Kategoriler
Özel İçerik

Serhan Acar'la F1 ve Türkiye Üzerine Söyleşi

ABDULLAH ÇELİK: Spor dediğimizde akla hemen futbol geliyor. “Spor eşittir futbol” biz bunu yıkmaya çalışıyoruz ama…

SERHAN ACAR: Evet… Yavaş yavaş bir yerlere gelindi tabii. On yıl öncesine göre çok daha iyiyiz ama yine de istenen seviyeye gelemedik.

ABDULLAH ÇELİK: Türkiye’de motor sporları kültürü pek yok.

SERHAN ACAR:  Hâlbuki çok da arabaya meraklı bir milletiz! O da anlayamadığım konularda biri aslında.

ÖZAY ÖZDEMİR:  Futbolla motor sporlarını bağdaştırmak açısından Süperlig Formula da muhteşem bir şey ama bir kaç yarış sesinizi duyabildik ondan sonrası yoktu.

SERHAN ACAR:  Maalesef F1 Racing örneği gibi, otomobille ilgili şeyler üstü ilk çizilecek şeyler. Mesela bir kadın dergisi asla kapatılmıyor; çünkü 300 sayfa dergi var 110 sayfa reklam var içinde.

ÖZAY ÖZDEMİR:   Süperlig Formula’nın seneye herhangi bir televizyonda yayınlanıp yayınlanmayacağı hakkında bilginiz var mı? Türkiye’ye gelir mi?
   
SERHAN ACAR:  Süperlig Formula’yı yayınlatan, Galatasaray’ı da aldıran Mümtaz Bey’dir, Galatasaray’ın yönetim kurulunda olduğu için. Dediğim gibi bu işler hep birinin zorlamasıyla oluyor. Televizyonda olsun, sponsorda olsun. Ben o işin çok ilgi çekeceğine inanıyordum ama çok erken bitirildi. Galatasaray fanlarının beşte biri seyretse F1’den daha fazla reyting yapacak zaten. Kâğıt üzerinde aslında çok güzel proje. Bu sene 9 yarış olacak herhalde. Kulüp sayısını 30 a çıkarmayı hedefliyorlarmış. Ben düşünüyorum mesela işin içine Fenerbahçe de girse kan çıkar herhalde. Fenerbahçe Galatasaray beraber yarışsa keşke.

ÖZAY ÖZDEMİR: Çok süper bir şey olur. En azından rekabet insanların ilgisini çeker.

SERHAN ACAR:  Aslında mutlaka birilerinin alıp yayınlaması lazım, çünkü çok uygun Türkiye’ye. Tam bizim gibi futbol meraklısı ülkeler için yapılmış bir şey yani. Hele bir iki yarış da kazanılsa… Ben çok şaşırdım yayından kalkınca, çünkü proje Türkiye’ye hitap edecek bir projeydi. Galatasaray olduğu sürece birilerinin bunu yayınlaması çok mantıklı aslında.

FATİH GÜLMEZ: F1 Racing geri gelecek mi veya ne zaman gelecek? Işık var mı?

SERHAN ACAR:  Doğuş grubunda ışık yok çok fazla.

ÖZAY ÖZDEMİR: Kısa vadede mi yoksa tamamen mi gitti?

SERHAN ACAR:  Şu anda öyle gözüküyor. Ama 2001’de de 7 ay eylülden marta kadar kapalı kaldı. Sezon başlarken geri döner mi tekrar bilemiyorum. Bir anda çok tepki geldiğini biliyorum.

FATİH GÜLMEZ: Anket yapılmıştı o sonuçlandı mı, bilginiz var mı?

SERHAN ACAR:  Herkes orayı doldurdu, çok ciddi tepkiler geldiğini biliyorum F1 Racing’le ilgili. Ama yönetim bunu ne kadar dikkate alır, nasıl bir karar verirler bilmiyorum.

Diğer taraftan zaten F1Racing NTV’de yayınlanması teorik olarak rakibine hizmet etmek. CNN’de olan bir yayınla ilgili yani. NTV’deyken ne oluyordu yayında söyleniyordu bu ay F1 Racing de şu var, bu var falan filan diye. Mesela yayındayken bir sürü şey söylemek istedim. Kimse beni yasaklamasa bile söyleyemedim, uygun değil etik değil yani. Onlar CNN’in yaptığı yayın için 4 senedir dergi çıkardılar. Belki o da etkilidir bilemiyorum yani. Belli de olmaz bu işler ama Doğuş Grubu devam etmez gibi geliyor bana. Başka bir grup olursa da, onun da yayınla ilgili bir grup olması lazım daha sağlıklı olması için yani. 3 sene bu işi A kanalı aldıysa onun dergisi de bunu yayınlamalı ki iletişim olsun, reklam bedavaya gelsin, yayında bahsedilsin.

FATİH GÜLMEZ: Mesela TRT alsa yayınları. CNN’de NTV’’de en azından haber olarak verilmeye devam edilir mi sizce?

SERHAN ACAR:  O bizde biraz ters oluyor. Lig TV ve futboldan gelen bir şeyle belki de alakalı. Diğer gruplar sanki hiç F1 yokmuş gibi davranıyor. Doğru değil aslında böyle bir şeyi yok saymak. Rakibi yayınlıyor diye hiç yokmuş gibi değerlendirmek çok sağlıklı bir şey değil. Bu çok önemli bir organizasyon.

FATİH GÜLMEZ: Bu da ülkemizde sporun gelişmesi etkiliyor.

SERHAN ACAR:  O da etkiliyor tabi ya, olmaz mı? Bir tek kanalda yayınlanıyor. Zaten o kanalı da meraklısı seyrediyor. Bazen akşam haberlerinde ölümden döndü diye haber yapılıyor; adam kalkıp koşarak pite dönüyor. Spektaküler bir şey olduğu zaman ancak haber oluyor. Bunu kıramıyorsun çünkü Türkiye’de ki zihniyet bu: ‘O rakibimin işi ben bununla ilgilenmemeliyim. Mümkün olduğunca kısmalıyım yayını ve gazetemde yer vermemeliyim.’ Buraya gidiyor maalesef.

FORMULA1 YAYINLARI

ABDULLAH ÇELİK: Şu anda CNN-Türk’te bitti yayınlar ve bunu hepimiz biliyoruz. TRT’den bahsediliyor sona yaklaşıldı mı, kesinleşti mi?

SERHAN ACAR:  Benim TRT’de tanıdığım birkaç kişi var sadece. Böyle şeyler genelde çok üst düzeyden geliyor. Spor servisindeki adamın çok haberi olmuyor bu işten. Biz böyle bir şey aldık yayınlıyoruz deniliyor. CNN’de de böyle oldu. Çok üst düzeyden Fatih Altaylı’nın, Nuri Çolakoğlu’nun Doğan grubunda olduğu dönemde alınmış bir şey. Hep bir adamın bir işi zorlamasıyla olan şeyler bunlar Türkiye’de. Benim şu ana kadar öğrendiğim TRT anlaşmayı henüz imzalamamış. Son anda yine bir şey olabilir. 2005 de hatırlarsınız 7 milyon dolara TRT aldı diye haberler çıkmıştı. Ondan sonra Salı günü yarışa 4–5 gün kala Doğan Grubu aldı Çarşamba günü beni aradılar.

ABDULLAH ÇELİK: TRT’de olması daha iyi olabilir mi peki? TRT3’te yayınlanırsa belki antrenmanları bile izleyebiliriz.

SERHAN ACAR:  O tabii nasıl bakacaklarına bağlı. TRT normal antenle tüm ülkede izlenen bir kanal, para ödemenize gerek yok, uyduya gerek yok. Eğer TRT, CNN Türk’ün yaptığı gibi devam ederse, siyasi bir konuşma için yarışı kesmezse sözleşmede olmasına rağmen; sıralama turlarını yarışı yayınlarsa tabii ki çok daha fazla kişiye ulaşılır, daha da meraklısı bulunur. Yani arkasında durursa TRT, CNN’in yaptığını yapmaması için bir sebep yok. Daha da fazla adama ulaşır yani.

ABDULLAH ÇELİK: Böyle bir durumda, size dönmeleri halinde galiba kabul edersiniz çünkü sizin bu spora olan tutkunuzu biliyoruz.

SERHAN ACAR:  Tabii, yani benim CNN Türk ile bir sözleşmem falan yok. Ben dışarıdan gidip anlatıyordum. Hatta çok komik, bizim aramızda yazılı bir kontrat bile yok. Tamamen sözle yürüdü iş 4 sene boyunca. Güven ilişkisi ile yürüdü yani. Eğer beni isterlerse, sonuçta bu iş benim en büyük tutkum, hobim yani. Ben TV’de anlatmasam da, Formula1 in içindeyim Türkiye GP’sinden dolayı. Bir şekilde ararlarsa yani arada bir sorun olmaz, parasal konular, kapris falan olmaz. Ben anlatmak isterim, severek de yapıyorum. Bir hafta boyunca en keyif aldığım anlar yayında olduğum anlar oluyor. Hele böyle heyecanlı gerilimli bir yarış olacağı zaman- Spa da ki gibi, Monza da ki gibi demeçler falan- Pazartesi’den itibaren moda giriyorsun “hafta sonu gelsin de anlatayım, şunu da anlatayım, bunu da anlatayım”. TRT veya başka kanal isterlerse beni, tabii ki giderim. Ama tabii başka birisi de sunmak isteyebilir, başka birisine de verebilirler işi. İnsanlar çok kolay sanıyor, aslında öyle değil çok zor.

ABDULLAH ÇELİK: Kolay olmadığını hissedebiliyoruz aslında. Canlı yayındasınız ve bir bilgi birikiminin olması gerekiyor. Olmayanlar ise kendisini belli ediyor hemen...

SERHAN ACAR: Seyirci çok iyi biliyor işi. Şimdi bu diğer sporlardan farklı. Futbolu radyoda, TV’de falan anlatabilecek 200 – 300 kişi var. F1 anlattığın zaman herkesin gözünün önünde oluyorsun teksin ve izleyici çok iyi biliyor. Yani orada ki adamın laf ebeliği yaptığını, gevezelik yaptığını, boş konuştuğunu adam 10 dakika içinde anlıyor zaten.

ABDULLAH ÇELİK: Birçok forumda bu konuyla ilgili birçok başlık var. Kimse lafını da çekinmiyor. İnternetten takip edenler zaten her şeyi biliyor.

SERHAN ACAR: Forumdan web’den takip eden, hafta içi test sonuçlarına bakan insanlara zaten hikâye anlatamazsınız. Anında geliyor tepki hemen. Adam zaten hastası bu işin. Yılda 18 günü bekliyor 36 saat yayın için mesela. Boş konuşma hemen anlaşılıyor. Futbol gibi idare edemezsin yani.

ÖZAY ÖZDEMİR: Süperlig Formula’da oldu mesela ilk yarışta spiker arkadaşınız bayağı zorluk yaşadı.

SERHAN ACAR: Bilen olmadığı için çok iş şuraya geliyor. “Abi böyle bir şey aldık hafta sonu anlatıyorsun sen bunu.” Adamın önüne paketi koyuyorlar. O paketi adam bilmiyor. Şimdi beni oturtsanız sumo güreşi anlatamam. Tenisi takip ediyorum ama anlatamam. Şimdi bir şeyi göz ucuyla takip etmek ayrı bir şey, nakledecek kadar bilgi birikimine sahip olmak, olan biteni yorumlamak çok farklı bir şey. Ben şu ana kadar anlatıp da insanlardan tepki gören spikerlere kızmıyorum kesinlikle. Adamın benim gibi olmasına, takip etmesine imkân yok. Beni de koysanız ben de Fenerbahçe – Gençlerbirliği maçını anlatamam yani. Futbolcuları tanıyorsun, saha belli, kuralları biliyorsun; ama anlatmak başka bir şey yani. O tür spikerlere bizim internetteki seyirciler aşırı tepki veriyor. Hâlbuki adamı düşünmek lazım. Müdür geliyor bu hafta sonu bunu anlatıyorsun diyor; öbür hafta gidiyor yelken yarışlarını anlatıyor veya gidiyor Galatasaray Tribünü önünden canlı yayına çıkıyor. Senin istediğin seviyeye ulaşamaz o adam. Çünkü onun için elindeki, belki 13. iş oluyor.

ABDULLAH ÇELİK: Peki bu olanlar, müdürlerin bu işi önemsemediğini mi gösteriyor?

SERHAN ACAR: Çoğu zaman şöyle oluyor: her işte olduğu gibi ne kadar ucuz olursa o kadar iyi olur mantığı ile kanal içinden birine anlattırmak kolay geliyor. Zaten televizyonlarda da çok aşırı bir tepki oluşmadığı sürece o kadar da seyirciden gelen tepkiye önem vermiyorlar. Yani 150 – 200 kişiden telefon, mail geldiği zaman “ Ya ne oluyor bir bakalım yayına diyorlar.” Çünkü herkesi memnun etmeniz zaten imkânsızdır.

SERHAN ACAR:  Benim yayınıma da saldıranlar oluyor beni de beğenmeyenler çoktur.
Aynı yayından çıktıktan sonra biri diyor ki” Hamilton’cusun sen”, diğeri diyor ki “sabaha kadar Ferrari’yi anlattın”. Dolayısıyla seyirciyi aynı anda memnun etmenin imkânı yok. Belli bir oranda tepki geldikten sonra bakıyorlar. “ Ya ne oldu bu hafta sonu niye böyle oldu? Kötü müydü yayın veya bu tepkinin sebebi ne?” ancak o zaman bakılıyor. Motor sporlarını yayınlayan kanal sayısı belli, anlatacak adam sayısı belli. Bu işten anlayan 250 kişi yok ki, hani arada rekabet olsun adam çok iyi anlatsın. Birinin kucağına bomba şeklinde geliyor, kime patlarsa artık. Mesela Show TV’nin beni araması o zaman hoşuma gitmişti. Benim anlatmam önemli değildi; adamlar araştırmışlar ‘Bu işi bilen birine anlattıralım’ demişler, ben veya başka biri otomobille ilgili bir adam. Futbol spikeri değil. Çünkü işe değer katacak olan o. Mümkün olduğu kadar anlatan adamın herkesin gördüğü şeyi anlatmaması lazım. Sen biliyorsun: “Raikkonen lider gidiyor, 17 tur geçmiş 1 kere pit stop yapmış arkasındakilerden 8 sn önde”. Bunlar zaten ekranda yazıyor. Kalan kısmını doldurman lazım senin anlatıcı olarak. Onun için de işte, bir birikim olması lazım.

ABDULLAH ÇELİK: Zamanında çok iyi anlatan bir A kişisi, o günden bu güne sporu takip etmediyse bugün gelip konuya hâkim olamaz çünkü çok hızlı değişiyor spor.

SERHAN ACAR:  Tabii Formula 1 çok başka, çok çabuk değişiyor. İşin teknolojisi, olup bitenler, aradaki politik sürtüşmeler, bütçeler, kurallar o kadar çok şey değişiyor ki iki hafta arasında.. Otomobil değişiyor bir kere yani.

Hiçbir zaman böyle anlatırken de yazarken de ‘Ben Türkiye’de bu işi en iyi bilenim asla demedim, demem de’. O seyirci seni öyle görüyorsa, bir adam teşekkür ediyorsa iki satır yazıp mail atacak zamanını ayırıyorsa, o benim için çok değerli bir şeydir. 1990’dan beri seyrediyorum bu işi. İnanın ben ellerim ceplerimde girerim anlatırım, çok kişi de anlamaz çalışıp çalışmadığımı. Ama ona rağmen bütün Cuma günümü Formula1’e ayırıyorum. 140-150 sayfa doküman okuyorum. Hem işi sevmemden hem de izleyiciye saygıdan.

Diyorum ki bu benim düşüncem “ Seyirci interneti açtığı zaman benim bilmediğim yâ da anlatmadığım bir şey bulamamalı yani.” Benim orada bir yayın yapmamın, işe artısı olmalı. Seyirci 3 saat için geçen yarıştan bu yana ne oldu, ne bitti veya geçmişte ne oldu, ne bitti; haftaya ne olacak, bunu anlaması lazım yani. Yoksa benim bilmediğim görmediğim atladığım bir şeyi web sitesinde okuyorsa manası yok anlatmanın yani. Ben bu şekilde çalışıyorum. Asla kimse de ‘Sen otur çalış yayına’ demiyor. İşe olan saygı ve sevgimden daha çok. Ne kadar fazla şey verirsen o kadar iyi, çünkü ben bu işi sevdirmeye çalışıyorum. Benim normal zamanda ki işim de bu. Otomobil sporunu yaymaya çalışıyoruz. 9 senedir federasyondayım. İşim bu olunca mümkün olduğu kadar insanın keyif almasını, mümkün olduğu kadar fazla kişinin bilgilenmesi sağlamaya çalışıyorum. Ne kadar beğeniliyorsun tartışılır. İyi diyen de oluyor, kötü diyen de oluyor.

Ben seyirci tepkisine önem veriyorum işin açıkçası. Forumlardan gelen tepkilere bakıyorum. Geçen sene mesela web sitesi açtım. Bire bir herkesin şikâyeti neyse dinliyorum, yazıyorum, çiziyorum. Bazen şaşırıyorlar bazen çok kaba mesajlar geliyor, öyle ters şeylere cevap yazmak daha çok hoşuma gidiyor ve ben bana gelen her maile cevap veriyorum. Bazen bir hafta, sonra bazen 10 gün sonra, bazen bir ay sonra bazen aynı gün.. Ama hepsine cevap veriyorum. Mümkün olduğu kadar önem veriyorum seyircinin memnuniyetine. Çünkü ben de seyirciydim, eğer başkası sunarsa 1 ay sonra ben yine seyirci olacağım.

2004’te mesela reklam girdiği zaman ben de kızıyordum. Onun için ne yaşadığınızı bildiğim için ayarlıyorum. ‘Reklama git’ diyorlar ben istemiyorum pit stoplar gelecek veya işte biri birini kovalarken atak yapabilir, şunu da izleyelim iki dakika daha geçsin. İnsanlarında bilmediği çok şey var: RTÜK reklam yönetmeliği var, sen kafana göre istediğin zaman reklam giremiyorsun. İki kuşak arasında 20 dakikadan az olmaması gerekiyor. Yarım saati falan geçersen bu sefer öbür kuşağı yemiş oluyorsun. Birisinin güme gitme ihtimali var. Bir kuşağın gitmesi 50 bin TL neredeyse. Onları hesaplıyorsun, bir taraftan da seyirciyi memnun etmen gerekiyor. Bu işin kitlesi belli, seyirci memnun olmazsa hiç üşenmeden telefon ediyorlar, mail atıyorlar falan yani.

ABDULLAH ÇELİK: Son zamanlarda reklam kuşaklarının zamanlaması bayağı iyileşmişti aslında.

SERHAN ACAR:  Şimdi işi bana bıraktıkları zaman ben de ona göre bir ayarlıyordum, yönetmenle birlikte. Dört kuşak reklam oluyor; bir tanesini başlamadan veriyorsun, birini sonda veriyorsun teorik olarak sen yayın içinde vermiş oluyorsun. Reklam veren firmalardan tepki görme pahasına da olsa, kendine göre en iyi zamanlamayı yapman gerekiyor. Şimdi ben onu bir kuşak reklamı daha yayının içine katarsam kimse bana bir şey demez. Ama iki dakika daha gider, yani bir buçuk tur daha seyredemezsiniz. Ben o sırada hepsini görüyorum zaten. Bu sene kim anlatacaksa, o da görecek hepsini. Ama önemli olan insanlarım mümkün olduğunca keyif alması.

Ne oluyor yarış başladıktan sonra ilk 10 tur ilk pite kadar pek bir şey olmaz. Orada bir tanesini giriyorsun. Bir tanesini pitler bittikten sonra klasman aşağı yukarı belli olduktan sonra giriyorsun. Ne oluyor 90 dakikada sana 4 dakika reklam kullanımı geliyor toplam. Buna rağmen şikâyetçi olanlar oluyor. Hâlbuki aç RTL’yi, ITV’yi 5 kuşak reklam var. Tabi onlara da kızmamak lazım, çünkü onlar yayın haklarına daha fazla para ödüyor. O parayı da bir yerden çıkaracak; kimse babasının hatırına yapmıyor yani. Hepsini bir araya getirdiğiniz zaman çok boyutlu bir şey, ama asgari şekilde mümkün olduğunca herkesi memnun etmeye çalışıyorsun. Bir yandan işte Formula 1’ başlangıç dersi gibi ‘Bunun tekerleği dönüyor, burada da kanat var’ dememen lazım. Ama hiç otomobilden anlamayan insanlar da seyrediyor kanalları tararken görüp,onlara da hitap etmen lazım. Hepsini işte elimden geldiğince harmanlıyorum. Gördüğüm kadarıyla genelde insanlar memnun, bu oda beni mutlu ediyor.

ÖZAY ÖZDEMİR: Bir de şunu göremiyoruz bizim yarışta; bayağı ünlü geliyor, yurtdışından da geliyor. Biz orada tutup Alişan’ı çıkartıyoruz. Dışarıda oturuyor seslerden rahatsız olmuş da onunla ilgileniyorlar o kadar ünlü isim varken… Bunun sebebi ne acaba?


SERHAN ACAR:  Yarış Türkiye’ de olduğu zaman işin magazin tarafı öne çıkıyor. Çünkü Kanal D bir eğlence kanalı.

4 senedir yapılanı söyleyeyim ben size. Kanal D’nin bir spor kanalı gibi onu yayınlamasının ona getirisi yok. Bütün yayını doldurması lazım. Zaten kardeş kanal olduğu için yayın bedelinin büyük bir bölümünü onlar ödüyor. CNN yayınlasa bile sonuçta grubun devi kanal D. Onlarında hitap ettiği kitle belli. En büyük eğlence kanallarından birisi. Ondan 7-8 saat yayını doldurması için ve kendi izleyici kitlesine hitap eden şeyler maalesef ki bunlar. Mesela Yemekteyiz programı reytinglerde 1. yada 2. çıkıyor her gün. İnanılmaz gerçekten. Hep diyorlar ya medya pompalıyor insanlar da böyle şeyleri seyrediyor. Arz talep meselesi bu, reklam geldiği zaman para kazandığı zaman öyle şeyler yapmaya devam ediyorlar. Nasıl ki dizi furyası var, bir kanalda 10 – 11 tane dizi var 6 günde, günde iki tane yani. Böyle olunca 7 – 8 saat yayını dolduracak konuşacak adam sayısı sınırlı, yani teknik yorum yapacak adam sayısı sınırlı. Onu dinleyecek adam da o kanalın kitlesi değil aslında. İnsanlar Mclaren’in arka kanadı ile ilgilenmiyor ya da vites oranlarıyla. 3. sektörde bu adam neden yavaş ilgilenmiyorlar. Arabalar dönecek, Türkiye olduğu için seyrediyor o yarışı seyreden kitle. Hepsi bir araya gelince ortaya öyle bir yayın çıkıyor.

“Kimin co pilotu olmak istersiniz?” diye soru soruyorlar: “Alfonso” diye cevap geliyor. Al soruyu vur cevaba yani. Ben bunu kendim duydum.

Medyada F1 ve Motor Sporları

ABDULLAH ÇELİK: Mesela bir ajans yarış sonuçlarını vermiyor da “Raikkonen kaza yaptı”, “Hamilton sevgilisi ile şurada yakalandı” bu tarz haberleri veriyorlar.

SERHAN ACAR:  Massa ile ilgili süper bir haber vardı, Ferrari’ye yeni transfer olduğu zamanlarda. Gazetenin birinde çıkmıştı “Ferrari’ye yeni sambacı”. Hani Ferrari’de sambacı kontenjanı var, diğeri olmayınca yerine mutlaka başkasının alınması lazım.

ÖZAY ÖZDEMİR: Futbol haberi gibi…

SERHAN ACAR:  Bizim bakışlar öyle zaten. Mesela bu çok komik, Brezilyalı bir adam Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri olsa da, bizim için sambacıdır. Arjantinli de tangocudur. Bunlar kesin belli şeyler yani.

Veya işte haber çıkıyor “Formula 1 Hockenheim Rallisi”. Ben bunları gördüm.

Yine gazetenin birinde çıktı “Ferrari yarış takımının kaptanı Michael Schumacher Detroit bilmem ne fuarına katıldı”. Hani 11 kişi takım var, ön liberoda Schumacher oynuyor. Medya böyle bakıyor.

ABDULLAH ÇELİK: Yâ da haber çıkıyor mesela.. Ferrari haberi üstüne Mclaren resmi koyuluyor…

SERHAN ACAR:  veya 6 sene önce ki bir resim çıkıyor.

FATİH GÜLMEZ: Son bomba haber de bizim yarışla ilgiliydi. “Artık F1 yarışları Türkiye’de yapılmayacak” gibi.

SERHAN ACAR:  Evet insanlar bu haberi çok yanlış değerlendirdi. Herkes çok seviyor felaket haberlerini. O sırada hâlbuki bunu yazan adamlardan birisi girseydi İstanbulPark’ın web sitesine orada yazıyordu “2009 ING Turkish GP” diye bilet reklamları koyulmuştu yani. F1.com ’da da var resmi takvime geçmişti.

TÜRKİYE GP ve İSTANBULPARK’IN GELECEĞİ

ABDULLAH ÇELİK: Peki Türkiye’de F1 daha ne kadar devam edebilir? Uzun ömürlü olur mu?

SERHAN ACAR:  Dünya ralli şampiyonası 2003’te geldi, 2005te F1 geldi. FIA’nın 4 tane dünya şampiyonası yarışı var: F1, WRC, WTCC ve Cross Country. Biz TOSFED olarak, dördünü de 2005 ve 2006’da yaptık. Yani Türkiye’ye gelebilecek yarış kalmadı artık. Ona rağmen bu kadar yıllık çabaya rağmen otomobil firmalarının ilgisizliği deyin, futbola olan merak deyin, medyanın ilgisizliği deyin, bir şekilde bu iş bu kadar yarış olan bir ülkede hak ettiği yere gelmedi. Bunun sonucunda da teker teker yarışlar gitti. Mesela DTM geldi, 5 bin kişiye yarış yapmak istemiyorlar adamlar veya Le Mans serisi geldi 6 saat yarıştılar bin kişi vardı tribünde. Hem de komik paralara yapılmasına rağmen yarışlar. Çok seviniyorum şu ING işine. Her ne kadar banka burada resmen açıklamasa bile, takvime falan girdiğine göre oldu diye bakıyoruz biz. Çok sevindim, çünkü hem seyircisiz hem sponsoru olmayan bir yarış için bu sene son sene bile olabilirdi. Türkiye GP’si yayınını seyredin, bütün tribünler bomboş. Yayına baktığınızda çok kötü görünüyor yani.

ABDULLAH ÇELİK: Oraya gittiğimiz zaman Türk fanlara kızıyoruz aslında. Her yer bomboş, bakıyor utanıyorsun…

ÖZAY ÖZDEMİR: Türklerden çok yabancılar oluyor etrafta.

SERHAN ACAR:  Çünkü bizim yarışa gelmek çok ucuz.

Biz ING’nin üç senelik anlaşması olduğunu öğrendik resmen olmasa da. İnşallah açıklanır da öyle olduğunu görürüz. Normal şartlarda Türkiye GP ’si anlaşması da üç sene kaldı zaten. 7 yılı vardı; 4 senesini yaptık 3 tane kaldı. Ondan sonrası şu şartlarda, yani 50 bin kişi bile gelmiyorsa, artık zor. Çünkü kaç tane ülke bekliyor siz daha iyi biliyorsunuz. Pist yapan işte, biri gece yarışı yapıyor, limanı pisti çeviren var, Abu Dabi süper bir iş yapmaya çalışıyor… Herkes atraksiyon peşinde. Acayip revaçta bir iş, Avrupa’daki pistler kaybettikçe yeni pazara gidiyor bu iş. 12 13 yıl önce 16 yarışın 11 tanesi Avrupa’daydı şimdi 18 de 9 falan oldu. Dolayısıyla çok parlak gözükmüyor maalesef. Dediğim gibi neyse ki banka sponsor oldu da, ne kadara anlaştılarsa artık. Hem seyircisiz hem sponsorsuz bir yarış hakikaten çok daha tehlikeliydi. Ben, en azından bu anlaşma varsa 2011 sonuna kadar yapacağımıza inanıyorum. Ama ondan sonrası şu şartlarda, bu ilgisizlikle beraber zor görünüyor. Bu kadar da saldıran ülke varken.

ÖZAY ÖZDEMİR: Yarış organize eden ülkelere göre biz biraz daha az mı emek harcıyoruz? Yoksa bizim emeklerimiz mi çok fazla medyaya yâda işte gün yüzüne çıkmıyor. Sadece yarış hafta sonu Formula 1 ile ilgili bir yerlerde bir şeyler görüyoruz yâda onu da zor görüyoruz.

İlk sene sanırım Petrol Ofisi’nin bazı atraksiyonları oldu. 2006’da güzel şeyler oldu. 2005’de reklamlar güzeldi, ilk yarış olduğu için herkes bir kez görmek istedi. 2007 biraz duruldu, 2008 de neredeyse hiç bir şey görmedik. İnsanları heyecanlandırmak için bize düşen bir şeyler var mı bilmiyorum. Bizim sitede mesela devamlı bir şeyler yapmaya çalışıyoruz bilgiler veriyoruz falan. Ama sokaktaki insan bunu bilmiyor. Michael Schumacher ’in hala yarıştığını düşünüyor.

SERHAN ACAR:  Ne yaparsan yap bunu kıramıyorsun, mesela sizin siteye giren adam zaten potansiyel müşteri. Zaten 10 kişiden 8 tanesi yarışa giden adamlar belli yâda işte bana mail atanlar.

ABDULLAH ÇELİK: Aslında gitmiyorlar onlar da. ‘Şöyle taraftarım böyle taraftarım’ ama TV’den seyretmeyi tercih ediyor. Piste gelmeye üşeniyorlar pahalı diyorlar.

SERHAN ACAR:  Şöyle söyleyeyim şu anda 3 günlük açık alan bileti 70 TL yani 45 dolar. Böyle bir fiyata cuma günü gidebiliyorsun Avrupa ‘da. Yok böyle bir şey yani. Şimdi diyor ki herkes bilet fiyatları yarıya insin, 2 kat seyirci gelsin. Bir bunun garantisi yok, bakkal mantığı düz mantık. İkincisi de bu işin belli bir değeri var, yani Bernie Ecclestone 30 dolara bir insanı içeri sokarken Almanya’da 100 dolar alamaz. Bu işin belli bir değeri var.

Ama sen ne yapıyorsun Fenerbahçe’nin yâda Beşiktaş‘ın maçına gittiğin zaman iyi bir yerden seyretmek için 100 lira vermen lazım zaten yani. 40 liraya kale arkasından seyrediyorsun ve her hafta maç var yani. Bir derbi maça kaç para veriyorsun? Yılda 5-6 kere bu takımların maçına gitsen kaç para harcarsın?

Bu yılda bir kere ve dünya şampiyonası. Ben o açıdan öğrenci alamaz gibisinden şeylere çok katılmıyorum. Çünkü yılda 70 lira bu işe gerçekten meraklı biri için büyük bir para değil.

ABDULLAH ÇELİK: Mesela ben kendimden örnek vereyim: öğrenciydim 2 sene Ordu’dan geldim, 1 sene Van’dan geldim. Son 3 senedir geliyorum. Öğrenciyken bunları harçlıklarımdan biriktirip yaptım. Bu benim tutkum, o sesi duymak bile ayrı bir şey.

SERHAN ACAR:  Evet isteyen adam için bu fiyatlar çok pahalı değil. Ama herkes de 500-600 verip ana tribünde oturamaz.

ABDULLAH ÇELİK: Sonuçta herkes Ferrari’ye binmiyor, Şahine binen de var. Herkes bütçesine göre hareket edecek.

SERHAN ACAR:  Bu yeni banka sponsorluğuyla beraber belki yeni bir kampanya başlayabilir.

Türkiye’de bu işler bir kişinin zorlaması ile oluyor. Örnek Jan Nahum…

Fiat zamanında Palio Super 1600‘ü geliştiren, Tofaş takımını Avrupa da yarıştıran ondan sonra Petrol Ofisinin başındayken bu işe karar verip 3 seneliğine sponsor olan, GP2 takımını kuran adam. O gitti ne oldu? Petrol Ofisi anlaşmayı bitirene kadar sponsor olmak zorunda kaldı. Belki de onlara kalsa 2008 de yapmayacaklardı bile. Böyle olunca da işin sponsoru işi pompalamıyorken sizin siteniz, benim gırtlak patlatıp anlatmam, bizim federasyonda yaptıklarımız çok bir şeye ulaşamıyorsun yani. İşe yatırım yapan adam önce sahiplenip kampanyalarla duyurması lazım.

İkincisi de bu sadece medya kanalıyla olacak iş değil. Pistin organizatör firması promotörün de bu işi duyurması lazım. Yani Bernie Ecclestone yönetimine geçtiği zaman ben diyordum “Belki bize de 3 günlük test ayarlar F1’de. Biz de gider yönetiriz, mis gibi bütün gün dönerler” falan diyordum. O da kalmadı, hiçbir şey kalmadı. Geldiği zaman FIA’cılar soruyorlar “Siz ne yapıyorsunuz sene boyunca?” diyorlar. Ben de “Vallahi başka bir şey yapmıyoruz” diyorum inanamıyorlar.

Onların da mantığı kendine göre haklı pistin sonuçta belli bir işletme maliyeti var. Adam senin piste verebileceğin, asfaltına kerbine boyasına yada işte pitte ki ekipmanına verebileceğin işletmeden dolayı doğacak zararları karşılayacak bir parayı istiyor.  O da bir mantık; ‘Ben 3 günlük sana pisti açarsam benim bu kadar maliyetim olabilir yada oluyor bende bunu talep ediyorum’ diyor. O da bir ticari işletme olarak kendine göre haklı. İki tarafta haklı olunca bu sefer araba çıkamıyor piste. Asıl sorun orada yarış yapamıyorsun. Bizde ilk iki seneki rüzgârda bu işten çok fazla faydalanamadık açıkçası Türkiye olarak. 2005’te Formula 1’e gelen adamlar, 3 hafta sonra DTM’in geleceğini bilmiyordu. 110 bin tane potansiyel müşteri gelmiş piste. En azından bir ilan dağıtılsaydı.

“Eylülde WTCC var, ekimde, DTM var MotoGP geliyor Le Mans geliyor” diye. Mesela bugün Silverstona gidin: 3 aylık program asılı bütün tabelalarda. Daha da senin gözüne sokuyor İngiltere SBK şampiyonası gidiyor, GT geliyor, o gidiyor WTCC geliyor. Her baktığında görüyorsun. Biz de daha F1’e giden adamın haberi yok. Zaten potansiyel müşteri o kadar Türkiye‘de.

ABDULLAH ÇELİK: F1 takip eden insan çok az olduğu için zaten diğerlerini bilmemeleri normal.

SERHAN ACAR:  Bir yandan piste hani arabasız gelmek zor, o da bir handikap. İETT seferler yapıyor ama bilemiyorum ne kadar başarılı

ÖZAY ÖZDEMİR: Çok başarılı. Ben gitmedim ama arkadaşlar mutlu. Çok net başarılı bir sistem var.

ABDULLAH ÇELİK: Biz iki sefer gittik gayet iyiydi. Sürekli düzenli seferler var.

SERHAN ACAR:  O zaman bu bahane de boşuna. 3-4 farklı yerden de gelebiliyorsun piste öyle bir olanakta çok güzel. Şile tarafından, Şekerpınar tarafından, Sabiha Gökçen’den çıkıp gelebiliyorsun. 3 git gel 6 şerit otobanda gidiyorsun. O kadar ücra yerlerde F1 pistleri var ki yani. Eğer toplu taşıma başarılıysa ulaşım sorunumuzda yok demektir.

İnsanlarda nasıl merak uyandırmak lazım, onu da bilemiyoruz yani açıkçası.

ABDULLAH ÇELİK: Biz şöyle düşünmeye başladık, öyle düşünmek de istemiyoruz ama bu şekilde oluyorsa F1’i de hak etmiyoruz.

SERHAN ACAR:  Şimdi evet grand prix yapıyoruz dergimiz yok mesela. Her ülkede var, bizim dergi kapandı.

ÖZAY ÖZDEMİR: Hakikaten de hak etmiyoruz, dışarıda insanlar acayip açlar bir ucundan tutsam da bizim de yarışımız olsa diye.  Ama o insanlar bu işten gerçekten çok da iyi kar ediyorlar. Yani biz bu işi yapamadık da mı bu iş kötüye gidiyor…

SERHAN ACAR:  Yapamadık ki zaten pist el değiştirdi. 2 3 sene önceki işletme de bütün seriler geldi daha sponsor bulunmadan, çok ciddi bir tanıtım yapılmadan. Bilet satılamadı. Öyle olunca gelen bütün yarışlar zarar etti maddi olarak. Biz yapmamış olsak da biliyoruz öyle olduğunu. Promotörler gelince, burada seyirci görmeyince o seriyi getirmek istemiyor. Hep ticaret bu iş. Kimse sırf spor olsun diye DTM düzenlemiyor. İş tamamen ekonomi boyutunda.

ÖZAY ÖZDEMİR: İnsanların ilgisini çekmek için sokakta ne görülmesi gerekir?. Bunları bilmek lazım. Çünkü gitmesini istemiyoruz yani. Belki bizim içimiz içimizi yiyor ama sonuçta bir şekilde katlanmak zorunda kalabiliriz bu şekilde giderse…

SERHAN ACAR:  Belki bu sene yeni sponsor bir şeyler yaparsa iyi olabilir. Veya yeni bir TV grubu olursa TRT olursa. Daha fazla tanıtım yapılırsa olabilir.

ÖZAY ÖZDEMİR: 2005’teki heyecanın geri gelmesi gerekiyor. O heyecan geri gelirse daha farklı olacaktır bazı şeyler.

FATİH GÜLMEZ: Peki Kriz bu seneki yarı seyirci açısından nasıl etkileyebilir?

SERHAN ACAR:  Öyle bir olgu oldu ki artık sokağa adım attığın andan itibaren herkes krizi konuşuyor. Etkileyecektir mutlaka. İnşallah etkilemez, ama psikolojik olarak zaten insanları etkilemiş durumda. Zaten geçen seneki bilet fiyatlarını dolara oranlarsan bu sene % 20 30 indirim de var.

ÖZAY ÖZDEMİR: Biletix’in sitesinde birkaç tribünün bu sene olmadığını gördük. Belki seyirci gelmemesinden kaynaklanan sıkıntıdan dolayı birkaç tribün kapatılmış olabilir. Bunların kalkmasının sebebi nedir acaba, bilginiz var mı bu konuyla ilgili?

SERHAN ACAR:  Çok bir bilgim yok, ama herhalde bir kısım özel olarak ayrılmış olabilir. Bir sebep de şu olabilir: bir tribünde toplam 25 kişi görmek çok kötü. Komple kapalı olması belki de daha iyi.

FATİH GÜLMEZ: Bir de açık alanlarda televizyon olmaması kötü.

SERHAN ACAR:  Aslında pistin planında bayağı gözüküyor ama her yerde yok galiba. Görebildiğin açık alanlar da var.

ABDULLAH ÇELİK: Geçen gün sizin forumunuzda bir şey okumuştuk. Bir yarışta birisi düşmüş galiba yarıştan sonra…

SERHAN ACAR:  Evet. Bir seyirci düştü. Start düzlüğünde kutlama yaparken hakikaten düştü. Ama İstanbul 112 iyi çalışıyor F1 sırasında. 80 90 kişilik bir tıbbi ekibi var. Sadece pist içi. Bir de pist dışında seyirciler için olan sağlık tertibatı var. Hemen müdahale edildi. Sonrasında hastaneye kaldırıldı. Sonrasını biz çok takip edemedik. Pist yönetimiyle TOSFED arasında şöyle bir anlaşma var. Tel örgülerin içindeki sportif her şey bize ait; iyisiyle ve kötüsüyle. Mesela bir kazaya kötü müdahale edilmesi ya da mavi bayrakların çok iyi çalışması..  Bunların iyisi ve kötü bize ait. Biz sportif yarışı yapıyoruz. Tel örgülerin dışıyla, seyirci, biletler reklam anlaşması, yayınlar, bunların tamamına da pistin işletmecisi bakıyor. Dolayısıyla biz tabii 112 ile telsizle bağlantı kurup hastayı kaldırdık; ama ondan sonrası direkt bizim alanımıza girmediği için çok da takip edemedik. Zaten yarış bittiği zaman da senin işin daha bitmemiş oluyor. Daha kapanış raporları, komiserler toplantısı oluyor. Seyirciler gittikten sonra orada birkaç saatlik daha iş var aksiyon durduktan sonra. Onlarla ilgilenirken de çok da olayın peşine düşemedik.

ABDULLAH ÇELİK: Mahkemeye başvuruldu kazanıldı falan deniliyor da merak ettik ne durumda?

SERHAN ACAR:  Seyircinin düştüğü anonsu geldi ve hastaneye kaldırıldı. Onu biliyorum ama ondan sonrasını dediğim gibi çok da takip edemedik.

FATİH GÜLMEZ: Bernie Ecclestone işletme hakkını bırakırsa ondan sonra ne olabilir İstanbulPark’ ta? Diğer serilere açılır mı? Ya da F1 de gider hiçbir şey kalmaz, pistte çürüyüp gider mi yani?

SERHAN ACAR:  İnşallah olimpiyat stadımız gibi olmaz. Bernie bırakırsa üç sene sonra, onun ardından Formula 1‘i devam ettirmek zor olacak.

ABDULLAH ÇELİK: Geri almak da zor olur herhalde…

SERHAN ACAR:  Tabii o zaten imkânsız gibi bir şey. Öyle geri dönen ülke yok gibi.

ÖZAY ÖZDEMİR: Biraz da üç seneyi değerlendirmekle alakalı galiba. Önümüzdeki 3 seneyi çok güzel değerlendirebilirsek. Bu zamana kadar gelmeyen seyirci potansiyelini belki 2 katına en azından artırabilirsek. Orada da tamam 150 bin kişi dolduramazsınız ama 30bin değil de 60 bin seyirci gelebilirse belki biraz şansımız olur.

SERHAN ACAR:  Evet makul seviyede bir seyirci olabilirse. Mesela herkesin şikâyet ettiği Macaristan var. Macaristan’ın takvimden çıkma ihtimali yok. Çünkü her yarışı 100-110 bin kişiye yapıyorlar. 200 250 gün arası aktivite yapıyorlar bir sene boyunca pistte. Biz Macarlarla çalıştık eğitim için 2005 de. Oradan bayağı bir veri edindik yani. Pist para kazanan nadir pistlerden birisi. Her ne kadar yarışta geçiş olmasa da kârlı bir yarış. Bu yüzden ne oldu? Beş sene daha uzattılar. Senin göz zevkin ve yarışta yaşadığın heyecandan öte bu iş artık bir ekonomik bir olay. Ticari açıdan ayakta kalanlar devam edecek. Kalamayanlar, başarısız olanlar mecburen bir süre sonra bırakacak. Çünkü yarış yapmak için 15 milyon dolar para veriliyor yıllık. Devlet desteğiyle bu iş yapılıyor şu anda, diğer ülkelerde de öyle. Hani bir de o bedel var o bedel olmasa zaten para kazanacaksın. Üstüne o yarışın giderlerini çıkaracaksın, ondan sonra gelen seyirciden kar edeceksin ve pisti işleteceksin. Senede bir kere yapılan bir yarışla imkânsız yani. Onun için çok karamsar konuşmayayım ama dediğiniz gibi bu 2 3 seneye bağlı. Ondan sonrası çok zor olur. Bir kere kaybettik mi de bir daha gelmez zaten.

ÖZAY ÖZDEMİR: Federasyonun etkisi oluyor mu? Reklam açısından, ya da şunu yapsanız daha iyi olur, pisti yönlendirme organizasyonu yönlendirme ile ilgili.

SERHAN ACAR:  Yok çok olmuyor. Çünkü sistem kurulurken federasyonun politik mücadelelerden uzak kalması için, bundan on sene sonra bile bu yarışı yapabilmesi ve sadece bildiği işi, yani sportif kısmı yapması üzerine kuruldu ve biz bir tek yarışın kendisini yapıyoruz. Sizin gördüğünüz yarışın sorumluluğunu aslında biz alıyoruz. Ama onun dışında, ticari konulara girdiğiniz zaman işin başka yönlere gitme ihtimali var. Baştan da böyle bir yapı kurulduğu için öyle devam ediyor.

Şu anda biz pistle bir sözleşme imzalıyoruz, bir de FIA ile sözleşme imzalıyoruz. FIA’ya sportif sorumluluğun bizde olduğunu taahhüt ediyoruz. Pistle yapılan anlaşmada da ticari işler onların sportif olanlar bizim sorumluluğumuzda. Böyle bir görev dağılımı olduğu için parasal olayların dışındayız tamamen. Herkes ’TOSFED milyonlarca dolar götürüyor’ sanıyor, oysaki biz F1’den hiç para kazanmıyoruz. Biz Türkiye adına nasıl WRC’yi yapıyorsa,k bunu da yapmakla yükümlüyüz ve severek de yapıyoruz. Uzun vadede daha sağlıklı olması için böyle bir yapı kuruldu. 2005 öncesinde ve şu anda öyle devam ediyor. Elbette ki bir sponsor gelip bize sorduğu zaman, ‘Şöyle yapalım böyle yapalım, seyirci bunu sever’ diyorsun ama seyirci ile ilgilenen grup komple ayrı. Ona karıştığın zaman da tatsızlık oluyo,r birbirinin alanına girmişsin gibi oluyor. Pist yönetiminin bize ‘Burada bu çekiciye gerek yok’ demesi gibi bir şey, benim seyirciyi böyle getir, böyle olmuyor demem.

ABDULLAH ÇELİK: Bu sene WRC yine gitti galiba…

SERHAN ACAR:  WRC gitmedi. İki yılda bir yapılıyor. Dünya şampiyonasını yapan ülke sayısı 24’e çıktı. Biz girdiğimizde 14 ülke vardı. Sayı arttıkça FIA işin içinden çıkamadı ve iki tane 12 yarışlık takvime böldüler. Yani 12 12 dönüyor. Dolayısıyla biz çift yıllarda yapacağız. O da öyle biliniyor ‘İşte WRC gitt’. Gitmedi Nisan 2010 tarihi belli. Anlamadan dinlemeden ‘Pist gitti, WRC gitti’ deniliyor. Hâlbuki 50 yıldır yapılan Finlandiya’da da yok bu sene. Monte Carlo da yok dünyanın en eski rallisi şu anda. WRC değil IRC yaptılar bu sene. Takvim bölündü. Bölününce biz çift yıllardayız şu anda. İnşallah 2010, 2012 devam edecek.

FATİH GÜLMEZ: İşletme konusuna geri dönersek, önceki senelerde TOBB işletiyordu. Geçen gün gazetelerde haber çıktı ne kadar doğru bilmiyoruz ama bayağı bir zarar etmişler. Bernie Ecclestone bırakırsa onlar da işletemeyecek gibi. O zaman ne olur?

SERHAN ACAR:  Bir firmanın alıp yapabileceği bir iş değil bu. Çok büyük çaplı bir iş. Belki otomotivle ilgili veya reklam sektörü ile ilgili bir grubun desteklemesi ile olabilecek bir şey. Belki öyle bir konsorsiyum, bir ortaklıkla beraber yeni bir işletmeci bulunabilir. Yoksa tek bir firmanın ‘Ben İstanbul Park’ı aldım yılda 4 milyon dolara burayı işleteceğim’ demesi çok zor şu şartlarda. Bir yandan pisti Bernie ’ye kaptırdık diye üzülüyor insan ama öbür taraftan da gerçekten zor. Şimdi 2011’de ne olacak? Herkesin kafasında bu soru var. Bu işe maddi gücü olan bir grup sahip çıkacak mı? Ne kadar sahip çıkacak, ne olacak göreceğiz artık. Ama çok parlak değil yani. Allah’tan sponsor çıktı bir tane.

Siz bir tane futbol sitesi hazırlamaya başlayın en iyisi.

ÖZAY ÖZDEMİR: F1’i dışarıda “bir pistin etrafında dönen arabalar” şeklinde bilinmesini engelleyebilirsek belki faydası olur. Bu kadar araba meraklısı olan insanların Formula 1’e gidip bir motor sesi duymaması gerçekten acizlik yani. Bunu bir şekilde insanlara bir yerde anlatmak lazım. Özellikle bu 3 seneyi ING ile beraber…

SERHAN ACAR:  Çok iyi kullanmak lazım. Başka türlü zor yani.

FATİH GÜLMEZ: Büyük medya kuruluşlarında gazetelerde siz belki bir şeyler yazabilirsiniz. Yarışa çağıracak insanları bilinçlendirecek şekilde yani.

SERHAN ACAR:  İnsanları teşvik etmeye çalışıyorum elimden geldiği kadarıyla. Yayınlarda da öyle mesela ‘Mutlaka gelin görün’ derim, önceki yarışlarda. 2005’de İspanya yarışında mesela görevliler birinin motoru patlamıştı herhalde yağı temizliyorlardı. Ya işte ‘Bizde de görevli seminerleri var, isteyen olursa federasyona başvursun’ dedim. Ertesi sabah telefonları açamadık; 1000 başvuru falan geldi bir anda. Yayını yapanın elinde çok büyük bir güç var. Canlı reklam şansın var. Müşteri hazır, televizyonun başında izliyor. Teşvik işi de böyle olacak yani “bilet fiyatları bu sene daha ucuz dolar bazından bakarsak” ”Avrupa’nın en ucuz biletleri biz de, bunu yaşamak lazım” falan bunları söylüyorsun elinden geleni yapıyorsun. Belki işte o medya kuruluşu da desteklerse daha faydalı olabilir. Ama dönüp dolaşıp iş parasal meselelere geliyor. Belediyenin o reklam tabelalarına bedava reklam veremiyorsun yani her geçen adam üst geçitte görsün diye. O ilk sene oldu; ki  zatenbelediye pistin ortağıydı.

ÖZAY ÖZDEMİR: Belediyenin en büyük hatası belkide bedava reklam vermemesi. İstanbul’da bir yarış düzenlenmesi İstanbul içinde bir artı.

ABDULLAH ÇELİK: Aslında televizyonlar çok etkili oluyor. Mesela ATV’de ki Adanalı dizisi.

SERHAN ACAR:  Evet. Evet ben de baktım ben seyretmem öyle şeyleri çok ama…

ABDULLAH ÇELİK:  Çok hoştu, yarıştan bahsedildi ne zaman olacağı, pistin güzelliği. Orada dünya starları diye bahsedildi ki çok doğru ama bizim halkımız sürekli dönüp dolaşan araçlar olarak görüyorlar.

SERHAN ACAR:  Zaten araba versen herkes sonuna kadar gideceğini de düşünüyor. Herkes Schumacher, herkes McRae olduğu için bizde…

ABDULLAH ÇELİK: Televizyonda beki daha fazla reklam olsa daha çok ilgi çeker ama bu da olmuyor.

FATİH GÜLMEZ: Üniversitelerde çalışmalar yapılabilir belki. Seminerleriniz vardı sizin.

SERHAN ACAR:  Üniversitelerde biz yapıyoruz. 10’a yakın üniversitede motor sporları topluluğu var. Onlarla gözetmen (hakem) seminerleri düzenliyoruz. Türkiye GP’ sinde çalıştığımız grup 850 kişi, sportif grup sadece. Mümkün olduğu kadar eli yüzü düzgün, İngilizce bilen, okumuş veya okumakta olan insanlardan seçmeye çalışıyoruz ki sonuçta onlar Türkiye’yi temsil ediyor. Bir medya mensubunu ‘Hop’ diye kolundan tutup çekmemesi lazım. Olur ya Mark Webber önünüzde kalıyor: ‘Arabanız geliyor, sizi şöyle alalım’ diyebilecek adamlar lazım bize. O da en çok potansiyel üniversitelerde olduğu için bizden destek isteyen veya bu işe meraklı olan her üniversiteye gidiyoruz. Yani bizim için 40 50 kişinin toplanması yeterli. Gözetmenlik semineri yapılıyor, onlara lisans veriyoruz. Eğer meraklıysa gerçekten devam ediyor. Geçici bir hevesse, o yorgunluğa katlanmam bir daha diyorsa gidiyor o zaman da. Üniversitelerle aramız iyi yani. Bize başvurulan her yerde de mutlaka bir şeyler yapıyoruz yani.

FATİH GÜLMEZ: Hakemlikten ziyade sporu aşılamak için?

SERHAN ACAR:  Sporu aşılamak adına 2005 2006 da öyle çok seminerler yapıldı. Becks’in sponsorluğunda yapıldı sanırım 2005 de. Information Grand Prix diye bir şeyler yapıldı. 10 15 tane üniversite gezdiler. Hatta bende dâhildim işin içine. Yarış yaklaştığı zaman eğitimlerden falan fırsat bulup gidemedik yani.

Bu işe meraklı adamın en ucuz şekilde bu hobisini giderebileceği yer gözetmenlik, hakemlik. Bende öyle hakemlikten geldim yani. Gönüllü olarak başlıyorsun. Belli olmaz 2 ay sonra biri dergiye yazıyor, biri yarış takımında bir iş buluyor, yarışan oluyor, copilot olan oluyor. Bir şekilde işin içine girmek için en ucuz çözüm bu yani. Başka türlü bir bütçen olması lazım.

FATİH GÜLMEZ: Neler yapıldı peki?

SERHAN ACAR:  Panel gibiydi. Okay Karacan falan konuşuyordu. İstanbul Park’ tan yetkililer falan katıldı. F1 Racingden Murat Yığcı vardı o gitti. Zaten başında da o vardı. O tür şeyler yapıldı. Yine yapılması lazım ama iş dönüp dolaşıp sponsora, paraya geliyor. Üniversitede bir aktivite yaptığın zaman çıplak, gidip benim konuşmam ilgi çekici bir şey değil. Meraklı adam zaten webden takip ediyor. Onlara bedava bir oyun yapacaksın, kola dağıtacaksın bir şey olacak, gençlik aktivitesi haline gelecek. O zaman ilgi oluyor. 2005’te o ciddi olarak yapıldı ilk senenin rüzgârı ile. Ama işte bizim hep hevesimiz geçiyor ilkinden sonra, hep heves azalıyor.

FATİH GÜLMEZ: Kalan 3 senede de spora yeni taraftarlar kazandırmak için yeni insanları yarışa çekmek için tekrar yapılsa iyi olur aslında.

SERHAN ACAR:  Sadece gözetmen olarak değil konuşmaya çağırdıkları da oluyor mutlaka gidiyoruz yani. Ben gidemese,m başkası gidiyor. F1 ile ilgili yada otomobil sporlarıyla ilgili gidiyoruz mutlaka. Kurulları destekliyoruz üniversitedeki. Bizde il gözetmen kurulları var. Onların içine dâhil ediyoruz üniversitedeki toplulukları. Oradan adam çekiyoruz. Sabancı Üniversitesi’ne gittik mesela geçen sene yarıştan önce. Oradan bayağı öğrenci görev aldı. Bize talep geldiği zaman, istek geldiği zaman elimizden geleni yapıyoruz. Ama açıkçası 3500 tane gönüllü gözetmenle biz bu işi yapıyoruz. Kaynaklarımız sınırl,ı en pahalı sporu yapıyor olmamıza rağmen çok az bir ödenek alıyoruz devletten. Hepsini bir araya getirdiğin zaman ancak birileri bu işe meraklıysa destek verebiliyorsun. Gidip üniversitede örgüt kurup  ‘Haydi gel bu işi tanıtalım’ diyecek kadro, bütçe yok maalesef.. Keşke olsa. Olduğu zaman da elimizden geleni yapıyoruz. Sonuçta hedefimiz belli: otomobil sporunu yaymak. Mümkün olduğu kadar adam seyretsin izlesin mümkün olduğunca fazla çıksın basında. Onun için yapabildin kadarını yapıyorsun yani. Hatta bir tane anket açtık TOSFED in sitesinde federasyon başarı anketi. Herkes kendini bir miktar başarılı bulur. Bakalım ‘İnsanlar ne düşünüyor?’ diye bir anket başlattık.  Öz eleştiri yapmak lazım her zaman.

TÜRK MOTOR SPORLARI

FATİH GÜLMEZ: Şimdi Türk motor sporlarına gelelim. Medyada hiç yok gibi bir şey. İnternette çok az. Biz bile motor sporları sitesi olmamıza rağmen çoğu şeyden bihaberiz. Türk motor sporlarının daha fazla yaygınlaştırılması için neler yapabilir?

SERHAN ACAR:  Bizim bu sene öyle bir çalışmamız var. Bir ay içinde falan sonuçlanacak. D Spor’la yani Doğan grubu ile alakalı bir yayın anlaşmasına giriyoruz. Sözleşme aşamasına gelindi, oldu gibi şu anda ve Türkiye’deki bütün ulusal yarışların yayın haklarını ajans hakları ile beraber onlara vereceğiz. Ve karşılıklı D grubunun D Spor başta olmak üzere kanallarından ve gazete ile dergilerinden bu işin tanıtılması için ve Beko basketbol gibi veya Aroma voleybol ligi gibi bir şey haline gelmesi için bir çalışma başlattık. Son noktaya gelindi. Bundan bayağı ümitliyiz, çünkü grubun desteği olmadan bir televizyon kanalında yarım saat yaptığın programın çok getirisi olmuyor. Ne sponsorun memnun oluyor, ne yarış takımın para kazanıyor o işten. Böyle bir şey olursa biz bu sene daha fazla yer alacağımızı düşünüyoruz çünkü gazetesi var dergisi var. Gruba bağlı bir ajans çalışmasını yapacak sponsor bulunması vs gibi. Beko’yu bulan ya da Aroma voleybol ligini ayarlayan grup bu. Eğer olursa bu sene daha iyi olacağına inanıyoruz.

FATİH GÜLMEZ: Yeni yeteneklerin bulunması yetiştirilmesi için neler yapılabilir? Küçüklere hitap eden motor sporları, PO 25 küçük adam gibi…

SERHAN ACAR:   Biz o projeye üç yıl önce başladık devam etmek istiyoruz. En mantıklı en ucuz çözümk artingden başlamak. Çünkü 12 yaşındaki çocuğu araba yarışına zaten alamazsın. Hepsi buradan başlıyor.

Kartingle ilgili bizde Türkiye şampiyonası 7 yaşından itibaren başlıyor ama tabi normal yarışabileceğin profesyonel bir go-kart, ikinci eli bile olsa  2500 3000 Euro. 4000 5000 Euro da onu işletmesi var bir sezonda. Bir set lastik 200-250 Euro. Hepsini bir araya getirdiğiniz zaman ortaya ciddi bir bütçe çıkıyor. Mesela 25 Küçük Adam’da bir sezonu 1800 liraya yarışıyor şu anda çocuklar. Çok düşük bir rakam aslında: yedi yarış Türkiye şampiyonası yapıyorsunuz profesyonel bir go kartla. Ama o da dönüp dolaşıp sponsora bakıyor işte. Sponsor olmasa onun adam başı maliyeti 10 bin liraya yakın. İkinci sene oluyor, bir önceki senenin ilk beşi destekleniyor falan böyle böyle gitti bir anda 35 40 tane minik sporcumuz oldu.

F3 gibi bir seri daha oluşturabilirsek ileride devamını getirebileceğimiz. Eskiden vardı ama otomobiller çok eskiydi. Artık ömrü doldu F3 otomobillerinin. Kimse yeni otomobil getiremeyince yavaş yavaş kayboldu ortadan. Yoksa biz şampiyonayı kapatmadık. Bugün yeni otomobil gelse, yine yapılabilir.

ABDULLAH ÇELİK: Peki oradan bir derece ile ayrılan çocuklar ne oluyor?

SERHAN ACAR:   Biz İngiltere, İtalya Almanya gibi değiliz her ne kadar oradaki yarışları yapsak da bizde motor sporları sanayisi çok ufak, medyanın ilgisi olsun çalışan sayısı olsun, yarış sayısı olsun. Otomotive dayalı ülkelerden biriyiz, ama otomotiv firmaları ilgilenmiyor motor sporlarıyla. Dünya Ralli Şampiyonasında bir fabrika takımı geldiği zaman, Türkiye’deki temsilci ya da fabrika zorla, yurt dışının baskısı ile ağırlıyor onları. Maalesef böle bu zihniyeti kıramıyorsunuz. Zamanla olacak her şey tabii. ‘F1 geldi, WRC geldi, daha çabuk gelişir’ diye ümit ediyorduk aslında. Ama böyle şeyler yine de zaman alıyor, hep tırmalıyorsunuz yani. Ona rağmen olmuyor. Mesela bizim kartingte de çocuk ilk beşe girerse seneye yine onu PO destekliyor. Ama ondan sonrasında babasının bir yerden sponsor bulması lazım. Böyle bir işi alıp 10 sene götürecek bir firma yok Türkiye’de. Hamilton gibi birine yatırım yapacak ya da bir Karting ligine sponsor olacak firma yok. Mesela PO bitti bu sene. Anlaşma üç senelikti. Şimdi biz yeni bir sponsor arıyoruz; bu çocukların elinden tutacak. Çünkü aslında bir sosyal sorumluluk projesi bu. Çocuklara 6 7 yaşından itibaren otomobil kullanmayı öğretiyorsunuz. Dolayısıyla biz bu işi devam ettirmek istiyoruz, her sene böyle 25 tane ufaklık bulma niyetindeyiz. Bakalım göreceğiz.

Çok güzel kapışıyor çocuklar. İnanılmaz. İzmir’de bir yarışta, üç tane 8 yaş altı çocuk 0.14 sn aralıkla bitirdi yarışı. Muazzam bir kapışma var aralarında. Türkiye Karting Şampiyonasın’da Mini kategorisi, 8 ayak 2 şerli yarış yapıyorlar, 16 yarış sonunda puan puana bitti. Galibiyet fazlası ile şampiyon belli oldu. Çocuklar arasında bayağı güzel bir rekabet yakaladık. Şimdi taşıyabilirsek, 3–4 sene sonrasına bu adamlar piste çıkacaklar.

ABDULLAH ÇELİK: Hangi pistlerde yapılıyor yarışlar?

SERHAN ACAR:  Aslında Tuzla Karting pistinde başladı proje fakat arazi ile ilgili problemlerden dolayı olmadı. Şu anda Bursa Nilüfer pisti var, Körfez pistinde de yapılıyor İzmit’te. Çorum’da var. Bir de İzmir’de ki Autodrom, Pınarbaşı eksi bildiğimiz adıyla. Dört tane pist var.

FATİH GÜLMEZ: Profesyonel Karting pistlerinin çoğaltılması için, Körfez gibi Nilüfer gibi, çalışmalar var mı?

SERHAN ACAR:  Bir çalışma var şöyle bir çalışma var. Pekin Olimpiyatlarında Türkiye’nin başarısızlığının ardından Ekim ayında Ankara bir spor şurası yapıldı. Orada devlet tarafından bir sonraki olimpiyata kadar sporu kalkındırmak için tesisleştirmeye gidilmesi yönünde bir karar çıktı. Sadece otomobil sporları için değil. Biz zaten olimpik spor da değiliz aslında. Ama diğer tüm sporları yapabileceğiniz tesisler de Türkiye’de sınırlı sayıda. Yerel seçimlerden sonra ne olur bilinmez, ama normalde bir sonraki olimpiyatlara kadar tesisleşmeye önem verilmesi yönünde bir karar alındı. Biz de bu karardan faydalanıp şu anda hazine arazilerini araştırıyoruz. İstanbul’a bir Rallikros pisti, yeni bir Karting pisti yapabileceğimiz yerler bakılıyor. Bir yandan da birkaç tane bu işe kredi vermeye hazır banka var. Yani 2-3 sene evveline göre daha ümitli olabileceğimiz bir durumdayız. 6 ay içinde yeni bir Karting pisti hazır olacak diyemem size, ama bu rüzgârla beraber biz de bir şeyler yapma çabasındayız ve araştırmalar sürüyor yani.

FATİH GÜLMEZ: İstanbul Park’ın orada proje gibi bir şey görmüştük TOSFED’in sitesinde…

SERHAN ACAR:  Projenin orijinalinde İstanbul Park’ın içinde bir karting pisti vardı; ama finansman kalmayınca iptal oldu. Bir tane de hazır gölet vardı aslında Suzuka’daki gibi, sekizinci virajın içinde bir gölet olacaktı o da gitti.

Birde şey var Sportif Eğitim Merkezi SEM diye bir projemiz var. Bütün Türkiye’de ki belediyelere yolladık. Bu sadece Karting için değil; içinde basket sahası, koşu alanı bisiklet parkurunu bulunduran bütçelere göre A tipi B tipi C tipi 3 tane proje oluşturduk ve dedik ki ‘Sizin araziniz var zaten, gelin beraber bir şeyler yapalım, sizin  ilçenize beldenize bir tesis kazandıralım’.

Bu dönem Mümtaz beyin son dönemi. Ana hedefi tesis kazandırmak. Mersin’de bir proje var şu anda. 3 tane drag pisti oldu mesela. Bir Konya’da, bir Ödemiş’te, bir tanede Eskişehir’de. 400 metre yarışılan drag pisti var şu anda. Motosiklet Federasyonu’nun desteğiyle yapıldı. Onlar bu sene başlıyor. Gerçekten de 400 metre yarışacak insanlar.

Bu dönemdeki hedef bu federasyonun sporcu sayısını artırabilmek, sporu daha ucuzlatabilmek için de tesis sayısını artırabilmek. Ne kadar başaracağız, göreceğiz. Çünkü yapacağımız yarış kalmadı her şeyi yaptık artık.

TOSFED Başarı Anketine Katılın

 

Röportaj: Özay Özdemir, Abdullah Çelik, Fatih Gülmez

Hazırlayan: Özge Yamak, Fatih Gülmez

“Serhan Acar'la F1 ve Türkiye Üzerine Söyleşi” için 0 yanıt

Hem yarışı evden izleyecek ve dünyanın en seçkin 18 ülkesinden biri olmayı gereksiz göreceksin hem de Türkiye'de pist öyle yarış böyle diyeceksin.

Biletimizi alalım yarışa gidelim. 70 TL bir aylık sigara parası. Neyse ki bu sene satışlar iyi.

Macaristan örneği… Biz yarışa gitmezsek elin fransızı niye gelsin ki? Gider İspanya'da izler daha yakın 🙂

Tabi digerlerinide unutmamak lazim haklisiniz ancak Serhan Acar`i onlardan ayri tutmak gerekir.. Bende bu spikerlerin hepsini dinledim fakat boyle zevk almadim.. Hatta biraz daha abartayim Murray Walker ile Martin Brundle`i topla anca 1 Serhan Acar eder benim gozumde 🙂

şunu demeliyimki Trf1 iyi iş çıkarmış kendilerini tebrik ederim başarılarının devamını dilerim (dünkü yazımda belirtecektim heyacanlı yazınca unutmuşum) son olaraksa Serhan Acar gerektiğinden fazla abartılıyor yeni nesillere hitap edebilir ama geçmişteki bizlere bu sporu sevdiren F1 spikerlere haksızlık etmeyelim bu sporu Türkiye'ye ilk getiren Cine 5 tir ve Emre Tilev'dir (ben Cine 5 sayesinde bu spora kanım ısındı) sonraki dönemde Ntv ve Okay Karacan ile Serra Demirkol ikilisi ile devam etti en son ise Cem Yılmaz ile devam eden Serhan Acar ve Cnn Türk ikilisi ile son buldu bütün bu kişilere bu sporu sevdirdikleri için emek harcadıkları için sonsuz TEŞEKKÜRLER temennimiz yeni sezonda TRT(24 saat yayın yapan spor kanalı) ve Serhan Acar ile Okay Karacan ikilsinin sunmasını beklemek umarım gerçekleşir.

Cok guzel bir soylesi olmus, emegi gecenlere tesekkurler. Ben Serhan Acar`la roportaj yapilmasi fikrini tam 1 sene once burada dile getirmistim ama birisi git serhanacar.com a bak demisti:) Bu istegimi dile getirirken Serhan Acar`in sadece bir spikerden ya da yorumcudan ibaret olmadigini, kendisinden cok daha fazla ilgi/bilgi alinabilecegini dusunmustum, ki yanilmamisim.. Serhan Acar`in icindeki bu sevgi ve bilgi birikimi ile cok cok guzel yerlere layik oldugunu dusunuyorum, ama biz seyircilerinden kopmadan 🙂 Emegine yuregine saglik Serhan Acar, seninle en sıkıcı yarisi bile izlemek keyifli, umarim bundan sonrada beraber oluruz yayinlarda..

Tüm F1 severlere selamlar;
"SERHAN ACAR: O tabii nasıl bakacaklarına bağlı. TRT normal antenle tüm ülkede izlenen bir kanal, para ödemenize gerek yok, uyduya gerek yok. Eğer TRT, CNN Türk’ün yaptığı gibi devam ederse, siyasi bir konuşma için yarışı kesmezse sözleşmede olmasına rağmen; sıralama turlarını yarışı yayınlarsa tabii ki çok daha fazla kişiye ulaşılır, daha da meraklısı bulunur. Yani arkasında durursa TRT, CNN’in yaptığını yapmaması için bir sebep yok. Daha da fazla adama ulaşır yani." bu yoruma katılmamak elde değil fakat benimde söyleyeceklerim var öncelikle Trt kürtçe kanal açacağına 24 saat yayın yapan Ntvspor gibi bir kanal açsa hiçde fena olmazdı ayrıca geçmişte Trt tenistede özellikle wimbledon turrnuvasını verirdi demek istediğim koskoca Trt bu kadar küçülmemeli aslında potansiyeli var son olarak polemik olacak ama bu devletten maalesef beklentiler hayalkırıklığı ile sonuçlanıyor yani Türkiye'nin büyük bir kısmı gençlerden oluşan bir topluluğa cevap veremiyor beklentiler sınırlı kalıyor ahh Türk gençliği sen bunlara layık değilsin ahhh. SAYGILAR Trf1 Sevgilerle…

konuşulcak konuları aşağı yukarı biliyordum ama beklediğimden güzel olmuş:) teşekkürler ve elinize sağlık adminler modlar ve her türlü desteği veren özay abi tabii ki 🙂 bizim karting liginin reklamını yapmadınız mı serhan acara yoksa röportaj kısmına mı almadınız merak ettim… Bu arada apocanın dediği gibi Kimi Raikkonen ferrari, Sermet Serromacher da "enzo" görünümlü şahin :)) Sermetin lastikler de opsiyon lastiğiydi bu arada 😀

Öncelikle herkese merhaba arkadaşlar. Uzun süre yoktum yani en azından yorum yazmıyordum. Çünkü sezon arasında olanalar magazin gibi geldiği için sadece önemli haberleri okumakla yetindim. Ama bu habere yurum yapmadan geçmek olmaz. Gerçekten çok güzel bir söyleşi olmuş. Emeğinize sağlık.

ortiler süper bi röpörtaj olmus maşşalah bayada uzun insan arada bizim karting liginede davet ederdi dimi 🙂 en azndan bir yarışa gelirdi. fatih (crash ) la olm sende öle biyeri yakalamışsınki kimi ferrariye kimide sahine biner direk sermete baglamışın olayı :):) süper 🙂

Serhan Senna'cıdır..çok güzel ve değerli bir koleksiyonu vardır..Bu bilgili adamın sürekli anlatımda kalması dileğiyle..

tebrikler.çok güzel olmuş.röportajı ve yorumları okuyunca,f1 tutkunlarının arasındaki tek fark tuttukları takım gibime geldi.hadi arkadaşlar türkiye gp ye sahip çıkalım.enazından 3 seneyi değerlendirelim.buarada senna nın resimleri, kaskı,iyi olmuş.kendi sitesinde yaptığ açıklamada s acar takım değil pilot tuttuğnu söylemişti.(senna,alesi ve hakkinen).saygılar.

harika olmuş gerçekten elinize sağlık arkadaşlar..
apocan;''kimi ferrari kullanıyor,kimi şahin'' derken,sermeti mi kastettin orayı anlamadım:DD

Röportaj işi çok iyi bir iş olmuş valla kitap olsa okurum o kadar düşüncelerine değer verdiğim bir isim. serhan acar a taraf tutyor diyenlerle baya tartıştığımı bilirim. Bunları da aşacaz inşalah =))
SERHAN ACAR + OKAY KARACAN çok iyi olurdu ya da cem yılmaz. trt de bu isimleri görürürz umarım

çindeki yarışta ben hamilyoncu demiştim serhan bey e.çünkü çok övmüştü katı tonda.ama brezilyada ferrari ve massayı övünce objektif olduğuna karar verdim.ben 2006nın ilk yarışından beri izliyorum f1 i.aslında bu sporu tanımam şöyle oldu.1999 da hockenheim di.kuzenim izlermiş ekranda bu shular ne dedim biri msc abisi rsc de kardeşi demişti.ondan sonra taaa ki 2006 bahreyn e nasıl olduysa cnntrük açıktı alonsoyu pistin tam ortasında sert bir sol a şikan gibi bir viraj var orada görmüştüm.sonrası malum 1 sene içinde sennanın kim olduğunu roland ratzenberger gibi peterson fitipaldiye kadar tanıdım webten.okadar hastası oldumki bu sporun.24 saatin 15 saati aklımda neredeyse.hatta uyumadan önce tlfnumun takvimine bakıp acaba kaç gün kaldı sezonun start ına diye tırnaklarımı yiyorum neredeyse.bu fani dünyada inanç her şeyin önünde.ama sonrası f1 geliyor benim için.bu sporu bize sevdiren etrafımdaki kişilerle f1!i konuşmaktan dolayı tepki ve eleştiri alsamda değerli serhan acar a teşekkür ediyorum.ayrıca sitesindeki cnnturk kanalının f1 haberi ile ilgili eleştirimden ötürü kendisinden özür diliyorum.sürçü lisan oldu ise herkesten özür diliyor bu röportajda emeği olan herkese teşekkür ediyorum…

Okay Karacan ile ilgili olumlu düşünceleri var zaten kendisine teklif geldiğinde eğer birde böyle bir durum oluştuğunda memnuniyet duyacağını söylediğini biliyorum.1 yorumcu bir spiker şeklinde.Çünkü saygısı var onunda emeğine ve Türkiye geneli onun sayesinde f1i tanıyıp sevdiğini biliyor.Ancak tabi bu gibi durumların oluşması çok çok zor.

Harika bir ropörtaj olmuş.

Serhan Acar'da bu işi ne kadar sevdiğini göstermiş. Verdiği cevaplarda da samimiyetini ortaya koymuş.

Ama Okay Karacan ile yayın yapmak sorulmamış onun fikri ve bakışı nasıl olurdu acaba?

Emeği geçenlerin emeğine sağlık

Süper bir söyleşi hemen her konuya değinilmiş.Bende kendisiyle geçen yıl bir akşam yemeğinde bir araya geldim 3saat kadar sürdü oda epeyce konuştuk.Hatta arabasında bile yolculuk yaptık:)Çoğu ortak soruyu sorduk çok bilgili bir insan ve işini çok iyi başarıyor.Harcadığı emek taktir ediliyor.Elinize sağlık ne kadar kafamızda düşünce varsa cevabı olan bir yazı

Kaç gündür doğru dürüst bi gelişme-haber yoktu F1'de, bu röportaj ilaç gibi geldi. Eğer bir gün 'kim kazanır' sorusuna 'Alfonso alır' cevabı verilmezse bunun sebebi Serhan ve Trf1 olacaktır. Yine de bu bilinçsizlik beni korkutuyor çünkü İstanbul Park daha doğrusu Türkiye GP'si elden gidecek gibi. Ama biz bize yeteriz be! Teşekkürler..

Yayın hakkını alan kanala duyurulur: f1 ile yeni tanışanları işin içine katmak ve biz f1 sevenlerin bile, birbirine benzeyen tempolarda, heyeceanın durulduğu (tabi f1'de har an herşey olabilir) turlarda bir bilgi kaçırırım diye nefes almadan seyretmemizi istiyorlarsa Serhan'sız olmaz. En azından onun gibi doyurucu bilgiye sahip ve anlatma kabiliyeti olan birileri mutlaka olmalı.

tek solukta okudum söyleşiyi.çok güzel olmuş tebrik ederim.serhan acar çok değerli bi adam bizim gibi motor sporları tutkunları için.değerini bilmeliyiz.umarım yayın haklarını resmen alan kuruluşta onun değerini bilir ve kadrosuna katarda futbol yorumculuğundan bozma adamlarla yarış anlattırıp eziyet etmez bize.

Alfonso! Başbakan da ilk İstanbul GP'si için kim kazanır dediklerinde 'Alfonso alır' demişti de malzeme çıkmıştı bize..
Serhan'a da Abdullah'a da teşekkürler, keyifliydi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir