Kategoriler
Köşe Yazıları

İngiltere GP: Politika Gölgesinde Bir Yarış

Silverstone’un yeni kanatları altında yapılan yarış, Valencia’dan sonra ilaç gibi geldi. Kuru-ıslak zeminde başlayan ve son turuna kadar heyecan içinde süren yarışı, son zamanlarda müthiş bir ivme kaydeden Ferrari’nin, über istikrarlı pilotu Fernando Alonso kazandı. Geçen sezon Vettel’in motorunun patlaması sonucunda birinciliği ondan devralarak kazandığı Kore GP’sinden sonra, bu yarışta da Vettel’in pit-stop’ta yaşadığı problem yüzünden birinciliği devralmış gibi görünse de, özellikle üçüncü bölümde gösterdiği müthiş performansla bu birinciliği hak ettiğini ispatladı. Red Bull, cuma ve cumartesi günleri yaşananlardan sonra kendisinin “dezavantajlı durumda” olduğunu söylemiş olsa da, aldığı 2. ve 3.’lükle aslında her iki şampiyonanın artık nasıl sonuçlanacağını da bir anlamda mühür ve imzayla tasdiklemiş oldu. Dezavantajlı olduğu durumda bile Silverstone gibi aerodinamik bir pistte podyumdan kopmuyorsa, o takımın nasıl bir araca sahip olduğu gayet açık olmalı. McLaren, egzoz konusundan en çok etkilenen takım olarak Ferrari’nin de arkasına düşmüş görünüyor. Şampiyonluk planları artık bir sonraki sezona kaldı.

Yarıştan önce yağan yağmur, araçları yeterince hızlı olmayan sürücüler için en mükemmel pisti ortaya koyar çünkü yağmur, araçların üstünlüklerini bir dereceye kadar ortadan kaldırarak sürücü yeteneğini ön plana çıkarır. Böyle olunca yarışı illa ki en hızlı araç kazanmayabilir. Dün sıralama turlarından sonra McLaren sürücülerinin yağmur istemelerinin sebebi de buydu, nitekim istediklerini de aldılar. Pist kuruyana kadar da performansları gerçekten üst düzeydeydi. Hamilton, 10. başladığı yarışta 5.’liğe kadar yükselmişti. Ancak yağmurun en çok yararlı olduğu takım Ferrari oldu. Belki de yarış sonucunu en çok etkileyen olay da buydu zira yağmurun yağması, takımların geçiş lastikleriyle piste çıkmalarına sebep oldu. Böyle olunca, yarış sırasında her iki lastik hamurunun da kullanılma kuralı ortadan kalktı. Sert lastiklerle yarıştıkları son yarış Barcelona’da tur yiyen Ferrari, böylelikle sert lastikleri kullanmaktan kurtulmuş oldu. Bu, Ferrari’nin gökte ararken yerde bulduğu müthiş bir hediye kartı oldu. 150º Italia’nın yumuşak lastiklerle (en azından Alonso açısından) ne kadar rekabetçi olduğunu sıralama turlarında görmüştük. Üstüne üstlük Red Bull’un sıralama turu avantajının, yarış içinde genelde eridiğini de bildiğimizden, yarış başlangıcında Alonso’nun kazanma şansı oldukça yükselmiş oluyordu.

Yarışın ilk turlarında aslında bir statüko oluşmuş gibi görünüyordu. Özellikle, Michael Schumacher’in istemeden de olsa kuru zemin lastiklere geçtiği ve hızlı turlar atmaya başladığı 10. tura kadar herkes yerine yerleşmiş görünüyordu. Schumacher’in sektör zamanları morlaşmaya başlayınca pite de akın başlamış oldu. Kuru zeminde yapılan bir yarış olsaydı da zaten takımlar bu civarlarda pite girip ilk lastik ikmallerini yapacaklardı. Dolayısıyla, öndeki takımlar için -Red Bull ve Alonso- her şey plana uygun gidiyordu. Vettel, Webber’le farkı 9 saniyeye kadar çıkarmıştı bile. Pit-stop’lar tamamlandığında Alonso lastiklerini yeteri kadar ısıtamadığı için Hamilton’a geçildi ve İngiliz pilot bir anda üçüncülüğe çıkmış oldu. Massa, Alonso’nun stratejik önceliğe sahip olması sebebiyle ikinci yarıştır üst üste yer kaybetmeye devam etti ve pit-stop’lardan sonra hem Button hem de Hamilton’a geçildi. O saatten sonra Massa’nın da yarışı bitmiş oldu. Sıralama turları Brezilyalı pilota pahalıya mâl olmaya başlıyor. Cumartesi günü Alonso’yla arasındaki 0,6 saniyelik fark, Alonso’nun o meşhur olmuş “Gittiğim takıma 0,6 saniye götürürüm,” iddiasını destekleyecek ironide önemli bir farktı. Eğer bu farkı kapatmayı başaramazsa, yarışta Alonso’nun stratejisini bekleye bekleye yer kaybetmeye devam edecek. Pite girmeden önce Alonso’nun arkasında olmasına rağmen, ondan tur başına 0,7 saniye daha yavaştı. Massa’nın, Silverstone’u pek de sevdiği söylenemez sanırım.

Webber’e karşı elinde olan 9 saniyelik avantajı pit-stop’larda kaybeden Vettel, ikinci bölümde yine Webber’e fark açmaya başladığında bu kez Alonso lastiklerini ısıtmayı ve daha iyi korumayı başarmış, Hamilton’ın kuyruğuna yapılmıştı. Hamilton’ı her ne kadar DRS sayesinde geçmiş gibi görünse de, o noktaya kadar tur başında Hamilton’dan önemli ölçüde daha hızlı gidiyordu zaten. Bu geçişin hemen ardından Hamilton’ın pite girmesi, ikinci pit dominosunu da başlatmış oldu. Webber, Button ve Massa da derhal pite girdiler ancak Alonso, ilginç bir hamleyle pite girmekten vazgeçti. Belli ki bu set lastikleri çok rahat kullanabileceğini hisseden İspanyol pilot, pistte üç tur daha fazla kalarak hem yarış sonunda yumuşak lastiklerle daha az gitmeyi garanti altına aldı hem de Hamilton’a geçilmemiş oldu. Vettel’in de pit-stop’unda problem olması, Alonso’nun kadayıfına kaymak oldu ve üçüncü bölüme başladığında İspanyol pilot şimdi artık liderliğe yerleşmişti, önü açıktı. Vettel ve Webber ise, ikinci Hamilton’ın ardında kalarak Alonso’ya karşı çok zaman kaybettiler. Yarışın bu noktasında Hamilton, Alonso’dan tur başında neredeyse 1,5 saniye daha yavaş turlar atıyordu. Böyle olunca Vettel de Hamilton’a takıldı ve üçüncü pit-stop’lara gelindiğinde Alonso ile Vettel arasındaki fark 10 saniyeye çıkmıştı. Yani, Vettel’in yarış kazanma şansını Hamilton öldürmüş oluyordu. Aslında Red Bull, Hamilton’a takılan Vettel’i birkaç tur önce pite çağırabilir miydi diye sorulabilir, ancak bu durumda yarışın sonunda, yumuşak lastiklerle çok daha uzun süre gitmek zorunda kalabilirdi Vettel ve arkadaki rakiplerine kolaylıkla yem olabilirdi. Dolayısıyla Red Bull’un, Vettel’i pite çağırmak için “yeteri” kadar beklediğini düşünmek mantıklı olur.

Son bölüm Alonso için yarışı kontrol etmekle geçti. Vettel de onu yakalayamayacağını anlayınca yavaşladı ve o da kontrollü gitmeye başladı. Bu noktada Red Bull’un işine yarayan bir diğer olay da Button’ın pitte yaşadığı problem nedeniyle yarış dışı kalmasıydı zira Button, pitten çıktığında Webber’in önünde yer alabilirdi. Hamilton’ın yarış sonunda yakıtının da bittiğini düşünürsek, Button’ın podyum şansı olabileceğini hesaplamak zor değil. Webber, Button’ı böylelikle safdışı bırakarak önüne Hamilton’ı aldı. Ancak İngiliz pilotun yakıt tasarrufu yapmak zorunda olması Webber’e fazla direnememesine neden oldu. Burada sürpriz olan bir nokta da Webber’in, son turlara doğru Vettel’i yakalaması oldu. Açıkçası Webber’in bu kadar geriden gelip de Vettel’i nasıl yakaladığını anlayamadım. Lastikleri, Webber’e göre sadece iki tur daha eskiyen Vettel’in yarışın sonuna doğru lastiklerden önemli bir performans kaybettiğini düşünmek çok güç. Belli ki yarışın bu bölümünde Webber çok daha hızlıydı. Horner’ın, “Aradaki farkı koru, yerini koru,” emirlerini dinlemeyen Webber, Vettel’i geçmek için elinden geleni yaptı ancak başaramadı. Webber, bu mesajlardan dört ya da beş tane aldığını, ama hiçbirini umursamadığını söyledi. Bir yandan telsizdeki konuşmalar olurken, bir yandan da geçmeye çalışıyordum, diyor Webber ve ekliyor: “Tabii, konuşmalar tek taraflı oluyordu çünkü ben yanıt vermiyordum.”

Burada Christian Horner’ın yaptığını pek şık bulmuyorum. Yeni kural değişikliğiyle artık takım emirleri yasak değil ve Horner da son turlara girilirken 2. ve 3.’lüğü kaybetmek istememiş olabilir, ama zaten Red Bull şampiyonada çok çok öndeydi. Kaldı ki geçen yıl, son yarışlarda Webber daha avantajlıyken Vettel’in neden destekleyici rol oynamadığı sorusuna, sürekli olarak “Biz sürücülerimizin yarışmasına izin veririz,” diyip duran bir takım patronunun, daha sezon ortasındayken bu söylemin tam tersine bir şey yapması ve sürücülerinin yarışmasına izin vermemesi, eh kusura bakılmasın ama ikiyüzlülük oluyor. Vettel ile Webber’in yerleri farklı olsaydı, acaba Vettel’e aynı emri verir miydi? Ben pek sanmıyorum. Webber, bu durumdan hoşnut olmadığını söyledi. Takım emrine uymaması da aslında sözleşme akdi anlamında bakıldığında suç zira sonuçta takım bir işyeri, pilot da o işyerinin bir elemanı. Patronun dediğini yapmak zorunda. Bu etkileşimin, sezon sonunda Webber’in sözleşmesinin yenilenmesinde etkisi olur mu göreceğiz. Webber’i bu şanlı hareketi için de tebrik ediyorum.

Geçiş lastiğinin kullanılmasıyla birlikte sert lastik kullanma zorunluluğunun ortadan kalkması sayesinde Ferrari’nin, gerçekte yarışı nerede bitirebileceğini öğrenemedik. Ayrıca, egzoz kuralından sonra mı yoksa getirilen güncelleme paketleriyle mi Ferrari’nin bu kadar hızlandığını da tam olarak öğrenemeyeceğiz. Yarıştan sonra Ecclestone’un yaptığı açıklamaya göre, Ferrari ve Sauber de dahil olmak üzere tüm takımlar, egzoz yasağının kaldırılması konusunda anlaşmışlar. Yani takımlar, Valencia’da olduğu gibi, sürücü gazdan ayağını kestiğinde yine difüzörü istedikleri kadar besleyebilecekler. Sıralama turlarıyla yarış arasında motor haritası değişmemesi kuralı ise hâlâ yürürlükte olacak. Böylelikle bu saçma tartışma da bir son bulmuş oldu. Açıkçası, Ferrari’nin bugünkü performansını gördükten sonra buna nasıl destek verdiğini anlamak çok zor. Acaba takım gerçekten güncelleme paketlerine mi güveniyor? Gerçekten egzoz yasağı kuralı onlara hız kazandırmadı mı? Ferrari gibi bir takımın, kendi aleyhine olan bir kararda, sırf birlik bozulmasın diye olumlu oy kullanacağını düşünmek saflık olur. Herhangi bir takım için geçerli bu. Dolayısıyla bu alınan karar, Ferrari’nin bugünkü hızı konusunda da bir ipucu vermiş olabilir. Maranello takımı, gerçekten de güncelleme paketleriyle Red Bull’u yakalamış olabilir. Öte yandan, bu karara en çok sevinen takım da McLaren olmalı. Aracını egzoz beslemeli difüzöre göre tasarlayan ve bu yasaktan çok ciddi biçimde etkilenen McLaren, eski rekabetçi düzeyine geri dönebilir. Tabii bu, Red Bull’un da eski gücüne döneceği anlamına geliyor. Bu alınan karar, bir anlamda 2011 şampiyonasının sonucunu da belirlemiştir bence: Vettel şampiyon, Red Bull şampiyon.

Ön gruptaki üç takımın bu müthiş mücadelenin arkasından gelen takım Mercedes’in, yarışı birinci bitiren Alonso’nun 1 dakika gerisinde olduğunu söylersek, ön grupla arka grup arasındaki farkı da ifade etmiş oluruz sanıyorum. 52 turda 60 saniyelik fark Mercedes’in gözünü korkutmalı. Üstelik Rosberg, rakiplerinin aksine sadece iki kez pite girdi. Alguersuari’nin, bir kez daha geriden başladığı yarışta puan almış olması, Toro Rosso’daki yerini de sağlamlaştırmış olmalı. Ne yapıp edip puan almayı başarıyor, çok önemli bir meziyet. Perez’e de bugün şapka çıkarmak istiyorum. Yarış boyunca Rosberg’le başabaş mücadele edebilmiş olması takdire şayan. Onun da iki kez pite girdiğini söyleyelim. Bir takdir de Schumacher için. Her ne kadar yine hatalı bir sollama girişimi yapmış olsa da puan almayı başarması önemli bir gösterge. Yarış içinde birkaç kez iyi geçişler de yapan eski tilkinin, yine yarış başlangıcında ön sıralara tırmandığını ve yarışı yine başladığı yerin üzerinde bitirdiğini hatırlatayım. Pit cezası olmasaydı (ki Silverstone pit yolu çok kısa olduğu için, bu yarışta pitten geçme cezasının aslında bir ceza olmamasından mütevellit, tüm cezalar dur/kalk cezasına çevrildi) ilk 5′i rahatlıkla zorlayabilirdi. Aferin Schumacher’e.

Egzoz meselesinin de sona ermiş olmasıyla birlikte artık sadece yarışlara odaklanabiliriz. Sezonun ortasına geldik. 2011′in sona ermesine on yarış kaldı. Vettel, en yakın rakibi Webber’in 80 puan önünde. Üç kez yarış dışı kalsa bile liderliğini kaybetmeyecek. Son on yarışın tamamını Webber kazansa ve Vettel ikinci olsa bile Vettel şampiyon oluyor. Böyle devasa bir farka sahip olan hiçbir pilot, sezon sonunda şampiyonluğu kaybetmedi. Kaldı ki Vettel, sadece bir kişiyle de yarışmıyor. Böyle olunca rakipleri, kendi rakiplerinden puan çalıyor ve Vettel, her yarış sonunda 2. her kimse onunla aradaki farkı açmış oluyor. İlk dokuz yarışın tamamını ya birinci ya ikinci sırada bitiren Vettel’in bu performansı cidden önemli. Ancak bu yarışın tek pilotu var, o da Alonso. Birinciliği, her ne kadar Red Bull pit ekibinin hatasından gelmiş gibi görünse de, gerektiği anlarda müthiş bir performans göstererek bu avantajı artırmayı başardı. İtalyan ekibinin F1′deki ilk galibiyetinin 60. yıldönümünde, bir İtalyan lastik markasıyla İngiltere’deki bir pistte kazanılan bu zafer, Alonso’nun karnesine geçecek en güzel birinciliklerden birisidir sanırım.

 

Ali Ünal

http://www.ali-unal.net/f1

“İngiltere GP: Politika Gölgesinde Bir Yarış” için 0 yanıt

Burda mesele Montezemolo'nun ta kendisidir nedir anlamış değilim italyan adamları takımda üst mevkilere çıkarma aşkı işe başarılı adamları alacaksın nedir yani Aldo Costada itiraz etmenin anlamı o takımda Aldo Costa'nın taş gibi 2007 aracının tasarımcısı Nicolas Tombazis vardı onu şef tasarımcı yapsalar araç yine iyi bir zeminle başlardı sezona ancak şu Red Bullda Newey olduğu sürece FRY ona dur diyebilir mi bilemiyorum elbette şimdiden gelecek sene planlarını hazırlamıştır Newey zaten araç büyük bir fark açtığı için kaynaklarıda yavaş yavaş 2012 ye doğru kaydırmaya başlamıştır diye düşünüyorum Red Bull

Ah be şu Fry! Aldo Costa'nın yerine 2010 sezon sonu atansaydı,ekibin başına geçip tasarım emrini verseydi şimdi ne biz bu hallerde olurduk,ne bu kadar siyaset konuşulurdu.İtalya 2010 itibari ile takımda aktif faaliyet oynadı,getirdiği bilgiler ve gelişime katkısı,yeni fikirleri Ferrariyi hemen hızlandırdı.Şimdi kısa sürede yaptığı işe ve hastalıklı doğan bu aracı kazanan bir araç haline getirdiği için teşekkür ediyorum.Güvenimizi boşa çıkarmadı.İnşallah takıma dahil ettiği 2012 aracında aktif rol oynayacak diğer isimlerle müthiş bir aracımız olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir