. Herkesin bir dönemi var gibi. O dönemde payını alan yerini usulca bir başkasına devrediyor. % 100 böyle olacağını söyleyemeyiz tabi ki ancak şöyle bir şey var ki bazı kurallar bazı takımlara bazı dönemlerde daha uygun oluyor. Kimin şansına gelirse artık 🙂

Soner: Formula 1’in yerinde kalmaya devam etmesi için “dönemin ihtiyaçlarına” göre önlemler alınıyor.

Biraz geriye dönük yanıtlamaya çalışayım. Bilindiği gibi Ferrari Formula 1’in başlangıcından beri pistlerde ve onlara birçokları tarafından Formula 1 ile eş değer veriliyor. Benim düşünceme göre (en azından benim izlediğim Formula 1 döneminde) 21 yıl boyunca ilk sıra için mücadele edememiş böylesi büyük bir takım, takip edilemeyen teknik sistemler ve mühendislik aldatmacalarıyla başedemeyen Formula 1 dünyasının selameti açısından geri döndürülmeliydi.

Bize anlatılan hep bu çalışmaların 1996 yılında Michael Schumacher’in transferi ile başladığıdır. Formula 1’in gördüğü en yetekli mühendislerden biri, müthiş bir teknik adam ve o zamana kadar 2 kez dünya şampiyonu olmuş, yetenekliliğin sınırlarını yeniden belirleyen bir pilotun eşsiz geri bildirimleriyle… vs. hepiniz biliyorsunuz işte.

Bence sadece bu kadar değil. Mutlaka yardım aldıklarına inanıyorum. Sonuç olarak 2000 yılında başlayan bir dominasyon dönemi yaşandı. Formula 1’in en çok konuşulduğu dönem yaşandı. O günlerdeki en büyük tasası akşam ne yemek yapacağını düşünmek olan annem bile Schumacher ve Formula 1 isimlerine aşina oldu.

Plan tuttu. Formula 1’in tüm dünyadaki popülaritesi eski gösterişli haline döndü.

Sonraları sezon sonlarında hep aynı senaryonun tekrarlanmasından sıkılan izleyicilerin çokluğu nedeniyle bu plan tekrar işletilmeye çalışıldı. Ancak elbette planın işleyebilmesi için önce belirli bir “nadas” dönemine, sonrasında ise işe yarayacak bir “aday”a ihtiyaç vardı.

Genç Fernando Alonso’nu şampiyonlukları, ardından GP2’den bir canavar trasfer; Formula 1’in ilk “siyahi” pilotu çaylak sezonunda şampiyonluğu parmaklarının ucundan kaçırdı ama sonraki sezon büyük kupayı kaldırdı.

2009 kural değişiklikleri sayesinde “uygun aday” bulma çalışmaları hız kazandı. Tüm bu “nadas” sırasında birkaç yetenekli pilot yetişti. Dahası, defalarca kez başarısız olup  el değiştirmiş bir takım, sonunda ekonomik olarak son derece güçlü bir firma tarafından satın alındı. Hem de daha önce sponsorluk bağlantıları haricinde Formula 1’de varlık göstermemiş, ancak imajı Formula 1’e son derece uygun olan bir firma.

Sonuç olarak nadas dönemi sonraki sezonların yüksek verimliliğini sağlamış ve uygun aday bulunmuştu. Yetenekli pilotlar vardı. Ortam, planı tekrar yürütmek için son derece uygundu.

Gördük ki plan 2. seferinde de işe yaradı. RedBull ve Sebastian Vettel’in hatırı sayılır bir hayran kitlesi oluştu. Kendilerine verilen zamanın dolduğuna kanaat getirildikten sonra ise bu rol Mercedes takımına verilmiş olmalı.

Mercedes GP’nin Formula 1’e girişi de oldukça sükseliydi. Yeterince beklediler ve sıraları gelince öne çıktılar. Formula 1 içerisindeki yükseliş şemaları Ferrari ve RedBull’dan çok da farklı değil bence.

Elbette tüm bu varsayımlarımdan, takım mühendislerinin, tasarımcılarının ya da pilotların yeteneklerini sorguladığım sonucuna varılmasın. Ama gösterildikleri kadar da olduklarına inanmıyorum.

Sorduğun soruyu hâlâ hatırlıyor musun?

Yanıtı şöyle; Formula 1’in nasıl ilerlemesi gerektiğine karar veren otorite, bu planın işlemediğine karar verip yeni bir plan yapana kadar, evet belirli dönemlerde belirli takımların\pilotların önde olmasına alışın.

Erdim: Red Bull’da o zaman ki kural değişikliklerini iyi yorumlamıştı Mercedes’te şuan bulunan kural değişikliklerinden faydalanıyor. Bir gerçek var Mercedes senelerdir turbo teknolojisine farklı alanlarda da olsa sürekli para harcıyor ve tecrübe ediniyor. Formula 1’de sadece hızlı motora sahip olmak yetmiyor bu yüzden motorun yanında güçlü bir şasi üretmeyi başardılar.

Didem: Ses yok rekabet yok o yüzden bu baskın dönemlere alıştıgımı söyleyemem. Birileri hep açık farkla önde olacak mı ? Kesinlikle. FIA’nın başındaki yaşlı kafalar oldukça olma ihtimali çok çok yüksek.

Ozan: Baskın olan takımı tutanlar için iyi, geri kalan için kötü. Tabi baskın olan takımı tutanlar da bir süre sonra bundan sıkılacak. F1’in geleceği için baskın takım iyi değil. NASCAR gibi yarışlarda 30 kez lider değişmesin ama liderde uzayıp gitmesin. Çok mu şey istiyoruz? 🙂

Hasan: Sporun teknik kurallarının gitgide kısıtlanması ile birlikte farklar genellikle dışarıdan görülemeyen küçük yenilikler veya görülse bile uygulanması büyük değişiklik gerektiren tasarım konseptler tarafından yaratılıyor. Araçlar şasi olarak geçmişe nazaran çok daha karmaşıklar ve gerideki takımların öndekini yakalayabilmesi için dışarıdan görüp kopyalayabilecekleri şeyler yok.

İki sezondur işin içine motorlar da dâhil oldu. İlk geldiği günden bu yana devam eden gelişim kısıtlaması ilk darbeyi vururken dışarıdan görülemeyen yazılım gelişimleri de fark yaratarak kopyalanmayı zorlaştırıyor. Şunu unutmayalım; Formula 1’de kopyalayabilmek geliştirmekten daha önemlidir.

mercedes-ferrari-2015

Ferrari geçtiğimiz sezon iyi bir atılımla açık şekilde Mercedes’ten sonra en hızlı takımdı. Bu gelişimi devam ettirebileceklerini düşünüyor musunuz? Mercedes’i yakalayabilecekler mi?

Kemal: Çok zor olduğunu düşünüyorum ancak imkansız değil. Mercedes hemen hemen her alanda en iyisini yapıyor. Ferrari de Mercedes’i yakalayabilmek adına farklı şeyler yapmaya çalışıyor. Kaynaklar aşağı yukarı aynı seviyede ancak Ferrari’nin F1’de en büyük olduğu da bir gerçek. Daha tecrübeliler, daha fazla fana sahipler ve adeta ‘kana susamış’ gibi şampiyonluğa hasretler. Ancak tüm bunları birleştirseniz bile yakın zamanda en azından 2016’da şampiyon olması çok zor. Ferrari farkı kapatabilir evet. Ancak o yıl 2016 değil. Kurallar geçen yıl ile hemen hemen aynı. Bu yüzden ben 2016’da Mercedes’in şampiyon olacağına inanıyorum. Çünkü ciddi bir avantaja sahipler. Ferrari gelişirken onlar da boş duymayacaklar. Çok büyük değişiklikler olmadığı sürece Mercedes’in en azından önümüzdeki bir veya iki yıl içinde yakalanacağını düşünmüyorum. Fakat bu yıl olduğu gibi galibiyet mümkün hatta galibiyetler mümkün.

Abdullah: Geçen sene o kadar gelişme kaydetmelerini beklemiyordum açıkçası. Geçen seneki sürpriz gelişimin ardından bu sene benzer bir atak olur mu? Geçen seneki kadar büyük olmayabilir ancak gelişim devam edecektir. F1 için “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” atasözümüz çok uygun aslında. Turbo motorlar öncesinde Mercedes’in çok üstün olacağına dair çok şey söyleniyordu ve söylenenler fazlasıyla çıktı. Ferrari için de 2016’da çok daha güçlü olacağına dair bir sürü şey söyleniyor. Takımdan iddialı açıklamalar geliyor. Gelişeceklerini düşünüyorum. Mercedes muhtemelen yine şampiyon olacak ancak kesenin ağzını açan Ferrari durumu daha da zorlaştırabilir.

Soner: Bence 2 sezon daha yakalayamamaları gerekiyor. Mercedes eşeğini malum diğer takımlarla aynı kazığa bağlamıştır mutlaka. Ama elbette bir takımım nefesini enselerinde hissetmeleri sezonun heyecanını arttıracağından, evet Ferrari yakaladığı bu ivmeyi devam ettirecektir ya da kim bilir belki en geriden gelen başka bir takım olur!?

Erdim: Böyle bir ihtimal mümkün zaten Ferrari gibi köklü bir takım oturup beklemez Mercedes’i yakalamayı. Ama avantajlı olan Mercedes’i iyi bir şasi ile yakalayabilirler.

Didem: Gelişimi devam ettireceklerdir James Allison’un sihirli dokunuşlarıyla. Asıl soru Mercedes ne kadar gelişecek onu görmek lazım.

Ozan: Yeni kurallar gelene kadar Mercedes önde kalacaktır. Bu sezonki gibi Mercedes’in sıkıntı yaşadığı yarışlarda arkadan birileri yetişmezse Ferrari önde olur. 2015’ten çok farklı bir beklentim yok 2016’da…

Hasan: Ferrari motor olarak doğru yolu bulmuş gibi görünüyor. Bu sezon dayanıklılık sorunu yaşamamaları da aslında tasarımda fazla ihtiyatlı davranmış olduklarının göstergesi olabilir. Buna dayanarak önümüzdeki sezon aynı motorları bile daha güçlü şekilde ayarlayabilirler ki ekleyebilecekleri yeniliklerle daha fazlası da mümkün. Mercedes tarzı bir turbo yerleşimini uygulamaya çalıştıkları söyleniyor.

Şasi olarak neler yapabilecekleri daha büyük merak konusu. James Allison’ın elinden çıkan ilk araç olacak ve ön süspansiyon sisteminin değiştirileceği uzun süredir konuşuluyor. Mercedes de yerinde saymayacak elbette, hatta geçtiğimiz sezonki yakınlıktan sonra gelişime daha sıkı asılacaklarını düşünüyorum.

Sebastian-vettel

Ferrari’nin Mercedes’i yakalayabilmesi için gelişmesi gereken alanlar neler?

Kemal: Hemen hemen her alan diyebiliriz. Şasi Mercedes kadar iyi değil. Motor Mercedes kadar iyi değil. Aerodinamik açıdan yapılması gerekenler var. Kısacası Mercedes üstünlüğünü kırmak istiyorlarsa her alanda gelişmek zorundalar.

Abdullah: Aerodinami alanında Ferrari’nin geride olduğunu düşünüyorum. Garip gelebilir ancak F1’de güzel görünen araçlar söylendiği gibi çoğu zaman hızlı da oluyor. Ferrari’nin bu seneki aracı (Ferrarici arkadaşlar bana kızacak olsa da) pek hoş görüntüye sahip değildi. Saçma gelebilir bu söylediklerim tabi ki. Sonuç olarak herkesin sahip olduğu doğal insan gözlerimle aerodinamik ölçümler yaptığım yok. Ancak Ferrari’nin bu alanda Mercedes’in gerisinde olduğunu düşünüyorum. Motor gücü konusunda 2015’te büyük adım atıldı. Mercedes’i geçmese bile aradaki fark ciddi anlamda kapandı. Ama F1 dünyasının da dediği gibi her zaman gelişmek için oda (alan) vardır. Bir de bir takım şampiyon olmak istiyorsa aerodinami, mekanik  ve motor gibi araçla ilgili konular dışında tüm alanlarda da lider olmak zorunda. Takım yönetimi, yarış yönetimi ve stratejik hamleler şampiyonluğu kazandıran ve kaybettiren çok önemli alanlar.

Soner: Benim öğrenmeyi umursadığım alanların tamamen dışında kalan bir soru. Yanıtlamaya çalışmam doğru olmaz sanırım.

Erdim: Motor, güç ünitesi, düzlüklerde sürtünmeyi azaltıp maksimum sürati arttırma en önemlisi de lastik kullanımını iyileştirmek.

Didem: Her alanda.

Ozan: Şasi, motor, yönetim

Hasan: Mercedes’in motor yönünden açık şekilde önde olduğunu biliyoruz. Ferrari bu alanda gelişmeli. Ancak şasileri karşılaştırmamız pek mümkün değil. Ferrari bu alanda da gelişim kaydederse domine edecek kadar hızlanması bile mümkün.

Renault kısa bir aradan sonra fabrika takımı olarak spora geri dönüyor. Geç kalmış Lotus tasarımı, soru işaretleri dolu pilot kadrosu ve ellerindeki motor ile ilk sezonlarında ne kadar başarılı olabilirler? Motorda gelişim kaydedebileceklerini düşünüyor musunuz?

Kemal: Ben en büyük gelişimlerden birisini Renault’un kaydedeceğini düşünüyorum. Zayıf oldukları alanları biliyorlar. Mario Illien ile beraber artık doğru yönü bulabilirler. Ancak bu bir gecede olacak bir iş değil. Sıkıntılı bir ilk bölüm geçirecekleri kesin. Ancak sezonun ikinci yarısı itibariyle en kötü ihtimal son bölümde ön gruba daha yakın bir Renault göreceğiz. Motorun gelişimiyle beraber Renault takımı da hızlanacak. Pek çok eski Renault çalışanı takıma döndü. Pat Fry’ın Renault’ya geçtiği söyleniyor. Yeterli bütçeye de sahip olacaklar. Hızlanmamaları için hiçbir sebep yok.

Abdullah: Açıkçası mevcut pilot kadrosuyla hiçbir beklentim yok. İlk senenin, gelecek senelerin temelinin oluşturulması açısından önemli olacağını düşünüyorum. Geçen seneki motor geliştirme çalışmalarının fos çıkmasıyla birlikte bu senenin motor gelişimi açısından da iyi geçeceğini sanmıyorum. Ilmor ile yaptıkları anlaşma kapsamında belki geleceği kurtarabilirler ki gelecekte şampiyonluk sözü almasalardı F1’e fabrika takımı olarak da dönmezlerdi diye düşünüyorum.

Soner: Bu kadar güçlü bir geçmişi olan şampiyon bir takım elbette gelişecektir. Ellerinde olan Honda örneğinden sonra duruma daha temkinli yaklaşmaları muhtemel. İlk sezonlarında Honda’dan beklediğim gibi ilk 4 içinde mücadele etmelerini beklemiyorum ama şu anki pozisyonlarını ileriye taşımaları da şaşırtıcı bir durum olmaz.

Erdim: En azından geçen sene olduğu gibi kötü bir durumda olacaklarını zannetmiyorum. Pilot seçimine gelirsek Maldonado için bence o koltuğı hakeden başka isimler var. Başka bir pilotu o koltukta görmek isterim.

Didem: Her ne kadar Lotus mühendis kaybetmiş olsada hala ellerinde iyi iş yapan mühendis kadrosu vardır diye düşünüyorum.Pek kötü olacaklarını sanmıyorum orta sıra mücadelesi verirler gibi.

Ozan: Ellerindeki pilot kadrosu evlere şenlik. Çaylak Palmer ile kazalardan uzak duramayan Maldonado ikilisiyle üstlere oynaması zor. Maldonado, bazen günündeyse iyi işler yapıyordu ama Renault motoruyla 2013’e benzer bir duruma düşebilirler. 2015’te Lotus,  Mercedes motoruna rağmen çok yolda kalırken Renault ile takımı daha zor günler bekliyor.

Hasan: Renault geri dönüyor, ancak ilk sezonları için duyulan endişeler büyük oranda gerçek olacak. Motor konusunda gelişim yapıp yapamayacakları bir muamma, çünkü bilinen bir sorunları yok sanırım.

Şasi olarak ise gerçekten geride olacaklar. Gelişime herkesten sonra başladılar ve ellerinde artık James Allison gibi başarılı bir tasarımcı yok. Eğer önümüzdeki sezonlarda güçlü olmak istiyorlarsa Adrian Newey, James Allison veya James Key gibi kendisini kanıtlamış bir tasarımcıyı şimdiden takıma katmış olmaları gerekiyor.

Red Bull uzun süren motor arama telaşından (veya oyunundan) sonra dönüp dolaşıp yine Renault motoruna kaldı. TAG Heuer markasıyla bir kez daha bedavaya gelen motorda Renault fabrika takımına göre eş ünite ve yazılımlara sahip olabileceklerini düşünüyor musunuz? Renault kendi kullandığının aynısını verir mi?

Kemal: Verir diye düşünüyorum. Çünkü Red Bull’dan iyi veriler elde edebilirler. En azından 2016 için eşit motoru vereceklerdir. Bu sayede iki farklı takımdan iki farklı veri elde ederler. Sonuçta Red Bull’un başlarda Renault’dan daha hızlı olacağı neredeyse kesin gibi. Çünkü Red Bull şasi anlamında daha iyi bir iş yapıyor. Renault ise Mercedes için tasarlanmış bir Renault motorlu araç ile yarışacak. Hangisi daha sağlıklı bilgi verir? Tabi ki Red Bull. Gelişmek istiyorlarsa vermek zorundalar. Göreceğiz. Ancak ben eşit motor vereceklerini düşünüyorum.

Abdullah: Tüm yaşananların ardından açıkçası bunun hayal olacağını düşünüyorum. Renault, aerodinamik olarak kendisinden daha iyi olan bir takımın o kadar bütçe ayırıp geçmesine izin verir mi? Mevcut üreticilere bakarsak bu pek mümkün değil. Red Bull’un da Renault ile uzun bir geleceğe sahip olacağını düşünmüyorum. En kısa sürede bir üreticiyi ikna etmeye çalışacaklardır.

Soner: Biraz da Tag Heuer ile atılan imzalara bağlı bir durum bu ama ben aynı niteliklere sahip bir motor alabileceklerini sanmıyorum. Renault’da birileri mutlaka aynı motoru hak etmediklerini düşünüyor olmalı. Bakalım mühendisler bu anlaşmadaki gri alanları belirleyebilecekler mi?

Erdim: Esas şöyle bir düşüncem var Tag Heuer Renault’a göre güç ünitesi ve yazılımsal anlamda daha iyi bir motor üretirse Renault fabrikası ne yapar. Bununla ilgili herhangi bir şey söylemek için erken olduğunu düşünüyorum.

Didem: Gelişim için vereceklerdir mecburen.

Ozan: Vermese bile şasi olarak Red Bull daha iyi olacaktır. En azından 2015’teki gibi düzlüklerde rakiplerinden çok fark yemezler ve iyi bir şasi yaparlarsa Red Bull tekrar oyuna dönebilir.

Hasan: Red Bull’un Renault ile bir sezonluk daha anlaşmasının olduğu biliniyordu ve bu anlaşmayı yırttıklarını hiçbir zaman düşünmedim. Yeni motor arayışında bu kadar rahat olabilmelerinin tek sebebi buydu. Sağlam bir anlaşmaları vardı ve Renault şu an istemese de kendilerine motor vermek zorunda kalıyor. Aynı motoru alacakları konusunda güvenceleri olsa da bu sadece mekanik olarak karşılaştırılabilir olacaktır. Yazılım güncellemelerini asla kontrol edemeyeceklerine inanıyorum.

Ön taraflardan biraz uzaklaşalım, hatta epey bir uzaklaşıp en arkalara gidelim. Ne olacak bu Mclaren’in hali? Honda eksiklerini giderebilecek mi? Hem güç, hem de dayanıklılık olarak gerideler.

Kemal: Geçen söyleşimizde de belirtmiştim. Honda’nın temel problemi sıfır beden yaklaşımı. Bu yaklaşım nedeniyle parçalar çok küçük tasarlandı. Bu yaklaşımın temel aracı arka tarafın daha dar ve aerodinamik olması. Bu biraz riskli ancak takım sezon öncesinde zaten Mercedes’i yakalamak için risk alması gerektiğini söylemişti. Fakat onlar bu sıfır beden yaklaşımını olması gerekenden daha dar uyguladılar. Olması gerekenden daha fazla risk aldılar. Durum böyle olunca parçalardan tam verim alamadılar. Bunun yanı sıra dayanıklılık problemleri de oluştu. Çünkü ilk yıllarıydı. Tecrübeleri çok fazla yoktu. Mercedes yeni motorlar üzerinde çalışmaya 2012 yılında başladı. Honda’nın süresi ise daha kısaydı. Bu nedenle onların bir Mercedes olmasını bekleyemezdik. Ancak 2014’ün Ferrari’si mümkündü. Ama onlar Renault’u olmayı tercih ettiler. Ayrıca tasarım sürecindeyken ERS’ye çok fazla odaklanmadıklarını düşünüyorum. Zorlu geçen sezonun ardından tüm bunları nihayet Honda da anladı. Sezon içinde gelişemediler çünkü gelişim puanı kısıtlaması vardı. Ancak kış aylarında sorunlar daha kolay çözülür. Ben tüm bu sorunların üstesinden geleceklerini düşünüyorum. Sıfır beden yaklaşımı devam edecek ancak parçalar geçen yıla oranla büyüyecek.

Abdullah: Soruyu okumaya başlarken Manor’dan falan bahsediyorsun sandım, sonunda McLaren’i görünce ilginç oldu 🙂 Honda’nın geçen seneye göre daha iyi olmasını herkes bekliyor. Olmazlarsa zaten bu ortaklık daha fazla devam etmez. Bu sene geçen seneki kadar iddialı açıklamalar yapmıyorlar. 2 snlik bir gelişme beklediklerini söylediler ancak mevcut gelişim sınırları çerçevesinde bunu başarabileceklerini pek sanmıyorum. Ama umarım başarırlar. Performans olarak başarırlarsa bile bu sefer de dayanıklılıktan sıkıntı yaşarlar gibi görünüyor. Honda bazı şeyleri çözme konusunda geride kalıyor.

Soner: Bölüm 1 sorularında buna yanıt vermiş olabilirim.  Bence Honda’da bir sorun yok.

Her şeye en baştan başlamak için bir yaklaşım benimsediler ve bunu devam ettiriyorlar. Tabi bunu inatçı olma seviyesine kadar taşımak da anlamsız olurdu.

Şöyle bir hikayeyle anlatmaya çalışayım:

Bir üniversite öğrencisi kendisine verilen ödev gereği belirli bir iş kolunda alt pozisyonlarda çalışan insanlarla ropörtaj yapacaktır.

Her gün okula giderken arşınladığı yol üzerinde bulunan şantiye alanına giriş izni alır ve gördüğü farklı bölümlerdeki işçilerle konuşmaya, onlara sorular sormaya başlar.

Konuştuğu ilk işçiye burada gününün nasıl geçtiğini, hangi işleri üstlendiğini, ne kadar kazandığını  ve bundan memnun olup olmadığını sorar.

İşçi; Uyandığım her lanet günde bu kahrolası şantiyeye geliyorum her gün tonlarca ağırlığa ulaşan yüzlerce kaya parçasını taşımak zorundayım. Eve dayanılmaz ağrılar içinde dönüyorum ve sabahları yataktan kalkabilmek her gün daha da imkansız hale geliyor. Gün içinde domuz gibi terliyorum ve sürekli toz toprak içindeyim. Kokumdan ve görüntümden dolayı civardaki insanlar bırakın benimle konuşmayı bana yaklaşmayı bile sakıncalı buluyor. Bazen şantiyenin yüksek noktalarından birine bakıp olmayacak şeyler düşünüyorum. Şimdi git başımdan evlat!

…der. Öğrencimiz alandan uzaklaşır ve ilk deneyiminden dolayı biraz çekinerek de olsa ikinci işçiye aynı soruları yöneltir.

Bu işçi de; Hımm, Her gün buraya saatinde geliyorum ve bana verilen her işi layıkıyla yapmaya çalışıyorum. Bu işlerin bazıları çok ağır ancak kiramı ödeyebilmek, çocuklarımı okula gönderebilmek ve buzdolabını doldurabilmek için bunları yapmak zorundayım. Ne kadar mı kazanıyorum, bazı aylar bu söylediklerimi yapmak çok zor oluyor. Bazense daha kolay. Şanslı olduğum aylarda karıma küçük bir hediye alabiliyorum. Şimdi izin verirsen işime dönmem gerek.

Öğrencimiz bu kez yaşadığı kibar tecrübeden memnundur. Artık bu şantiyedeki tüm işçilerin sinirli olmadığını bilir. Üçüncü işçiye aynı soruları yöneltir ve şu yanıtı alır;

Hah, görmüyor musun evlat, bir katedral inşa ediyorum!

Diyeceğim o ki Honda’nın yaptığı işe hangi açıdan yaklaşıldığı önemli. Belirledikleri yolu izlemeye devam ederlerse eninde sonunda başarıya ulaşacaklar. Ancak elbette McLaren ve Alonso bu kadar sabretmek istemeyebilir değil mi?

Erdim: Bu aralar medyada pek fazla konuşulan bir şey olmadığını düşünürsek Honda çalışıyor gibi duruyor.

Didem: Bu konuda ne yorum yapmak istiyorum ne konuşmak istiyorum nede düşünmek istiyorum 🙂 Geçelim bu soruyu.

Ozan: Gideremezlerse hem Mclaren hem Honda’yı (başta Arai olmak üzere) zor günler bekleyecek. Seven, sevmeyen tüm F1 taraftarları için geçmişte başarılarıyla anılan bir takımı gerilerde görmek üzücü. En azından Williams gibi en iyi 3., zaman zaman 4. takım olmaları gerekiyor.

Hasan: McLaren şüphesiz gelişim kaydedecek. Bu sezon motor ve şasi hakkında çok şey öğrendiler ve kural kısıtlamalarından dolayı değiştiremedikleri parçaları bir yıldır geliştiriyorlar. Geçtiğimiz sezon bulundukları noktadan kurtulacaklarına inanıyorum.

Bu konudaki şüphelerim motor dayanıklılığı ve şasi performansı üzerine. Şasinin çok da kötü olmadığını ve üzerine koyabileceklerini biliyoruz. Ancak motorda elde edemedikleri şey dayanıklılık ve bana göre bu sezon uzun süre bununla vakit kaybedecekler.

Honda’nın rekabetçi bir güç ünitesi yapmayı başardığını düşünelim. Bu Mclaren’in önlerde yer alması için yeterli olacak mı? Yoksa bu kez de takımın şasisi mi zayıf halka olacak?

Kemal: Şasileri zayıf değildi. Ama bir Alex’te değildi. Yeterli kaynakları var. Yetenekli elemanları var. E kazanabilecek bir motoru da var diyorsunuz? Bence galibiyete oynarlar. Zayıf halka şasi değil motor. Motordaki sorunlar çözülürse podyum savaşı ve galibiyet mümkün. Çünkü aerodinamik anlamda kötü işler yapmıyorlar. Ayrıca Prodromou farkını 2016’da daha net göreceğiz. Red Bull’un şampiyonlukların da onunda büyük payı vardı. Sonuçta son yıllardaki en iyi aerodinamikçilerden birisi. Farkını ortaya koyacaktır.

Abdullah: Honda’nın kendisini kanıtladığını varsayarsak bu sefer aynısını McLaren’in de yapması gerekecek. Şu anda sürekli olarak McLaren’in şasi olarak en iyisi olmasa bile iyilerden olduğu söyleniyor ancak bunu kanıtlayan bir veri yok. O açıdan McLaren’in bunu kanıtlaması gerekiyor. Şahsi fikrim McLaren’in bu alanda da daha yapması gereken çok şey var. Birkaç senedir takım bu alandaki büyüsünü de kaybetti ve adım adım geriledi. Geçen seneki açıklamalarda McLaren Teknoloji Merkezi’nin ilgili departmanlarında güncellemeler yapıldığı söylenmişti. Peter Prodromou da gerçek manada takıma bu seneki araçta katkı sağlayacak. Açıkçası McLaren için yakın gelecekte çok parlak günler göremiyorum. Bundan sonraki kural değişiklikleri için VW’den gelen Capito umarım iyi bir ekip hazırlar ve McLaren’i tekrar önlerde görürüz.

Soner: Şasinin şu anda bile zayıf olduğunu düşünmüyorum. Sadece çirkin! McLaren motor gücünü etkin şekilde kullanabilmeyi başardığında mevcut pilotlarıyla birlikte podyumu tehdit etmeye ve oradan basamak çalmaya başlayacaktır.

Erdim: Şasi çok önemli bu anlamda ama geçen sene geliştik diyen bir McLaren vardı bu alanda. Eminim 2015 gibi bir sezonu gerilerde geçirerek boşa atmamışlardır. Kendilerine yarar bir şeyler bulmuşlardır.

Didem: Hiç bir fikrim yok hayal dahi edemiyorum Honda’nın iyi bir güç ünitesi yapacağına.

Ozan: Şasi olarak da ellerindekinden maksimumu çıkarması gerekecek. Son 3 yıldır ki performansa bakarsak Mclaren’in ileri doğru atılım yapması şart.

Hasan: Şasi hakkında çok farklı yorumlar okuduk. Sezon başından ortasına kadar şasinin bir mühendislik harikası olduğunu ve oldukça hızlı ve istikrarlı olduğu söylendi. Ancak sezon sonunda pilotların yaptığı açıklamalarda şasinin de mükemmel olmaktan uzak olduğu ve gelişmesi gerektiği yer aldı. Takımın şasisi motoru kadar bilinmeyene sahip.

arai-dennis-mclaren

Şimdi sıra kötü senaryoda… Honda’nın yine bekleneni veremediğini ve takımın sıralamalarda son seans için çırpındığını gördüğümüzü varsayalım. Takım nasıl bir tepki verir? Çıkışı nerede bulur?

Kemal: Böyle bir durum olacağına inanmıyorum ama varsayalım ki oldu. McLaren Honda ile yollarını ayıramaz. Çünkü mevcut seçeneklerin hiçbiri onlara uymuyor. Mercedes ile şampiyon olamazlar. Çünkü Damon Hill’in de dediği gibi Mercedes motoruyla birisi şampiyon olacaksa bu fabrika takımı olur. McLaren’in onlardan ayrılmasının sebebi bu. Ferrari de aynı şekilde. Renault’nun hali Honda’dan çok da iyi değil ki onların da artık bir fabrika takımı var. Dolayısıyla Honda motoru ile devam etmek zorundalar. Ayrılık olmaz. Ancak hem Honda hem de McLaren’de bazı ‘kafalar’ uçabilir. Ron Dennis’in koltuğu sallanabilir. Honda’nın üst yönetiminden bazı kişiler gönderilebilir. Yeniden yapılanma sürecine gidilebilir. Alonso McLaren’i bırakabilir. Button emekli olabilir. Böyle kötü bir yılın ardından çok büyük şeyler olabilir. Ama ben öyle olacağını düşünmüyorum.

Abdullah: Benzer sorular mı olmuş ne? 🙂 Yukarıdaki sorulardan birisinde değinmiştim. Şaside iyi olduğunu iddia eden McLaren, Honda ile birlikteliğini ciddi manada sorgulamaya başlayacaktır. Şu an bariz bir şekilde motor zayıf ve kendisini gösteriyor. Takım 3 ya da 4.lük için mücadele etse ve Honda kendisini oradan toparlamaya çalışsa bu idare edilebilir bir durum ancak 9.luk mücadelesi verirken hem FIA’dan hem de sponsorlardan çok büyük paralar kaybedilecek. Şu anda zaten durum pek parlak görünmüyor. Arkasında büyük bir otomobil şirketi de yok finansman sağlayacak… Bir an önce bu durumu tersine çevirmeleri lazım. Bunun için de öncelikle Honda’nın kabul edilebilir seviyede bir motor hazırlaması gerekiyor. Bu sefer de hazırlayamamış olurlarsa… Sonu ayrılıktan başka bir şey olmaz diye düşünüyorum. Ya da bir şekilde özel imtiyaz falan alırlar…

Soner: İkinci sezonu olacağı için çok kan dökülmez diye düşünüyorum. Ancak Arai görevini bir başkasına bırakabilir. Yaşanacak en büyük hadise bu olur diye düşünüyorum.

Erdim: Motor değiştirmekten başka çıkışları yok. Ama böyle bir ihtimalde yok. McLaren ile Honda’nın beraber o motoru geliştirmekten başka çaresi de yok.

Didem: Arai’yi topa tutup garajdan defederler herhalde 😀 Hatta tüm honda çalışanlarını. Çıkış yolunu da bir zahmet Ron amca düşünsün 🙂

Ozan: Sponsoru kalmayan bir araçla takım kapanabilir, en kötü senaryo bu olur. Sonuçta bu maddiyata dayalı bir spor ve hiçbir başarınız yoksa eldeki avuçtakini belli bir yere kadar harcayabilirsiniz. Honda motorunun Renault gibi umutsuz olduğunu düşünüyorum.

Hasan: Bu durumda McLaren büyük sıkıntıya düşer. Çünkü herhangi bir alternatifleri yok. Mercedes, Ferrari ve Renault’nun kendi fabrika takımları var ve onlardan motor tedarik etme konusunda şanssızlar. En kötü ihtimalle Mercedes’in bir yıl eski motoruna dönerler.

Ancak yine de sorunun çok büyümeme ihtimali de var. McLaren ve Honda’nın gelişim için bir sezonu daha çöpe atabilecek maddi kaynaklarının olduğunu düşünüyorum. Gerginlikler artacaktır, ancak Red Bull ve Renault’nun geçtiğimiz sezonki kavgalarıyla aynı düzeyde olur.

alonso

Yukarıdaki senaryoda merak edilecek bir konu da Fernando Alonso’nun nasıl davranacağı. Jenson Button’dan şüphemiz yok, adam zayıf Honda’larla arkalarda sürünmeye alışık ne de olsa. Ancak İspanyol pilot ‘GP2 engine!’ cümlesini bir kez daha kurmaz sanırım. Neler olur?

Kemal: Geçen yılın aynısı olsun Alonso 2017’de bu takımda olmaz. Alonso’nun bir daha böyle bir yıl geçirmeye tahammülü yok. Gerçekten şaka gibi çünkü. Gridin en iyisi olduğunuz ortada ancak kazanacak bir otomobiliniz yok. Hadi podyuma çıksın o da yok. 2014 Ferrari podyuma çıkacak bir otomobil değildi ancak Alonso neredeyse yarış kazanıyordu. Bu yıl son sırada sürünen araçla Macaristan’da az daha podyuma çıkacaktı. Ama artık yaş geçiyor. Kariyerinin sonu göründü. Maksimum 3 veya 4 yılı var önünde. Sonrasında emekli olmak zorunda kalacak muhtemelen. Ancak McLaren’den ayrılsa bile kime gidecek? İlk ve tek seçenek Renault gibi geliyor. Ancak bu biraz da Renault’un bu yıl göstereceği performansa bağlı. Renault McLaren’i geçerse Alonso seneye Renault seçeneğiyle ilgilenebilir. Zaten Carlos Ghosn bir Alonso fanatiği. Alonso da kariyerini Renault’da bırakmak isteyebilir. Ancak düşünsenize Alonso 2017’de Renault’ya geçiyor, McLaren Honda Vandoorne ile anlaşıyor. McLaren Vandoorne ile yarış kazanıyor Alonso ise Renault ile puan mücadelesi veriyor! Ben bile hayata küserim muhtemelen.

Abdullah: Aslında benzer bir durum olursa bu lafı Alonso’dan çok daha fazla duyarız. Hatta daha ileri seviyede şeyler duyabiliriz. Ve sene sonunda Alonso yol alarak Renault’ya doğru yolculuğu başlar…

Soner: Fernando yine bir risk alıp da Renault’a geçer mi derseniz, bence böyle bir risk alması fazla riskli. Ama çenesini tutamayacaktır. Bunda haklı da olabilir. Ondan farklı vecizeler duymamız da olası bence. 2016 sonrası kış testlerinde Renault kendini aşarsa aklı oraya kayacaktır elbet. Yeterli tüyo alırsa geçiş mümkün. Briatore’nin de hâlâ bağlantıları olduğuna eminim.

Erdim: Alonso hırslı bir isim. Hırslı olduğu kadar da hızlı bir isim. Ama hatırlayın Ferrari’de güçsüz geçirdiği sezonların ardından kendini ne kadar üstlere taşıdığını. Böyle bir sezon daha olursa pilotaj anlamında kendini geliştirir umarım.

Didem: Takımdan ayrılır ne olacak. Alonso gibi bir pilotun yeniden sonlarda mücadele edecek sabrı yoktur herhalde.

Ozan: Daha da ağır cümleler söyleyebilir Alonso. Orta sıra takımlarının düzlükte yanlarından geçip gitmelerini izlemek için değil muhtemelen kendine göre yarış galibiyetleri, şampiyonluk için geldiği Mclaren’den daha fazla beklentisi olduğu muhakkak. 2016’da bir başarı gelmezse Alonso – Mclaren ilişkisi büyük zarara uğrar. Tabi artık yaşı başını almış Alonso’nun da gidecek bir takımı olur mu, o da ayrı bir soru.

Hasan: Alonso’nun kontratında bir sezon kenarda oturma hakkı var gibi görünüyor. Bunu kullanabilir ve arkasından takımdan ayrıldığını açıklayabilir. Kendisini bekleyen bir Renault takımı var ve spordan anlamayan otomotiv patronları eski başarılarda katkısı olduğu için kendisini takımda görmek isteyeceklerdir. Renault için hatalı bir karar da olmayacağı aşikâr.

470352394

2016’da Williams, Force India ve Sauber’in ne durumda olacağı konusundaki tahminleriniz neler?

Kemal: Rob Smedley 2016 aracının rüzgar tüneli verilerini görünce ‘Wow’ demiş. Bu ‘Wow’ bir yerden tanıdık geliyor 🙂 İşin esprisini bir tarafa bırakırsak Williams sezon son kısmında 2015 aracı üzerinde çalışmayı bırakarak kaynaklarını 2016’ya ayırdı. Hatta bunun için Felipe Massa’nın diskalifiyesine itiraz etmediler. Takım konsantre olmuş durumda. Ancak Mercedes motoru ile şampiyon olamayacakları kesin. Galibiyet alacaklardır ancak sezon sonunda üçüncü veya dördüncü olacaklarını düşünüyorum. Force India’ya gelirsek bu takımın çok dar bir bütçe ile neler yaptığını çok net görebiliyoruz. Mercedes, Ferrari, Red Bull, Williams, McLaren, Red Bull ve yeni gelen Renault FIA’dan çeşitli bonus ödemeleri alırken onlar tamamen sponsor gelirleriyle idare ediyor. Dolayısıyla bu 7 takımdan hangisini geçerse kardır. Ama geçen sezonun son bölümünde gösterdikleri performans alkışlanacak düzeydeydi. Özellikle Toyota’nın Rüzgar Tüneli’ni kullanmaya başladıktan sonra tamamen farklı bir yaklaşım sergilemeye başladılar. Gelecek yıl ilk 10 için mücadele edeceklerini, zaman zaman ilk 6’da yer alacaklarını düşünüyorum. Sauber’den pek umutlu değilim açıkçası. Araç sezonun ilk testine yetişmemiş. Zaten sınırlı sayıda test var. Bütçeleri kısıtlı. Takımı ‘itecek’ bir pilotları yok. İşleri zor. Ancak agresif tasarım yapacaklarını söylediler. Bakalım göreceğiz. Bu agresif tasarım işe mi yarar ellerinde mi patlar belli olmaz. Ancak benim görüşüm öndeki takımların kalmasıyla zaman zaman puan alabilecekleri yönünde.

Abdullah: Sauber bu iki takım içerisinde en geride kalan olacaktır. Ki onlar o pozisyonlarına artık alıştılar. Williams fabrika takımları arkasında devam edecektir ancak Force India son senelerdeki yükselişini sürdürürse Williams’la en iyiler arkasındaki mücadelede daha fazla kapışır. Son 2 seneye göre daha yakın olur diye düşünüyorum bu iki takım. Williams yerinden memnun gibi görünüyor ki daha fazlasının gelmesi pek mümkün değil. Bu sene Mercedes ve Ferrari ilk 2 pozisyonunu daha da sağlamlaştırır. Onların arkasında ise çetin bir mücadele bekliyorum. Daha güçlü bir Renault motoru olursa Red Bull 3. En güçlü takım olabilir ama Renault ne kadar gelişecek ve artık müşteri olan Red Bull’a nasıl motor verecek soru işareti.

Soner: McLaren bu kadar gerilemeseydi Williams’ın bu yıl iyi bir iş yapabileceğini söylerdim. Ancak durum şimdi farklı. Williams yine Force India ile mücadele edecek ve 2015’e göre daha iyi durumda olacak gibi geliyor bana. Bazı yarışlarda podyumu da zorlamalarını bekliyorum hatta. Aynısını artık Force India’dan da bekliyorum ama Sauber bana göre kesinlikle yönetilemiyor.

Eskiden Peter Sauber ismini sıkça duyardık öyle değil mi? Ama Monisha Kaltenborn ismini pek telaffuz etmiyoruz. elbette yakından bakma fırsatımız yok ancak bana göre yeterince hareketli bir yönetici değil.

Williams’a yönetimsel açıdan her dönem hayrandım. Frank Williams tam anlamıyla bir savaşçı. Başına ne gelirse gelsin takımını bırakmadı, ekonomik olarak çöktüklerinde bile takımını otomotiv devlerine satmadı. Sanırım Claire’i de bu yönde yetiştirmiş.

Force India’da ise Vijay Mallya’nın bir ara takımı satılığa çıkarması gündemdeydi ama ne oldu da vazgeçildi bilmiyorum. Bu söylentiler ve araçlarına verdiği isimlerdeki bencilliği dışında bir garipliğini görmediğim takımdır Force India.

Bu iki takımın eğlenceli bir rekabet içinde olacaklarına inanıyorum. Sauber ise son yıllarda ayakta kalmak için türlü akrobatik hareketlere girişti öyle değil mi? BMW ve Ferrari olayları hala aklımızda. Ancak tüm bunlardan sonra C30 ve C31 şasileri harikaydı. Bizleri umutlandırmışlardı ancak ivmelerini çok çabuk kaybettiler çünkü takımın para kaynakları kuruyor. Çünkü iyi yönetilmiyorlar. Bence 2016’da da sesleri çıkmayacak.

Erdim: Umarım Williams pitler anlamında kendini geliştirir ve üst pozisyonlardayken hatalı stratejiden gerilere düşmez. Force India gene sessiz sedasız bir başlangıç yapar ve sezon içerisinde gelişir diye tahmin ediyorum. Geçen sene çok fazla finansal anlamda sıkıntılar yaşadığı yönünde spekülasyonlar çıkan Sauber’in iyi bir sezon geçirmek dışında başka çaresi yok.

Didem: Sauber yine yerinde sayar.Williams geçen sezonki gibi olur.Force İndia’dan büyük bir atılım bekliyordum özellikle Aston Martin ile yapacakları ancak gerçekleşmeyen ortaklık anlaşmalarından dolayı.

Ozan: Williams, inişli çıkışlı 2015’ten sonra 2016’da özellikle yavaş pistlerdeki sorunlarını giderirse kendileri için iyi olur. Yoksa Monaco’da yine, yeniden Q1’de elenip yarışı puansız kapatırlar. Mercedes motoru onlar için büyük bir avantaj…

Force India, 2015’te şasi değişiminden sonra ileri doğru büyük bir adım attı. Bu momentumu koruyabilirlerse 2016’da 2015’ten de iyi olabilirler. Hulkenberg geçen sezona göre daha az kazaya karışır, Perez daha istikrarlı olursa Force India yılın sürprizine imza atabilir.

Pilot kadrosuyla bu 3 takım içerisinde en zayıfı kuşkusuz Sauber. Paintten bozma renkleriyle ne göze ne kalbe hitap eden C34’ten sonra C35 puan almak için yarışabilir, fazlasının gelmesi sürpriz olur. 2015’te kazandıkları 36 puanın 14’ünü ilk yarıştaki karışıklıkta aldıklarını düşünürsek geliştirme yarışında çok geride kaldıklarını görmüş oluyoruz… İyi anlaşamayan ve ABD’de birbirlerine çarpan Nasr ve Ericsson’ı da unutmamak gerek.

Hasan: Red Bull ve McLaren’ın ciddi gelişme kaydedeceklerine inanıyoruz, bu yüzden Williams önemli bir gelişim yapmazsa şampiyonada bu ikilinin de arkasına düşerek beşinci olabilir.

Force India güçlü görünüyor, ancak bir yerden sonra maddi imkânsızlıklar nedeniyle doğal sınırlarına ulaşmış olacaklardır.

Sauber konusunda çok endişeliyim. James Key’den sonra Giampaolo Dall’Ara’yı da kaybettiler. Maddi açıdan da çok büyük sıkıntılar yaşıyorlar ve bir yardım eli uzanmazsa bu sezona göre daha da geriye düşebilirler hatta Manor’a bile geçilebilirler.

Motor Racing - Formula One World Championship - Bahrain Grand Prix - Race Day - Sakhir, Bahrain

Gelelim son sıranın kahramanı Manor’a. Geçtiğimiz sezon 2014 şasisi ve motoruyla yarışan bu cesur insanlar 2016’da bir şekilde Mercedes motoru ve Williams vites kutusu ve ek sistemlerine kavuşacak. Bunun yanında uzun süredir üzerinde çalıştıkları 2016 şasisini de hazırlıyorlar. Önümüzdeki sezon Manor’ları gridin neresinde görüyorsunuz?

Kemal: Şahsen onların performansını merakla bekliyorum. Manor’un puan savaşı verdiğini görmek beni galibiyet savaşından daha çok heyecanlandırır. Adamlar gerçek yarışçı sonuçta. O kadar mali problemden sonra bugün gridde olmaları büyük başarı. HRT gitti, Caterham gitti ama Manor hala burada. 2016 için tamamen farklı bir araç tasarladılar. Gridin en iyi motoruna geçiyorlar. Williams ile teknik anlaşmalar yaptılar. Dolayısıyla pek çok alanda ‘uzman’ desteği alacaklar. Doğruyu daha net görecekler. Tombazis farkını da ilk bölüm de olmasa bile ikinci bölümde göreceğimizi düşünüyorum. Tombazis’i alarak yılın sürprizlerinden birisin yaptılar ve hedeflerin ne kadar büyük olduğunu gösterdiler. Tombazis öyle hafife alınacak bir isim değil. Ferrari’deki son yıllarında kariyeri zarar görse bile..

Abdullah: Sonunda 🙂 Manor’un zaten halihazırda 3-4 sn yavaş bir aracı var. Mercedes motoru ve vites kutusuyla ciddi ilerleme kaydedecek olsa da yine de en fazla 2 saniyeye kadar düşer fark. Bunun bile iyimser olduğunu düşünüyorum. İnşallah yanılırım.

Soner: Puan skalasında görmeyi en çok istediğim takım sanırım Manor Marussia. Çok eskiden bir de Minardi için böyle hissederdim. Yeni motor ve vites kutusu atılımları onlar için çok büyük. 2016 sezonunu pastadan sağlam bir pay alabildikleri bir yerde bitirmelerini istiyorum. Hatta nedense Toro Rossoların önünde hayal ediyorum onları. Tabi bir de Haas olayı var. Belki onların canına okurlar ha!

Erdim: Bunu söylemek için öncelikle paketleme anlamında nasıl bir yol izleyecekleri önemli. Bazen iyi bir motoru kötü bir paketleme yaparak şasisel anlamda daha da geri giderken kendilerini bulabilirler. Tecrübeli isim kayıpları yaşadılar.

Didem: Puan savaşı verirken görmek güzel olur 🙂

Ozan: Avustralya’da piste çıkabilirlerse yine gridin sonlarında olacaklardır. Kısıtlı bütçe ve ellerindeki pilotlar ile ancak sorun yaşayan, yarış dışı kalan araçları geçebilirler. 2010’dan beri gördüğümüz tablodan farklısı olmaz. Haas sayesinde sonunculuktan kurtulurlar belki…

Hasan: Manor, Mercedes motor anlaşmasıyla bizi oldukça şaşırttı. Anlaşılan Mercedes Lotus’tan boşalan motor hakkını Red Bull’a vermemek için alelacele Manor’a teklif götürdü. Elbette bu sadece bir komplo teorisidir. Manor’un büyük bir ihtimalle Mercedes’in 2016 motorunu alacağını da unutmayalım.

Takımın Williams ile de anlaşma yapması (Toto Wolff’ün Williams’ta da hissesinin olması işleri yine değiştiriyor) ilerlemek istediklerinin bir kanıtı olabilir. Yakın zamanda Nicolas Tombazis ve ismini hatırlayamadığım ünlü bir mühendisi daha takıma kattılar ve ilerlemek istediklerini belli ediyorlar.

f1-a-visit-with-gene-haas-haas-f1-team-2014-gene-haas-at-the-haas-f1-team-headquarters-in

Önümüzdeki sezon yeni bir takımı ağırlayacağız, Haas. Bildiğiniz gibi Amerikalı ekip Ferrari ile çok sıkı bağlar kurmuş durumda ve kurallar tarafından kendisinin üretmesi gerekmeyen her parçayı Ferrari’den tedarik edecek. Şasisini de Dallara ile ortak hazırladılar. Haas ilk sezonunda nasıl bir performans sergiler? Ferrari tecrübesi dayanıklılıklarını etkiler mi?

Kemal: Gerçekten bir şey söylemek zor. Neden mi? Yeni takımların ne seviyede olduğunu 2010’da gördük. Hatta 2010’da F1’e giren Manor hala ön bölümü yakalayamadı. Haas da yeni bir takım olacak sonuçta. Ancak bu HRT, Manor ve Caterham üçlüsüne göre daha fazla avantajı var. Bunları saymak gerekirse; 1-) Öncelikle bu üç ekibe göre daha fazla paraya sahipler. 2-) Hem İngiltere hem de Amerika’da olmak üzere iki farklı fabrikaları var. 3-) Caterham, Manor ve HRT’de çalışan çoğu tecrübeli insanı aldılar. Bu üç takım herşeye sıfırdan başlamak zorunda kalmıştı. 4-) Ferrari gibi bir partnere sahipler. Hele ki motorun ön planda olduğu şu dönemde Ferrari gibi bir motor partnerine sahip olmak büyük bir artı. 5-) Ferrari’den teknik destek alıyorlar. 6-) Şasiyi kendileri hazırlamıyor ve çoğu şeyi tecrübeli bir şirket olan Dallara’ya yaptırıyorlar. 7-) Yani en önemlisi ise Formula 1’e girmeleri için bir plan yaptılar. Hatırlarsanız HRT-Manor-Caterham üçlüsü ben Formula 1’e giriyorum dedi ve girdi. Programsızlardı. Yeterli zamanları yoktu. Yeterli destekleri yoktu. Ancak Haas öyle değil. 2014’te girmeye karar verdiler. 2015 boyunca araç üzerinde çalıştılar. Yeterli yatırımı yapacak vakitleri vardı. Tüm bunlara bakarsak HRT-Caterham-Manor üçlüsünden kesinlikle daha iyi olacaklar. Ancak tam olarak nerede olduklarını kestiremiyorum. Yine de ilk yıllarında puan savaşı vereceklerinden eminim. Grosjean gibi yetenekli bir pilota da sahipler. Zaman zaman belki ilk 6-7’ye girebilirler diye düşünüyorum.

Abdullah: Toplama araç ile ne kadar başarılı olacaklar cidden merak ediyorum. Herhangi bir alt yapıları yok ancak Ferrari ile ortaklık var. Ancak Manor’la mücadele edebilir diye düşünüyorum. Çok iyimser olursak Sauber’le olabilir. Bundan fazlası olursa zaten Sauber ya da Toro Rosso gibi takımlar kepengi kapatıp diğer müşteri aracı moduna geçsinler. Daha az paraya daha çok iş başarırlar.

Soner: Ferrari bugüne dek destek olduğu diğer takımlara günahlarının bile eski versiyonlarını vermiş bir takım. Kurallar güncel parçaları vermelerini söylediğinde bile “ne kadar güncel, o kadar gri” mantığı ile hareket ettiklerini düşündüğüm Formula 1’deki en çıkarcı takım. Haas ile çok yakın ilişki kurmuşlarsa bu bana sadece istedikleri her teknolojiyi deneyebilecekleri bir mecra yaratmış olduklarını düşündürüyor.

Yani Toro Rosso ya da Sauber birlikteliği gibi olmayacaktır.

Erdim: Ferrari 2015 motoru belki 2016 Renault motorunun bile önünde olabilir. Hatırlayın düzlüklerde DRS açık olmasına rağmen Button’ın Alonso’nun tur yer gibi geçildiklerini. Yani kafadan konuşmak kolay ama Haas iyi bir şasi ile orta sıralara yakınlaşabilir.

Didem: Manor’un yerine aday olabilirler.

Ozan: Haas, NASCAR’da çok başarılı olsa da F1’de sadece kendilerinin veya Ferrari’nin tecrübesi bir başarı getirmez. Gutierrez’den hiçbir beklentim yok, Grosjean araç iyiyse birkaç puan alır. Belki 2009 Brawn GP gibi en önde olurlar, belki de Manor gibi 4-5 sn fark yerler. Mart’ta göreceğiz.

Hasan: Haas yeni bir yöntemle spora giriyor ve soruda da belirtildiği gibi bu onları dayanıklılık yönünden iyi yönde etkileyecek. Kendisini kanıtlamış parçaları kullanacaklar ve tek eksikleri performans olacak. Bunda da Ferrari motoru ve vites kutusu ile mekanik olarak önde olacaklarını görüyoruz. Takımın performansı konusundaki soru işareti şasisi. Bu konuda Ferrari’den ne kadar yardım aldılar bilemiyoruz. Elbette bu tür yardımlar yasak, ancak kanıt olmadığı sürece delinemeyen yasak yoktur.

Kategoriler
Formula1 Manşet Özel İçerik Sizin Köşeniz

Adminlere Sorduk Bölüm 1: 2015 Formula 1 Sezonu

Sıkıcı veya değil bir sezonu daha bitirdik. Her yarış sonrası siteye damlayıp yorumumuzu yaptık, yarış vakalarını tartışırken birbirimizi yedik ve biz bunu yaparken sitede yöneticiler bir yandan bizim yorumlarımızı denetlemeye çalışırken öte yandan da yarış sonrası peş peşe yayınlanan demeçleri bize sunmak için harıl harıl çeviri yapmaya çalıştılar.

Sezon bitti, adminler de rahat etti. 19 yarışı bulan ve peş peşe yarışlardan oluşan takvim onları yormuş olmalı. Aynı gün içinde çevrilmiş içerik sayısında rekor nedir bilemiyorum ama ara sıra ana sayfada aynı günün haberlerinin devamını görebilmek için ‘Devamını Yükle’ butonunu kullanmam gerekti.

Sezon boyunca bu adamlar bizim yazdığımız mantıklı veya saçma, ağır veya kibar tüm yorumları okudular. Şimdi ben onlara sordum, hatta rica bile etmeden emrivaki şekilde soruları gönderiverdim ve sezon hakkında değerlendirmelerini aldım.

 

2014’ten sonra Mercedes’in baskın olduğu bir sezon daha izledik. Bu sezon 2014’e göre neler değişti? Kim ne kadar gelişti?

Soner: Mercedes görüş açısından yanıt vermek istiyorum. Kimse yeterince gelişmedi. Bana tam olarak tarihin tekerrürü gibi göründü hatta.

2011 sezonundan sonra da buna benzer konuşmalar yapmıştık sanki!? Red Bull ikinci şampiyonluğunu almış, ardına da epey bir taraftar kitlesi katmıştı. Bizlerse büyük olmasına alıştığımız takımların Red Bull’a “büyüklüğün” ne demek olduğunu göstereceği hakkında vecizeler diziyorduk.

Sonrasında neler olduğunu biliyorsunuz. Kızıl Boğalar 2 sezon daha milletin canına okudu. En çok gelişen takımlar bile bırakın mükemmel olmayı “yeterli” olmaktan çok uzaktı.

Sanırım aynı filmi yeniden izleyecek gibiyiz. Ancak birileri tarafından 4 yıl sonunda bazı dersler çıkarılmış olacak ki, daha temkinli davranılıyor gibi. Çünkü podyumun ilk basamakları haricinde farklı mücadeleler gördük.

  • 2014’de ışıldayan Williams, 2015’de bekleneni veremedi.
  • 2014’de kendini gösteremeyen Force India’ları 2015’de bolca izledik.
  • 2014’de ışıltılarını hâlâ üzerinde taşıyan McLaren takımı 2015’de oldukça karanlık bir hale büründü.
  • 2014’de Mercedes Takımı yaptığı birkaç hata ile podyumu Red Bull’a bırakmıştı, 2015’de ise bu birkaç hatayı Ferrari için yapmış oldu.

2010-2011 \ 2014-2015 pek farklı görünmedi bana.

Abdullah: Herkesin gördüğü gibi Mercedes 2014’teki üstün formunu 2015’te de sürdürerek 19 yarışın 16’sını kazanmayı başardı. Mercedes’in arkasında ise durum daha farklıydı. 2014’te Red Bull ve Williams ön plana çıkarken 2015’te rüzgar Ferrari’nin arkasındaydı. Takıma ve turbo motorlara daha fazla kaynak yönlendiren Ferrari bundan kârlı çıkmayı başardı ve bariz bir şekilde Mercedes’ten sonraki en güçlü takım oldu. Gelecekte Mercedes’i şampiyonluk yolunda zorlamak isteyen Ferrari için bu adım çok önemliydi çünkü motor + şasi kombinasyonunun çok önemli olduğu bu dönemde Mercedes’i durdurabilecek bir takım varsa o da Ferrari gibi görünüyor.

Bütçesi düşük olan Williams yine 3. oldu ancak performans olarak geçen seneye göre daha da geriledi. 2016’da bunu başarması daha zor görünüyor.
Red Bull, Renault motorunun ilerleme yerine gerilemesiyle 4. sıraya geriledi. 2005’te spora giren takım böylece 2008’den sonra ilk defa ilk 2 dışında yer aldı. Ön sıralara çok alışan Red Bull’un bu sene bu kadar şikayet etmesinin sebebi bu yüzden olsa gerek.

Bir diğer sıkıntılı taraf ise Honda motoruna geçen McLaren oldu. Sezon başlamadan önce hem McLaren hem de Honda’dan bizlere sunulan aşırı doz umut sezonun başlamasıyla tam anlamıyla fos çıktı. Özellikle enerji geri dönüşümünde sorun yaşayan Honda, hep iyileşme vaat etti ancak sezon içerisinde gerçek manada bir gelişim ne yazık ki göremedik.

Kemal: 2014’e göre değişen tek şey Ferrari ve Red Bull’un yer değiştirmesiydi. Ferrari ciddi bir revizyon sürecine girdikten sonra 2015’e hızlı başladı. Red Bull ise Renault’nun yerinde sayması ve şaside yaşadıkları sorunlar nedeniyle podyum savaşından uzak kaldı. Mercedes sezona hızlı başladı ve zaman zaman Ferrari ile fark kapansa da sezonu üstün şekilde başlayıp üstün şekilde bitirdiler. Sezon içerisinde gözle görülür en büyük gelişimi Force India kaydetti. Ancak bu beklenen bir şeydi. Çünkü takım tüm kaynağını B versiyonuna ayırmıştı. Lotus ve Sauber mali problemler nedeniyle gerilediler. McLaren ise dayanıklılık sorunlarını çözdükten sonra gelişmeyi başardı. Ancak bu gelişim beklenen düzeyde olmadı. Williams biraz geriledi ancak bunda 2016’ya erken odaklanmalarının payı da var.

Didem: Ferrari’nin gelişip yarışlar kazanması, Renault’un geçen seneden daha kötü olması. Keza Red Bull şasisinin istenilen seviyede olmaması kardeş takımı Toro Rosso ya dahi geçilmesi McLaren’e hiç değinmiyorum bile 🙂

Hasan: Ferrari’nin motor performansını belirgin şekilde geliştirdiğini gördük. Renault gelişimde yanlış yöne gitmiş olacak ki erken sezonda çok sorun yaşadı. Ancak Mercedes motorlu diğer küçük takımlara baktığımızda fabrika takımının şasi ile de önde yer alabildiğini görebiliyoruz, tabi diğerlerine aynı motoru veriyorlarsa…

Erdim: 2014 sezonuna kıyaslarsak Mercedes kaldığı yerden devam etti diyenler olmuştur ancak Mercedes’te diğer takımlar kadar gelişti. Sezonu aslında üç parçaya ayırabiliriz. Sezon başlangıcında oldukça dominant olan Mercedes; sezona daha öncekilerle kıyasladığımız zaman daha hızlı başlayan Ferrari ve Silverstone sonrası gelişen Red Bull takımları diyebilirim.

Ozan: Mercedes’in üstünlüğünün daha da arttığı, Red Bull ile Ferrari’nin yer değiştirdiği bir sezondu. Williams sönük bir sezon geçirirken yılın en büyük hayal kırıklığı elbette McLaren idi.

_87032613_alonso_getty

2008’in sonunda spordan ayrılan Honda bu sezon motor tedarikçisi olarak geri döndü ve hepimizi şaşırttı. Sizce tam olarak sorunları neydi?

Soner: Onlar’ı diğerlerinden ayıran şey kültürleri sanırım. Uzakdoğu yaşam felsefesi elbette kendini bu alanda da gösteriyor. Kültür farklılığından doğacak iletişim kopuklukları nedeniyle yabancı dedikleri insanlarla çalışmayı istemedikleri biliniyor.

Bunun dışında Honda, Formula 1 için büyük bir isim ve ayrıldıklarında dibi görmüş durumdaydılar. Bu kez her şeyi farklı yapmak istediler. Adamların kültürel yapıları dünyanın geri kalanına göre farklılığın yapıtaşı gibi.

Şöyle söyleyeyim; 17 yüzyılda dokuma tezgahlarında ter döken insanlar, buharlı makinelerin gelişini göremedi. Britannica, Vikipedia’nın geldiğini göremedi.

Harika işler küçük ve güvenli adımlar atılarak elde edilmemiştir. Onlar, tamamen farklı düşünen biri ortaya çıktığında hayat buldular.

Elbette işler her zaman yolunda gitmeyebilir. Yoluna koymak içinse yeterince denemeniz gerek. Bence Honda’da bir sorun yok.

Abdullah: Daha sonra kendilerinin de söylediği gibi olayı hafife almaları ve yeni kurallara geç dahil olmaları oldu. En başından beri yapılan açıklamalarda Mercedes’le mücadele edebilmek için farklı olmanın gerekliliğinden bahsettiler ancak görünen o ki o farklılıklar pek de istenen performansı sağlamadı. Honda güç ünitesi hem dayanıklılık, hem içten yanmalı motorun gücü hem de güç ünitesinin tamamının ürettiği güç açısından Mercedes’e rakip olmanın çok gerisinde. Honda güç ünitesinin daha çok enerji geri dönüşümünde sıkıntı yaşandığı söylense de 2015’te sezon içerisinde yapılan güncellemelerde daha çok içten yanmalı motorda güncelleme yapıldığı unutulmamalı.

Bir de Honda’nın olaylara yaklaşımının da ciddi anlamda sorgulanması ya da kendisinin bunu sorgulaması gerekiyor. Hibrid motorlarda yol araçlarında iyi ve deneyimli olabilirler ancak daha güçlü motorda bunu başaramadılar. İki senedir istediğini bulamayan Renault bile motorun gelişimi konusunda dışarıdan yardım alıyorsa Honda’nın dışarıdan gelebilecek katkılara gözünü kapatmaması lazım. Honda gelişim konusunda en büyük cesareti Ferrari’nin 2014’ten sonra yaptıklarından alıyor. O açıdan bu sene atacakları adımı sadece Honda değil herkes merak ediyor olsa gerek.

Kemal: Sıfır beden yaklaşımını benimsediler ve parçalar bu kapsamda tasarlandı. Ancak bu ‘dar’ tasarım nedeniyle ısınma ve dayanıklılık problemleri yaşadılar. ERS zaten başlı başına bir felaketti. Sanırım tasarım sürecinde bu konunun üzerine çok düşmeyerek ciddi bir hata yaptılar. Sezon içerisinde yaptıkları güncellemeler ile içten yanmalı motoru daha iyi hale getirdiler ancak ERS için kış sezonunu beklemeleri gerekiyordu. Öyle de yaptılar. Ayrıca İngiliz ve Japon kültürlerinin birbirine uyumu zaman aldı. Alışmakta zorluk çektiler. Buna bir de kış testlerinde az sayıda tur atmalarını eklersek tabloyu daha net görebiliriz. Kış testlerinde yaşadıkları sorunlar ve ellerinde bunları çözmek için yeterli veri olmaması Honda ve McLaren’i ciddi anlamda etkiledi.

Didem: İşi ciddiye almadılar bence çok havaya girdiler. MGU-H vızıltıları neyse sorunları odur muhtemelen. Gelişirler mi ? Bekleyip görmek lazım.

Hasan: Önce biraz teknik kural bilgisi ile başlayalım. MGU-H adı verilen ve turbo şaftına bağlı olan elektrik motorunda herhangi bir güç sınırlaması yok. Yani bu motordan üretilebilecek ve tüketilebilecek enerjiyi azamiye çıkarmak büyük fark yaratıyor. Honda bu parçayı fazla küçük tasarladığı için bataryayı şarj edemezken hızlanmalarda da turbo kompresörünü hızlandırma da verimli olarak kullanamıyor. Honda’nın bu parça ile birlikte turbo türbin ve kompresör bileşeninde de aşırı küçük bir yapı kullandığı iddia ediliyor, ancak bu henüz tam anlamıyla görülemedi.

Erdim: Honda’nın yaptığı büyük bir yanlış yoktu ancak sıfır beden tasarımı McLaren’in diretmesi arka tarafta paketleme anlamında sıkıntılar çıkarttı. Bunun için geri dönüşüm sistemlerinin monte edilmesi ve aşırı ısınma olmaması için daha küçük güç ünitesi kullanmak zorunda kaldılar. V6 motor olarak çok iyi olmalarına rağmen kinetik enerji kazanım ve turbodaki ısı geri dönüşümünü iyi kullanamamaları onlar için bu sezonun özetiydi.

Ozan: Bu performans ile dönmeseler de olur dedirttiler. Japonlar başarısızlığa tahammül edemezler ve Honda’nın 2006 sezon ortasında Button sayesinde gelen ivmesi ile Barrichello’nun doğru lastik – iyi sürüş sayesinde külüstür RA108’i podyuma taşıdığı 2008 İngiltere’yi saymazsak BAR’dan satın alınma hiçbir işe yaramamıştı.

Honda hakkında beklentilerimiz mi fazlaydı, ilk sezonları için çok fazla şey mi istemiştik?

Soner: Elbette beklentilerimiz yüksekti. Çünkü herkes 2008’deki dibi görmüş hallerini değil, 1988’de fezaya vurmuş hallerini resmetti, sonuna “Ancak…” ile başlayan bir cümle ekleyerek tabi.

Evet, beklentilerimiz yüksekti, çünkü sahipleri her ne kadar kabul etmek istemese de, izleyicilerin Formula 1’in artık eskisi kadar heyecanlı olmadığı yönünde tespitleri var. Bu “sıkıcı olmaya yüz tutmuş” ve “yapay” ortamda ise HONDA gibi heyecanın kısaltması gibi olan bir şampiyonun yeniden arenalara dönmesi elbette beklentimizi yükseltti.

Bilinçaltımızın bize fısıldadığı, böyle büyük bir isim içeri girdiğinde sadece ortama uymak yerine Formula 1’i biraz eğip bükme potansiyelinin olduğuydu. Sezon boyunca beklenmedik bir iş çıkarmalarını bekledik. Tıpkı McLaren’in DRS’nin atası olan F Kanal Sistemi gibi belki de. Biliyorum biliyorum, kurallar gereği sezon içinde elbette böyle bir fırsatları olamayacaktı. Ancak etkili olamayacaklarını bağıran azınlığı bir tarafa koyarsak, evet Onlar’dan çok şey bekledik.

Abdullah: Diğer üreticilerin geçen sene yaptıklarına bakarsak, Honda spora geç girse de ciddi manada kötü bir başlangıç yaptı. Projeye geç başlamış olmaları bir dezavantaj olsa da rakiplerini görüp bir sene daha sınırsız gelişim hakkına sahiplerdi. Honda’nın projeye geç başlamasının yanında tembellik yaptığına inanıyorum. Tabi ki kimse Honda’nın ilk senede şampiyonluk potasında olmasını beklemiyordu ancak bu kadar kötü olmasını da beklemiyorduk. Ortalama bir performans beklerken, sezon başlamadan daha doğrusu Honda motoru piste çıkmadan önce F1 dünyasına söylenen reklam amaçlı bol umut vaat edici açıklamalar insanları “Acaba yapabilirler mi?” diye düşündürmedi değil ancak acı gerçekler ilk testlerde gün yüzüne çıktı.

Kemal: Bence beklenti çok fazlaydı. Tabi ki bunda McLaren Honda’nın geçmiş dönemde yaşadığı büyük başarıların da payı var. Sonuçta turbo motorlardaki ilk yıllarıydı. Onlardan zafer beklemek imkânsızdı. Ama Ron Dennis çıkıp ‘Avustralya’da kazanabiliriz’ derse veya Button ‘Podyum savaşı verebiliriz’ derse taraftarların da beklentileri yüksek olur. Bence bu kadar kötü olmalarını McLaren Honda da beklemiyordu. Yoksa bu açıklamaları yaparlar mıydı? İlk seneden beklentiler çok yüksekti. Ancak Honda ‘normal’ beklentilerin de altında kaldı. Kısacası McLaren Honda sınıfta kalmıştır diyebiliriz.

Didem: Çok bir beklentim yoktu benim Williams seviyesinde bir giriş bekliyordum açıkcası.

Hasan: Honda beklentilerini aslında takım yükseltti. Geçmişteki başarıların bugün bir işe yaramayacağını biliyorduk, ancak takım patronları tarafından yapılan açıklamalar şasi ve motorun ayrı ayrı birer tasarım harikası olduğu yönündeydi ve ilk sezonda şampiyonluğa yarışacaklarını açıkça söylediler. Ben McLaren’ın şasi olarak iyi bir iş çıkarabileceğini, ancak Honda’nın ilk sezonunda rekabetçi olamayacağını düşünüyordum. Bu kadar kötü olmalarını beklemiyordum, ancak düşündüklerim gerçekleşti.

Erdim: Geçen seneki Renault gibi Honda’nında bu sezon sıkıntı yaşayacağını düşünmüştüm ancak 7 8 yarış gibi süre içerisinde atlatacaklarını beklemiştim. Takım geliştirme anlamında geride kaldı bu yüzden Honda hedeflediği yerlere gelemedi. Benim zaten 2015 için Honda’nın ilk 6 ve yukarısı gibi bir beklentim olmamıştı.

Ozan: 1 sene geç girmelerine rağmen bu kadar kötü bir performans kabul edilebilir değildi.

Fernando Alonso uzun bir bekleme süreci sonrasında Honda projesine inanarak McLaren’e katıldı. Sizce doğru olanı mı yaptı?

Soner: Bir pilot, özellikle de yıldız bir pilot, böyle bir işe kalkıştığında hepimizin ulaşabileceğinden çok daha fazla “tüyo”ya sahip olduğuna inanıyorum. Pilotlar yer değiştirmeli, “Takımlar” yer değiştirmeli ki şov devam edebilsin. Alonso’da elbette diğer yıldız pilotların yaptığını yapabilmeyi istiyor. Rekabetçi görünmeyen o takıma geçip, şampiyonluk(lar) kazanmak.

Şöyle bir gerçek var; yarışı, en gerilerden gelip kazanmak her zaman çok değerlidir. Bu da demek oluyor ki böyle bir değeri elde etmek istiyorsanız önce gerilemeniz gerekir. Tabi bu çok büyük bir risk. Yani önce bunun sizi batırmayacağından emin olmanız gerek.

Sonrasındaysa sanırım size bir “Neye ihtiyacınız varsa …!” paketi sunuluyor. Çekiş kontrol, hareketli kanatlar, lastik testi …vs. Elbette bu paket “Asla Kanıtlanamama Garantisi” ile geliyor olmalı!

Görüyorsunuz ki kanıtlanabilir şeyler söylemiyorum burada. Sadece düşünmeden edemediğim şeyler.

Alonso mu? Hadi ama, adam yanlış bir şey yapmadı, nihayetinde “şov devam etmeli!”.

Abdullah: Bir şeyler olduktan sonra doğru ya da yanlış demek kolay. O açıdan doğru ya da yanlış yaptı dememiz doğru olmaz. Takıma olan inancını kaybettiyse ayrılması çok normaldi ve açıkçası geçen sene Ferrari’nin durumunu hatırlarsak ayrılmak istemesi normaldi. O dönemde ben de Alonso’nun doğru olanı yaptığını düşünüyordum ancak yaşananlara ve Ferrari’nin durumuna bakarsak doğru olan bu değildi. Alonso bu sene Ferrari’de kalsa mutlu olur muydu? Takım içerisindeki yaklaşım ve yönetim farklı olduğu için bunu söylemek zor. Ancak sene içerisinde yaptığı yorumlara bakarsak Alonso da bu hamlesinden pek mutlu görünmüyor. Bizim dışarıdan bakarak Honda projesine yorum yapmamız çok zor. Alonso birinci elden projeye dair verilere sahip olarak karar verdi. Ben Honda’da hedeflerine ulaşmasının zor olacağını düşünüyorum.

Kemal: Şanssız mı desem, yanlış tercih yapmakta uzman mı desem ne desem bilemiyorum. Formula 1’de bu kadar şanssız pilot çok azdır. İnanılmaz bir yeteneğe sahip ama bir türlü hızlı bir araçta yarışamıyor. İşin kötü tarafı takımdan ne zaman ayrılsa ayrıldığı takım bir anda hızlanıyor, gittiği takım ise beklentilerin altında kalıyor. 2010 ve 2012’de inanılmaz bir efor sergiledi. Ama şampiyonluk gelmedi. 2014’deki sorunlardan sonra ben de olsam ayrılırdım. Çünkü takımda hiç umut ışığı yoktu. Alonso’ya her sene ‘gelecek yıl daha iyi olacağız’ deyip ertesi sezon daha geriye giderseniz o adamın da projeye olan inancı azalır. Geçen yıl Allison Alonso’ya ‘gelecek yıl daha iyi olacağız’ demiş. Ancak Ferrari bunu her yıl Alonso’ya söylediği için Alonso da buna inanmamıştı. Çünkü o kadar fazla umut verip, kötü performanslar sergiliyorlardı ki artık projeye olan inancını kaybetmişti. Bence ayrılarak doğrusunu yaptı ancak McLaren Honda seçimi doğru muydu bu tartışılır. Çünkü bu büyük bir bilinmeyendi. Ferrari’den daha kötü olacakları belliydi. Bunu görmemek imkânsızdı. Ancak ciddi bir maaş teklif edildi ve elindeki en iyi seçenek olarak bunu gördü. Cidden elindeki tek seçenek de bu gibiydi. Sauber veya diğerlerini saymıyorum.

Didem: 2014 Ferrari’sine bakarsak evet. 2015 McLaren’ine bakarsak hayır 😀

Hasan: James Allison’ın Alonso’yu Ferrari’de kalması yönünde ikna etmeye çalıştığını okumuştuk. Ben olsam onun sözüne inanırdım. Elbette perde arkasında olanları bilmiyoruz, Alonso verilen sözlerden sıkılmış olabilir. Spor ve bizler için heyecan yarattığı için doğru olanı yaptığını söyleyebilirim ama kendi kariyeri için ise tam tersi geçerli.

Erdim: 2012 sonunda Hamilton’da McLaren’den ayrılıp Mercedes’e gittiğinde herkes onu eleştirmişti. 2013 İspanya GP’de tur yemişlerdi hatta. Sonuç olarak 2014 – 15 dünya şampiyonu oldu. Alonso’da yapması gerekeni yaptı ve kariyerinin son dönemlerinde yeni bir takıma yöneldi.

Ozan: Gelecek sezonlar için Hamilton’ın 2013’ü çöpe atması gibi bir risk aldı. İlerisi için başarı gelirse evet doğru olanı yaptı fakat işler ters giderse bir türlü gelemeyen 3. şampiyonluk hayal olacak.

Alonso 2007 sonunda takımla kavgalı ayrılmıştı. Takımın, özellikle de Ron Dennis’in onunla tekrar bir araya gelmesine sebep olan şey neydi?

Soner: Seçeneksizlik. Tamam Honda, Alonso konusunda diretti ama Ron başka bir şampiyonun kendilerini taşıyabileceğine inanabilseydi O’nu tercih ederdi. Kaldı ki bunu yapabileceğine inandığı Alonso dışındaki tek pilotu da Mercedes’e kaptırdı. Akademiden yetiştirebildikleri başka bir Lewis de olmadığına göre… Tabi bir de Alonso yeni bir bonusla geliyor artık; böbürlenememek!

Abdullah: Çaresizlik. McLaren gibi büyük bir takım Hamilton takım ayrıldıktan beri ciddi manada bir yıldızı olmadan yarışıyordu. Evet, Button iyi bir pilot ancak “yıldız” olarak görülen bir isim değil. O açıdan McLaren sadece performans olarak değil itibar olarak da rakiplerinin gerisinde kaldı. Bizdeki “Denize düşen yılana sarılır” ata sözünde olduğu gibi mevcut şartlar altında Alonso için McLaren, McLaren için Alonso dışında bir alternatif yoktu.

Kemal: McLaren’in gerçek bir şampiyona ihtiyacı vardı. Alonso’nun da büyük bir takımda yarışmaya. McLaren-Alonso birlikteliği de istenilen şekilde bitmediği için tarafların yeniden bir araya gelme ihtiyacı hissettiğini düşünüyorum. Honda’nın da Alonso ile yarışmak istediği bilinen bir şey. Alonso’nun elindeki en iyi seçenek McLaren’di. Ron Dennis de Alonso gibi bir ismin boşta olduğunu görünce onunla anlaşmak istedi. Bunun tek bir sebebi yok kısacası. İlk ayrılığın buruk bitmesi ve tarafların yeniden birlikte çalışmak istemesi bu birlikteliğin yeniden başlamasındaki en büyük etkendi.

Didem: McLaren fanı olarak Lewis’in gidişinden dolayı takıma kaliteli bir yıldız gerekliydi hem takım için hem de sponsorları takıma çekmek için Alonso en iyi tercihti.

Hasan: Dennis ve Alonso’nun kendi kişisel çalışma yapılarını değiştirdiklerini düşünmüyorum. Honda’nın Alonso’yu istediğini çok kez duyduk. Maaşını da ödüyor olmalılar. Dennis’in şu an Alonso ile çalışmak zorunda kaldığını düşünüyorum.

Erdim: Hamilton’ın boşalttığı baskın, hırslı ve azimli koltuğu gerek yetenek gerekse sürüş olarak her tur biraz daha üstüne katan en az Hamilton kadar hırslı olan Alonso’yu takıma katmasının doğru olduğunu düşünüyorum.

Ozan: Mclaren’i eski başarılı günlerine döndürmek için Alonso’nun tecrübesine ihtiyaçları vardı.

Alonso’nun Barselona testlerindeki esrarengiz kazası hakkında ne düşünüyorsunuz? Çok garip bir olay, değil mi?

Soner: Hâlâ ne olduğunu bilmediğimiz bir kaza. Bu kadar saklanıyor olması bana “farklı olma çalışmaları”nı düşündürüyor sadece. Alonso’nun sağlık durumunun da sır olarak tutulması da cabası. O kazada dikkatler güç ünitesindeydi değil mi? Sonrasında ise McLaren Honda’nın sorun yaşadığı tek alan da güç ünitesi değil miydi? O kaza olduğu sırada her ne deniyorlardıysa işe yaramadı ve sezonun kalanında da bununla yaşamak zorunda kaldılar.

Abdullah: Garip, tuhaf, anlamsız, saçma… Gerçekten yorum yapabileceğimizi sanmıyorum. Bu kadar ciddi bir olayın hem takım, hem FIA, hem pist, hem de hastane tarafından açıklanamamış olmasına şaşkınım. Onların dahi açıklayamadığı bir olayı bizim açıklamaya çalışmamız saçma olur.

Kemal: Anlatılanlara göre Alonso aracın kontrolünü kaybederek iç taraftaki bariyerlere çarpıyor. Kimse bunun sebebini bilmiyor. FIA bilmiyor, McLaren Honda bilmiyor. Alonso hatırlamıyor. Bazı komplo teorileri var. Ancak bunlar adı üzerinde bir teori. Rüzgârdan olduğu söyleniyor. Ve bazı pilotlar bunu doğruluyor. O anda o bölümde ciddi bir rüzgâr varmış. Alonso fiziksel ve zihinsel açıdan harika bir seviyede. Bence bu kazanın olabilmesi için araçta muhakkak bir problemin yaşanmış olması gerekiyor. Telemetrilere bakılıyor ancak telemetri verilerinde de hiçbir anormal durum yok. Çok ilginç gerçekten. Yorum yapmak çok zor.

Didem: Alonso kendini rüzgara fazla kaptırdı bence 😀 şaka bir yana sırlarla dolu bir kazaydı.

Hasan: Bu konunun kapatılması için çok çalışıldı. Araçta denenen bir yapıda güvenlik ihlali olmasından veya pilotun takıma bir şey ispatlamaya çalışmasına kadar takım için utanç verici bir şeyin olma olasılığını yüksek görüyorum. Yıllar sonunda konuşan bir mühendis olmazsa, muhtemelen hiçbir zaman ne olduğunu bilemeyeceğiz.

Erdim: Ben hala o olayın McLaren gibi köklü bir takım tarafından ört pas edilmesini anlamış değilim.

Ozan: Hala garip, Rıza baba çözer belki 🙂

Sebastian Vettel kendisini kariyeri boyunca desteklemiş ve dört şampiyonluk kazandırmış Red Bull’dan ayrılıp Ferrari’ye geçti. Sizce buna sebep olan şey neydi? Doğru bir karar mıydı?

Soner: Alonso’nun McLaren’a geçişine verdiğim yanıtla benzer bir yanıt verebilirim. Büyük olasılıkla Red Bull takımının zirvede kalmaya devam edemeyeceğini “görmüştür”. Dönem dönem yavaşlasa da tekrar zirveye döneceğinden “emin olduğu” Ferrari’ye geçmesi de gayet mantıklı görünüyordu. Sonuçta 5 yıl, yavaş kalmak için yeterli bir dönem sayılabilir değil mi?

Tabi Formula 1’de hesaba katılmayan şeyler olmayacak değil. Ferrari’ye geçtiğinde Alonso’nun başına gelen de böyle bir hesap hatası olabilir elbette.

Açıkça söylemem gerekirse, kimin zirveye oynayacağının söylendiği bir öncelikliler listesinin olduğunu ve bu listenin dönemin ihtiyaçlarına göre güncellendiğini düşünüyorum.

Abdullah: Sonuçlara baktığımızda doğru bir karardı. Ferrari’nin zamanından beri Vettel ile ilgilendiği, Vettel’in de Ferrari’ye karşı bir sempatisinin olduğu açıktı. O yüzden iki taraf için de hayırlı oldu. Pilotların uzun zaman geçirdikleri takımdan ayrılmaları ilk başta tuhaf gelse de bir noktada kopmak gerekiyor. Hamilton için McLaren’den ayrılarak Mercedes’e geçmek kariyer yönetimi açısından kritik bir hamleydi. Ferrari’nin gelecek planlarına bakarsak Vettel’in de benzer bir hamlede bulunması kariyer yönetimi açısından kritik bir hamle olabilir. Red Bull – Vettel arasındaki büyünün 2014’te bozulmasıyla değişiklik her iki taraf için gerekliydi. Sonuç olarak Vettel Red Bull ile büyük başarılar elde etti. Her zaman farklı takımda da bunu başararak kanıtlaması gerektiği söyleniyordu. Bunun için, kendisine yeni bir 1 numara arayan Ferrari’den daha iyi bir yer olamazdı.

Kemal: Vettel dört kez dünya şampiyonu olduktan sonra Red Bull ile gerçekten zor bir yıl geçirdi. Ricciardo’ya mağlup oldu. Red Bull istediği düzeyde değildi. 2015 için işler pek olumlu gözükmüyor. Önünde Ferrari seçeneği vardı. Ferrari Red Bull’dan iyi durumda değildi, ama ciddi bir yapılanma sürecine girmişti. 2015’te daha hızlı olabilirdi. Vettel’in Ferrari’ye geçerek kazanabileceği bazı şeyler de vardı. Taraftar sayısı artabilirdi. Kendisini kanıtlayabilirdi, eleştirileri susturabilirdi. Ferrari ile efsane olabilirdi. Ve idolü Michael Schumacher’in yaptıklarını tekrarlayabilirdi. Sonuçta bu takım Ferrariydi. Kim Ferrari de yarışmak istemez ki? Red Bull’da kalsaydı ikinci yılında da Ricciardo’ya yenilebilirdi. Durum bu olsa yeteneği sorgulanabilirdi. Tüm bunları düşündü ve doğru olanı yaptı. Red Bull’un hali ortada. Ferrari’nin hali ortada. Ferrari tarihin en büyük takımı, en başarılı takımı. Potansiyel var, kaynak var, taraftar var. Gereken her şey var. Ancak Red Bull yeterli kaynağa sahip olsa bile yeterince taraftara ve kendi ürettiği bir motora sahip değildi. Hele ki turbo motorlar döneminde bu ayrılmak için çok büyük bir neden.

Didem: Sebebi gayet açık Ferrari aşkı !!! Tabi bu karar’da Alonso nun takımdan ayrılışı da etken oldu.

Hasan: Vettel Alonso ile aynı yoldan gitti. Red Bull’un Renault motoru ile geleceği belirsizdi. Ricciardo da sıkı rakip çıkınca artık takımda eski forsunun olmayacağını düşünmüş olmalı. Ferrari’de aradığı ilgiyi istediği kadar bulabilecekti ve fırsat da gelince değerlendirdi. Kesinlikle doğru bir karar olduğunu gördük. Red Bull bugün kendisine motor bulamazken Ferrari giderek güçleniyor.

Erdim: Yeni Formula 1 çağında Vettel çocukluktan beri içinde yaşattığı Ferrari aşkına kavuşmuş oldu. Şahsi fikrim Vettel kariyeri boyunca desteklemiş Red Bull’a verdiği arka arkaya dünya şampiyonluklarıyla borcunu ödedi. Ferrari daha köklü bir takım. Hem finansal hem de geliştirme konusunda (Her ne kadar bir ara çuvallamış olsalar bile) kaynakları daha geniş. Ayrıca Vettel mühendislik yanı da olan bir pilot ve hem takıma katkı sağladı hem de kendi sürüşünü geliştirdi. Bu yüzden kararının doğru olduğunu düşünüyorum.

Ozan: 2014’te kendisine göre tecrübesiz takım arkadaşı Ricciardo’ya mağlup olduktan sonra Vettel takımın kendi etrafında olduğunu düşünmeyerek ayrıldı. 2015 Red Bull’una bakarsak faydalı bir değişim oldu.

Kimi Raikkonen’e de değinelim. Geçen sezon Alonso karşısında oldukça kötü bir sezon geçirmişti. Bu sezon takım arkadaşı Vettel’di. Sezon içinde daha iyi göründü ancak çok da farklı olmadı gibi. Ne düşünüyorsunuz? Acaba Ferrari Raikkonen’e ikinci pilot muamelesi mi yapıyor?

Soner: Ahha… Konu buraya gelmese olmazdı.

En hızlı dönemini yüksek devirlerin çevrildiği ve bu yüzden Mercedes’in arıza şampiyonu olduğu dönemlere vermiş olan bu multi yetenekli adam hakkında tonla methiye dizebileceğim gibi elindeki “dondurmayı” alsalar “dünyanın sonu değil ya!” deyip horlamaya başlayabilecek olan sersem davranışları için tonla yumruk sallayabilirim. Kaldı ki bir dönem odamdaki dart tahtasının üzerinde O’nun fotoğrafı vardı.

Ferrari’nin tavrına gelirsek; benim izlediğim dönem boyunca (88’den günümüze) 1. ve 2. pilot uygulamasını kullanmış bir takım düzenine sahiptiler. Her sezon pilotlarından birinin “fedakâr” olması gerekiyordu. Yarış sonuçlarına bakılırsa hayli işe yarayan bir sistem. Raikkonen de neredeyse hiçbir şeyi dert etmediğine göre, evet Ferrari O’nu mutlaka 2. pilot olarak kullanıyor.

Abdullah: Ferrari belki o şekilde davranmıyor ancak yaşanan şanssızlıklara ve Kimi’de bizim gördüğümüz vurdumduymaz tavırlara bakınca sonuç olarak öyle bir görüş ortaya çıkıyor. Kimi bir zamanlar en hızlı pilotlardan birisiydi ancak her nedense artık öyle görünmüyor. Bunu yaşına, Ferrari aracına olan uyumuna, yeni motorlara, hayatındaki değişikliklere gibi bir çok şeye bağlayabiliriz. Yanındaki pilotlar bir şekilde Kimi’den daha iyi iş çıkarıyorsa, bunu tamamen takımın onu 2. pilot olarak görmesine bağlayamayız. Umarım yanılırım ancak bu sene Raikkonen’in F1’deki son senesi olacak gibi görünüyor.

Kemal: Raikkonen Lotus ile harika bir yıl geçirdikten sonra Ferrari’ye geldi. Yanında Grosjean değil, Alonso vardı. Altında Lotus değil Ferrari vardı. Her sürücünün kendi stili vardır. Araç daha çok Alonso’ya göre tasarlanmıştı desek yalan söylemiş olmayız ki bunda anormal bir durum yok. Çünkü Alonso 5 yıldır oradaydı ve tabi ki araç kendisine daha uygun olacaktı. Raikkonen geçen yıl Ferrari’ye alışmakta zorluk çekti, araçta bazı şeyler istediği gibi değildi. Lotus’daki ilk sezonunu hatırlayın benzer şeyler yaşamıştı. Sonuç olarak sorunlu bir sezonu Alonso’nun çok gerisinde tamamladı. Bunda Raikkonen’in sorunlarının yanı sıra Alonso’nun üstün performansının da etkisi var. Bu yıla iyi başladı aslında Vettel’den çok da yavaş değildi. Ama şanssızlıklar peşini bırakmadı. Fakat çoğu zaman Vettel’den yavaş kaldı dersem yalan söylemiş olmam. İstatistikler ve sonuçlar ortada. Sanki Raikkonen de bir şeyler eksik gibi. Sorun yaşamadığı yarışlarda Vettel kendisinden biraz daha hızlıydı. Bunun sebebi nedir bilmiyorum. Ancak Raikkonen artık 36 yaşında. Yaşın da bir etkisi vardır herhâlde.

Didem: Yorum yok.

Hasan: Geçen sezon araca uyum sağlayamadığı söylenmişti. Bu sezon araç kendisine uygun ancak bu kez de pit duvarı hataları, garip arızalar ve birkaç kazası onu geriye düşürdü. Ferrari’nin tek pilot stratejisi uyguladığı yıllardır bilinen bir gerçek. Ancak Raikkonen’in performansını kasıtlı olarak düşürdüklerine inanmıyorum.

Erdim: Ferrari Raikkonen’e ikinci pilot muamelesi yapsa bile Raikkonen buna izin vermez. 2008’de arka arkaya attığı yarışın hızlı turları oluyordu sıkı takip edenler bilirler. Malezya’da yaşadığı talihsizliklere rağmen dördüncülüğe kadar tırmanmayı başarmıştı. Bu yüzden saf hız anlamında Raikkonen’de üst düzey bir pilot. Raikkonen biraz daha kendi kapasitesini kullanabilir. Lotus döneminde daha başarılı olmasının sebebini hem takım arkadaşının güçsüz olmasına hem de biraz daha basın anlamında geri planda kalmasıydı. Şimdi gene Ferrari’de ve gene eleştiri alıyor. Birileri ona yapması gerekeni söylediği sürece Raikkonen bunu yapmamaya devam edecek ta ki kendisi isteyene kadar.

Ozan: Kendisine onu yakıştırmış olmalı ki araç veya takım arkadaşı değişse de onun performansı belli bir çizgiyi aşamıyor. Genç pilotlar sırada bekliyor…

mercedes-ferrari-2015

Ferrari’nin Mercedes’e yaklaştığını gördük, bir şekilde üç yarış kazandılar. Bu gelişimi bekliyor muydunuz?

Soner: Ferrari ve McLaren’in her zaman ilk sıralara oynayacağını bekleriz. Bugüne kadar izlediğimiz Formula 1 yapısı, bize bunu öğretti çünkü. Saydığım iki isim Formula 1 tarihi boyunca değişiklik göstermiş olabilir elbette. Ben kendi gözlerimin gördüğü dönem için konuşayım.

Eğer Ferrari gerilere düşmüşse eninde sonunda ilk sıraya döneceğini biliyoruz. Dahası bunu kendi gözlerimizle görebileceğimizden emin olmamız. Şimdiye dek hep böyle oldu. Ancak Formula 1 yönetimi durumdan sıkılmış olsa gerek ki, mevcut ikili sistemi çok bilinmeyenli denklemlere dönüştürmenin daha eğlenceli olacağını düşünmüş olmalılar. Bugün Ferrari ve McLaren’imize ek olarak Red Bull’umuz ve Mercedes’imiz var. Renault’dan da umutluyuz… Bu arkadaşlardan biri gerilere düştüğünde, tekrar yukarı çıkmalarını bekliyoruz.

Ferrari’den bu gelişimi bekliyor muydum? Elbette.

Abdullah: Beklemiyordum. Özellikle bazı yarışlarda lastik seçiminin de etkisiyle Mercedes’e oldukça yakın performanslar sergilediler. Gerçekten şaşırdığımı söylemeliyim. Bu galibiyetlerde şans faktörü olsa da Vettel ve Ferrari’nin performansını göz ardı edemeyiz.

Kemal: Tabi ki bekliyordum. 2014’ün ortasında 2015’e odaklanan bir takım vardı. Teknik patron James Allison ilk kez 2015 aracı üzerinde çalışmaya başlayacaktı. Ciddi bir revizyona gidilmiş ve pek çok personel ile yollar ayrılıp yerlerine yenileri atanmıştı. Motor departmanında ciddi değişiklikler olmuştu. 2014’te yaşanan sıkıntıların çoğu saptanmıştı. Bunların çözümü için 2015 beklenmişti. Fark 1.5 saniyeden 0.6’ya kadar indi. Ancak Formula 1’de asıl sorun son saniyeleri kapatmaktır. Ferrari’nin bu yıl kaydettiği gelişimde 2014’te yaşadığı sorunları çözmenin önemli payı var. Mercedes en önde ve sorun yaşamıyor. Onların tek derdi gelişmek. Ferrari 2014’te sorunlar yaşadığı için genel olarak sorunları çözmeye dayalı bir kış geçirdi. 2015’ten sonra ise performansa odaklanacaklar. Ancak Ferrari’nin gelişebileceği daha fazla alan var çünkü gerideler. Mercedes her alanın adeta suyunu çıkarttı ve gelişim açısından sorun yaşayabilir.

Didem: Gelişmelerini illaki bekliyordum sonuçta Mercedes’in motor bölümünden adam aldılar bir zahmet gelişsinler değil mi ? 🙂

Hasan: Ferrari’nin motor gelişimi yapacağını herkes tahmin ediyordu zaten. Ancak şasi gelişiminin hangi düzeye çıkacağı merak konusu.

Erdim: Gerek hava şartları gerek yarış içerisi olaylar olarak ben zaten Ferrari’den galibiyet bekliyordum. Brezilya GP’de Mercedes’lerin Ferrari takımı hariç diğer tüm araçlara tur bindirmeleri Ferrari’nin 2014’e göre Mercedes’i yakaladığını gösteriyor.

Ozan: Daha fazlası olmalıydı. 16 yarışın çoğunu domine ederek kazanan Mercedes’e karşı çoğu zaman pistte gezindiler.

Mercedes yine de yenilmezdi. Hep söyleniyor: ‘Vanayı açmak’ Mercedes’in rakiplerinin performansına göre kendi hızını ayarladığını düşünüyor musunuz?

Soner: Kesinlikle evet. Hangi türden bir yarış içerisinde olursanız olun, temponuzu arkanızdan gelenlere göre ayarlamak size büyük avantaj sağlar. Bazen onların sizi yakalayabileceklerini düşünmesini sağlayıp son güçlerini ortaya koymalarını sağlar, sonrasında da sakladığınız gücü kullanarak tek başınıza uzaklaşırsınız.

Başka bir örnek, herkesle birlikte takılırsınız ve durumu kolaçan edersiniz. Kimlerin potansiyelinin yüksek olduğunu tartarsınız. Doğru zamanı hesaplar ve tam güç verirsiniz.

Tabi senin kastettiğin Mercedes’in güç artışı sağlayan sırlarla dolu bir sisteme sahip olduğu ve istediği zaman bunu kullanabildiği yönünde bir şey ise, ona da varım. Sonuçta şampiyon olma sırasının bir süre için Mercedes’e verildiğini düşünen bir adamım.

Abdullah: Bir takım 19 yarışın 16’sını kazanıyorsa ve çoğunda duble yapıyorsa tabi ki performansını istediği gibi ayarladığını düşünebiliriz ki bazen bu düşünceye ben de katıldım. Bizimle oynandığını düşünüyorum 🙂

Kemal: Mercedes turbo motorlar üzerinde çalışmaya çok önceden başladı. Haug, Fry ve Brawn 2011 ve 2012’de bunun hep 5 yıllık bir proje olduğunu söylediler. 3. Yılda pole ve zaferler, 4. Yılda şampiyona üçüncülüğü 2014 ve 2015’te şampiyonluk. Takım adım adım ileri gitti. Ciddi bir hazırlık dönemi geçirdikleri için çok fazla sorun yaşamadılar. Honda mesela yeni motorlar üzerinde çok çalışmadığı için sıkıntılar yaşadı. Tıpkı Renault gibi. Renault 2013’te şampiyonluk için yarıştığı için son ana kadar zorladı. Mercedes ise sonraki yıl için hazırlandı. Hazırlık dönemi ciddi fark yarattı. Vana kısmına gelirsek Mercedes’in zaman zaman artan tepkiler nedeniyle vanayı biraz kıstığını düşünüyorum. Bunu düşünen bir tek ben değilimdir herhâlde. Ferrari’nin çok hızlı olduğu pistlerde vanayı açıp, Ferrari’nin biraz daha geride olduğu pistlerde tepkiyi azaltmak için biraz kısıyor olabilirler. Tabi bu bir varsayım. Kim eleştiri alıyorum diye galibiyeti riske sokar ki? Olası bir mağlubiyette bunun hesabını kim verebilir? İşin bir de bu boyutu var.

Didem: Düşünmez miyim hiç 🙂 istedikleri an istedikleri farkı yapıyorlar ellerinde daha da fazlası vardır da sırf rekabet olsun diye göstermiyorlar bence.

Hasan: Sezon başında bunu yaptıklarını düşünüyordum. Ancak Macaristan GP gibi geriye düştükleri yarışlarda o vanayı açtıklarını göremedik. Belki de o da bir oyundu, kim bilir?

Erdim: Formula 1 gibi bir platformda kimse elindeki avantajı diğerinin eline verip sen daha iyi ol demez. Mercedes motorlu takımlar diğer araçları geçerken tam güce sahip olsalar bile Mercedes takımı ile mücadelede tam güçte olduklarını sanmıyorum. Ama bir gerçek var araç bir bütünden ibarettir. Şasisel anlamda Mercedes Force India ile eş bir araç üretseydi bende ne olacağını merak ederdim.

Ozan: Hayır.

Singapur GP’de ne oldu? Mercedes mi lastikleri çalıştıramadı, Yoksa Vettel ve Ferrari mi harikaydı?

Soner: Burası GP’nin geceleri yapıldığı ve araçların üzerindeki ışık yansımalarının harika görünmesinden başka bir artısı olmayan lanet dur kalk-cadde pistiydi değil mi?

Burada yüksek hızlar yok, dahiyane aerodinami gerektiren yüksek hızlı virajlar yok, geniş yollar yok. Yani bildiğiniz gibi bu tür pistler aerodinamik performans ve motor gücü farklarının neredeyse yok olduğu pistler. En belirleyici etken mekanik yol tutuş ve lastik performansı. Şimdi hava ve asfalt sıcaklıkları gibi değerleri hatırlamıyorum ama bence Ferrari ve Vettel harika falan değildi. Her şey sorun yaşasalar bile Mercedes’in kontrolündeydi. Sezon boyunca o kadar hızlıydılar ki sırf başka biriyle mücadele etmek için özel çaba sarf etmiş olabileceklerini düşünmeden edemiyorum.

Böylesine profesyonel bir seviyede bunu mümkün olamayacağını biliyorum elbette ama bence Singapur 2015, Ferrari’nin ağzına çalınmış bir parmak bal.

Abdullah: Mercedes’te Singapur’dan itibaren araç gelişimi konusunda farklı bir yola girildiğini biliyoruz. Singapur’a kadar sıralamaların tek hakimi olarak gelen Hamilton, rekor kırabileceği yarışta bunu başaramadı ve o andan sonra özellikle sıralamalarda Hamilton, Rosberg’in art arda gerisine düştü. Ferrari tabi ki harikaydı ancak Mercedes’in gelişim yönündeki değişiklik sonucunda ilk yarışta bazı şeylerden maksimumu alamadığını düşünüyorum. Sonrasında her şey yerine oturdu ve neler olduğunu gördük.

Kemal: Lastikler ile alakalı bir sorun olduğu söylendi. Hem de olası bir diskalifiyeden kurtuldukları Monza’dan sonra. Ferrari şasi olarak harika olabilir ancak Mercedes’in de şasi olarak iyi durumda olduğunu söyleyebiliriz. 0.5 saniye öndeyken 0.5 saniye geriye gitmeleri pek normal bir şey değil. Ferrari hızlıydı ama Vettel daha hızlıydı. Harika bir hafta sonu geçirdiler. Mercedes araçta yaşanan sorunları bulamadı. Singapur’dan sonraki haftada bu sorunları çözdüler ve Japonya’da zafer geldi. Yani Ferrari Singapur’da hızlıydı ancak Mercedes’in sorunlar yaşaması Ferrari’ye zaferi getirdi.

Didem: Her ikisi de bence.

Hasan: Marina Bay çok özel bir pist, diğer pistlerde çalışan araçların burada çalışmama olasılığı çok fazla. Bir üstteki soruda kastedilen şeyi de yapmış olma olasılıkları her zaman var. Eğer bir yarışı hediye etmek için kasıtlı olarak yavaş kalmak istedilerse bunu kamufle etmek için en doğru yarış Singapur GP.

Erdim: Hem Mercedes lastiklerini çalıştıramadı hem de Vettel egzozdan beslemeli difüzör zamanındaki gibi arka tarafı iyi çalıştırdı. Zaten Ferrari buraya gelirken özellikle arka bölümde iyileştirme yapmıştı. Bu Vettel’in elini kuvvetlendirdi. Bu sayede Ferrari ve Vettel ortaklığı bir galibiyet daha kazandı.

Ozan: Mercedes lastikleri çalıştıramadı. Sadece Ferrari değil Red Bull da çok hızlıydı.

uae-bahrain-formula-1-grand-prix-action-daniel-ricciardo-red-bull_3292938

Geçen sene üç yarış kazanan Red Bull bu sezona çok kötü başladı ve Renault ile suçu sürekli birbirlerine attılar. Suçlu sizce hangisiydi? (Veya ikisi de mi suçluydu?)

Soner: Suçlu aramaya gerek yok bence. Red Bull’u ergenliğe girmiş bir genç gibi davrandığını düşünelim. Renault’un “baba olmak” konusunda bazı sıkıntılar yaşadığını düşünüyorum. Sanki hiç oturup da karşılıklı konuşmamış bir aile gibiydiler. Çocuklarınızla ilgilenmezseniz hayatı size dar edebilirler değil mi?

Basının önümüze koyduklarından anlayabildiğim kadarıyla vardığım sonuç, Red Bull’un performans veremeyen motor hakkındaki serzenişlerinde haklı olduğu ancak bunu belirtme şekli konusunda da ağzına biber sürülmesini hak ettiği şeklinde. Nerede duracaklarını bilemediler, eminim bizim göremediğimiz alanlarda hakaretler havada uçuşmuştur. Bol keseden atıp tuttuklarını ve kimle isterlerse çalışabilecekleri düşündüler. Nihayetinde 4 kez dünya şampiyonu olmuşlardı. Sonuç; Renault motoru… Yine!

Öyle sanıyorum ki artık şampiyonluklar sanıldığı kadar değerli değil!

Abdullah: Geçen seneyi 2. sırada tamamlayan Red Bull doğal olarak lider Mercedes’le aradaki farkı kapatmayı umuyordu ancak Renault’nun güç ünitesinde yaşadığı sorunlarla birlikte iki tarafın arası iyice gerildi. Her ne kadar Red Bull ulu orta yaptığı eleştirilerde haksız gibi görünse de, 2009’dan beri en kötü derecesi 2.lik olan ve çok büyük yatırımlar yapan takımın bu seneyi 4. sırada tamamlaması nedeniyle yaşadığı hayal kırıklığını da anlamak lazım. İki tarafın da yaşananlarda sorumlulukları var.

Kemal: Suçun tek bir tarafta olduğunu düşünmüyorum. Red Bull’un ‘her şeyi ben bilirim’ havasına girip Renault’nun işine burnunu sokması hoş olmadı. Agresif tasarım konusunda Renault’ya baskı yaptılar. Renault istenileni yaptı ve agresif tasarımla beraber daha geriye gitti. Sonra suçu yine Renault’ya attılar. Renault’nun suçu yok mu? Var elbette. Ancak en büyük başarılarınızı bu üreticiyle kazandınız sonuçta. 2013’te şampiyonluğu bu motor ile kazandınız. Başarıyı hemen silip atamazsınız. Ancak bence Renault turbo motorlara yeterince hazırlanamadı. Sorun da bu oldu. Ancak bazı iddialar var ki bu iddialar gerçekten utanç verici. İddiaya göre Renault elinde yeterli kaynağa sahip olmasına karşın gerekli çözümleri üretemiyormuş. Buna inanmak istemiyorum ama 12 güncelleme yapıp 0.1 saniye gelişmek ‘acaba doğru mu?’ diye sorular sormama sebep oluyor. Red Bull’u anlamaya çalışıyorum bir yandan da. Sonuçta en iyi şasiye sahipler. Kazanmaya alışmışlar. Ancak sezona onlar da kötü başladı. Sezon başını hatırlayın. Toro Rosso zaman zaman Red Bull’dan daha iyiydi. Bu şasinin yeterince iyi olmadığını gösterir. Tabi bu sorunları çözdükten sonra hızlandılar. Red Bull’un haklı olduğu yerler var ancak yaptıkları eleştiriler yapıcı değil yıkıcıydı. Sonuçta her iki taraf da bundan zarar gördü.

Didem: Renault’un illaki payı var kötü performansta ama Red Bull da hem kötü şasi çıkartıp hem de Renault’un daha iyi motor yapması için işlerine karışması, basın önünde aşağılamaları vs vs. suçun en büyüğünü Red Bull da görüyorum.

Hasan: Red Bull şasisinin geçen sezonki kadar iyi olmadığını kabul etmişti ancak sezon ortasına gelmeden gerekli gelişimlerle performansı olması gereken seviyeye getirdiler. Sezon başında yarış bile tamamlayamayan Renault motoru ise şasi kadar gelişim kaydedemedi. Basın önünde söylenenler haricinde performans olarak ikisi de suçluydu.

Erdim: Şasi olarak geride kaldıkları bir sezon başlangıcı oldu. Sonradan şasi gelişti ama bu sefer de motor anlamında Renault bekleneni veremedi. Ben suç atmalarını yanlış buluyorum. Suçlu demeyelim ama Renault geri kalan tarafta oldu.

Ozan: 2 senedir performanslı motor veremeyen Renault ve iyi günleri çabuk unutup köprüleri yıkan Red Bull da suçlu.

Sezonun son yarışlarında, özellikle Singapur GP ile birlikte Rosberg oyununu artırmış göründü ve sıralamalarda Lewis Hamilton’u geçti. Takım bir müdahalede bulunmuş olabilir mi? Yoksa Hamilton mu boşladı? Ya da?

Soner: Lewis bu sırada henüz şampiyonluğunu ilan etmemişti değil mi? Yani henüz kendini salmamıştır diye düşünüyorum. Sırf Lewis sezon sonuna 6 yarış kala şampiyonluk ilan etmesin, millet mücadele izlesin diye de risk alınacağını sanmıyorum ama, zaten heyecanını birçok yönden kaybetmiş Formula 1’in arada biraz taze kan ihtiyacı olabileceği düşüncesindeyim. Az önce demiştim ya Singapur Ferrari için bir parmak bal gibi diye… Çünkü sonrasındaki 6 yarışı da Mercedes pilotları kazandı. ilk 3 yarışı Lewis kazandı son 3’ü de Nico.

Şuna da değineyim, Pole pozisyonları pilotu şampiyon yapmıyor. Ayrıca Nico’nun temposunu taaaaaa Singapur’da arttırmış olması Lewis’in neden umurunda olsun ki…

Abdullah: Aslında tüm yaşananlar, takımın istediği pilotu öne çıkarabildiğini bizlere kanıtlamış oldu. Hamilton’un şampiyon olmasıyla çenesinin fazla düşmesi sonucunda Mercedes, Rosberg’in istediği yönde aracı geliştirerek asıl patronun kim olduğunu bir nevi göstermiş oldu. Aslında sezon başından beri bakarsak bir çok yarışta Rosberg gerçekten yakındı ve sıralamalarda saliselerle kaybederek geriye düşünce doğal olarak yarışta da dezavantajlı olmuş oldu. Son bölümdeki Rosberg atağını ve kararlılığını ise hem araçtaki gelişim yönüne hem de Hamilton’un şapka fırlatma gibi olaylarla Rosberg’in damarına basmasına bağlıyorum.

Kemal: Hamilton sezona inanılmaz başladı ve herkes sezon ortasında şampiyonluğun geleceğini düşündü. Sezon bitmeden şampiyonluk geldi zaten. Ancak Rosberg özellikle sorunlu geçen Singapur’un ardından Hamilton’un 1 adım önüne geçmiş gözüktü. Hamilton’un gereksiz açıklamaları Rosberg’i motive etmiş olabilir. Ama Hamilton gibi bir şampiyonun da aniden performans düşüşü yaşaması pek de normal değil. Araçta sorunlar yaşamış olabilir. Son güncellemeler Rosberg’e uyuyor olabilir. Hamilton şampiyon olduktan sonra zorlamadı deniliyor ama ben buna inanmıyorum. Kim altındaki en hızlı arabayla kazanmak istemez? Her galibiyet yeni bir rekor demek. Yeni bir istatistik, daha fazla para ve daha fazla taraftar demek. Bence Hamilton ‘çok zorlamadı’ değil de son güncellemeler Hamilton’dan çok Rosberg’e uydu diyebiliriz. Tabi ki buna ek olarak Rosberg’in de performansını arttırdığını söyleyebiliriz. Her şeyi yeni sezonda daha net göreceğiz.

Didem: Nico oyununu artırdı ama üzerindeki baskı kalktıktan sonra artırdı. Lewis kendi ağzıyla söyledi zaten boşladım diye ki bence de boşladı. Ha Mercedes araca müdahale etti mi? Orasını Toto bilir.

Hasan: Hamilton araçta yeni bir yönde ilerlemeye başladıklarını ve bunun kendisine uymadığını söylemişti. Belki de onun bile bilmediği değişiklikler yapılmış olabilir. Takım içerisinde huzuru sağlamakta zorlanıyorlar.

Erdim: Ben aradaki farkın FIA’nın getirdiği lastik basıncıyla alakalı olduğunu düşünüyorum. Rosberg bu kısıtlamayı iyi bir şekilde kendi açısında yorumladı. Hamilton biraz daha şikayet eder oldu araçtan.

Ozan: Hamilton magazine fazla ağırlık verdi ama Rosberg de gelişti, çok geç kalsa da…

150317154525-verstappen-profile-super-169

Max Verstappen büyük bir pazarlama operasyonu gibi görünen şekilde spora katıldı. Henüz 18 yaşında bile değildi ve kariyer tecrübesi oldukça düşüktü. Sizce bu doğru bir karar mıydı? Max kendisini ispatlayabildi mi?

Soner: Onunla ellerinde yedek bir Vettel olması için uğraşıyorlar gibi geliyor bana.

O’nu sükseli bir şekilde spora sokarız. Performanslı olmasını sağlarız ve bu sayede sponsorlardan epey para kazanırız. Takımın adı daha çok anılmaya başlanır ardında da büyük takımlar için konuşulmaya başlar. Eh bir de gerçekten iyi bir pilotsa elimizde harika bir vakâ olur.

Ancak bana sorarsanız kendisini gerçekten ispatlayabilmesi için henüz çok hevesliyken Vettel’inki gibi bir fırsata ihtiyacı var.

Vettel’in kendisini nasıl gösterdiğini hatırlayan? Hayır, yağmurlu Monza değil!

Abdullah: O zaman doğru bir karar gibi görünmese de (en azından desteklediğim bir karar değildi) sonuç olarak Verstappen’in ne kadar yetenekli bir pilot olduğunu gördük. Çenesi de iyi laf yapıyor. Geçişler konusunda dikkat çekici. Mevcut kurallar altında fazlasıyla rahat yarışabileceğini kanıtladı.

Kemal: Bu kadar genç yaşta spora girilmesine karşıyım. Verstappen kötü bir sezon geçirseydi ve ciddi kazalara karışsaydı bunun hesabını kim verebilirdi? Genç yaşta kariyeri biterdi. O daha bir çocuk sonuçta Formula 1 karting değil. Formula 3 de değil. Harika bir sezon geçirdi, harika ataklar yaptı. Harika performanslar sergiledi. Ancak ne kadar iyi performans gösterirse göstersin o daha bir çocuk. Formula 1’de yarışmak bu kadar kolay olmamalı.

Didem: Performansıyla ispatladı sayılır. Reklamını iyi yaptı babası ego manyağı herif!

Hasan: Max kendisini ispatladı. Ancak özellikle Red Bull ve babası Jos tarafından yapılan ve çoğu zaman bıktıran pazarlama çalışmalarının Max’ın yeteneğinin olduğundan çok daha fazla şişirilmesine sebep olduğunu düşünüyorum.

Erdim: Belçika ve Brezilya’da yaptığı ataklar zaten kendini ispatladığının göstergesi. Tıpkı 2007’den sonraki Hamilton gibi çok güzel ataklarda bulunuyor. Monako’da yaptığı kaza ona gereken dersi vermiştir diye düşünüyorum. Saf hız anlamında iyi bir isim umarım ileride büyük takımlarda yarışır.

Ozan: Yaptıklarına bakarsak doğruydu. Bilgisayar karşısındaki oyunlarda sürercesine korkusuz atakları sezona renk kattı. DRS olmadan atak yapan nadir isimlerdendi. Bunun dışında karıştığı kazalar ve yorumlarıyla da aynı zamanda fazla antipatikti.

Bu sezonun en önemli olayı neydi?

Soner: Hey, Marussia’lar hiç yarış dışı kalmadı değil mi?

Abdullah: Ferrari’nin atağa kalkması. Ferrari’nin önlerde olmasına daha doğrusu önlerde mücadelenin olmasına sporun ihtiyacı var. Buna umarım diğer takımlar da katılır ve bir sezon daha kopup giden Mercedes’leri görmeyiz.

Kemal: Sezonun en önemli olayı olarak McLaren Honda’nın yavaş kalması ve Ferrari’nin yeniden zirveye dönüşünü gösterebiliriz. Ancak bunlar benim için sürpriz değildi. Renault’nun F1’e geri dönüşünün yılın olayı olduğunu düşünüyorum.

Didem: Tabiki de McLaren’in sezonu 9.bitirmesi 🙁

Hasan: Honda’nın anormal derecede kötü performansı. 2014’te Renault da çok sorun yaşamıştı ancak sonunculuğa kadar düşmemişti.

Erdim: Bianchi’nin vefatı…

Ozan: Renault ve Honda motorlarının kötü performansı

Sezonun en iyi yarışı hangisiydi?

Soner: İngiltere ve Macaristan

Abdullah: Macaristan.

Kemal: Amerika’ydı. Yağmurlu yarışları hep sevmişimdir. Hafta sonu boyunca yağmur vardı. Padokta eğlenceli anlar vardı. Laptop başında tüm bu olayları takip etmek zorlu ama güzeldi. Yarış da güzeldi. Her an ne olacağı belli değildi. F1’in böyle hafta sonlarına ihtiyacı var. Kimin kazandığından daha çok eğlenceli yarışlar olmasını istiyorum. Hamilton kazanmış, Mercedes kazanmış, Vettel kazanmış, Ferrari kazanmış pek umurumda değil. Eğlenceli olsun yeter.

Didem: Lewis’in kazandığı her yarış 🙂

Hasan: Amerika GP’sini izlerken çok eğlendiğimi hatırlıyorum. Macaristan yarışı da fena değildi.

Erdim: Silverstone ve Amerika.

Ozan: Macaristan, Singapur, İngiltere

Yılın pilotu seçiminiz kimden yana?

Soner: Bilmem ki, pazarlama çalışmalarından etkilenmemeye çalışırsam, Romain diyesim var. Jenson’a da bir şeyler vermek isterim ama…

Abdullah: Ne desem bir tarafa çekilecek. Şampiyon olan Hamilton’un olduğunu söyleyebilirim ancak Singapur’dan sonra ortaya koyduğu performans ve aldığı sonuçlar bunu az da olsa lekeledi gibi. Ne kadar baba – oğul bazı açıklamalarına ve kibirlerine gıcık olsam da senenin en iyi pilotlarından birisiydi Max.

Kemal: Sezonun ilk yarısına bakarsam kesinlikle Hamilton. Ama sezon sonunda sürekli Rosberg’e yenilmesi aklımda bazı soru işaretleri yaratıyor. Vettel bu yıl takım arkadaşını mağlup etti ve Meksika dışında hiç hata yapmadı. Hep podyum savaşı verdi. Tutarlıydı. Hem de Ferrari’deki ilk yılında. Benim seçimim bu nedenle Sebastian Vettel.

Didem: Elbette ki senenin yıldızı Lewis !!! 🙂

Hasan: Hamilton ve Vettel oldukça iyiydiler. Birini seçmem gerekirse; Hamilton.

Erdim: Sezonu üçe bölersem sezon başı Hamilton, sezon ortası Mercedes üstünlüğünün arasında dolaşan Vettel ve sezon sonunda arka arkaya aldığı iki mağlubiyetin ardından gelişen Rosberg.

Ozan: Araç performansına göre bakarsak Vettel veya Kvyat

Yılın hayal kırıklığı yaşatan pilotu hangisi?

Soner: Bana hayal kırıklığı yaşatabilmesi için önce onu gerçekten sevmeli ve destekleyebilmeliyim, ki kendisi epeydir yaşamıyor… Ama bu soruya Raikkonen diyeceğim. Geri tepmesiz herif…

Abdullah: Alonso. Her ne kadar gerilerde olsa da kendisinin de dediği gibi bu sene çoğu zaman pistte olmak için oldu.

Kemal: Nico Rosberg ve Kimi Raikkonen arasında kaldım ama sezonun son bölümündeki performansı nedeniyle Rosberg’i eledim ve Raikkonen demek istiyorum. Raikkonen sorunlar yaşasa da bitirdiği yarışlar da pek de iyi performans sergilemedi. Umarım seneye daha başarılı bir yıl geçirir.

Didem: Kimi Raikkonen

Hasan: Hülkenberg ve Bottas’ın kariyerlerinin doğru yönde ilerlemesi için yarışlarda özel şeyler yapmaları ve takım arkadaşlarına göre çok daha iyi performanslar göstermeleri gerekiyordu. Raikkonen de belki bu listeye eklenebilir.

Erdim: Raikkonen.

Ozan: Raikkonen

Şasi performansı olarak en iyi olduğunu düşündüğünüz araç hangisi?

Soner: Bunu yanıtlayabilecek kadar teknik kapasiteye sahip olmamız mümkün değil ama Mercedes’leri bir kenara koyarsak McLaren ve Red Bull şasileri motorlarının verebildiğinden çok daha fazlasına sahipler bence.

Abdullah: Komple düşündüğümüzde Mercedes aracı hala zirvede ancak Red Bull aracı, sezon başına göre sezon sonunda sıkıntılarını büyük ölçüde aşmayı başarmış gibi göründü.

Kemal: Sadece şasi olarak bakarsak Red Bull ve Mercedes’in ilk sırada, Ferrari’nin hemen ikinci sıradan geldiğini düşünüyorum. Mercedes şasisi motorla beraber harika bir paket. Red Bull ise sezonun ilk bölümünde yaşadığı sorunlar dışında Singapur’da da görüldüğü üzere hala iyi bir şasiye sahip. Ferrari de iyiydi ancak bu iki ekipten hala biraz geride olduğunu düşünüyorum.

Didem: Mercedes

Hasan: Mercedes, motorunun yanında şasi olarak da oldukça güçlü. Catalunya, Suzuka,  Silverstone ve Interlagos’taki performansları bunu kanıtlıyor. Onu Ferrari takip ediyor.

Erdim: Mercedes W06.

Ozan: Red Bull RB11

Sizce en güzel görünen araç hangisi?

Soner: FW37’nin kırmızı çizgili Martini vinillerini alıp VJM08’e giydiriyoruz. İşte en güzel görünen araç!

Abdullah: Red Bull.

Kemal: Tartışmasız Force India. Aracın renk kombinasyonu harikaydı. Özellikle B versiyonu aerodinamik anlamda harika gözüktü. Araçların tamamı böyle görünse görüntü açısından pek de sıkıntı kalmaz. Örneğin Sauber gibi çözümler bana biraz çirkin geliyor.

Didem: Mercedes

Hasan: Mercedes ve Force India araçlarının burun yapısını ve Williams’ın grafik tasarımını beğeniyorum. Bir tane seçmek gerekirse sezon ortasından sonra kullanılmaya başlanan burun delikli Force India bana göre en güzel görünen araçtır.

Erdim: Ferrari SF15-T

Ozan: Force India VJM08

promo264609255

Bu sene operasyonel anlamda en iyi iş çıkaran ve en iyi yönetilen takım hangisi?

Soner: Hiçbir fikrim yok.

Abdullah: Mercedes. Geçen seneye göre daha rahat bir sezon geçirerek erkenden şampiyonluklarını ilan ettiler. Bunun dışında pilotlarını bir şekilde daha kontrol altında tutarak sıkıntıdan uzakta durdular.

Kemal: Ferrari diye düşünüyorum. Hemen hemen tüm kadro yenilenmişti. Uyum içerisinde herkes iyi bir iş çıkarttı. Ancak Mercedes de iyi bir sezon geçirdi. Yönetim açısından iyi idare edildiler. Rosberg ve Hamilton arasında çok büyük şeyler yaşanmadı. Gerektiği zaman Ferrari’ye cevap verebildiler. Ama Singapur’daki sorun nedeniyle ben Ferrari’nin bir adım daha önde olduğunu düşünüyorum.

Didem: Mercedes.

Hasan: Bu sezon Mercedes ve Ferrari’nin pit duvarında çok fazla hata yaptıklarını gördük. Sanırım Red Bull yıllardır bu konudaki üstünlüğünü henüz kimseye kaptırmış değil.

Erdim: Mercedes’te yeri geldiğinde yanlış kararlar aldı Ferrari’de. Ön planda olduğu ve aldığı galibiyetlerden dolayı Mercedes diyeceğim.

Ozan: Mercedes

Kategoriler
Sizin Köşeniz

Kapalı Kokpitler Hakkında

Geçmişte Henry Surtees, Dan Wheldon ve Jules Bianchi’yi aramızdan alan ve Felipe Massa’nın ciddi şekilde yaralanmasına sebep olan kazalar yaşanmıştı.

Her ciddi olay ve ölümden sonra kapalı kokpitler tartışma konusu olmuş, ancak çeşitli sebeplerle rafa kaldırılmıştı.

Justin Wilson’ın da açık kokpitli IndyCar yarış aracında başına çarpan bir parça (kilolarca ağırlıktaki burun yapısı) yüzünden hayatını kaybetmesinin ardından Formula 1 araçlarında kapalı kokpitler bir kez daha gündeme geldi. Aslında sadece F1 araçlarında değil, açık kokpitli yarış araçlarının hepsinde bu sistemin uygulanması ihtiyacı giderek daha da artıyor.

Peki, F1 araçlarında kokpitleri kapatınca araçlar ne kadar değişir? Benzer kazalarda yaralanmaları veya ölümleri azaltır mı? Taraftarlar araçları pilotların sürdüğünü unutur mu?

Kapalı kokpitlerin asla kullanılmamasını savunan insanlar var ve bir kısmı teknik sorunlardan bahsederken diğerleri de sporun tarihini işaret ederek konuya çok farklı bir açıdan yaklaşıyor.

Bu tepkilerin arkasındaki sebepleri ve ne derece haklı olduklarını inceleyelim.

Formula 1’in Doğuşu

Yıllardır bağımsız yapılan büyük ödül (Grand Prix) yarışları 1950’de tek bir şampiyona altına toplandı ve ortak kurallar (formül) ile takımların eşit şartlarda yarışması sağlandı. Bu sayede yılın en başarılı aracı ve pilotu ödüllendirilebilecekti.

getthumbnail.aspx

İlk F1 araçları yukarıdaki resimdeki gibiydi. O zamanlar yol araçlarının üstü ve tekerlekleri daha yeni kapanıyordu. Ancak yarış takımları daha düşük ağırlık ve rüzgar direnci uğruna çamurlukları ve araç tavanlarını söküp attılar. Süspansiyonları şasi içine almak ise çok uzun zaman sonra düşünülebilecekti.

F1 araçları o zamandan bu yana çok değişti. Eskiden sadece ağırlık ve motor gücü üzerine kurulu araçlarda aerodinami de önem kazanmaya başladı. Ancak genel görünüm olarak iki temel tasarıma hala sahipler: Açık teker, açık kokpit.

Lauda_1976_Spain_03_PHC

70 yıl önceki araçlarda kanat ve difüzör yoktu. Bu iki parça ile birlikte gelişen şasi ve paketleme fikirleri sayesinde 1970’lerin araçlarının artık eskinin ‘soba borusu’ görünümlü araçlarıyla bir benzerliği kalmamıştı. Köşeli hatlar, önden yanlara alınan radyatörler, yanlardan öne veya arkaya alınan yakıt deposu, şasi içerisine saklanmış süspansiyonlar araçları dramatik olarak değiştirdi.

Bu değişim sürecinde araçların artık eskisi gibi görünmediğinden, F1’in ruhunu ve geleneğini yansıtmadığından dem vuranlar olmuş mudur çok merak ediyorum.

Açık Teker, Açık Kokpit. Peki Ya Güvenlik?

Formula 1 araçları bu yapıları ile temellerini aldıkları yol otomobillerinden artık çok daha farklı görünüyorlar. Peki bu özelliklerinin hiç mi dezavantajı yok?

03E8000001739580-photo-f1-gp-bresil-2008-un-depart-donne-dans-des-conditions-dantesques

Formula 1 araçlarının tekerlerinin açıkta olmasının bile kendine has zararları var, ancak bu çok fazla konuşulmuyor. Yağmurlu bir havada hızlı akan trafikte aracınızla ilerlerken görüşünüzün neden çok fazla düşmediğine hiç dikkat etmediniz mi? Çünkü araçlarda çamurluklar var ve lastiklerden sıçrayan suyun büyük bölümünü sündürüp yere indiriyor.

Formula 1’de ve diğer açık teker serilerde ise inanılmaz bir sprey bulutu görüyoruz. 4-5 aracın ilerlediği bir grupta önden bakıldığında ilk 1-2 başkasını görebiliyor muyuz? Pilotlar da önlerini göremiyorlar. Bu da başka bir zaman incelenmesi gereken bir sorun. Çünkü F1 ve FIA için bu sebeple illa ki birisinin ölmesi gerekiyor.

‘F1’in Geleneği Açık Kokpittir’

70 yıl öncesinin F1 araçlarında kokpitler açık olduğu için mevcut araçlarda kapatılması söz konusu olduğunda ciddi muhalefet yapılıyor. Kokpitlerin kapatılmasının araçların tarihi görünümünü bozacağı ve açık teker-açık kokpitin bir gelenek haline geldiği söyleniyor.

Bir diğer iddia ise kokpitler kapatılınca pilotları göremeyecek olmamız, araçları pilotların sürdüğünün unutulacağı ve sporun içindeki insan faktörünün geri plana atılacağı saçmalığı.

4984574782_d7c65e3f70_o

1990’ların başlarındaki araçlarda kokpitler halen çok alçaktı ve pilotun omuzları bile görünebiliyordu. Kokpit açıklığı eskisi kadar geniş olmasa da pilotun genel hareketleri bir miktar takip edilebiliyordu.

Ayrton Senna ve Roland Ratzenberger’in kazaları sonrasında FIA eline geçen her fırsatta kokpit duvarlarını yükseltiyor.

Açık Kokpitte Pilotları Görebiliyor muyuz?

Pilotların araç içindeki çabalarını, pozisyon kazanmak için çırpınışlarını izlemek isteriz. Ancak günümüzdeki yükseltilmiş kokpit kenarları ve karanlık vizörlü kasklar varken sürücülerin hangi mimiğini ve çabasını görebiliyoruz ki?

ham

Fotoğrafta pilotu görebilen var mı? Hamilton olmalı, onu da kaskın beyaz olmasından anladık. Haydi kaskı gördük diyelim, parlak karanlık vizörlerden göz ve mimik görmek? İmkansız.

Mark Webber 2013’te F1 kariyerini noktaladığında garajlara dönerken kaskını çıkarmıştı. Bunu yapmasındaki amacının da taraftarlara bu araçların içerisinde bir insanın olduğunu hatırlatmak olduğunu söylemişti. Gördüğünüz gibi pilotlar bile mevcut F1 araçlarındaki insan faktörünün artık unutulmaya başlandığının farkında.

Le Mans yarış araçlarında uzun süredir kapalı kokpit uygulaması var. İki koltuğa sahip olma şartı ile birlikte araçların içinde geniş bir alan oluşturulabiliyor ve pilotlar daha rahat bir ortamda yarışıyorlar.

Formula 1 araçlarında bu kadar geniş bir alan sağlanamasa bile pilotu daha rahat bırakacak tasarımlara gidilebilir. Aracın iç kısmına doğru konumda yerleştirilmiş kameralar ile de pilotun tepkileri rahatça taraftarlara gösterilebilir.

Bu sezon ilk kez Le Mans 24 Saat’te yarışan ve yarışı kazanan ekipte olan Nico Hülkenberg’in zafer turunu izlediniz. Pilotun sevincini görebiliyor olmalısınız. Neler hissettiği apaçık ortada.

Peki açık kokpitte durum nasıl?

10103

2008’de şampiyon olan Lewis Hamilton’un kolunu yukarı kaldırabilmesi için emniyet kemerlerini çözmesi gerekmişti.

Kapalı Kokpit Çözümleri: Jet Canopy

FIA Felipe Massa ve Henry Surtees’in kazalarının ardından kapalı kokpitler üzerine düşünmeye başlamıştı ve bazı konseptleri test etmişti.

Kapalı kokpit denilince ilk akla gelen şey ‘jet canopy’ denilen ve savaş uçaklarında kullanılan özel oval bir yapı. Bu sistem yüksek hızlarda giden uçaklarda kuş vs çarpmalarında oldukça etkili.

https://www.youtube.com/watch?v=e87HIlOIYFA

Sistem etkili gibi görünse de aslında çözmeye çalıştığı soruna yenilerini ekliyor. Yangın gibi bir durumda pilotun bu camı açması mümkün olmayabilir ve araçtan hızlıca çıkamadığı için mevcut açık kokpitli araçlara göre daha çok yaralanabilir, hatta ölebilir.

Ancak kokpitin bu şekilde dışarıdan tamamen izole edilmesi durumunda araçta oluşan yangın pilota hemen etki edemeyecek ve bu şekilde pist görevlilerine ciddi zaman kazandırabilir.

Son zamanlarda dile getirilen bir diğer sorun da, bu jet canopy’lerin elastik yapısı sebebiyle kendisine çarpan parçayı rastgele bir yere doğru yükselterek fırlatması. Bu da video örneğinde cama çarpan lastiğin tribünlere uçabileceği anlamına geliyor ki bu da en az pilotun can güvenliği kadar önemli bir sorun.

Kapalı Kokpit Çözümleri: Koruma Barları

Mercedes ise kapalı kokpit çözümü olarak jet canopy yerine farklı bir çözüm önerdi.

Mercedes-1200

Kokpitin üst kısmını pilotun göz hizasından saracak bir koruma kalkanı. Açılıp kapanabilir bu sistem pilotu tam olarak çevreden izole etmese de gelen büyük parçaları engelleyeceği iddia ediliyor.

http://www.dailymotion.com/video/x33hd37

Böylece hem Formula 1 araçları açık kokpit olarak kalacak, hem de yaralanmalar ve ölümlere bir çözüm bulunmuş olacak.

Jet canopy yerine koruma barları ilk bakışta daha mantıklı gibi görünüyor. Ancak jet canopy çözümünün yan etkilerini hala taşıyor. Çarpan parçayı tribünlere sektirmeyecek bir sistem olduğu doğru, ancak aracın ters dönmesi durumunda açılabilecek mi? Araç ters dönükken ortaya çıkabilecek yangın durumunda pilotun aracı hızlıca terk edebilmesini sağlayabilecek mi? Hayır. Jet canopy ise pilotu yangından bir süre koruyabilecek bir yapı.

Bir şey Yapmalı

Açık kokpitli bir yarış aracı son olarak Justin Wilson’u aramızdan aldı. Acil olarak jet canopy, koruma barı veya bambaşka bir güvenlik önlemine ihtiyacımız var.

felipe-massa-578847811

Spor yükselen kokpit kenarları, kasklar ve kapalı kokpitlerle pilotları gözlerimizden uzaklaştırıyor olabilir. Ancak izlediğimiz yarış bir kaza sebebiyle yarıda kesildikten sonra, bir saat, 2 gün veya dokuz ay sonra kaza geçiren pilotun hayatını kaybettiğini öğrenmek TV ekranından pilotların kasklarının renklerini takip edebilmeye değer mi?

Peki siz kapalı kokpitler hakkında ne düşünüyorsunuz?

xtrabit racing

Kategoriler
Manşet Sizin Köşeniz

2014,5: Bir Sezon Ortası Analizi

2014 ile birlikte sekiz yıldır kullanılan motorlara elveda dedik, turboşarj ve elektriği birleştiren teknoloji harikalarını takip etmeye başladık. Sesleri her ne kadar elektrik süpürgesinden hallice olsa da kuralların azalttığı yere basma kuvvetleri ve turbo+elektrik sisteminin getirdiği üç kat tork ile birlikte araçları sürmek artık çok daha zor. Bu da zorlanan pilotların ortaya koyduğu keyifli yarışların önünü açıyor.

Önceki senelerde yedi yarışta yedi farklı kazanan gördük, Pirelli lastiklerinin aşınmasıyla değişen hızlar gördük. Ancak bu sene böyle olmadı. Geçen seneki gibi bir fiyaskodan korkan Pirelli bu sezonun araçlarının yüksek torkuna dayanması için çok daha sert hamurlar hazırladı. Bu da zaten azalmış olan tutunmayı iyice azalttı ve pilotların eskisi kadar rahat sürüş yapmaları zorlaştı.

Bu kadar değişikliğe rağmen geçtiğimiz sezonlara göre daha tahmin edilebilir yarışlar geçirmemiz de Mercedes takımının başarısı ve Renault motorlarının biraz geride kalmasının sonucu.

Yeni bir sezon ortası analizi ile ilk bölüme geniş bir bakış atalım. Öncelikle bu yıl değişenlerden başlayalım.

 

Pilot ve Takım Değişiklikleri

Rookiesssss

2014 sezonu başlarken herkes Lotus’tan ayrılıp Ferrari’ye geri dönen Kimi Raikkonen ile artık Ferrari’nin yerlisi konumunda olan Fernando Alonso’nun savaşını merak ediyordu. İki dünya şampiyonu Ferrari gibi bir takımda toplamak heyecan vericiydi.

Geçtiğimiz yıl yarışan beş pilot seriden ayrıldı. Bu isimler Mark Webber, Heikki Kovalainen, Paul di Resta, Charles Pic ve Giedo van der Garde.

Bu sezon üç tane çaylağımız var; Kevin Magnussen, Marcus Ericsson ve Daniil Kvyat.

Magnussen Formula Renault 3.5 şampiyonu, Kvyat ise GP3 şampiyonu. Ericsson’un ise 2007’deki Formula BMW UK şampiyonluğu ve GP2’de geçirdiği başarısız dört sezon dışında önemli bir geçmişi yok. Neden orada olduğunu tahmin edebiliyoruz, değil mi?

Pilotların ve Takımların Ulusları

xtrabit_uluslar

Gride bu açıdan bakmak sporun hedef kitlesini açıklıyor. Temel fıkrası gibi Alman, İngiliz ve Fransız pilotların ağırlıkta olduğu bir grid görüyoruz.

Takımlar ise İngilizleri saymazsak dünya üzerine dağılmış durumdalar. Hindistan, Rusya ve Malezya’nın birer F1 takımına sahip olduklarını görmek güzel.

 

Yarış Tablosu

xtrabit_tablo

Meşhur tablomuz tekrar karşımızda. Sütunlar yarışları listelerken üst sıra sıralama sonuçlarını, alt sıra ise yarış sonuçlarını belirtiyor. Burada yarış dışı kalmış ancak yarış mesafesinin %90′ını tamamladığı için klasmanda yer alanları da tamamlamış olarak gösterdim.

19 yarışlık sezonun 11 yarışını geride bıraktık. Geriye bomba pistlerden oluşan 8 yarış kaldı. Ancak sezonun ilk yarısının güzel bir yanı var, eski adıyla A1 Ring, yeni adıyla Red Bull Ring olan pist yenilendi ve Formula 1 takvimine geri döndü. Parasızlıktan yıkılan pisti bize geri kazandıran Red Bull’a buradan teşekkürler.

Bu sezonun Red Bull’u Mercedes oldu. Erişilmez görünen performansları bazen dayanıklılık ve bazen şanssızlıklar ile gölgelendi ve nadir durumlarda geçildiler. Ancak yine de 1. sırada olmasalar bile kesinlikle podyumdalar, pit alanından başlasalar bile…

 

Zaferler

xtrabit_zaferler

Bu sezon şimdilik üç farklı kişi yarış kazandı ve bunların ikisi Mercedes pilotları. Red Bull ise Mercedes’in dayanıklılık sorunlarından ve yağmur/güvenlik aracı karmaşasından faydalanarak iki yarış kazanmayı başardı.

Red Bull’da kazananın Vettel yerine Ricciardo olması garip geliyor. Dört dünya şampiyonu Alman pilot yeni araçların torkuna alışamamış gibi görünüyor. Ancak başından bu yana hazır görünen Ricciardo’nun sakin duruşu, ancak tam tersi agresif olabilen sürüşü lastik kullanımıyla da birleşince başarı kaçınılmaz. Williams’tan Valtteri Bottas da sürüşüyle Ricciardo’ya benziyor.

 

Pole Position

xtrabit_poller

Şimdiye kadar pol alan sadece üç pilotumuz var. Mercedes pilotları toplam 10 pol ile ilk cebe kombine bilet almış gibiler. Massa da Williams’ın hızıyla kendisine bir yer edinmiş. Özellikle Hamilton’a kıyaslandığında onun kadar iyi bir tek tur pilotu olan Rosberg ile birlikte Mercedes daha çok pol alacak gibi görünüyor.

 

Podyumlar

xtrabit_podyumlar

Podyumlar bu yıl altı takım pilotlarından oluşmuş. Mercedes ve Red Bull pilotlarından sonra Williams, Ferrari, Mclaren ve Force India da podyum gören takımlar. Özellikle Williams’ın hızla yükselen formu daha fazla podyum görebileceklerinin sinyallerini veriyor. Mclaren’in podyumları ilk yarıştan sonra bıçak gibi kesilirken Ferrari’den Raikkonen’in henüz bu sezon bir podyumu yok. Ancak takım arkadaşı Alonso iki kez podyuma çıkmayı başardı.

 

Hızlı Turlar

xtrabit_fastest

Hızlı aracın da hızlı turu çok olur elbette 🙂 Mercedes pilotları11 yarışta 7 kez en hızlı turun sahibi oldular.

 

Katedilen Turlar

xtrabit_turlar

Performanstan ziyade dayanıklılık ve istikrarın önemli olduğu bir istatistik bu. Mclaren ve Ferrari araçlarının taş gibi olduğu görülürken diğer takımlar zaman zaman sorun yaşıyorlar. Alonso bu sezon her yarışta puan alabilmiş tek pilot. Nico Hülkenberg Macaristan’a Alonso ile birlikte bu sıfatla geldi, ancak kaza yaparak yarış dışı kalınca bu serisine son verdi.

Alonso ile Raikkonen arasındaki fark Raikkonen’in İngiltere’deki kazasından kaynaklanıyor aslında. Ancak Rosberg-Hamilton, Bottas-Massa ve özellikle de Ricciardo-Vettel arasındaki tur farkı dikkat çekici. Puan farklarını incelerken bunları da dikkate almak gerekiyor.

Lotus ve Sauber bu sezon ciddi anlamda dayanıksız görünüyor. Buna pilot kazaları da dahil elbette.

 

Takım Arkadaşları

xtrabit_takimark

İstatistiklerimizin ortaya çıkardığı ve üzerinde en çok konuşulan verilere geldik. Takım arkadaşları arasındaki savaşı buradan inceleyebilirsiniz. İlk satır sıralama sonuçlarını gösterirken ikinci satır ise yarış sonuçlarını belirtiyor.

Bu sezon yepyeni araçlar ve karmaşık güç üniteleri sebebiyle yarış dışı kalmalar biraz fazla ve takım arkadaşlarını karşılaştırabilmek zorlaşıyor. İki pilotun da bitirebildiği yarışları karşılaşmaya dahil etmek gerekiyor. Rakamlardaki gariplik bu yüzden.

Mercedes’ler birbirlerine yakın ilerlerken Toro Rosso’dan Red Bull’a terfi eden Ricciardo’nun Vettel karşısındaki performansı dikkat çekiyor. Bottas araca alıştıkça Massa’ya rahat bir üstünlük kurma yolunda ilerliyor.

Mevzu Alonso-Raikkonen arasında kopuyor. Sezon öncesinde o kadar hevesle bekledik ki bu mücadeleyi, gerçekleri biraz unutmuş olmalıyız. Raikkonen beklediğimiz mücadeleden çok, çok uzak kalınca yarış performansında 10-0 gibi bir durum oldu. Fin pilot bu durumu araca alışamaması ve F14 T’ninkendi sürüş stiline çok ters olmasıyla açıklıyor. Ancak son yarışlarda aracı kendisiyle uyumlu hale getirmeye başladıklarını ve rahat hissettiğini söyledi. Sezonun ikinci yarısı bunun ne kadar doğru olduğunu bize kanıtlayacak.

Grosjean-Maldonado ve Hülkenberg-Perez farkları beklenen yönünde ilerlerken çaylak Magnussen’in Button’un gerisinde kalıyor olması İngiliz pilotun yerine alternatif arayan Mclaren’i kara kara düşündürüyordur. Sezonun yükselen ismi Bianchi. Monako’daki karmaşadan en iyi şekilde yararlandı ve dokuzuncu olarak iki puanın sahibi oldu. Marussia ekibi dört yılın ardından ilk kez puan aldı ve yarış kazanmış kadar sevindiler. Sauber ve Caterham’ın puan alamayacak kadar yavaş kalmaları ve ciddi dayanıklılık sorunları yaşamaları takım arkadaşı savaşlarını bile anlamsızlaştırmış durumda.

Sezon sonunda ikinci yarının analiziyle görüşmek üzere. Bayramınız Monako’da puan alan Marussia gibi geçmiştir umarım. Aşağıda bu sezondan topladığım güzel fotoğraflar da var, bilgisayarımda duvar kağıdı döngüsü olarak kullanıyorum.

xtrabit racing

http://www.youtube.com/watch?v=NOg4Dv3x764

 

Kategoriler
Sizin Köşeniz

Formula Legend Oyunu

Codemasters’ın vasat F1 oyunlarını oynadık da oynadık. Ama orada pist üzerindeydik, peki pit duvarına el atmaya ne dersiniz?

Formula Legend bir PC oyunu değil. Sanırım Apple iOS ve Android’de oynanabiliyor.

Oyunda bir pilot olarak Formula 1’e giriyoruz ve Caterham veya Marussia gibi takımlardan birinde yarışmaya başlıyoruz. Takımların ve pilotların isimleri gerçek değil, komik şekilde benzetilerek yazılmış, muhtemelen lisans sorunları yüzünden. Oyunun ücretsiz sürümünde bunları değiştirmenize izin verilmiyor. 4 dolara satın alabileceğiniz PRO sürümünde bir editör var ve takım adlarıyla takımlardaki pilotların adlarını değiştirebiliyorsunuz. Fotoğraflarda da görülüyordur, ben 2014 sezonunun takımlarını ve pilotlarını yazdım.

Screenshot_2014-02-09-20-21-32

Yarış için araç geliştirmeyi buradan yapıyoruz. Alttan Race Engineer’i level atlatmadan üstteki geliştirmeleri yapamıyoruz.

 

Screenshot_2014-02-09-20-22-15

Yarışa buradan başlıyoruz ve bu ekrandan kontrol ediyoruz. Lastiğin üzerine basarak yarışa hangi lastikle başlayacağınızı seçebiliyorsunuz.

 

Screenshot_2014-02-09-20-22-44

Yarışa kendi parmağımızla başlıyoruz ve ışıklar sönünce pedala basıyoruz.

 

 Screenshot_2014-02-09-20-23-29

Evet yarışın ortasındayız. Lastiklerimizin ve yakıtın durumunu görebiliyoruz. Driving Style’dan ayar çektikçe yakıt ve lastik kullanımını ayarlayabiliyorsunuz. Strateji de burada başlıyor. Stili en sona çekerseniz agresif sürüp geçişler yapabiliyoruz, ancak yakıt ve lastikler hızla tükeniyor. Bu şekilde asla yakıt yarışı bitirmeye yetmiyor.

 

Screenshot_2014-02-09-20-22-20

Pite girmek istediğimiz zaman lastiğe dokunuyoruz ve bu ekrandan takacağımız lastiği seçiyoruz.

 

Screenshot_2014-02-09-20-24-21

Lastikleri değiştirmek de bizim işimiz. Yeşil görünen alanlara dokunarak hızlıca değiştiriyoruz. Işıklar rasgele çıkıyor ve işler karışıyor.

 

Screenshot_2014-02-09-20-23-42

Yarış esnasında bize şikan veya keskin dönüş çalışması da yaptırılıyor. Bunları ayarlar sayfasından kapatabiliyorsunuz (Driving Challanges). Buradaki performansınız yarışta +1 saniye gibi fayda sağlayabiliyor.

 
Oyunda takım emirleri de var ve oldukça komiş şekilde işlemişler. İlgili ekran görüntüsünü aşağıdaki galeriden görebilirsiniz. Sezon bitince farklı takımlardan istediğinize geçebiliyorsunuz. Ferrari, Mclaren ve Red Bull gibi büyük takımlar sizi kabul etmek için yarış zaferi istiyor.

Ücretsiz sürümde sarı bayrak durumları ve ıslak zemini kullanamıyorsunuz. Sürücü ve takım adlarını da değiştiremiyorsunuz. 4 dolar bir mobil oyun için çok sayılmaz, bence kesinlikle verdiğiniz paraya değecektir.

Oyun henüz yeni sayılacağı için sürekli geliştiriliyor ve muhtemelen yepyeni özellikler eklenecektir.

İyi oyunlar.

xtrabit racing

 

Kategoriler
Sizin Köşeniz

Geri Dönmeyi Başaran Beş Pilot

Michael Schumacher asfalt olmasa da yine bir pist üzerinde ciddi bir kaza geçirdi ve şu an yaşam mücadelesi veriyor. Doktorların riskin devam ettiğini ve durumun stabil olduğunu söylemeleri işlerin kötüye gitmese bile iyiye de gitmediğinin ürpertici bir işareti.

Hepimiz bir an önce iyileşmesi umuduyla haber bekliyoruz. Şimdi biraz kafa dağıtalım, büyük kazalardan sonra spora geri dönebilmiş yarış pilotlarını inceliyoruz.

 

Stirling Moss

Stirling Moss şampiyon olamasa da her zaman en iyi pilotlardan birisi olacak kalacak. 1940’ların sonunda yarışmaya başladı ve 1950’de dünya şampiyonasının başlamasıyla birlikte 1962’ye kadar yarışlarda yer aldı. Dönemin bir çok ölümcül kazası bir çok arkadaşının hayatına maloldu. Onun şansı ise 1962’de Goodwood’da bir Lotus’u sürerken son buldu. Araçtaki bir arızanın sebep olduğuna inanılan kazada Moss pist dışına çıktı. Araçtan çıkarılması için aracın kesilmesinin gerektiği kaza sonrasında Moss hastanede altı hafta boyunca bilinci kapalı olarak kaldı, ancak hayatta kalmayı başardı.

Moss’un ne kadar dayanıklı birisi olduğunu anlayabilmek için 2010’da, 80 yaşındayken başına gelen ve evinin asansör boşluğundan üç kat düştüğü kazasından kırıklarla kurtulmasını hatırlamak gerekiyor.

 

Niki Lauda

Bu yıl James Hunt ve Niki Lauda’nın 1976’daki şampiyonluk savaşını anlatan Rush (Zafere Hücum) filminin vizyona girmesiyle birlikte Formula 1 taraftarları Niki Lauda’nın hayatı için savaşmasına şahit oldular. 1976 Ağustos’undaki Almanya GP’sinin koşulduğu eski Nürburgring pistindei yarışın ikinci turunda Lauda’nın Ferrari’si pistten çıkmış ve bariyerlere çarparak piste geri savrulmuştu. Lauda’nın Ferrari’si alevler içinde kalmış ve daha da kötüsü aracının içinde sıkışmıştı. Diğer yarışçılar tarafından araçtan çıkarılan Lauda bilinci açık şekilde hastaneye kaldırılmıştı, ancak sonra komaya girmişti.

Altı hafta süren yanık tedavisinden sonra yaralarının henüz tam olarak iyileşmemesine rağmen yarışlara geri dönmüştü.

 

Alex Zanardi

Alex Zanardi kısa Formula 1 kariyerinde bekleneni verememişti, ancak 2001’de IndyCar’a geri döndü ve Almanya Lausitzring Oval pistinde en iyi yarışlarından birini çıkarıyordu ve liderdi. Son turlarda pitlere girildi ve Zanardi pit çıkışını kaçırarak Patrick Carpentier’in yoluna çıktı. Carpentier Zanardi’nin aracından sıyrılmayı başardı, ancak hemen arkasındaki Alex Tagliani bunu yapamadı. Tagliani dosdoğru Zanardi’nin aracına yandan çarptı ve aracın ön kısmını parçaladı.

Kazada Zanardi her iki ayağını da kaybederken kaza anında toplam kanının neredeyse dörtte üçünü kaybetmişti. Pistin tıbbi ekibinin hızlı müdahalesi Zanardi’nin hayatını kurtardı.

Zanardi kazasından sonra Dünya Binek Otomobiller Şampiyonasında elleriyle kullanabilmesi için modifiye edilmiş bir araçla yarıştı, ancak en büyük başarısı 2012’de Londra Paralimpik’te geldi. 5 Eylül 2012’de Alex İtalya adına para-cycling’de altın madalya kazandı. İki gün sonra ise 45 taşındayken bağımsız bir yol yarışını kazanmayı başardı.

 

Felipe Massa

Felipe Massa’nın kazası en korkutucu olanlardan biriydi. 2009 Macaristan GP sıralamalarında Massa Rubens Barrichello’nun aracının belli bir mesafe arkasından ilerliyordu. Barrichello’nun aracından fırlayan bir süspansiyon yayı yolda zıplıyordu ve Felipe Massa’nın gözünün hemen üzerine çarptı.

Massa’nın kafatasında birden fazla kırık oluşurken gözünün birini kaybetmesine kesin gözüyle bakılıyordu. Doktorlar Massa’nın sezonda yarışmaya devam edemeyebileceğini söylemişti ve geleceği de tehlike altındaydı.

Felipe Massa 2010’da Ferrari koltuğuna geri döndü ve beş podyum elde etti.

 

Robert Kubica

Robert Kubica Formula 1’de aracının haketmediği bir sonuç elde edebilen sayılı pilottan birisiydi. Ancak Polonyalı pilotun sürüş kariyeri 2011 Andora Rallisinde geçirdiği ciddi ralli kazasında sekteye uğradı. Kaza sırasında bir bariyer aracın kokpitini yarıp geçmişti.

Kubica yedi saat süren bir ameliyata alındı ve doktorlar sağ kolunu tekrar yerine dikmek için çalıştılar. Kubica bu kaza sonrasında neredeyse sakat kalıyordu. Bu operasyondan sonra Kubica’nın iki ameliyat daha geçirmesi gerekti ve bu daha sonraki bir çok ameliyatın başlangıcıydı.

Bu Aralık ayına gelecek olursak Paris’teki 2013 FIA galasında Kubica FIA Yılın Kişiliği ödülünü aldı. Geçtiğimiz sezon Citroen ile WRC2 şampiyonu olan Kubica bu yıl ise M-Sport Ford ile WRC’de şansını deneyecek. Sağ kolunun hareketinin sınırlı olması Formula 1 şansının imkansız hale gelmesine sebep olurken WRC’de halen yeterli hareket kabiliyetine sahip. 

 

xtrabit racing

Planet F1 çevirisidir.

Kategoriler
Sizin Köşeniz

Modern Araçta 81 Klasik Tasarım

Şimdi ise -ismini bulamadım- her kim yaptıysa emek vermiş ve tam 81 adet klasik F1 aracı tasarımını modern bir otomobile uyarlamış.

Resimlere sağ tıklayıp ‘Resmi Göster’ seçtiğinizde tam boyutu ile bakabilirsiniz.

 

1969 Lotus

 

1975 Brabham

 

1975 Shadow

 

1975 Shadow

 

1977 Wolf

 

1979 Arrows

 

1979 Brabham

 

1980 Lotus

 

1980 Tyrrell

 

1980 Williams

 

1982 Ferrari

 

1982 Renault

 

1984 Toleman

 

1985 Alfa Romeo

 

1986 Benetton

 

1986 Brabham

 

1986 Lotus

 

1986 Tyrrell

 

1987 Lotus

 

1988 Williams

 

1990 Benetton

 

1990 Ferrari

 

1990 Tyrrell

 

1991 Brabham

 

1991 Honda (Yarışmadı)

 

1991 March

 

1991 Tyrrell

 

1992 Mclaren

 

1992 Tyrrell

 

1993 Benetton

 

1993 Ferrari

 

1993 Footwork

 

1993 Ligier

 

1993 Williams

 

1994 Arrows

 

1994 Benetton

 

1994 Pacific

 

1994 Sauber

 

1995 Arrows

 

1995 Benetton

 

1995 Forti

 

1995 Jordan

 

1995 Jordan – 2

 

1995 Minardi

 

1995 Pacific

 

1995 Sauber

 

1995 Simtek

 

1996 Benetton

 

1996 Ferrari

 

1996 Jordan

 

1996 Williams

 

1997 Arrows

 

1997 Benetton

 

1997 Jordan

 

1997 Lola

 

1997 Mclaren (Test)

 

1997 Mclaren

 

1997 Prost

 

1997 Stewart

 

1997 Williams

 

1998 Benetton

 

1998 Jordan

 

1998 Prost

 

1998 Sauber

 

1998 Tyrrell

 

1998 Williams

 

1999 Arrows

 

1999 BAR

 

1999 Williams

 

2000 Arrows

 

2000 Jaguar

 

2000 Jordan

 

2000 Minardi

 

2000 Sauber

 

2000 Williams

 

2001 Benetton

 

2001 Jordan

 

2001 Williams

 

2002 Renault

 

2004 BAR

 

2009 Williams (Test)

Kategoriler
Sizin Köşeniz

Depolar Boşaldığında: 1985 San Marino GP

Formula 1’in o zamanlar nasıl olduğunu anlayabilmek için 1980’lerdeki kurallara bakmak gerekir. 80’ler Turbo Çağı olarak bilinir, çünkü bütün motorlar turboşarjlıydı. Ben bu çağı Çılgınlık Çağı olarak adlandırmayı tercih ederim.

80’lerin başlarında ‘Zemin Etkisi’ adı verilen bir aerodinamik konsept hakimdi. Bu konsept tüm aracı dev bir kanada dönüştürme temeli üzerine kuruluydu. Bu kötü bir fikir değildi, bu şekilde inanılmaz boyutlarda yere basma kuvveti elde edilebiliyordu. Ancak berbat olduğu bir yer de vardı; eğer aracın altında küçücük bir delik gibi bir kaçağınız olursa birden tüm tutunmayı kaybederdiniz. Bu da çok çok tehlikeliydi.

Patrick Depallier ve Gilles Villeneuve, araçlarındaki zemin etkisinden kaynaklanan sebeplerden dolayı hayatını kaybetti, ve bununla birlikte bir çok korkunç kazadan sonra 1983 sezonunda zemin etkisi sistemi yasaklandı.

Zemin etkisi kullanan araçlar gerçekten acayip görünüyorlardı. Çok geniş ve düzdüler, sanki tekerlek takılmış uçak kanatları gibiydiler.

1983’ten sonra, zemin etkisi artık yoktu ve F1 takımları neredeyse sıfırdan yeni aerodinamik paketler yapmak zorunda kaldılar. Turbolar hala oradaydı ve giderek artan güçleriyle gerçekten canavarımsı bir hal almışlardı.

Sıralama ayarında 1000 beygirden daha fazla güç üretebilen F1 araçları olduğu biliniyordu. Çünkü dayanıklılığı belirleyen bir kural yoktu, üreticiler sıralamada sadece tek bir tur dayanacak araçlar üretiyorlardı. Daha fazla zorlarsanız kesinlikle patlıyordu. Dönemin motorları ‘el bombaları’ olarak tanımlanıyordu. Sürücüler ise zemin etkisini kaybettikten sonra artık asla yola yapışmayan bu araçları pistte tutmaya çalışan zavallı insanlardı.

Formula 1’i zaten olduğundan daha ‘çıldırmış’ yapmaya çalışan FIA, geleneksel dahice fikirlerinden birini daha ortaya attı. Turbo araçlar çok fazla yakıt tüketiyorlardı, ve artık araç başına kullanılacak yakıt miktarı sınırlandırılacaktı.  Sebep: GÜVENLİK…

Elbette F1 takımları her zamanki gibi aynıydılar, güvenlik onlar için bir öncelik değildi. Araçların güçlerini düşürmek yerine yapabildikleri kadar zorlayıp araçlarının bitiş çizgisini geçebilmesini umdular.

1985 sezonu bu şekilde başladı. Bu sezon F1 şampiyonası efsaneler ve ileride efsane olacaklarla doluydu. Nigel Mansell, Alain Prost, Martin Brundle, Keke Rosberg, Nelson Piquet, Eddier Cheever, Niki Lauda ve elbette Ayrton Senna. Bu pilotların yakıt tasarrufu yapmak için ayaklarını gazdan çekmesi beklenemezdi.

Her şey 5 Mayıs 1985’te oldu. Imola pistinde koşulan San Marino GP Formula 1 tarihindeki en garip yarışlardan birine sahne oldu. Imola uzun düzlükleri ve dar şikanlarıyla bilinir, ki bunlar motor ve yakıt düşmanıdırlar.

Senna polden başladı, ancak bu normal olan tek şeydi. Çünkü motorlar teker teker patlamaya başladı ve bir seri yarış dışı yaşandı. Sonra işler gerçekten saçma bir hal almaya başladı. F1 araçları birer birer stop ediyordu. Bir pilot liderliği ele geçiriyor, birkaç tur sonra kenara çekmek zorunda kalıyordu.

Senna Lotus’uyla yakıt sorunu yaşadı ve Ferrari ile ilk yarışındaki Stefan Johansson’a liderliği teslim etti. Imola İtalya’da olduğu için ve Ferrari’nin evi sayıldığından dolayı tifosi çılgına döndü. Yukarıdaki videoyu izlediyseniz Senna yol vermek zorunda kaldığı an kalabalığın haykırışlarını duyabilirsiniz.

Ve hemen sonra şunu duyarsınız: “OHHHHHH!!!”, bu da Johansson kenara çekmek zorunda kalınca olmuştu.

Bu durum böyle devam etti, sürücüler birer birer yakıtı biten araçlarla yarış dışı kalıyorlardı. Yarıştan sonra bile, kazanan Alain Prost boş turunda yakıtsız kalmıştı ve hemen ardından aracı asgari ağırlığın altında olduğu için diskalifiye edildi.

Thierry Boutsen en abuk şekilde üçüncü bitirdi, aracı bitiş çizgisinden hemen önce yakıtsız kalmıştı. Kurallar aracın çizgiyi geçmesi gerektiğini söylüyordu, o da aracını arkadan iterek çizgiyi geçti. Boutsen, Prost’un diskalifiye edilmesiyle birlikte çalışmayan motoruyla ikinci oldu.

Yarışa katılan 26 sürücüden sadece beşi bitirmeyi başardı. Bu rakam ünlü 2005 Amerika yarışından bile daha kötü bir durumdu. Kazanan ise Lotus’uyla Elio de Angelis oldu.

Ve bu yaşananlar 1985 San Marino yarışını tüm zamanların en garip Formula 1 yarışlarından birisi yaptı.

Jalopnik çevirisidir

xtrabit racing

Kategoriler
Sizin Köşeniz

2013,9: Bir İkinci Yarı Analizi

Geçen sezonun ortasında sağda solda bir arada kolaylıkla göremediğimiz rakamları bir araya toplayıp ilk analizimi hazırlamıştım. Aslında kendim için hazırladığım tabloyu biraz süsleyip paylaşmak istemiştim.

Sezon sonunda devamını yapmaya elim varmamıştı, işlerim de yoğundu, kaldı. Bu sezon arasında da sezon ortası analizi hazırladım, şimdi ise sezonun ikinci yarısını inceliyoruz.

Sezonun ikinci yarısını inceliyoruz diyorum, çünkü aşağıda göreceğiniz rakamlarda ve yorumlarda sezonun ilk yarısından en ufak bir etki göremeyeceksiniz. 2013 Belçika yarışı ile birlikte yepyeni bir şampiyonanın başladığını hayal edin.

 

Puan Tablosu

Meşhur tablomuz tekrar karşımızda. Sütunlar yarışları listelerken üst sıra sıralama sonuçlarını, alt sıra ise yarış sonuçlarını belirtiyor. Puan alamayan yeni takımları listeye eklememekte ısrarlıyım. Önce çalışıp puan alsınlar.

Burada yarış dışı kalmış ancak yarış mesafesinin %90’ını tamamladığı için klasmanda yer alanları yarışı tamamlamamış olarak gösterdim. Umarım bir yerlerde hata yapmamışımdır, bir hata görürseniz lütfen söyleyin, düzelteyim.

Tablo içeriğine göre gelince, birinci sıradaki pilotu ve tablodaki değerlerini görünce zaten başka yorumlayacak bir şey kalmıyor.

İkinci yarıdaki tüm yarışlar Vettel tarafından kazanılırken Red Bull dışından pol alabilen bir tek Lewis Hamilton var, o da aslında sezonun ilk yarısındaki furyanın devamı olarak Belçika’da bunu başardı.

Schumacher’in baskınlığı döneminde ikinci olan pilot yarışı kazanmış kadar seviniyordu. Burada da ikincilikleri inceleyebiliriz. İkinci bölümde de ikincilik savaşı ALO-WEB-ROS-GRO arasında geçmiş gibi görünüyor. Raikkonen son iki yarışa katılabilseydi o da bu listenin üst sıralarında olabilecekti.

Puan durumuna bakıldığında üç kez yarış dışı kalmasının Webber’e çok pahalıya patladığı görülebiliyor. Bunlar olmasaydı şampiyonadaki ikinciliği neredeyse kesin diyebilirdik.

Sadece iki takımın mücadele ettiği bir sezon çok daha sıkıcı olabilirdi. Sezon başında Ferrari güçlü görünürken Lotus ve Mercedes de zaman zaman güçlü oldular ve yarışlar kazanabildiler. Her ne kadar ikinci yarıda kimse Vettel’i geçecek hıza ulaşamasa da ilk beşteki rekabet gerçekten apayrı heyecanlıydı.

Bottas ve Ricciardo kendilerince başarılar elde ederken Maldonado ve Vergne’in yokları oynaması, Sutil’in bir türlü yarış istikrarı yakalayamaması ve Massa’nın biraz da olsa artan formu sezon sonunu şekillendirdi.

 

Zaferler

Bu tabloyu hazırlarken ne kadar yorulduğumu anlatamam. Red Bull kesinlikle uçuyor. Singapur’da ölçülen 2.7 saniyelik farkın çoğunun Rosberg’in ön kanadına sıkışmış bir lastik parçası olduğu açıklansa da hiç yoksa bir saniye hızlılar. Araçta bir şekilde çekiş kontrolü etkisi sağlandığı söylentileri o kadar fazla ve rahat söyleniyor ki artık buna kesin gözüyle bakabiliyoruz. Çekiş kontrolü yanında lastikleri koruma avantajı da getirirken, haliyle devasa hızlanmalara yol açıyor.

 

Poller

Pollerin de zaferler tablosundan farkı yok. Pirelli’nin yumuşak ötesi lastikleri çok farklı yarış stratejileri doğurdu. Artık polden başlayan çok daha avantajlı. En ufak bir kirli hava ile karşılaşmadığı için stabil bir sürüş gerçekleştirebiliyor ve lastiklerini en verimli şekilde kullanılıyor. Pirelli’den bu lastikler daha fazla pit stop için istendi, ancak bu görünüşe göre çok fazla yan etki yarattı.

 

Podyumlar

Vettel’i boşverin, podyum savaşına bakın. Aslında bu tabloya Vettel’i eklemeyecektim de, bir sorun problemi olmasın, yorumcu arkadaşlar takılmasın diye eklemiş bulundum.

İkincilik savaşının ne kadar sıkı olduğunu çok net görebiliyoruz. Raikkonen ile birlikte beş pilot ikincilik için kıyasıya savaştılar. Takımlara bakarsak da rekabetin oldukça yakın olduğunu görebiliriz.

Bu sezon Vettel’in böylesi bir performansı olmasaydı bu rekabet seviyesi sezonu inanılmaz heyecanlı bir hale getirebilirdi.

Anladığıma göre insanlar liderlik mücadelesi görmek istiyorlar ve bir arkasındaki mücadele kimsenin ilgisini çekmiyor. Ben hariç. Marussia ve Caterham arasındaki savaşı benden başka takip eden yok sanırım.

 

Hızlı Turlar

Lastikler yüzünden her ne kadar hızlı turlar önemli olmasa da maksat istatistik olsun diye paylaşıyorum. Red Bull pilotları hızlı tur ustası olarak karşımıza çıkıyor.

Aslında bunun sebebi stratejiler. Yarışa sert lastikle başlayıp son bölümde yumuşak lastik ve hafifleyen araçla birlikte uçuşa geçme stratejisi en hızlı turları belirliyor.

Vettel’in sırf adım geçsin diye mühendislerini filan dinlemeyip hızlı tur için zorladığını da unutmayalım.

 

Takım Arkadaşları

Bomba tablo burada. Aynı araca sahip olduğu düşünülen pilotları kıyaslamak elbette daha kolay.

Vettel-Webber kıyaslamasına girmeyelim zaten. Hamilton beklenilen performansı gösteremiyor gibi göründü. 6-3’lük oranda hatalar ve cezaların da etkisi var. Sanırım seneye daha sağlıklı bir değerlendirme yapabiliriz.

Massa’nın son dönemde artan sıralama performansı dikkat çekici. Alonso’nun birşeylerden etkilendiğini düşünüyorum, çünkü hızlanan Massa değildi, yavaşlayan Alonso’ydu. Grosjean lastiklere alışamadığı söylenen Raikkonen’i rahat yenerken, Button ve Perez’in sıralama ve yarış performansları iyi oldukları alanlar konusunda net bir bilgi veriyor.

Vergne ve Ricciardo arasındaki üstünlük ortada. Gutierrez son dönemde sıralama stratejisini değiştirip tek tura yönelince performans bulabildi, ancak yine de Hülkenberg’i yakalamaktan uzak. Gutierrez’in Japonya’da aldığı yedincilik onu tek seferde Bottas’ın önüne atmaya yetti. Bottas da artık araca iyice adapte olabildi ve üç yıllık Maldonado’yu rahat geçebiliyor. Maldonado halen hızına istikrarı ekleyebilmiş değil.

Bianchi ve Chilton arasında devasa fark var, ama bunun sebebi olarak Bianchi’nin F1 aracı tecrübeleri gösterilebilir. Chilton neredeyse hiç sürmeden takıma katıldı. Yarışlardaki yakınlık ise Bianchi’nin kaza vb sebeplerle yarışı tamamlayamamasından kaynaklanıyor.

 

İkinci Yarıyı İnceledik, Sezon Analizi Nerede?

Sezon ortası analizi ile bu analizdeki rakamları kombine edip tüm sezonu ele alan son rakamlar silsilesi de yakında burada olacak. Onu hazırlaması çok daha kolay olacağı için benim için daha kısa sürecek ve fazla beklemeniz gerekmeyecek.

Daha önce sezonun ikinci yarısına değinen incelemeler görmediğim için böyle yapmaya karar verdim, rakamları hesaplarken biraz zorlandım. Umarım işe yaramıştır.

xtrabit racing